14 Kasım 2016 Pazartesi

Bu adam ne yaptığını biliyor **

Seversiniz veya sevmezsiniz, görüşlerine katılır ya da katılmazsınız, yönetim tarzını beğenir veya beğenmezsiniz, yaptıklarını  tasvip eder ya da etmezsiniz, ülkeyi düze çıkarır veya batırır, konuşmalarını samimi bulur ya da bulmazsınız... Bu konuda tercih kişilerin en doğal  hakkıdır.

Bir hakkı teslim etmek lazım. Bitmeyen enerjisiyle müthiş bir çaba içerisinde olduğu tabir yerindeyse çırpındığı gözlerden kaçmamaktadır. Daha önce görmediğimiz bir konuşma üslubu, mücadele azim ve gayreti var. Niyetini açık eden bir yapıya sahip. Fincancı katırlarını ürkütürüm endişesi taşımıyor, siyaset değil hayatın içinden yaşamayı seçmiş bir görüntüsü var. Doğru bildiğini, tasvip etmediğini eğip bükmeden söylemeyi prensip edinmiş, dilinde kemiği olan biri. Aşina siyasilerin mücadele ve siyaset anlayışından farklı. Yaptıkları tasarruflarında hata etmişse "yanılmışım" diyebilecek kadar öz eleştiri yapabilen biri.

Geldiği her yere tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş, mücadele etmekten pes etmeyen, doğru bildiğini çekinmeden söyleyebilen doğrucu Davut. Diklenmeden dik durmayı bildi. Mücadele, hırs, azim, gayret hayatının ayrılmaz bir parçası sanki. Gören: "Bu adam neyine güveniyor, ardında destekleyen bir güç var" diye düşünür. Halbuki geriye dönüp bakıldığı zaman ardında sadece Anadolu'nun ağzı dualı, elleri nasırlı, çilekeş insanları olduğu görünmektedir. Bulunduğu makamda: "Benden öncekiler burada dinlendiler, ben de biraz soluklanayım" diye bir derdi yok. Dur durak bilmiyor, koşturuyor, konuşuyor. Anadolu'ya çıkamadığı zaman -bulunduğu makamı ve yeri, halka ve millete açarak- elleri nasırlı Anadolu'nun değişik kesimlerini devletin en tepe makamında misafir etti, onlarla göz göze geldi, dertleşti, derdini anlattı, içe ve dışarıya mesajlar verdi, hala da vermeye devam ediyor.

Devletin en tepe makamının yanında adına "Millet Camii" ismi vererek niyetini de ortaya koyuyordu. Külliyenin içindeki 'Millet Kültür ve Kongre Merkezinde' her kesim insanlarla buluşuyor sürekli. Kah muhtarlarla, kah çiftçilerle vb bir araya geliyor. Misyon, vizyon ve hedeflerini de orada aktarma imkanı buluyor. Hem Türkiye'ye hem de dünyaya mesajlar veriyor durmadan: Dünya beşten büyük diyor: AB'ye cevap veriyor... Genç Cumhuriyetin kökleşmesi için 2023 hedefi koyuyor, 2053 vizyonu koyarak köklerimize işaret ediyor. 2071 diyerek Anadolu'nun yurt edinilmesini, burasının kolay yurt edinilmediğini, gerekirse yine bedel öderiz, biz buraya çıkmamak üzere geldik mesajı vermeye çalışıyor. Bizi geçmişimizle barıştırarak gelecek ufku vermeye çalışıyor. Zira bizi geçmişimizden koparmak için az uğraşılmadı geçmişte. Milletin her bir kesimini devletin en tepesinde misafir edilerek: "Buranın gerçek sahibi sizsiniz, milletin efendisisiniz, bizim için değerlisiniz" demek istiyor. Dışarıya da: "Görün, bakın, bu millet, devletiyle bir ve beraber. Biz bir ve beraber oldukça asla bu ülkeyi dize getiremeyeceksiniz, daha fazla şansınızı denemeyin isterseniz" diyor sanki.

Dedim ya beğenir ya da beğenmezsiniz, ülkeyi batırır veya çıkarır, geleceği bilemeyiz. İçini de bilemeyiz, zira kalbini yarıp bakmadık. Ama bir hakkı teslim etmek lazım. Konuşmasından ve görüntüsünden samimi olduğunu düşünüyorum... Keşke köşe başlarını tutmuş, makam sahibi sorumlu kişiler de onun gibi samimi olsalar. İşte o zaman bu ülkeyi kimse tutamaz. 14/11/2016

** 22/11/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.

Kim yapar bizim Türkçe öğretme uğruna yaptığımız kötülüğü

Adana'da tanıştığım biri yeni bir araba almıştı. Şoförlüğü pek yoktu.  Kendisi de kabul ederdi,  sürmeyi beceremediğini. Fakat başka yolu yoktu öğrenmekten başka. Zira ömrü boyunca mobilyete binerek ihtiyacını gidermişti. Bu halinden de memnundu aslında. Fakat çevresinden: "Hocam at artık şunu, dört tekerlekliye bin"  diye diye bir araba almak zorunda kalmıştı.

Evi,  işlek bir caddede idi. Sabah namazından sonra balkona çıkar, akan trafiği izler, bilgisini artırmaya çalışırdı. Zaman zaman da arabasına binerdi. Bir gün yanıma geldi: "Hocam sürmeye sürüyorum ama arkamdaki bütün araçlar bana korna çalıyor,  hep kavşaklarda  bir hata yapıyorum ama hatamın ne olduğunu bilmiyorum.  Halbuki ben nizami bir şekilde yolun sağına duruyorum ışıklarda" dedi. Sola döneceğin zaman da mı sağa duruyorsun dedim. "Evet hep sağa duruyorum. Yeşil yanınca herkesin önünden sola geçiyorum"  dedi. Önce gülümsedik ardından nerede durması gerektiğini söyledim kendisine.

Şimdi sadede geleyim. Zira benim derdim başka. Toplum olarak dil özürlü müyüz acaba diye düşünmeye başladım. Böyle bir iddia bu millete yapılan bir hakaret olur. Yıllardır bizim eğitim sistemimizde yabancı dil öğretimi masaya yatırılır, enine boyuna konuşulur ve tartışılır. Ders saatleri artırılır,  ilkokul ikinci sınıfa kadar yabancı dil dersi koyarız,  hazırlık sınıfı koyar,  sonra kaldırırız, sonra tekrar koyarız. Hasılı sıfır elde var sıfırız. Bir yabancı dili öğrenemedik,  ne yapacağız diye düşünürken Hoca'nın Timur'dan ikinci fil istemesi gibi liselere 2.bir yabancı dil kondu. Aslında 3.bir yabancı dilimiz daha var. O da ana dilimiz Türkçe.

Hepimizin "Benim Türkçe'm iyi" dediği dil yani. Aslında Türkçe'miz iyi falan değil. Sadece biz öyle sanıyoruz. Çoğumuz meramını 300-500 kelimeyle anlatmaya çalışır. Zaten çoğu zaman da beceremeyiz, işimizi şiddetle çözmeye çalışırız. Diğer iki yabancı dili sökemediğimizin müsebbibi bizim Türkçe öğretmedeki pardon öğretmemedeki maharetimiz. Bir dil bu kadar mı zorlaştırılır? Bunu nasıl beceriyoruz bilmem. İster kabul edin,  ister kabul etmeyin. Yabancı dilleri öğrenemeyişimizin temelinde katlettiğimiz Türkçe'miz yatıyor. Gerçi teste dayalı, yanlışların içerisinde doğruların gizlendiği bu merkezi sınavlar olduğu müddetçe bırakın yabancı dili,  diğer dersleri de öğrenemeyiz. Bu da ayrı bir yazı konusu.

Ne demek istiyorum? Türkçe öğretme konusunda bir hata yapıyoruz ama nerede? Tıpkı yukarıda anlattığım acemi şoförün yaptığı hata gibi...  Güzel Türkçe'mizi kurallara boğmuşuz. Kural üstüne kural, kural içinde kural koyarak ne konuşabilir ne de yazabilir olduk.  Kural hatası yaparız endişesiyle düşünmeyi ve anlamayı unuttuk neredeyse. Ayrıntının ayrıntısı bize öğretilen: Kelime bitişik mi yazılacak,  ayrı mı? Arada virgül mü konacak,  noktalı virgül mü?  Zarf ve kelime yerli yerinde mi kullanılmış? Kelimede ünlü daralması olmuş mu?  Ünsüz yumuşaması var mı? 'Ki', ayrı mı yazılacak,  bitişik mi?  Ya 'da' nın durumu? Hangi kelimeler büyük harfle yazılır,  hangisi küçük?

Bize Türkçe öğretilmekten ziyade öğrenilmemesi istenilmektedir zannımca. Kural olmasın demiyorum. Biraz sadeleştirilsin istiyorum. O kadar kural konan bir dilin yazım ve imla kurallarını bilen insanımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bilip de uygulayanı zaten ara ki bulasın. Kuralları öğretmek için gösterdiğimiz gayret ve çabayı kelime hazinemizi zenginleştirmeye versek, yazılanı ve anlatılanı anlamayı kavrayabilsek fena olmaz sanırım. Anlamaya çalışmak, kelime hazinemizi artırsak öyle zannediyorum hayal gücümüz de artar. Olaylara daha farklı pencerelerden bakabiliriz. Dil dediğin meramını anlatma sanatıdır, iletişim kurabilmedir. Düşünüp üretebilmedir. Biz Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça vb dilin kuralını öğrenip kurallı konuşacağız derken başkası malı alıp götürüyor. Ayrıca öğrendiğimiz kurallar sadece sınavlardan sınavlara kullandığımız kaidelerdir. Kural koymaktan, kural uygulamaktan, kural öğrenmekten neredeyse dilimizi konuşamayacağız ve yazamayacağız. 14/11/2016

Bize yabancı bu zihniyet kimin eseri?

İslam dünyasını ağlatmak  üzere beslenen beslemelerin silahları,  çıktığı kapıya döndü.

Medeniyetlerinin temeli kan ve gözyaşı olan Batı, Bizans oyunlarından vazgeçmelidir. Bu kanı bahane edip yeni işgallere kalkışmamalıdır. Yeniden vaftiz olup tövbe-i istiğfar etmelidir.

Ortadoğu'dan elini çekmelidir. İslam coğrafyasını işgal etmek için İslam fundamalizmi, İslam terörü diye diye sonunda bekledikleri doğum gerçekleşti. Irakta, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de attıkları tohumlar meyvesini verdi.

Nur topu gibi olan çocuğunuz hayırlı olsun. Beslediniz kargayı, oydu gözünüzü. Maalesef bu sizin eseriniz. Dünyayı kana bulayan, masum insanların canını alan Ortadoğu'nun yaramaz çocuğu sizin öp öz evladınız.

Bizden göründüğüne bakmayın. Bu zihniyet bize yabancı. 14.11.2014