Seversiniz veya sevmezsiniz, görüşlerine katılır ya da katılmazsınız, yönetim tarzını beğenir veya beğenmezsiniz, yaptıklarını tasvip eder ya da etmezsiniz, ülkeyi düze çıkarı veya batırır, konuşmalarını samimi bulur ya da bulmazsınız... Bu konuda tercih kişilerin en doğal hakkıdır.
Bir hakkı teslim etmek lazım. Bitmeyen enerjisiyle müthiş bir çaba içerisinde olduğu tabir yerindeyse çırpındığı gözlerden kaçmamaktadır. Daha önce görmediğimiz bir konuşma üslubu, mücadele azim ve gayreti var. Niyetini açık eden bir yapıya sahip. Fincancı katırlarını ürkütürüm endişesi taşımıyor, siyaset değil hayatın içinden yaşamayı seçmiş bir görüntüsü var. Doğru bildiğini, tasvip etmediğini eğip bükmeden söylemeyi prensip edinmiş, dilinde kemiği olan biri. Aşina siyasilerin mücadele ve siyaset anlayışından farklı. Yaptıkları tasarruflarında hata etmişse "yanılmışım" diyebilecek kadar öz eleştiri yapabilen biri.
Geldiği her yere tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş, mücadele etmekten pes etmeyen, doğru bildiğini çekinmeden söyleyebilen doğrucu Davut. Diklenmeden dik durmayı bildi. Mücadele, hırs, azim, gayret hayatının ayrılmaz bir parçası sanki. Gören: "Bu adam neyine güveniyor, ardında destekleyen bir güç var" diye düşünür. Halbuki geriye dönüp bakıldığı zaman ardında sadece Anadolu'nun ağzı dualı, elleri nasırlı, çilekeş insanları olduğu görünmektedir. Bulunduğu makamda: "Benden öncekiler burada dinlendiler, ben de biraz soluklanayım" diye bir derdi yok. Dur durak bilmiyor, koşturuyor, konuşuyor. Anadolu'ya çıkamadığı zaman -bulunduğu makamı ve yeri, halka ve millete açarak- elleri nasırlı Anadolu'nun değişik kesimlerini devletin en tepe makamında misafir etti, onlarla göz göze geldi, dertleşti, derdini anlattı, içe ve dışarıya mesajlar verdi, hala da vermeye devam ediyor.
Devletin en tepe makamının yanında adına "Millet Camii" ismi vererek niyetini de ortaya koyuyordu. Külliyenin içindeki 'Millet Kültür ve Kongre Merkezinde' her kesim insanlarla buluşuyor sürekli. Kah muhtarlarla, kah çiftçilerle vb bir araya geliyor. Misyon, vizyon ve hedeflerini de orada aktarma imkanı buluyor. Hem Türkiye'ye hem de dünyaya mesajlar veriyor durmadan: Dünya beşten büyük diyor: AB'ye cevap veriyor... Genç Cumhuriyetin kökleşmesi için 2023 hedefi koyuyor, 2053 vizyonu koyarak köklerimize işaret ediyor. 2071 diyerek Anadolu'nun yurt edinilmesini, burasının kolay yurt edinilmediğini, gerekirse yine bedel öderiz, biz buraya çıkmamak üzere geldik mesajı vermeye çalışıyor. Bizi geçmişimizle barıştırarak gelecek ufku vermeye çalışıyor. Zira bizi geçmişimizden koparmak için az uğraşılmadı geçmişte. Milletin her bir kesimini devletin en tepesinde misafir edilerek: "Buranın gerçek sahibi sizsiniz, milletin efendisisiniz, bizim için değerlisiniz" demek istiyor. Dışarıya da: "Görün, bakın, bu millet, devletiyle bir ve beraber. Biz bir ve beraber oldukça asla bu ülkeyi dize getiremeyeceksiniz, daha fazla şansınızı denemeyin isterseniz" diyor sanki.
Dedim ya beğenir ya da beğenmezsiniz, ülkeyi batırır veya çıkarır, geleceği bilemeyiz. İçini de bilemeyiz, zira kalbini yarıp bakmadık. Ama bir hakkı teslim etmek lazım. Konuşmasından ve görüntüsünden samimi olduğunu düşünüyorum... Keşke köşe başlarını tutmuş, makam sahibi sorumlu kişiler de onun gibi samimi olsalar. İşte o zaman bu ülkeyi kimse tutamaz. 14/11/2016
** 22/11/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder