13 Kasım 2016 Pazar

Öğrenci ve burs*

"Hayırlı geceler abi, odunumuz bitti. Çok üşüdük, 4 tane odun aldık. Hakkını helal et, öğrenciyiz." yazılı bu  not Kastamonu’nun Taşköprü ilçesindeki bir caminin odunluğuna bırakılmış ve 13/11/2016 tarihli görsel ve yazılı medyada haber olarak yer aldı. Anlaşılan yüksek okulda okuyan  üniversite öğrencileri olsa gerek bu notu bırakanlar. Üniversite öğrencileri  genelde ilk yıl kendilerine yurt çıkmış ise orada kalır, yurtta edindikleri birkaç arkadaşla birlikte ikinci dönem ya da ertesi yıl eve çıkarlar. Sanırım bu gençler de  evde kalan türünden.

Gurbette okumak, maddi imkanları kıt olan öğrenciler için daha bir zordur gerçekten. Bu gençler bıraktıkları notla Türkiye gündemine geldiler. Dört odunla sabahı bile geçiremezler. Evin soğuğu biraz kırılır o kadar. Ya ertesi günler bu gençler ne yapacaklar? Haydi yakacak bir şekilde temin edildi diyelim. Ya diğer giderleri ne olacak? Kira parası, yiyecek, içecek, elektrik, su harcamaları var daha geride. Herhangi bir yerden odun-kömür alamadan geceyi soğuk bir ortamda yorgan veya battaniyesine sarılarak geçiren daha nice gençlerimizin  türlü türlü hikayeleri vardır kim bilir? 

Gençlerimizin bazılarının maddi açıdan imkanları iyi olabilir ama bu ülke insanının okuyanlarının ekseriyeti maddi imkanlardan yoksun maalesef. Ailesinin saçını süpürge ederek gönderdiği harçlığı kıt kanaat, ucu ucuna denk getirmeye çalışır çoğu. Hatta bazıları okuldan arta kalan diğer zamanlarında part time çalışırlar bile. Kimi de okuyamayıp bırakır gider. Kimi okuyabilmek için bazı vakıf ve derneklerin şemsiyesine girer. Evinde, yurdunda kaldığı gruba karşı hayat boyu minnet borcu duyarak yaşamaya devam eder. Kimi gönüllüsü olur bir müddet sonra. Kimi de içine sinmese de gördüğü iyilik karşısında boynunu büker. FETÖ ve PKK'nın bu şekilde kendisine eleman yetiştirdiği kişilerin sayısı az değildir. Değerlendirmemi abartılı bulanlar için Ömer Seyfettin'in 'Diyet' isimli hikayesini hatırlatmak isterim...Nasrettin Hoca'ya biri ıslanmasın diye şemsiyesini vermiştir. Şemsiyeden dolayı yağmurdan ıslanmaz ıslanmaya. Ama şemsiyeyi veren her gördüğünde hocanın başına kakar, olayı hatırlatırmış: "Hocam o gün benim şemsiyem olmasaydı, senin halin nice olurdu" diye. Bir, iki, üç...beş derken hoca dayanamaz. Elbisesi ile birlikte havuza atlar: "İşte böyle olurdum, tamam mı" der.

Her kıt kanaat okuyanlar kötü niyetli grupların eline düşer anlamı çıkmasın dediklerimden. Ya da her vakıf, dernek öğrencilere yaptığı iyiliği durmadan başa kakar anlaşılmasın. Her vakfı, her derneği, her camiayı kasdetmesem de maalesef geneli, yaptığı iyiliğin karşılığı olarak bir ömür boyu kendisine hizmet beklemektedir.

Öğrencilerin, özellikle gurbette okuyan üniversite öğrencilerinin bazı kötü niyetli grupların eline düşmemesi için devlet KYK vasıtasıyla burs ve kredi vermektedir. Eskiye oranla verilen burs-kredi yaraya merhem olmaktadır. Yeterli mi? Değil maalesef. Bunun yanında vakıf ve dernekler, STK'lar, firmalar, kişiler vs öğrencilere burs vermektedir. Öğrencinin bu şekilde desteklenmesi takdire şayan gerçekten. Yerine ve hedefine varan en güzel sadakadır bu. Bizim insanımız veriyor. Allah hayırlarını kabul etsin. Fakat devletin dışında verilen bursların dengeli bir şekilde dağıtıldığı kanaatinde değilim. 

Bana günümüzde yapılabilecek en iyi hayır nedir dense hiç tereddütsüz üniversite öğrencilerine burs vermek derim. Ayette zekat verilmesi gereken sekiz sınıftan olan "ve'bnis-sebil" yani 'yolcular' sınıfına öğrencilerin de girdiğini düşünüyorum. Yukarıda dedim ya verilen burslar dengeli değil diye. Bazı öğrenciler vardır 5-6 yerden burs alır, bazıları ise ailesinden gelen ve devletten aldığıyla yetinir. Tıpkı sermayenin belirli ellerde dolaştığı gibi bazıları burs ile ihya olurken diğerleri de havasını alıyor. Hatta bildiğim biri, öğrenci iken aldığı burslardan dolayı okuduğu ilde bir arsa aldığını söylemişti bana. 

Okuyan öğrencilerin kötü niyetli kimse ve grupların eline düşmemesi için iyi bir arazi çalışması yapılmalı, vakıf ve derneklerden burs verenler bir araya gelerek ortak bir burs fonu oluşturup burs verme kriterleri belirlemelidir. Burs verilen öğrenci, aldığı burstan dolayı asla minnet duygusu hissetmemeli ve çekmemelidir. İsteyene burs vermekten ziyade isteyemeyen ihtiyaç sahibi  kişilerin tespit edilmesi sağlanmalıdır. Devlet dışındaki burs verenler bir araya gelemez, herkes kendi seçtiğine verir deniyorsa devlet, verdiği kredi miktarını kredi alacak kişinin istediği miktara çıkarabilir. Nasılsa kredi geri ödemelidir. Borç yiyen kendi kesesinden yer. Birilerinin tuzağına düşmektense bu yöntem uygulanabilir. Ayrıca devlet 657'ye tabi personeli için yaptığı çocuk yardımını yeniden gözden geçirmelidir. Bildiğim kadarıyla devlet, 0-6 yaşındaki çocuğu katlamalı çocuk yardımı yaparken 7 yaşından sonra ise sembolik bir yardım yapmaktadır. Halbuki esas masraf çocuk büyüdükçe artmaktadır. Bütün  mesele sadece bez ve mama değildir... 

Serdettiğim önerilerimin uygulama imkanı olmayabilir. Ne öneride bulunulursa bulunulsun ama mutlaka gençlerimizin ekonomik sıkıntıdan dolayı yakın zamanda gördüğümüz hala yaralarını saramadığımız durumlarla karşılaşmamaları  için uygulanabilir çözümler ortaya konmalıdır. Malumunuz tabiat boşluk kabul etmez. Yoksa daha çok ağlarız... 13/11/2016


30/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Eceline susayan cami duvarına işer *

Haydi polisle sorunları var,  pusu kurup öldürme yoluna gidiyorlar.  Askerle sorunları var, yok etmek istiyorlar.  Çünkü polis-asker; astıklarını astık, kestikleri kestik imkanı vermedikleri için ayak bağıdırlar. Onları kalleşçe öldürmezlerse   gün yüzü göremeyecekler. Polisi ve askeri öldürmelerinin de bir anlamı yok ya. Haydi bu durumun bir izahı var diyelim.

Kaymakamdan  ne isterler bu kalleş katiller sürüsü. İlçenin başta güvenlik olmak üzere tüm sorunlarını çözmek için kendisini seferber eden devletin ilçedeki en yüksek mülki amiri. Kapısında doğru dürüst güvenliği bile olmaz. Elinde,  belinde silahı yok. Akşama kadar kapısı sonuna kadar vatandaşa açık.  Dert dinler durmadan,  şikayetleri not eder. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (Fak Fuk Fon) vasıtasıyla ilçedeki ihtiyaç sahiplerinin odun,  kömür,  yiyecek,  içecek, sağlık,  barınma vs her türlü ihtiyacını gidermek için gecesini gündüzüne katan bu insandan ne isterler? Anlamak zor gerçekten. Bir yerde kendisine silah doğrultulması gereken en son kişi olması gerekir bu fedakar insanların. Zor şartlarda devleti temsil eden bu insanı öldürenin olsa olsa kendisiyle sorunu olur. Kendi kavgasını masumda arama psikolojisidir bu. Hele şimdilerde bir yerin mülki amirleri, devletin şefkat yönünü gösteren babacan kişilerdir. Eskilerde kaldı halka kan kusturan, devletin soğuk yüzünü temsil eden yöneticiler. Güney Doğu’da devletin şefkat damarını gösteren yöneticilerini gördüler mi adamlar kırmızı görmüş boğa gibi oluveriyorlar hemen. Yok edilmeli ki; halka baskı gelsin, baskı geldikçe, “Bakın devlet size kan kusturuyor” edebiyatı yapabilsinler. Devletin imkanlarını halka seferber eden bu kişiler yok edilmeli ki kendi kötü emellerine hizmet edecek avane ve sempatizanları olsun her daim. Böyle yapmazlarsa yaşadıkları bölgede ekmek yok kendilerine. Diyarbakır emniyetinde farklı bir emniyet müdür profili çizen, kısa zamanda halkın gönlünde taht kuran Gaffar OKKAN nasıl yok edildiyse böyle kaymakamlar da yaşamamalıydı aralarında.

Ömrün yarısı denen 35’inde kıydılar maalesef. Birileri o bölgemizde maalesef huzur ve barış istemiyor. Sürekli kandan besleniyorlar. Halka iyilikten başka bir şey düşünmeyen bu insanı öldürmek için insanın aklından zoru olmalı, vicdan denen duygusu olmamalı, fıtratı bozulmuş olmalı böyle satılık, kiralık, kancık katillerin. Haydi ülkede huzur istemeyenler ilçedeki devletin en yüksek mülki amirini öldürerek devlete meydan okumak istediler diyelim. Kötü, kötüdür. Mutlaka kötülüğünü yapacak, meşrebini ortaya koyacak...Peki bu adamlar kaymakamın odasına kadar girip masasının altına bombayı nasıl koydular? Odasına nasıl girdiler? Demek ki içeriden destek gördüler. İçeride işbirlikçileri var. Kim bilir içerideki haine kaymakam ne iyiliklerde bulunmuş, ne sorununu çözmüştür. Haydi dışarıdaki terörist kaymakamı tanımıyor. İçerideki adam amiriyle kaç defa yüz yüze gelmiştir, oturup kalkmıştır. Beraber çay ve kahve içmişlerdir. İnsan olan, beraber çalıştığı mesai arkadaşının öldürülmesi uğruna bir başkasına nasıl yardım ve yataklık yapabilir? İnsanda biraz mide olmalı. Kaymakamlık dediğin yerde yüzlerce insan çalışmaz ki, çalışanın sayısı bir elin parmaklarını geçmez.  Gerçi benim ki de laf yani. Hain için ihanetin sınırı olamaz. Hala öğrenemedim gitti. Adamlar devletin en tepesindeki kişinin yaveri olacak şekilde kendilerini gizleyerek merdivenleri tırmanmış ya da tırmandırılmış, kaymakamlıkta mı olmayacak?

Ülkemizin gücünü beğenir ya da beğenmezsiniz. Ama bir hakkı teslim edelim. Bu kadar haini içinde barındıran bir devlet hala ayakta ise bu devlet dünyanın en güçlü devletidir. Hiçbir devlet bizimle bu konuda boy ölçüşemez.

Yazıklar olsun kandan beslenen hainlere! Bunlarla aynı ülkede yaşamaktan, aynı familyadan olmaktan utanç duyuyorum. İnsan bu kadar alçalamaz. Bu kadar kendini satamaz. Aklını kullanmamazlık edemez. İnsan olan; havasını teneffüs ettiği, ekmeğini yediği kaba pislemez. Bunlar, insanlıktan nasibini almamış, insan görünümlü heyula yaratıklardır maalesef.

Kaymakamım sen rahat uyu! Fedailerin o bölgeyi dar edecek onlara. Rabbim sana merhamet etsin! Sen şehadet şerbetini içerek kurtulup gittin, en yüce makamdaki yerini aldın. Ya biz ne yapacağız?  Eceline susadığı için cami duvarına işeyen  bu beyinsizlerle yaşamaya devam edeceğiz  maalesef... istesek de istemesek de. Buna yaşama denirse eğer... 13/11/2016

Not: Derik Kaymakamı Muhammed Fatih SAFİTÜRK'ün anısına kaleme alınmıştır.

* 16/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

12 Kasım 2016 Cumartesi

Bilgi mi öncelikli, davranış mı?

Her birimiz iyiliği, hizmeti başkasından bekliyor nedense. Kendimizin doğru olması için çaba sarf etmekten ziyade dünyanın doğru olmasını bekliyoruz. Her birimiz dünyayı kendimize doğru yontuyoruz. Nasıl dünyadan faydalanabiliriz, kendimize hizmet ettiririz diye. Bunun için dünyayı zindan eder, yaşanmaz kılarız.

Dünyada bir katma değer üretsin, farkındalık oluştursun diye gönderilen insanoğlu genel itibariyle birbirinin kopyasıdır. Yok aslında birbirinden farkı. Mademki birbirimizin kopyası olacağız? Bu kadar birbirinin aynı olan kopya insanlar fazlalık olmuyor mu? Dünyayı boşu boşuna işgal ve kalabalık etmiyor muyuz? Adaletsizliğin, haksızlığın, kan ve göz yaşının kol gezdiği bu dünyada dünyaya adalet dağıtan, doğruluğu transfer eden, hakça bölüşmeyi mesele edinen, kan ve göz yaşını dindirecek yeni şeyler söylemek gerekiyor. Bunun için ne yapmak lazım? Bu konuda üzerimize düşen nedir sorularına cevap aramak gerek. 

Dünyanın bir bireyi olan bizler  çok kazanmak için sarf etmekten ziyade insanlığa iz bırakacak  insani değerlerin oluşması için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bunun için işe ilk önce eğitimi adam ederek başlamalıyız. Eğitim sistemimize giren herkesi mezun etmekten ziyade öyle bir sistem kurmalıyız ki sistem adam mezun etsin. İyi bir işe sahip olmak kaygısı ve menfaatiyle okunan eğitim sisteminden hayır gelmez. Belki de bu günkü çekilen sıkıntının temelinde bu yatıyor. Bu eğitim sisteminde en iyisi olmak için çaba sarf edip sonunda imkanları en iyi yerde iş bulmak suretiyle okumadaki amacımız gerçekleşmiş oluyor. Çalıştığımız yeri kendimize hizmet eder duruma getirmek, kendimizi orada garantiye almaktan ziyade çalıştığımız yerde insanlığa faydalı bir katma değer üretmenin yollarını mutlaka aramalıyız. Yoksa menfaat ilişkisine bağlı okumadan biz çok çekeceğiz. Şimdi bu asırda yaşayan ebeveynler ve okuyanlar, okuma ve çalışma mantalitesini düzeltmeden dünya düzelemez. Dünyaya da bir şey veremeyiz, almaktan başka. Bugünkü eğitim sisteminde sadece bilgiye dayalı, bilgiyi ölçen anlayıştan davranışı ölçen bir sistem geliştirmeliyiz. Bilgimiz değil, davranışımız geçer veya kalır not almalıdır. Bilgi öğrenme ve bilgiye ulaşmada sorun yok bugün. Bilgi yüklü hamalız bugün hepimiz. Sorun davranışlarımızdadır. Davranışlar düzelsin, inanın arkası gelir hemen. Bugün cehaleti değil, bilginin aymazlığını yaşıyoruz. Kimse çocuğumun davranışları nasıldır diye sormuyor bugün. Kaç net yaptı, bu netlerle nereye gidebilir, niçin öğrenemedi..vs bakış açısı toplum olarak ne istediğimizin ip uçlarını vermektedir.

Dünyada bir takım insanlar daha fazla kazanmak için yeni icatlar ortaya koysun. Biz de insanlığa hizmet edecek yeni şeyleri keşfetmek için çaba sarf edelim etmesine. Bir taraftan yeniliklere imza atmak için çabalarken diğer taraftan dünyanın ve bizim en fazla ihtiyaç duyduğumuz özünü kaybetmiş insanlığı yeniden gün yüzüne çıkaralım. İnsana hizmet edelim. Çünkü  "İnsanların en hayırlısı insanlara/insanlığa faydalı olandır" buyurur Peygamber Efendimiz. Kim insanlara faydalı olursa, kim insanlık için ölmez eserler, sadakayı cariyeler bırakırsa, kim bir hayra öncülük yaparsa, kim kendi nefsini başkasına tercih ederse böylelerinin ebedi alemdeki makamı, itibarı o derece yüksek olur kanaatindeyim.

Rabb Teala’nın yanında itibar kazanırken dünyada da el ile gösterilen “Orta yolu tutan bir ümmet” olalım. Fakir olalım, aç kalalım, dünyada yeni bir icada imza atmayalım, çok konforlu yaşamayalım...ama her türlü iyilik ve doğruluğun numunei imtisali olalım. Bunun için eğitim sisteminde köklü değişiklikler yaparak küçük dimağları ağaç yaş iken eğelim. Daha ana sınıfına gider gitmez, ilkokula başlar başlamaz “Okumaya geçecek, İngilizce öğrenecek, Matematik çözecek, namaz sürelerini ezberleyecek... bir bilgiyi şırınga edeceğimize ilk önce önceliğimiz davranış olmalıdır. Davranış düzelmeden bilgiye geçmeyelim. Çünkü bugün durmadan bilgi yükleyen eğitim anlayışı sadece canavar bir neslin yetişmesine ön ayak olabilir. 12/11/2016