10 Kasım 2016 Perşembe

Hurma, zemzem neyine yetmez

Geçen gün bir arkadaş aradı. "10-15 gün sonra umreye gideceğim. Hediye satan bir tanıdığın var mı" diye.  Bu işlerle biraz ilgisi olan bir esnafın ismini verdim. Kendisine şimdiden hayırlı yolculuklar, güle güle git gel dedim, telefonla vedalaştık. Hacca ve umreye gidenler bu hediye getirme  işinden ne zaman vazgeçecekler bilemiyorum.

Mübarek beldeye gideni uğurlamaya giden de hediye götürüyor, hac ve umreden gelen de. Aslında ikisi de bu durumdan memnun değil. Çünkü uğurlamaya gidenin götürdüğü, umreden gelenin getirdiği hediye de farklı, olmayan bir hediye değil. Umreden gelen seccade, tespih, takke getiriyor. Uğurlamaya giden de çorap, havlu, küp şeker vb hediye götürüyor. Ne zaman hayırlı olsuna gitsek önümüze konan tespih, takke evlerimizde tıka basa dolu. İşin garibi kullanılmıyor da. Aslında hacctan gelenin en güzel hediyesi zemzem ve hurmadır. Daha gitmeden telaşa giriyorlar, hediye alınacak diye. Giden paraya mı acırsın, girdiği stres ve telaşeye mi? Zaten adam umre veya hacca gidince yüklü bir harcama yapmak zorunda. Üstüne üstlük bir de hediye alma, hediye getirme telaşına kalkıyor. Hediye de bir sadra şifa olsa gam yemem gerçekten.

Bu adet ve gelenek sadece Konya'ya mı has diye düşünürken okul arkadaşım Adem ALdanmaz'ın bir paylaşımı dikkatimi çekti: "Pakistan hacıları ülkelerine dönünce, Muhammed İkbal'i ziyarete giderler. Yanlarında hacdan getirdikleri bilinen hediyeler vardır: hurma, zemzem, tespih, takke...

İkbal bunları alır, teşekkür eder ve sonra şunları söyler: Bu hediyeler güzel. Ama keşke bize o mukaddes beldelerden, Hz Ebubekir'in sadakatini, Hz Ömer'in adaletini ve hukuka bağlılığını, Hz Osman'ın Kuran sevgisini ve hayasını, Hz Ali'nin celadetini ve ilim aşkını getirseydiniz de, onlarla insanlığı buluşturup, kurtuluşunu sağlasaydık..."

Paylaşım doğru ise demek ki aynı durum Pakistan'da da varmış. Kimse bu durumdan memnun değil ama "Başkası ne der, ayıp olur" diye almak veya götürmek zorunda kalıyor. Yok arkadaş,  adettir,  ben alırım denirse bari para vermeyin.  Bende bol miktarda var. Bedava vereyim size.

Bu mahalle baskısı ne zaman kalkacak dört gözle bekliyorum inşallah!... 10/11/2016

PKK ve FETÖ'nün benzerlikleri

Her ikisi de:
-80'den önce MİT tarafından kurdurulmuştur.
-80 ihtilaliyle birlikte neşvünema bulmuştur.
-Derin devlet tarafından korunmuş ve kollanmıştır.
-Dış güçlerin içimizdeki maşalarıdır.
-Üniversite terkin eline silah, ilkokul mezunu birinin eline ise Kur'an verilmiş.
-Dağdakine: Sen, zulüm gören Kürt'ün hakkını savunur görüneceksin. Şehirdekine de: Sen, dinini yaşayamayan, kamusal alanda sıkıntı çeken mütedeyyin insanların hamisi görünümünde olacaksın denmiş.
-Birinin karargahı Kandil, diğerininki Pensilvanya'dır.
-Her ikisi de adanmışlarına aklını kullanmamayı, emirlerine mutlak itaat etmeyi öğretmede çok başarılıdır.
-Biri dağları mesken edinmiş, inleridir barınakları.  Diğeri ise şehirleri hücre edinmiş.
-Dağdaki,  vur-kaç taktiği uygulayarak başta polis ve asker olmak üzere  önüne engel olan herkesi öldürür: Kah silah,   kah bomba, kah mayın ile. Hep pusuya yatar. Gerekirse canlı bomba ile masumların içine militanlarını göndererek ülkeyi kana bular. Öbürü ise eğitim gönüllüsü, barış havarisi görünümlü, dişini göstermeden insanların yüzüne gülen biri. Hep namazında, niyazında sanırsın. Dağdaki gibi bombayla, yıldırmayla uğraşmaz. Top, tank ve F16 ile halka bomba yağdırır.
-Biri gönüllü militan bulamazsa gerekirse, tehdit, şantaj ve yıldırma ile örgüte eleman kazandırır. Öbürü ise, adanmışlarına makam ve mevki verir, sınavlarda başarılı olmalarını sağlar, maddi ve manevi menfaat temin eder. Sonucunda da sevenleri minnet altında kalır.
-Biri teröristlerin başıdır. Hep tehdit savurur, zaman zaman kendi kendine ateşkes ilan eder.  Öbürünün dünya ile bir işi yok sanırsın. Tek amacı 'kıtmîr' olmak. Lakabı: 'Hocaefendi'dir.
-Her ikisi de gücünü dışarıdan alır. Emperyalist ve sömürgeciler en büyük destekçisidir.
-Her ikisinin nihai hedefi Türkiye'ye diz çöktürmektir. Dışarının maşasıdır. Emir eridir. Dış güçlerin uşağıdır.
-Biri hep kandan beslenir, diğeri ise mürekkep görünümlü kandan. Biri silaha sarılır, diğeri kaleme.
-Her ikisi de haindir. Efendileri için ihanette sınır tanımazlar. Akrep ve yılan bunların yanında çok masum kalır. Şeytansa yunmuş ve yıkanmıştır.

Benzerlikleri say say bitmez. Sadece çalışma alanları farklıdır. Batıla giderken farklı yollar kullanır. Yoksa nihai hedefleri tıpa tıp aynıdır. Yok aslında birbirinden farkları.  10/11/2016

Çocuklarımız hangi tür oyun ve oyuncaklarla oynamalı?

Kendi yetiştiğim zamana göre şimdiki neslin imkanları daha iyi. Fakat ben bu neslin yerinde olmayı hiç istemezdim. Sanki yeni nesil birbirinden farklı onca oyuncağın içerisinde oyuna susamış gibi görünüyor.

Oyun çocuğun zihnen, bedenen, sosyal ve psikolojik yönden gelişmesi için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Çocuk ve oyun birbirinden ayrılamaz. Bizim zamanımıza göre zamane çocukları daha fazla bir oyuncağa sahipler. Evlerde çocuk ve oyuncak odasına hapsedilmiş çocuklarımız var artık. Ne toprak yüzü görüyor, ne de arkadaş. 4-5 yaşından itibaren de soluğu kreş ve ana okullarında almaktadır. İçeride sun'i-yapay, plastik oyuncaklar. Çoğu da ucuz maliyetli Chine malı oyuncaklar bunlar. Öyle zannediyorum bu oyuncakların çoğu da mikrop saçıyor. Hatta bakanlık zaman zaman bazı oyuncakları yasaklama yoluna bile gitmektedir. Fakat bunca oyuncağa rağmen çocukların çok mutlu olduklarını sanmıyorum. Çünkü oyuncaklar çocuğun çok yönlü yetişmesine katkı sağlamamaktadır. Çocuk ne sosyalleşebiliyor, ne paylaşabiliyor, ne de kendi başına bir oyun kurabiliyor. Çünkü tüm oyuncaklar hazır. Çocuğun düşünmesine pek ihtiyaç kalmıyor. Ebeveynimiz basıyor parayı, alıyor oyuncağı. Çocuk yeni alınan oyuncaktan bir iki gün içerisinde hevesini alıyor. Aile yeni ve başka oyuncak alma yoluna gitmek zorunda kalıyor.

Çok geç yaşlarda tanışması gereken cep telefonu, bilgisayar, tablet vb teknolojik aletler daha küçük yaşta iken çocuğun hayatına giriyor. Dijital alemde oyun oynamaya kendini kaptıran çocuk, oyunda yenildikçe hırslanıp tekrar tekrar oyun oynama yoluna gidiyor, hem de saatlerce yerinden kalkmadan. Bu tür oyunlar çocuğun zihnini yormadan başka bir işe yaramıyor maalesef.  Çocukluğunu dijital oyunlarla geçiren çocuk,  okullu olduğu zaman aile çocuğunu sanal alem oyunlarından  uzaklaştırma yoluna gitmek istiyor. Fakat zamanında bilinçsizce zamanından önce kullandırılan bu tür oyunlar çocuğa bağımlılık yapmakta. Okullu olduktan sonra da bırakamıyor. Aile yasaklama yoluna gitse de çocuk gizli-kaçak oynama yoluna gidiyor.

Çocuklarımız cep telefonu, tablet, bilgisayar kullanımını bizden daha iyi biliyor. Yeni bir telefon aldığım firmanın elemanına: "Bunu nasıl açacağım gösterir misin" dediğimde yanımdaki çocuğumu göstererek: "Bu çocuk var ya, yanındaki. O sana gösterir, benim göstermeme gerek yok" dedi bana. Ben, bu nesle şeytanı bol nesil diyorum. Onları oyalayacak o kadar oyun türü var ki, çocuklar bunlardan fırsat bulup da derse falan bakamaz, kimse kusura bakmasın. Gerçek oyunlarla büyümeyen bu çocuklar sonra nedense büyüyemiyor, büyüse de çocukluğu kaybolmuyor. Çünkü doya doya yaşamadı çocukluğunu. Doğal oyunları görmedi. Sanki bir laboratuvarda yetişmiş gibiler. Çünkü ne dışarı biliyor, ne sokak, ne akraba biliyor, ne de arkadaş. Varsa yoksa bilgisayar oyunu onlardaki eğlence. Bu da deşarj etmiyor çocuğu. Halbuki çocuk dışarıyı görmeli, dışarıda oynamalı, toprak yüzü görmeli. Üstünü, başını toprakla batırmalı. Beraber oynadığı çocukla akşam kavga etmeli, ertesi günü barışmalı. Arkadaşlarıyla oynarken kendileri doğal oyunlar bulabilmeli. Vücut yorulup eve gelmeli. Banyodan sonra mışıl mışıl uyumalı.

Bizim çocukluğumuzdaki oyunları bilmiyor çocuklarımız. Bilse de kimse yüzüne bakmıyor. Çelik çomak, çember çevirme, bilye oynama, aşık atma, ayçiçeği kafasından yaptığımız araba ile yarış yapma, kayma, körebe, saklambaç...nedir bilmez. Üstelik bizim oyunlarımız sıfır maliyetli idi. Şimdiki oyuncakların yanına varılmıyor.

Hasılı biz çocukluğumuzu adam gibi yaşadık. Şimdiki çocuklar maalesef onca pahalı oyuncağın yanında çok mutlu değiller. Gelin aklımızı başımıza alalım. Bu çocukları, mutlu olabilecekleri oyunlara yönlendirelim. Pahalı, özellikle masaya ve eve hapseden dijital oyunlardan uzak tutalım onları. 10/11/2016