Kardeş, 05/11/2014 tarihinde ikindi namazında Kapu Camiinden götürdüğün ayakkabı sana bir numara büyük, yerine bıraktığın ayakkabı 1 numara küçük ve eski.
Gel şu ayakkabıyı getir bana bir de sen vurma. Zaten ayağıma bakmandan bilmeliydim senin niyetini...Ayrıca Kapu Camii etrafında bu kadar ayakkabı dükkanının olmasının sebebini böylece anlamış bulunmaktayım.
Biliyorum sen face'ye de girmezsin, her konuda olduğu gibi bu yitiğimi de yanlış yerde arıyorum. Ayakkabın orada kaldı, benim ayakkabıyı giymeye devam edeceksen önüne naylon falan koy, beni de camiye gittiğime de pişman etme.
Sahi beni evime kadar terlikle göndermek nasıl bir duygu? 05.11.2014
* Face'de ki bu paylaşımımı görünce 2 yıl önce camiden alınan ayakkabımı hatırladım. İki dostum gittiler yeni bir terlik satın alıp geldiler. Bir kaç gün boyunca camiye geldim ama götürülen ayakkabım bir türlü geriye gelmedi. Camiden alınan ikinci ayakkabım oldu. İlki Kahta merkez camiinde olmuştu.
5 Kasım 2016 Cumartesi
4 Kasım 2016 Cuma
Terörün siyasi ayağı
Mecliste bir siyasi parti var. Partinin yetkili
organlarının ağzında hep barış, demokrasi, özgürlük, hak ve hukuk var. Sanırsın
ki ağızlarından bal damlıyor. Kendilerini halkların barışına adadıklarını ve mağdur
insanların hamisi olduklarını, bir bölgenin temsilcisi olduklarını ifade
ediyorlar.
Yeri geliyor halkı direnmeleri için meydanlara
çağırıyorlar. Sonucunda 50 insanın ölümüne sebebiyet veriyorlar. Vekillerinden
biri arabasında teröristlere verilmek üzere silah taşıyor, bir diğeri, canlı
bomba olarak yüzlerce kişinin ölümüne sebebiyet veren bir teröristin evine
taziye ziyaretine gidebiliyor. Vekil olarak mecliste olanların çoğunun terör
elebaşılarıyla çekilmiş fotoğrafları gazetelerde boy boy gözüküyor. Bu partinin
yetkilileri nerede bir suç ve eylem var oradalar. Nerede bir suç ve eylem var,
parasını milletin ödediği bu vekiller orada. Nerede bir kalkışma var, Bu
vekiller orada. Ya askere karşı direniyor, ya da polise. İşlemiş olduğu
suçlardan dolayı ifadelerine başvurulmak üzere kendilerine davet gönderiliyor.
Biz gelmeyiz cevabı alınıyor. Nerede bir terör eylemi var, her eylemde
ölü ve şehitler var, herkes bu eylemi lanetleyip kınarken bunlardan tık yok.
Her konuşmalarına devleti, askeri, polisi ve devletin organlarını eleştirerek
başlıyorlar, konuşmalarını tehditle bitiriyorlar. Sempatizanlarını da sürekli
kışkırtıyorlar.
Ne zaman bunlara karşı devlet; bir operasyon ve bir hareket
yapmaya kalksa AB ayağa kalkıyor. Dokunulmazlıkları kaldırılmasına rağmen
ifadeye gelmeyen bu vekillerin ifadelerini almak için mahkeme kararıyla
yakalama kararı çıkarılıyor. Ortadoğu'da akan her kanda parmağı olan bu
devletler hiç kılını kıpırdatmaz iken ifadelerini almak için zorla mahkemeye
çıkarılan bu vekiller için AB Büyükelçileri Ankara'nın göbeğinde acil toplantı
yapabiliyor. Suçun ve suçlunun bu kadar aleni bir şekilde arkalandığı bir başka
devir hatırlamıyorum. Güya bu vekiller mağdur bir halkın hamiliğini yapıyorlar.
Hiç görüntülerinden mağdur olmuş bir halkın vekili gibi gözüküyorlar mı?
Görüntüleri terörün meclisteki ayağı olduklarını gösteriyor. Bu kadar
kabadayılığı, meydan okuma cesaretini nereden aldıkları da belli oldu. AB
tamamen bu işin içinde maalesef. Anlaşılan Sevr'de yapamadıklarını bitirmek
istiyor AB ülkeleri. AB, Tanzimat ve Islahat Fermanından beri bizim
içişlerimize karışmayı alışkanlık haline getirdi. Bu ülkeyi hala eski ülke
sanıyor, biz bunları geçmişte dizayn ettik, yine ederiz diye düşünüyorlar.
Birileri bu ülkenin eski sömürge ülkesi olmadığını bunlara anlatması lazım.
Hadlerini bilecekler, eğer bilmiyorlarsa hadleri kendilerine bildirilecek.
Bir bölgenin hamiliğine soyunan ve terörün tam göbeğinde
olan bu vekillerin derdi ne? Ne istiyorlar bunlar? Anlayabilen varsa beri geri
gelsin. İşin garibi bu partinin hala terörle organik ve inorganik bağlantısı
tespit edilemedi. Ne partileri kapatıldı, ne de sorumlularına bir yasak geldi.
İktidardaki bir parti liderinin yaptığı uzun konuşmasında
cümleleri arasında geçen "Kanlı mı olacak, yoksa kansız mı? Biz kansız
olmasını tercih ediyoruz..." cümleleri seçilerek partisi kapatılıyor,
sorumluları siyasi yasaklı hale geliyor, bir parti iktidardan ediliyor.
Partinin hiçbir üyesi eylem için sokağa bile çıkmıyor. Bu parti iç hukuku
bitirdikten sonra AİHM'e müracaat ediyor. Maalesef verilen karar Türkiye'deki
mahkemelerin verdiği karardan farklı olmuyor ve arkasında da hiçbir süper ve
küresel gücü göremiyor. Nedense Avrupa sıraya girdi terörün açık destekçisi bir
partinin vekillerini korumak için. Batı, çizmeyi aştı, cami duvarına işemeye
başladı. Allah bunlara imkan verdikçe kendilerini fasulyeden nimet sanıyorlar.
Halbuki Allah’ın onlara mühlet verdiğini hesaba katamıyorlar. Ama sonları
yakın. Bundan adım gibi eminim. Çünkü zulüm ile abad olunmaz. Terörü
desteklemeye devam etsinler bu şekilde. Bir gün çıkmayacak şekilde terör
kendilerini bulacaktır.
Bunlar, bizim temsilcimiz diyen bölge insanı varsa eğer...benim
saf kardeşim! Bilin ki meclise gönderdiğiniz bu kişiler sizin toprağınızın
ekmeğini yiyen dış güçlerinin hainidir. Bunların hak arama derdi falan yok.
Bunlar sizin sırtınızdan besleniyor. Aklınızı başınıza alın. Çünkü bunlar siz
oy verdikçe cesareti sizden alıyorlar. Dönün artık sırtınızı bunlara. Yine
bunlar, devlet istediğiniz her türlü hakkınızı verse dahi inanın kan akıtmaya,
dış güçlerin piyonu olmaya devam ederler. Çünkü hainlik böyle bir şey...
04/11/2016
3 Kasım 2016 Perşembe
Hangi Ramazan YÜCE
Bursaspor ve Beşiktaş'da forma giyen, milli takımın eski futbolcusunun başı bugünlerde kendisiyle aynı adı taşıyan 15 Temmuz gecesi Akıncılar üssünde görülen FETÖ'den tutuklu Kemal BATMAZ ile başı dertte. Adı soyadı aynı olunca arayan arayana garibimi. Eski futbolcu olması ve tanınıyor olması sebebiyle bugün TV'ler kendisinin mağduriyetini konu edindi. TV'deki konuşmasında milli futbolcu: Adını-soyadını değiştirmeyi düşündüğünü ifade etti.
TV'ye çıkarak kendini ve derdini anlatabildi futbolcu. O ben değilim dedi en azından. Pekiyi ben ne yapacağım? Senin derdin ne denirse, futbolcunun başına gelen 2007 yılında benim başıma geldi. O yılları bir hatırlarsanız PKK'nın kaçırdığı askerlerden birinin adı Mardin doğumlu Ramazan YÜCE idi. Dağlıca baskını esnasında kaçırılan ve PKK'lı olduğu ortaya çıkan 'Ramazan YÜCE' için arama motorlarında bir arama yaparsanız derdim daha iyi anlaşılmış olur. Karşınıza hemen "PKK köpeği Ramazan YÜCE, Er Ramazan YÜCE" çıkar. 08/11/2007 tarihinden bugüne 9 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı isim ve soyadı taşıdığım 'Er Ramazan YÜCE'den kurtulamadım sanal alemde. Hatta 2007 yılında 1988'den beri görüşmediğim bir arkadaşımı çalıştığı kurumun telefonundan arayıp kendimi tanıttığımda sesimi duyunca sevinip mutlu olacağını, heyecana kapılacağını düşündüğüm dostumun bana cevabı: "Hangi Ramazan YÜCE" demek oldu. Konya'dan Ramazan YÜCE deyince dostumun duraklama ve tereddüdü sona erdi. Sorması da normaldi. Çünkü o günlerde basın, medya, devlet ve vatandaş Er Ramazan YÜCE ile yatıp kalkıyordu. Gündemdeki isimdi anlayacağınız. Hala da kaybolmadı gitti bizim ER Ramazan YÜCE sanal alemde, yine ilk sayfalarda.
03/11/2016 tarihinde ajanslar eski milli futbolcumuz Kemal BATMAZ'ı isminden dolayı mağdur diye haber yapınca 9 yıl öncesi yaşadığım aklıma geldi. Masum Kemal BATMAZ'ı daha iyi anladım. Futbolcu, meşhur olması sebebiyle kameralar karşısına geçerek haber konusu oldu.
Ya ben ne yapacağım? Beni ne tanıyan var, ne de haber yapan. 9 yıl sonrasında bile arama motorlarının ilk sayfasında hala PKK köpeği Ramazan YÜCE çıkıyor. Ama ben pireye kızıp da yorgan yakanlardan değilim. İsmimi falan değiştirmeyi düşünmüyorum.
Ben o arama motorlarında yazan "Er Ramazan YÜCE" değilim be dostlar! Ekranlar bana açık olmasa da benim mütevazı sayfam blogspot'um var, sağ olsun... 03/11/2016
Kaydol:
Yorumlar (Atom)