27 Ekim 2016 Perşembe

Camilerimiz cazibe merkezi olmalıdır...

Son zamanlarda sanal alemde: "En iyi cemaat, cami cemaatidir" paylaşımları revaçta bugünlerde. Çünkü cemaat görünümlü  bazı yapılardan dilimiz yandı.  Bu olay bize gösterdi ki özellikle gizli ajandası olan ve merdiven altı olan yapılardan uzak durulmalı.

Cami cemaati denince benim aklıma; kimsenin kimseye karışmadığı, kimsenin kimseden haberinin olmadığı,  namazdan önce bir araya gelen insanların sadece namazlarını kılmak için saf tuttukları,  safların düzgün olması için görevlinin her defasında uyarı yaptığı, namazdan önce ve sonrasında imamın cemaate, cemaatin de imama karışmadığı bir ortam  gelir. Bazen de görevli ile namaza gelenler arasında uyuşmazlık olur,  birbirinin ayağını  çekmeye çalışır. Namazdan 10-15 dakika önce camilerimiz şenlenir,  namazdan sonra yeniden sessizliğe bürünür o koskoca mabetler. Genelde başka bir amaç için kullanılmaz.

Peygamberimizin Medine'ye gidince ilk yaptığı Mescidi Nebi olduğunu biliriz. Bu mescit, namaz kılmanın ötesinde çoklu bir işleve sahipti: Her türlü istişarenin yapıldığı, oturup sohbet edildiği, uyunduğu, güreş tutulduğu... bir sosyal alandı. Şehrin nabzı orada atardı. Ya günümüzde ise; günde 5 vakit namazın kılındığı, toplamda iki saat açık tutulan garip yerler. Asla dünya kelamı konuşulmaz.

Camilere mutlaka işlerlik kazandırılması lazım. Buralar namaz kılmanın da ötesinde başka faaliyetlere açık tutulmalıdır. Yeniden sosyal alan haline getirilmelidir. Buralarda göreve başlayan din görevlisi mutlaka mahallesinde çok aktif olmalıdır. Ev ev gezerek adına bastırdığı kartvizitini verip: "Ben caminizde görev yapan/başlayan falan kimseyim. Tanışmak için geldim. Camimizde şu şu aktiviteler şu saatler arasında yapılmaktadır. Ben bir acı kahvenizi içmeye geldim. Namaz vakti dışında da sizi yerimizde görmek isteriz. Sizin şu yönünüz itibariyle faydalanmak isteriz..." gibi bir çalışma yapılmalıdır.

Caminin müştemilatında namaz vakti dışında çay içme, gazete okuma, dinen mubah görülen oyunların oynanabileceği müştemilat olmalıdır. Caminin etrafı piknik ve mesire yeri gibi olmalıdır. Namaz vakti dışında camiye gelen mahalle sakinlerinin din görevlilerini yerinde bulabileceği bir mesai belirlenmelidir. Görevlilere mutlaka resmi nikah kıyma yetkisi verilmelidir.

Cemaatin müdavimlerinden birinin başına bir şey geldiği zaman başta cami görevlisinin haberi olmalıdır. Görevlide cemaati bilgilendirmelidir. Hastalık, ameliyat, düğün ve cenaze durumları oluşturulacak mesaj sistemiyle tüm mahalle sakinlerine duyurulmalıdır. Mutlu ve üzüntülü durumlara cami cemaatinden katılım ve destek olmalıdır.

Camilerde cami veya diyanetin ihtiyaçları için kesinlikle sergi açılmamalıdır. Mahalle sakinlerine cami mütevelli heyeti tarafından belirlenen ve sakinlerine duyurulan aidat sistemi oluşturulmalıdır. Toplanan aidat, komisyon marifetiyle şeffaf bir şekilde ihtiyaçlara harcanmalıdır.

Cami görevlisi muhitindeki cemaatinde daha fazla okumuş veya seviyesinde olan kişilerden seçilmelidir. Dini bilginin yanında iyi bir genel kültüre sahip olmalıdır. Muhitinin en sosyal ve en aktif insanı olmalıdır. Davranışlarıyla örnek, konuşmasında nazik olmalıdır. Dini anlatırken asli kaynakların dışına çıkmamalıdır. Özü sözü bir, sözü dinlenen biri olmalıdır. Cemaat nezdinde saygınlığı olmalıdır. Rutin vaaz ver nasihatlerin dışında mutlaka belirli periyotlarla ev ziyaretleri yapmalıdır. Adam adama markaj uygulamalıdır. Mahallesinden namaza gelsin veya gelmesin her evi mutlaka ziyaret etmelidir.

Hasılı camilerimiz farklı işlevlere büründürülmelidir. Cami görevlileri namaz kılmanın ötesinde bir misyon sahip olmalıdırlar. Camilerimiz cazibe merkezi haline gelmelidir. Mahallenin nabzı orada atmalıdır. 27/10/2016

26 Ekim 2016 Çarşamba

Kayıp eşekten son dakika


Kaybettiğim eşeği bulmak için uğradığım zor bir geçitte yetkililerle 2-3 dakika görüştüm. Çok da iyi davrandılar, sıcak bir sohbet oldu, hatta eşeğimle ilgili bazı sorular da sordular.

Hasılı Yetkililer: "Önceki eşeğin başkasına verildiğini, emsal eşeklerin çokça olduğunu ama eşeklerin önemli sahiplerinin olduğunu, benim mevcut göz önündeki eşeklere kapasitemin yetmeyeceğini; bana kenar, köşede, gözden ırak ve gönülden ırak bir yerde verebilecekleri bir eşeklerinin olduğunu, bu yaptıkları kıyağı da asla unutmamam gerektiğini, ayrıca bulunmaz Hint kumaşı olmadığımı, yerimi ve haddimi bilmem gerektiğini ve kendileri için iyi bir meze olduğumu lisan-i hal ile ifade ettiler.

Ben de "Kararınız mahşeri vicdanda karşılığını bulmuştur, eyvallah bundan sonra haddimi bilirim ayrıca bir delikten ikinci defa ısırılmamam gerektiğini de bana hatırlattınız" diyerek uykumdan uyandım. 26.10.2014

25 Ekim 2016 Salı

Atom parçalandı ama...

Ortaokulda okurken atom: "Maddenin en küçük yapı taşı" olarak tanımlanırdı. Bölünemez ve parçalanamaz denirdi. Günümüzde atomun parçalanabileceği de ifade edilmeye başlandı ve parçalandığı da doğrulandı.

Parçalanamaz ve bölünemez denilen atom bölündü bölünmeye. Ama parçalanamayan bir şeyimiz daha var. Kafamızdaki doğmalar, ön yargılar ve yanlış bilgiler.

Genelde mesleğin dışından olanlar öğretmenleri eleştirir. Bu çocuklara doğru olan niye anlatılmaz diye. Eskiden öğrenci bilginin kaynağı olarak sadece öğretmeni görürdü. Kafasına ilk bilgiyi öğretmen verirdi. Şimdilerde ise öğrenci bilgiyi ailesinden, sokaktan, mahallesinden, görsel ve yazılı medyadan ve sanal alemden öğrenerek geliyor. Bilgi doğruysa eyvallah! Ya öğrendiği bilgi yanlış ise yedi düveli bir araya getirsen öğrencinin kafasında oluşan yanlış bilgiyi düzeltemiyorsun. Çünkü öğrencinin bilgide önceliği öğretmen değil artık. Öğretmen ağzıyla kuş tutsa, doğruyu anlatmak için takla atsa öğrenciyi maalesef ikna edemiyor.

Atom, müspet bilimin konusu. genelde müspet bilimde farklı görüş pek yok. Ama dini konularda ise öğrendiğimiz ilk bilgiyi korumaya çalışıyoruz. Uzun süre direniyoruz. yeni bilgiye açılmıyoruz. Bir de ardında koca koca ana babalar var. Çocuğu ikna etsen, anne babayı nasıl ikna edeceksin. Sen söylüyorsun, çocuk eve gidip öğretmen böyle diyor deyince aile bu sefer: Öğretmenin verdiği bilginin yanlışlığını çocuğuna ispata çalışıyor ya da okula gelip görüşünü sorgular duruma geliyor. İyi de be kardeş, madem bu kadar biliyorsun,  yeni ve farklı fikre açık değilsin, o zaman ne diye çocuğun boşu boşuna ömür tüketiyor okulda. Bu zihniyete sahip anne ve babalar oldukça maalesef  öğretmenlerin özellikle dini alanda çok söyleyeceği bir şey yok. Sadece havanda su dövmüş olunur. 25/10/2016