12 Haziran 2016 Pazar

Otobüste üç ihtiyar delikanlı

Dün 18.30 suları Yaka otobüsüne orta kapıdan binebildim. Çünkü otobüs tıklım tıklım. Yolcunun yoğun olduğu bu saatte hikmeti bilinmez bir şekilde küçük otobüs verilmişti nedense. Orta kapıdan inenlere yol açmak için ben de onlarla birlikte indim, ardından tekrar bindim. Otobüs biraz boşalınca kapıdan biraz orta yere doğru yer bulabildim. Bir de ne göreyim 75'ini devirmiş üç ihtiyar delikanlı orta yerde düşmemek için sırtlarını pencereye vermiş, iki elleriyle demirlere tutunup ayakta yolculuk yapmaya çalışıyorlar. Otobüse bir göz gezdirdim acaba oturanlar bu ihtiyarlardan daha mı yaşlı diye. Nerede? Oturan şanslılarımız bu ihtiyar delikanlılardan bedenen genç ama ruhen daha yaşlı idiler.

Kendilerine selam verdim. Daha dönüt almadan: Hah gençler işte hep böyle olacaksınız, büyüklerinize yer vereceksiniz. Zaten büyükleriniz ayakta iken sizin oturmanız doğru olmazdı. Sizi tebrik ederim dedim. İki tanesi sağına soluna bakındı, acı acı gülümsediler. Üçüncüsü: "Ahir zaman dedikleri bu olsa gerek" dedi. Bu şekilde sizin bir fotoğrafınızı çekip sanal alemde paylaşayım dedim. Birlikte gülüştük.  Bir durak sonra da indiler.

Mevsim yaz, günlerden bir Ramazan günü idi bu bildik manzaranın olduğu an. Ardımızdan gelen gençlik adına üzüldüm gerçekten. Aslında daha otobüse binen ihtiyarı görür görmez yer vermek için ayağa kalkan gençlerimizin sayısı da az değil. Nedense bu gün yer vermeyen gençlerimizle doldurulmuş otobüs. Kim bilir belki de iftara yakın oruç tutmakta zorlandılar. Zaten oruç tutarak bir iyilik yaptılar. Bir günde bir iyilik yeter, ayrıca büyüklere yer verip ikinci bir iyilik yapmayı ihtiyaç hissetmediler.

Ne diyelim, canlarınız sağ olsun gençler! Sizler bizim geleceğimizin teminatısınız. Bu ihtiyarlar geldiler gidiyorlar, yaşamışlar yaşadıkları kadar. Önemli olan sizin rahatınız. Bu yaşlılar bindikçe, siz onları gördükçe görüntü olarak sizi rahatsız ediyorlar ama ne yapacaksınız, bu kadar rahatsızlığa tahammül edeceksiniz artık. Bu ihtiyar delikanlılar geçmişte bir çok konfordan mahrum olarak büyüdüler. Siz hiç çekmediniz şu ana kadar. Bundan sonra da çekerseniz hayat çekilmez olur.

İyi yolculuklar. 12/06/2016

11 Haziran 2016 Cumartesi

Eserin ile gurur duy öğretmenim!

MEB, senede iki defa okullarda TEOG sınavı yapar. Öğrenciler sınavlarına kendi okullarında girer. Sınavlarda görev alan öğretmenler ise kura ile okullarda başkan ve gözetmen olarak görev alır. Amaç sınavların sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak. Aynı zamanda öğrencilere sınav esnasında rehberlik yapmak.

2015-2016 öğretim yılı ikinci TEOG sınavı 27-28 Nisan tarihleri arasında yapıldı. Sınavdan önce 'Sınavda  dikkat  etmesi gereken hususlar’ yapılan toplantıda görevlilere anlatıldı. 27 Nisan günü yapılan ilk sınav Fen ve Teknoloji dersi idi. Sınavın bitiminde sınav evrakını sınav komisyon odasında teslim aldık. İkinci dersin sınavı başlayacağında,  sınav görevlisinin biri yanımıza geldi: "Hocam bir öğrenciniz kodlamayı cevap kağıdına yapıp yapmadığını hatırlamadığını, herhalde yapmadığını söylüyor, ne yapalım" dedi. Hocam evrakınızı kapatmışsınız, kapatılan evrak açılamaz, iş işten geçti,  öğrenci evrakını verirken kontrol etmediniz mi dedim. Sınav salonuna girdim, öğrenci tedirgin ve üzgün bir şekilde 2.sınavın başlamasını bekliyordu. Kızım! Unutmamışsındır, ben senin kodladığına inanıyorum, şu anda Fen dersi geçti, şimdiki sınava odaklan diye moral verdim çıktım.

Dün TEOG sonuçları açıklandı. Başarılı, sorumlu ve hanım hanımcık  kızımız Fen ve Teknoloji dersinden 16 net yapmış olmasına rağmen sıfır çekti. Öğrencimiz kitapçık üzerinde çözüp işaretlediği seçenekleri maalesef cevap kağıdına kodlamamıştı. Korktuğu başına gelmişti. Öğrenci ile görüştüm, ağlamaklı idi. Bize gelmeden önce de epey ağlamışa benziyordu.

İçinizden bana, "Hocam gözetmen öğretmenin ne suçu var. Sorumluluk çocuğa ait. Suç varsa çocukta" diyebilirsiniz. Suçun sahibi olmaz biliyorsunuz. Ama burada bahsi geçen  14 yaşında bir çocuk. Daha ailesinin ekmek almaya bile göndermediği, hiç sorumluluk vermediği bir çocuk. Çocuğun imza, grup ve  kodlama gibi bilgilerini kontrol ettiğine  dair  salonda bulunan iki görevlinin imzası var. Üstelik çocuğumuz orta sıranın en önünde yani başkan ve gözetmenin önünde sınava girmiş. Bu çocuk kağıda kodlama yapmazken bu arkadaşlarımız o esnada armut mu topladı merak ediyorum. Hele sınav evrakını yapıştırıp bana teslim ettikten ve ikinci sınavın evrakını teslim aldıktan sonra söylemen yenilir yutulur cinsten bir kabahat değildir. Bari, evrakı inceledim, bilgiler doğrudur, kontrol ettim yerine adınızı yazıp imzalamasaydınız. Ya bu çocuk sizin kendi çocuğunuz olsaydı ne yapardınız bir düşünün. Hele sınavı bitirip teneffüs esnasında beklerken çalıştığın okulu ve kendinin nasıl başarılı bir öğretmen olduğunu anlatman yok muydu. Dilemediğin özrün kabahatinden büyük bilesin. 

Gözetmen öğretmenim eserin ile gurur duy. Bu sıfır, çocuğumuzun değil senin başarındır. Kendinle ne kadar övünsen azdır. Hatta 657 sayılı DMK'nın 122. maddesine göre "Görevli oldukları kurumlarda olağanüstü gayret ve çalışmaları ile emsallerine göre başarılı görev yapmak suretiyle" kendini ispatladın ve 'Başarı belgesi' almaya hak kazandın. Tebrikler... Bundan sonraki başarılarının artarak devam etmesini dilerim. Bir öğrenciyi sınavdan ekarte etmenin sevinç ve mutluluğunu bir ömür boyu yaşarsın artık. Sen rahat uyu öğretmenim. Bu vicdan rahatlığı sana yeter de artar bile. Sınav dolayısıyla hesabına yatırılan ücreti de afiyetle ye. "Boğazımdan haram lokma geçmedi diye övün" dur sağda solda. Çünkü sen hak ettin bunu.


Kızım! "El elin eşeğini türkü çağırarak arar" atasözümüz burada yine kendini gösterdi. Bu yaptığın masumane hata, sana ibret olsun. Bundan sonra  daha dikkatli ol, heyecanına yenik düşme. "Kendi tırnağınla başını kaşı." Böyle sorumsuz aymazlardan medet bekleme... Senin boş verdiğin cevap kağıdı kalbin gibi tertemiz. Lekeli olan: “Bilgileri kontrol ettim diyenlerdir. Geçmiş olsun... Başarılar dilerim... 11/06/2016

Nuh'un peygamber olduğunu nasıl ispatladım? *

2005 yılında ikizlerim şimdinin TEOG sınavı yerine geçen OKS sınavına girmişlerdi. Bir  tanesi Türkiye 345.si olmuş, ilk tercihi olan Fen Lisesine 7.sırada yerleşerek kayıt yaptırma hakkı elde etmişti. Okulun web sayfasından kayıtta istenen evraka bir göz attım. Aşağı yukarı bir sayfalık kayıt belgesi isteniyordu. İstenen evrakı hazırladım, kayıt yaptırmaya okula gittim.

Okulun kayıt komisyonu götürdüğüm evrakı inceledi. Tam kayıt yaptıracağım esnada okul müdürü: “Bu okula kayıt yaptırmak için gereken bir evrak eksik” dedi. Hangisi hocam dedim. “Matematik ve Fen Bilgisi notlarının 4.00’dan aşağı olmadığına dair okulun yazısı yok, bu yüzden ben bu kaydı yapamam” dedi. Kendisine, sayın hocam çocuğun diplomasında diploma notu: 5.00 yazıyor. Bu, çocuğun tüm derslerinin 5.00 olduğunu göstermez mi dediğimde, “Evet, tüm derslerinin beş olduğunu gösterir göstermeye. Ama diplomayı sahte hazırlamış olabilirler. Bizim için belge yani okulun yazısı gerek” cevabını verdi. Hocam, diplomayı sahte hazırlayan okul, belgeyi mi sahte hazırlayamayacak? Bir defa minareyi çalan kılıfı hazırlar dedimse de Nuh’un peygamber olduğunu kabul ettiremedim. Sonunda çocuğumun Adana’daki okulunu aradım. Müdürün istediği belgeyi faksla gönderdiler. Müdür, “Hocam biz gelen bu faksla çocuğun kaydını yapalım şimdilik, ama belgenin aslını hemen getirmeniz gerek” dedi. Tamam deyip çocuğun kaydını nihayet yaptırabildim.  Belgenin ıslak imzalı aslı APS vasıtasıyla 1-2 gün içinde okula ulaştırıldı.

Türkiye'de her güne yeni bir gündemle uyanıyoruz. Her gündem sonu gelmeyen yeni meselelere kapı açıyor. Her mesele fludur bizde. Hiçbir konu vuzuha kavuşmaz. Çünkü niyetimiz konuyu, problemi çözmek değildir. Tüm mesele siyasi rakiplerimizi  alt etmek için pozisyon almaktır. Birimizin ak dediğine diğerimiz kara der. Ak; aklığını, kara; karalığını ispat etmek için ömrünü harcar. Hiçbir belge, savunduğumuzu ispatlamadığı müddetçe bizim için geçerli değildir. Tek doğru beynimizde oluşturduğumuz algılardan ibarettir.

Son zamanlarda yine ayrışmamıza neden olabilecek bir konu bulduk: Yüksek kademede olan bir siyasiye ait diploma meselesi gündemimizde. Diploması var mı, varsa kaç yıllık, orta yerde dolaşan bu diploma sahte mi, değil mi konusunu bulduk. Helal olsun bize. Bir partimiz adı geçen kişiye ait diplomasının olup olmadığını YSK'dan ister. YSK, istenen diplomanın noter tasdikli örneğini siyasi partiye gönderir. Adı geçen siyasi parti, YSK'nın gönderdiği bu noter tasdikli diploma örneğini sosyal medyadan paylaşır: "Başvurumuz üzerine, YSK tarafından iletilen noter onaylı diploma örneğini paylaşıyoruz" ve altına: "Diplomanın gerçek olup olmadığına ilişkin hukuki başvurularımız devam edecek" notunu düşer. Diploma sahte mi, değil mi bilmem. Ama bildiğim bir şey var: Bizde noter tasdiki dendi mi akan sular durur. Çünkü bir belge noterden onaylanmış ise bu doğrudur. Noter tasdiğini görünce söyleyecek bir sözümüz olmaz. Siyasi partinin açıklamasına bakılırsa noter tasdiğine rağmen diplomanın gerçek olup olmadığıyla ilgili hukuki başvurular devam edecekmiş.

Anladığım kadarıyla Yüksek Seçim Kurulunun verdiği noter tasdikli belge,  tam ikna etmemiş anlaşılan. Noter ve YSK  belgeleri bile ikna etmediğine göre acaba biraz kopya verip neden ikna olurlar. Onu söyleseler de bu iş kapansa. Bence bu işin çözümü: Diploma sahibinin "Bu diplomayı falan tarihte aldım, notere de yutturdum, sahtedir, gerçekle bir alakası yok" demesidir. Ya da benim yaptığım gibi mezun olduğu okuldan bir belge alıp diplomanın sahte olmadığını ispatlamasıdır... Belki o zaman  Nuh’un peygamber olduğunu kabul ederler. Tabii amaç kayıkçı kavgası değilse…

* 15/06/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.