23 Mart 2016 Çarşamba

Ekmeği nasıl seçelim!


Bakkaldan, marketten, fırından sanırım hepiniz ekmek, simitçiden simit almışsınızdır ya da alanı görmüşsünüzdür. Ekmek alanların ekmek seçişleri de mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Eğer dikkat etmemişseniz bundan sonra ekmek almaya gittiğinizde mutlaka sizden öncekinin ekmeği seçişine bir dikkat edin derim.

Ekmeği alan ister beyefendi, ister hanımefendi olsun fark etmiyor. Eliyle ekmeğe dokunuyor, bırakıyor; sonra öbürüne, alttakine, üsttekine dokunup bırakıyor.. Hangisini alacak diye sen de hayret ve ibretle bakıyorsun o kimseye. Aslında hepsine dokunup bırakacak da dokunmaktan yorulduğu ve de arkasında bekleyenlerden biraz utandığı için bir kısmına dokunmuyor. Hele şükür seçti ve çekildi. Ardından sıra sana geliyor. Sende onun dokunmadıklarına dokunmaya başlıyorsun: Şunu mu alayım bunu mu diye. Aslında çoğu bakkal ve markette: “Ekmeği elimizle değil gözümüzle seçelim” yazısını da okumuşsunuzdur. Buna rağmen neredeyse tüm ekmekleri elimizle kontrol ediyoruz. Maalesef gözümüz sadece seyrediyor bu durumda. Bıraktığımız ekmeği beğenmiyoruz. Bir gün ekmek dile gelse bizi beğenir mi acaba?

Bu güne kadar nereden ekmek alırsam alayım. Alacağım ekmeği gözüme kestirir, elimi uzatmakla poşetin içerisine koymam bir olur. Zaman zaman kuru, bayat ya da yanık ekmeğin gelmediği de olmuyor değil. Nasibime artık. Kendisinden öncekinin dokunup bıraktığı ekmeği almıyoruz. Niye? Çünkü o ekmeğin kirlendiğini var sayarız. Ya biz görmeden ekmek seçenlerin dokunduğu ekmeği almışsak..

Bu şekilde ekmek seçme benim hoşuma gitmiyor. Her birimiz kendi elimizi temiz, başkasının elini  kirli kabul ederiz. Aslında ellerimizin kirli olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü günlük hayatta elimizin temas etmediği yer yoktur. Belki de mikropların çoğu elimizden geçiyordur. Gelin şu ekmeği alırken ne olur, ellerimizle ekmeklere dokunmayalım. Gözümüzle seçelim. Ne çıkarsa bahtımıza diyelim. Bir defa ekmek kuru, yanık oldu diye hayatımız sönmez. Nasıl ki başkasının dokunduğu ekmeği seçmiyorsak, başkası da bizim dokunduğumuz ekmeği seçmez.

Bazı fırınlarda ekmekle müşterinin arasına bir engel konmuş. Ekmeğin bulunduğu tezgaha girmemiz yasak. Alacağımız ekmeğin çeşidini ve sayısını söyleyerek elinde eldiveni olan bir görevli vitrindeki ekmeği alıp poşete koyuyor. Bu durumda parasını ödeyip çıkıyoruz, içimizde bir ukde kalarak. Çünkü ekmeğe dokunamadık… Fırın, iyi ki engel koymuş. Yoksa o ekmeklerin hepsine yapacağımızı bilirdik biz.

Ne olur, gelin bu konuda bari bencilliği bırakalım. Ekmeği elimizle değil, gözümüzle seçelim. Gözüm görmez diyorsa eğer biri, gözlük masrafı benden. Yok, ben idrak yoksunuyum diyorsa. İşte o; ne alınır, ne de satılır. Kaderimiz çekeceğiz artık.  Ya da ekmek yemeği bırakacağız. 15/03/2016








22 Mart 2016 Salı

Suçların alenileşmesinde basın

Eskiden gazetelerin üçüncü sayfaları vardı. Bu sayfalar gasp, hırsızlık, tecavüz, kan davaları vb konulara ayrılmıştı. Şimdilerde nedense bu tür haberler manşet ve sürmanşetlere taşındı. Hatta görsel medyanın flaş haberleri arasında yer bulabilmektedir.

Haber dinlerken, gazete haberleri okurken ya da bir habere yapılmış yorumu okurken  insanın içi kararıyor. İsterseniz görsel ve yazılı basından bazı örnekler vererek biraz da içinizi ben karartayım:
Karaman’da bir öğretmen, öğrencilere cinsel istismardan tutuklandı” (Haberde okulun adı, öğretmenin adı, tecavüze uğrayan öğrencilerin sayısı, nerede kaldıkları, kaçının rapor aldıkları yazılı.) 

Konya Ereğli’deki taciz skandalı meclis gündemine taşındı.” (Milli Eğitim Bakanının cevaplandırması amacıyla soru önergesi veriliyor. Okulun adı, öğretmen adı, öğrenci adı zikrediliyor)

Bu iki olay normal seyri içerisinde savcılığa intikal etmiş. Bu nahoş olaylara zaten savcılık el koymuş. Olayın meclis gündemine taşınmasıyla ne amaç elde edilecektir. Anlamakta zorlanıyorum. Basın bu tür haberleri vererek okulu, okulun tüm öğrencilerini töhmet altında bıraktığını niçin düşünmez acaba? Bu tür haberlerin vukuu beterdir. Şuyuu ise vukuundan daha beterdir. İnsanlar bu okullarda okuyan öğrencilere acaba diye şüphe ile bakacaktır. Suçların ifşası bir müddet sonra olayları sıradan hale getirebilir. Basının amacı gerçekten üzüm yemekse sanıkların en ağır cezaları almaları için adliye boyutunda takipçi olmalıdırlar.

G.Ü. 4.sınıf İngilizce öğretmenliği öğrencisi Feyza Acısu, dün yaşanan  patlamada hayatını kaybetti." (Ölen öğrenci bir başörtülü)  Bu habere yapılan yorum: “Hiç yoksa bunun öğretmen olup bağnaz bir nesil yetiştirme olasılığının ortadan kalkmış olması ufak bir tesellidir. Kimse kusura bakmasın, kafasındaki o çaputla herhalde astronot yetiştirmeyecekti. Türkiye’de 3 tane ana kesim var, Yobazlar, kürtler ve Atatürkçüler. Artık kardeşlik zamanı diye kendimizi kandırmayalım. Zayıflık göstermek sonumuz olur. Bu yüzden can düşmanımız olan yobazlardan birisinin ölmüş olmasına üzülemem. Kusura bakmayın. Yarın bunun yetiştirdiği nesil de  ışidin canlı bombası olacaktı." (Yazım ve imla hataları yorumcuya aittir.) Bu yorumcunun ruh halinde sıkıntı var. Bunun üzerinde durmayacağım. Habere böylesi yorumu yapanın yorumunu yayımlayan  editöre ne demeli. Yazık gerçekten yazık!

Terör  örgütü yetkilisi  bir demeç veriyor. Bizim gazete ve TV'lerimiz noktasına virgülüne yayımlıyor. Zaten adamın istediği de budur: Örgütün propagandasını yapmak. Böylece amacına ulaşmış oluyor örgüt.

Gün geçmiyor ki basında öğrencisinden dayak yiyen öğretmen, öğrencisine dayak atan öğretmen, doktoru döven hasta ya da hasta yakınları, öğrencisine taciz uygulayan eğitimci adı altında haberler kabak tadı verdi artık. İnsanımızın belleğine yerleşiyor böylesi haberler.

Basın haberi yayına hazırlarken yoğurdu üfleyerek yapmalıdır. Kamu yararı/zararı  olup olmadığına dikkat etmelidir. Her şeyden önce haberin aslı var mı yok mu demeden hemen yayına/basıma  girmemelidir. Bir camiayı töhmet altında bırakacak yayınlar yapmamalıdır. Her şeyden önce çocuklarımızı etkileyecek haberlerde daha titiz olmalıdırlar. 22/03/2016

İmtihanın imtihanı

19 Mart 2016 günü Açık Lise sınavında görev aldım. Görev yerine gelirken içimi sebebini bilmediğim bir sıkıntı bastı.

Gerekli açıklamalar yapıldı. Kur'alar çekilmeye başlandı. Hiç heyecan yoktu bende. Çünkü en düşük ücreti yedek gözetmen alacaktı. Zaten malum olduğu üzere bana o çıkacaktı. Hayret ki ne hayret sınav ücreti daha iyi olan salon başkanlığı çıkmıştı bana. Kendi kendime artık bahtsızlığı yendim. Bundan sonra şansım yaver gidecek diye düşünmeye başladım. Sınav evrakını alarak görevli olduğum salonuma geçtim. Ama nedense içim daralıyor. Başıma ince bir ağrı bile girmişti. Sınava girecek adaylar tek tük gelmeye başladı. Yaşı yaşıma yakın biri girdi. Elinde hiç evrak da yok. Sanırım milli eğitimden gelen denetmen olsa gerek dedim. Bana yaklaştı. Sonra ilk  sıraya oturdu. Öğrenci olduğu anlaşıldı. Adetim değildir ama sordum kendisine: "Beşikten mezara ilim öğreniniz" hadisini mi ölçü aldın dedim. "Öyle" dedi. Yaşını sordum. "67 doğumlu olduğunu söyledi. Sonra sınav başladı.

Kendi kendime sınavdan en son kim çıkar diye sordum. Merak bu ya. Adaylara göz gezdirirken gözüm en önde oturan yaşıtım adayda kaldı. Evet bu dedim. En son bu çıkar. Adama biraz alıcı gözüyle baktım. Ben bu adamı tanıyorum ama nereden düşüncesi aldı beni. İnsan yeter ki problem istesin hemen bulur. Ben de buldum. Adamı nereden tanıdığıma kafa yordum. 10 dakika düşündükten sonra ben bu adamı tanıyorum dedim.

Açık Lise sınavları

Bu adama sıra gelmeden bu sınavlar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum: Açık lise sınavları hafta sonu yapılır. Bir oturumda en fazla 8 ders bulunur. Her dersten 20 soru olur. Sınavlar test usulü olur. Oturumlarda sınav süresi 180 dakika. Yani 3 saat. Tek dersten sınava giren de 3 saat bekleyebilir. 8 dersten giren de 3 saatin dolmasını bekleyebilir. Sınavlarda tek öğrenci kalamaz. Mutlaka yanında biri daha bekletilir. Açık lise sınavlarında ilk 20 dakika gecikenler alınır. İçeriden ilk 30 dakikada kimse çıkarılmaz. 20 kişilik salonlarda genelde öğrencilerin üç ya da dörtte biri sınava gelmez. Geriye kalanların en az yarısı ilk yarım saatin dolmasını bekler. Vakit gelir gelmez evrakını veren çıkar. Cevap kağıtlarına bir göz gezdirdiğinizde seçeneklerde her türlü deseni görebilirsiniz. Geriye kalan az sayıdaki öğrenci ise genelde bir saat içerisinde sınavını bitirir. Bu sınavlarda salonlarda görev yapanlar biran evvel sınavın bitmesini bekler. Erken bitirenin mutluluğuna derman yetmez.

Kimdi bu adam?

2011 yılında  Vali Necati Çetinkaya İlköğretim okulunda hem sabah oturumunda, hem de öğle oturumunda salon görevlisi idim. Bir saat öncesinde sınav yerinde hazır bulundum. İlk oturumda bugünkü gördüğüm aday dikkatimi çekti.  Sınav ortasında  herkes sınavını yaparken bu adayın beklediğini gördüm. Sınavın ortasında sağına soluna bakıyor, ellerini birbirine bağlamış bir şekilde bekliyor. Rahatsız mısın dedim. dinleniyorum dedi. Lavaboya çıkabilirsin dedim hayır dedi. Seçenekleri hiç işaretmememişsin dedim. Sonunda yapacağım dedi. Sınavın bitmesine 1 saatten fazla bir zaman var iken tüm salon boşaldı. Sadece dikkatimi çeken o aday ve başka bir bayan kaldı. Bayan bitirip çıkmak istedi. Biz görevliler daha ağzımızı açmadan bizim ki: "Sen beni bekleyeceksin" dedi kıza. Anladığım kadarıyla bizim beyefendi tecrübeliydi bu tip sınavlarda. Çünkü sınavda en az iki aday kalmak zorunda. Bitiren diğerini bekleyecekti. 9.30'da başlayan sınav 12.30' a kadar sürdü. Tabii binada benden başka kimse de kalmadı. Saat 12.30 oldu. Hele şükür dedim. Evrakı alıp teslim ettik.
*** 
Aynı okulda öğleden sonraki 2. oturumda yine görevliyim. Kur'alar çekildi. Salonum değişti. Yeni salonuma giderken sevincime diyecek yoktu. Çünkü o adaydan kurtulmuştum. Son gülen iyi güler derler ya. Salona girer girmez benim sabahki adayım yine benim salonda. Güler misin? Ağlar mısın? Son 1.5 saat kala benim salon ve tüm okul boşaldı. Okul bina sorumlularının biri geliyor biri gidiyor haydin hocam diye. Salonda beklemek zorunda kalan yine bir kızımız: Abim beni bekliyor dediyse de bizim aday rahat tavırlarıyla sınav olmaya devam etti. Ara sıra da abin kızar mı, sinirli biri mi diye soru sordu. Ardından güldü. Sonunda 3 polis, 3 bina sorumlusu, okulun hizmetlileri, ve biz iki salon görevlisi bizim adayı bekledik. 17.00'dan önce de çıkmadı anlayacağınız.
*** 
İşte 5 yıl öncesinde iki defa salonumda sınava girerek bana sabretmeyi öğreten bu ihtiyar delikanlı yine karşımdaydı.  Maşaallah 5 yıldır açık liseyi de bitirmemiş. Azim, gayret her şey tam. Kendi kendime salondan kim çıkar sorusunu abes bir soru olarak gördüm. Yanımdaki gözetmenime de "Hocam işte en son sınavdan çıkacak aday" dedim. Bekledik. O bekledi, biz bekledik. Tabii yanındaki bekleyen kızımız da. Okuduğu her satırın önce altını çiziyor, sonra siliyor, daha sonra okuduğu sayfayı yukarıdan katlıyordu. Kodlamayı yine yapmıyordu malum olduğu üzere. Tabii hikmetinden sual olmaz. 

O da ne? Sınavdan bir saat önce hızlı hızlı kodlamaya başladı ve bir saat öncesinden evrakını teslim etti. Erken vermeye verdi de 20 salondan yine biz en sona kaldık. Bir sınav daha böylece bitti. Benim başımın ağrısının sebebi de anlaşıldı. Sınavı adam mı oldu ben mi oldum anlayamadım. Bu da benim için  imtihan imtihanı oldu. 22/03/2016