29 Şubat 2016 Pazartesi

Kendine temiz**


Toplu taşıma aracının sağında giderken bir ses işittim. Ses sağ taraftan gelmişti. Sağıma baktım.  Sağ tarafta aracını park yerinden çıkarmaya çalışan, görüntüsünden şık giyimli bir beyefendi vardı. Yanında da eşi olması muhtemel bir hanımefendi oturuyordu. Elinde de içmeye çalıştığı ayranı vardı. Yolun ortasında ise içilerek ambalajı yola atılmış bir ayran.. Evet ses, o ayranın sesiydi. Suçun sahibi olmaz ama. Suçlu ayan beyan belliydi: Beyefendi görünümlü zat.

Arabasının modelinden ve markasından zengin olduğu belliydi. Adama iftira atma. Önceden atılmış olabilir diyebilirsiniz. Bal gibi adam -sandığım- attı. Çünkü çöpün sesine baktığımızı gören adam kafasını kaldırdı bize baktı. Başını öne eğseydi, az da olsa bir utanma duygusu kalmış diyecektim. Maalesef o da kalmamış. Yere atılan ayranın markasıyla eşinin içmeye çalıştığı ayran da aynı marka idi zaten. Üstelik çöp daha çiğnenmemişti, öylesi trafiğin yoğun olduğu bir yerde.  Haydi hepsi iftira dediniz. Peki o ses neydi?

Gördüğünüz gibi suçun bütün delillerini topladım. İçimden polis olmalıymışım bile dedim. Siz demeseniz de.

Aslında anlattığım bu olay, bizim ülkemizde vakayı adiyedendir. Artık olağan hale geldi. Çoğunuz, arabasının kül tablasını yolun ortasına boşaltmaya çalışanı, burnunu temizlediği peçetesini toplu taşıma araçlarına atanı ya da bir yerine sıkıştıran kimseleri görmüşsünüzdür. Görmeden atılanları saymıyorum. Yaşadığımız yerleri, gelip geçtiğimiz yerleri, piknik yerlerini saymıyorum bile. Hele dağılmış semt pazarlarını mesele bile edinmiyorum artık. Çünkü rastgele atılan şeyler o kadar sıradanlaştı ki, hepimiz bu tür davranışları kanıksamış durumdayız.

Peki biz pis bir millet miyiz? Hayır. Temiz olmaya temiziz. Yine istisna kimselerimiz kaideyi bozmaz ama biz kendimize temiziz. Kendi evini, barkını, aracını, çevresini tertemiz yapan bireyleriz. Tıpkı aracın camını açarak elindeki çöpü dışarıya atıp camını kapatan gibi. Adam aracını temizledi. Dışarıdaki görüntü nasıl olursa olsun. Bu pisletenler de temizlik havarisi. Çoğu zaman da etraf ne kadar pis diye dert yanar.  Kusura bakmayın ama ben böylelerini o böceğe benzetiyorum. Hangi böcek dediğinizi duyar gibiyim. Hiç zorlamayın. Siz o böceği iyi bilirsiniz. Bana söyletmeyin adını. Hani o böcek, kendi pislediği pisliği yuvarlar, bir taraftan da etraf ne kadar pis kokuyor diye burnunu tıkarmış ya. İşte o böcek. Hatırladınız adını. Hele şükür. Baya da uğraştırdınız beni.

Ben, göz göre göre çevreyi kirleten insanları işte bu böceğe benzetirim. Bu böceklerin yiyeceği bu yuvarladıkları. Rızıklarının peşinden koşuyorlar. Ya bizim kendisine temiz insanımızı ne yapalım. Siz ne derseniz deyin. Ben bu tip adamlara kendine temiz insan diyorum. Adam da çöpünü attıktan sonra tıpkı o böcek gibi camını kapattı zaten.

Siz, ülkenin bu kadar gündemi varken şu mesele edindiğin işe bak bile deyiniz. Ben diyeceğimi dedim bile.  Bu adam, kendine temiz. Sayısı da baya çok maalesef. Bir araya gelseler seni, beni, bizi  boğarlar...

 Biz istediğimiz kadar sözle: “Temizlik imandandır. Temizlik imanın yarısıdır. Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. “ deyip, ardından da   “Ele verir talkını, kendisi yer salkımı” aymazlığı içerisinde her yeri kirletmeye devam edelim. Bilelim ki yaptığımız bilgi hamallığından başka bir şey değildir. Rabbim sonumuzu hayreylesin. 29/02/2016

** Kahta Söz gazetesinde 24.03.2016 günü yayımlanmıştır.


Bugün sayfamda bir misafirim var*


            27/02/2016 günü gazetemizde yayınlanan yazımda bahsettiğim gibi bugün sizleri, katsayı mağduru bir öğrencimin  yazısıyla baş başa bırakıyorum:

“Zulüm herkese, katsayı  ise İmam Hatiplereydi…
 Kâhta’nın Kilise köyünde dünyaya gelmişim. Babam bütün çocuklarını okutma gayretinde olan biriydi. İlkokulun ilk iki yılını köyümüze yarım saat mesafedeki komşu köydeki okulda, üç yılını da köyümüze yapılan okulda tamamladım…

Lisede üniversite sınavlarına hazırlanmaya başladım. Hiçbir ön duyuru ve bilgilendirilme yapılmadan lise son sınıfta 28 Şubat’ın, İHL öğrencileriyle ilgili kararları  uygulanmaya başlandı. Bizler lise son sınıfa geçmenin heyecanı içinde iken bu kararlarla birlikte ne yapacağımızı bilemez olduk. Hiçbir konuda net bilgi alamıyorduk. Okul idarecilerimiz de bize gerekli yol göstericiliği maalesef yapamadılar. Bazı arkadaşlarımız okuldan kaydını sildirip açık liseye geçti ve katsayı zulmünden kurtulmuş oldular. Bizler ise imam hatipli kimliğimizi bırakmak istemiyorduk. Aldığımız eğitime ve kendimize güveniyor, bizlerden kesilecek puanları telafi edebileceğimizi düşünüyorduk. Sınav sonunda ne kadar büyük bir yanılgıya düştüğümüzü acı bir şekilde gördük. Okulun medarı iftiharları olan, aldıkları puanlarla çok güzel yerlere gelebileceklerini gösteren bütün arkadaşlar, sınav sonunda büyük bir haksızlıkla karşılaştı ve hiçbiri hak ettiği üniversiteye gidemedi. Bütün soruları yapan arkadaşlarımız bile ancak bir öğretmenlik veya Fen-Edebiyat bölümüne girebildi.

Bu kadar zor ve sancılı geçen ilk yılda üniversitelerin herhangi bir bölümüne yerleşememiştim. Benim için bütün fedakârlığı göstermiş olan aileme bunu nasıl anlatacaktım… Köye dönerken nasıl bir ruh haleti içinde olduğumu çok iyi hatırlıyorum.  Ailem beni bütün sıcaklığı ile karşıladı …”Evladım İmam Hatipli isen istediğin kadar puan al sana hak vermezler” demişti annem… Ailemin niyeti onların yanında kalıp onlarla yaşamamdı. Kendilerince haklıydılar da. Bu düşünce benim için tam bir kâbustu. Çünkü ben ne olursa olsun okumaya devam etmek istiyordum. Bunun için tekrar dershaneye gitmem ve bir yurt ayarlamam gerekiyordu. Geçimini mevsimlik işlere giderek kazanan ailem için bu masrafları karşılamak hiç de kolay değildi. Zor da olsa üniversite sınavına tekrar hazırlanmaya başladım. Büyük bir zulüm olan katsayıyı geçmek için sınavdaki bütün soruları yapmak gerekiyordu. Güzel bir hazırlık sürecinin sonunda sınava girmeye hazır hale gelmiştim. Girdiğim sınavın hayatımın en önemli sınavı olduğu bilinci beni müthiş strese sokmuştu. Çok şükür hedeflediğim puanı alabilmiştim. Yaşadığım stresi hala hatırlıyorum.

Bu katsayının bize yaşattığı dünyevi bir zorluktu. Şüphesiz bu da çok zordu ama katsayının bizde yarattığı en büyük tahribat manevi olandı… Bu o kadar zor bir dönemdi ki Rabbim kimseye yaşatmasın… Bütün bu zorlukların sebebi olarak imam hatipli olmayı görüyorduk. Sanırım dönemin iktidarının… İHL’li  gençlere vermek istedikleri mesaj da buydu. Bu günden bakılınca çok net görüyor ama üniversite sınavına girip istediği puanı katsayı engelinden dolayı alamamış olan bizler için bunu o zamanlar anlamak o kadar kolay değildi.

İki yılı bulan bu sınav süreci o kadar yıpratmıştı ki, bu; üniversite hayatımı da menfi etkilemişti. Nihayetinde bu sorgulama sürecini imam hatipten aldığım eğitimim yardımıyla aşabildim. Neden böyle bir süreçle muhatap kılındığımızı çok şükür anlamış oldum. Elhamdülillah bu zorlu süreci geçebildik ama bunu yapabilmek için erken …yaşta “Taşın, sert ateşin yakıcı ” olduğunu bizzat öğrenmiş olduk.

…Kendi hayatım üzerinden anlattığım bu sürecin…daha çetinini o dönemdeki bütün arkadaşlarım yaşadı... Anlatmaya çalıştığım; 28 Şubat sürecinde yapılanların Anadolu’nun inançlı insanlarını her alandan silme projesi olduğunu gösterme gayretidir…


Rabbim gelecek nesillere böyle zulümler yaşatmasın. Yolumuzu aydınlatan hak erlerine selam olsun.” (Yasin KUŞÇİ Kâhta İHL 1998-1999 Yılı Mezunu)

02/03/2016 tarihinde Anadoluda Bugün gazetesinde yayınlanmıştır.

27 Şubat 2016 Cumartesi

İlklerin adamıydı

Ömrünü mücadeleye adamış bir dava adamıydı. Ülkesine ve İslam dünyasına hizmetten geri kalmadı. Bilim adamı ve siyasetçi. Dini, ilahiyatçılardan daha iyi bilen biri idi.

Gözlerinin fıldır fıldır etmesi zekasındandı. Bilim adamı ve yüksek mühendis olarak hayatını devam ettirseydi bir eli yağda, diğeri balda olacak, paraya para demeyecek, sıkıntı çekmeyecekti. Leopard tanklarına imzasını attığı gibi yeni icatlara da mührünü basardı.

Memlekete hizmetten başka bir düşüncesi olmadığından rahatı değil zoru seçti. Memleketin gelişmesi için ağır sanayiye ihtiyacı vardı. Önce Gümüş motoru kurdu ve üretimini gerçekleştirdi. Yeterli desteği görmeyince TOBB genel sekreteri, ardından başkanı oldu. Baktı ki; üretim, sanayi siyasetsiz olmuyor.

Bağımsız olarak siyasete adım attı. Tamı tamına 5 parti kurdu. Her kurduğu parti irticanın odağı olarak görüldü. Laikliğe aykırı görülerek kapatıldı. Çoğu zaman siyasi yasaklı hale geldi. Hapiste yattı. Pes etmedi. Yılmadı. Onlar kapattı. Bu yeniden açtı.

Önceleri küçük bir parti iken rakipleri güldü geçti, dalga geçti. Ciddiye almadı. Ne zamanki büyümeye başladı, tehlike olarak görüldü. Tek kişiyle başlattığı siyaset mücadelesinde koalisyon ortağı oldu çoğu zaman. Ağır sanayi hamlesini başlattı. Her bir yere fabrika temelleri attı.  Bize hayal gelen icraatlarını yapmak için didindi durdu.

Rakiplerinin saldırma, yıldırma ve hakaretlerine karşı beyefendi kişiliğini hiç bozmadı. En kötü sözü: “Sizi gidi taklitçiler sizi” idi. Bütün hayat mücadelesini “Biz ve onlar” bandına oturttu. Kendi kesimine kızmışsa “Sakallı Hüsnü” dedi.

Kapatılan, baraj altında kalan partisini iktidara taşımayı bildi. İktidar olur olmaz, “Denk bütçe” yaptı. “Havuz sistemini” getirdi. Rant ve faiz lobisine darbe vurdu. D8'leri kurdu. Memur, hayatında görmediği zammı gördü zamanında. Enflasyon da azmadı.  Silahlı ve silahsız kuvvetler, iktidarına savaş açtı. Hortumları kesilenler onun iktidarına bir yıl dayanabildiler. Okul arkadaşının ayak oyunu ile iktidardan uzaklaştırıldı. Partisi iktidarda iken yine kapatma davası açıldı. Partisinin kapatılmasına karar verildiğini bildiği halde Yüce Divanda saatlerce ayakta partisini savundu. “Savunan adam” olarak tarihe geçti. Partisini  kapatılmaktan kurtaramadı ve partisi aynı zamanda parçalandı.

Rahle-i tedrisinden yüzlerce siyasetçi yetişti.  Talebeleri yıllardır ülkeyi yönetiyor. Kendisine yaptırmadıklarının çoğunu öğrencileri yaptı.

Önce manevi kalkınma dedi. İslam Birliği fikrinden hiç vazgeçmedi.  Bugün hayal gibi görünüyor. Dün hayal gibi görülenler yapıldı. İnşallah! İslam  birliği niçin olmasın.

O, karşıt kesim için “Takunyalı” idi. Bizim içinse ilklerin adamıydı. 85 yıllık ömrüne, küçük boyuna dünyayı sığdırdı.

Kimden mi bahsediyorum. Tabiiki hocamdan. Nur içinde yat hocam... 27/02/2016