2 Haziran 2026 Salı

Nizam-ı Âlem Hülyamız

Hz Musa ile Hızır’ın yol arkadaşlığı hikayesini bilmeyeniniz yoktur.

1. Hızır, fakir bir kişiye ait bir gemiyi delince Hz Musa itiraz eder.

2. Yiyecek istemelerine rağmen ahaliden kimse yiyecek vermez. Buna rağmen Hızır, yıkılmış ya da yıkılmaya yüz tutmuş duvarın çökmesini düzeltir.

3. Hızır küçük yaştaki bir çocuğu yakalayıp öldürür.

Musa peygamber Hızır'ın bu yaptıklarına bir anlam veremez. Yolları ayrılmadan önce Hızır bunları niçin yaptığını anlatır:

1.Geminin gariban kişilere ait olduğunu, ileride sağlam gemilere el konduğunu, gemiyi delerek gemiyi kurtardığını,

2.Yıkılmakta olan duvarı niçin yaptığını da şöyle anlatır: Babalarının çocuklar büyüyünce kullansın diye duvarın altına altın koyduğunu, duvar yıkılınca altınlar ortaya çıkacağı için başkalarının sahiplenmesinin önüne geçmek amacıyla duvarı yaptığını,

3.Öldürdüğü çocuk için ise çocuğun asi ve şaki biri olup büyüyünce anne babasını öldüreceğini, bundan dolayı öldürdüğünü,

Açıklar.

İlk iki madde üzerinde durmayacağım. Bu yazımda sadece Hızır'ın üçüncü tasarrufu üzerinde duracağım.

Hızır'ın bu tasarrufuna kıyas mı yapıldı bilinmez. Fatih Sultan Mehmet, devletin bekası ve bütünlüğünü korumak amacıyla, kardeşler arasında taht kavgası olmaması için kardeş katline dair bir kanunname (Nizamı Âlem) çıkarmış. Bunu doğru bulmuyorum. Çünkü ne insani ne ahlaki ne de dinidir. Ne edersiniz ki bu kanun belli bir süre uygulanmıştır.

1389 yılında I. Murad’ın vefatının ardından tahta geçen Yıldırım Bayezid ile başlayıp I. Ahmet dönemindeki yasal düzenlemeyle bu uygulama kaldırıldı.

Bu uygulama 1603 yılına kadar yaklaşık 214 yıl sürmüştür.

Bu kanunla birlikte nice kardeş katledilmiştir. Sadece bu kanunun ne derece sert ve katı uygulandığını belirtmek için bir örnek vereyim. 3.Mehmet tahta çıktıktan sonra 19 kardeşini boğdurarak öldürtmüştür.

1603'te tahta çıkan I. Ahmet, hanedanın en yaşlı ve akıllı üyesinin başa geçmesini öngören bir sistemi yürürlüğe koyarak kardeş katli uygulamasını büyük ölçüde engellemeyi hedeflemiştir. Bunun yerine şehzadeler sarayda izole hayatına tabi tutulmuştur.

Sonraları bu kanun kaldırılsa da padişah olan diğer kardeşlerini gözetim altında tutmuş. Belki de onlara hayatı zindan etmiştir. Bazı padişahlar da esir gibi hayat yaşarken padişah olmuştur.

Fatih zamanında çıkarılan bu kardeş katli yasasının devletin bekasına ne derece fayda sağladığı tartışılır diyeceğim ama fayda sağlamadığı hatta zararının olduğu ve onulmaz yaralar açtığı bir gerçektir. Bu yasa kaldırıldıktan sonra da şehzadelere reva görülen kafes sistemi de devletin bekasına ve gelişmesine katkı sunmamıştır. Çünkü kafeste yaşayan, ülkede ve dünyada olup bitenlerden bihaber yetişir. Ayrıca her gün ölüm korkusu içinde yaşar. Kafeste yaşarken tahta çıkan birinde ufuk olmaz. Ülkeyi sağlıklı yönetemez. Ülke ve dünya siyasetini sağlıklı okuyamaz.

Ömrü altı asır süren Osmanlı'nın niçin tarih sahnesinden silindiği gerçeğini kardeş katlinde ve sonrasında uygulamaya konan izole sisteminde aramak gerek. Kardeşini katleden, kardeşinin nefes almasına dahi izin vermeyen, sonrasında kardeşlerine zindan hayatı yaşatan bir anlayışın ebed müddet devlet olması söz konusu olamaz.

Sadede gelirsem, kardeş katlinden bahsetmek gibi bir niyetim yoktu. Hızır'ın ileride anne babasını öldürecek diye sabi yaştaki birini öldürmesinden hareketle yazımı şöyle bitirmek istiyordum:

Kimin ileride anne ve babasını öldüreceğini, kimin büyüyünce kötü biri olacağını bilme imkanımız yok. Şayet böyle bir ilim ya da bize verilen bir bilgi olsaydı kötüler küçükken yok edilseydi dünyada kötüler olmayacağından hayat sütliman olurdu. Kötülük ve kötülerle mücadele diye bir şey olmazdı. Dünyada kötülük diye bir şey olmaz, polis ve askere de ihtiyaç kalmazdı.

Osmanlı'nın sabi yaştaki şehzadeleri öldürmesine rağmen ülkeyi ve dünyaya nizamat veremediğini ve tarih sahnesinden silinip gittiğini düşününce bu formülümden vazgeçtim.

Öyle ya öldürerek hep öldürerek sürekli öldürerek kim ayakta kalmış da biz kalacağız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder