Doğduğumuz yer vardır, Doyduğumuz yer vardır.
Doğup çocukluğumuzu yaşadığımız yerin ayrı bir yeri vardır. Mahallemiz, okulumuz, arkadaşlarımız ve en önemlisi aile ve akrabalarımız buradadır. Buranın her bir yeri acı, tatlı hatıralarla doludur.
Okul, iş ya da medeni hal gibi sebeplerle doğup büyüdüğümüz yeri terk etmek zorunda kaldığımız zaman memleket hasreti baş gösterir. Bir özlemle geri dönmeyi murat ederiz.
Doğup büyüdüğümüz yeri hiç terk etmeyenlerin önemli bir kısmı, ben başka yerde yapamam deyip kolay kolay başka bir yerde yaşamaya yanaşmaz.
Kazara belli bir süre terk etmek zorunda kalsa bile hapishaneden çıkacağı ya da askerlikten terhis olacağı günü saydığı gibi gün sayar. Ne de olsa sevdikleri, annesi, babası oradadır.
Doğduğum yer, çocukluğumun geçtiği yer, annem babam burada, onlar nerede ise ben oradayım düşüncesine sahip kimseler kolay kolay kendini geliştiremez. Görgüsüz artmaz. Ne uzar ne kısalır.
Bir de doyduğu yeri mesken edinenler var. Hasbelkader yolu düşmüştür, zorunlu çalışma yükümlüsü olarak gelmiştir, eşinin memleketidir; havasını, huyunu, suyunu beğenmiştir. Burası benim doğduğum yer demez, yerleşir gider. Büyükşehirler doğduğu yerden ziyade, doyduğu yerde yaşayan insanlarla dolu.
Doğduğu ya da doyduğu yerden ziyade insanın;
Mutlu ve huzurlu olabileceği,
İmkan ve fırsatlarının olduğu,
Gelişimine katkı sunacağı,
Görgü ve göreneğini artırmaya katkı sunacağı,
Farklı arkadaş ve dostlar edinebileceği,
Farklı kültürlerle karşılaşabileceği vs.
Yerlerde ikamet etmesinde yarar görüyorum. Bu sayede ne kadar yer gezerse kendisi için kârdır, en büyük kazançtır.
Hele devlet memurluğu yapanların, gençlik ve olgunluk çağını, doyduğu yerlerde geçirdikten sonra emeklilik öncesi doğduğu yere yönelmesini ideal olan olarak görüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder