Hem İstanbul Havalimanında hem de Sabiha Gökçen Havaalanında, sigara için ayrılan teras adını verdikleri yerleri hiç beğenmedim. Hem giderken hem de dönüşte yağmur yağdığı için sigara için ayrılan bölüme geçildiği zaman ıslanmayı göze almak gerek. Rüzgar ve soğuğu da hakeza. Nedense terasın üstünü kapatmak akıllarına gelmemiş. Terası bulmak ve terasta sigara içildiğini öğrenmek için de birilerine sormak zorundasın. Çünkü yönlendirme levhaları yetersiz.
Berlin Havaalanında ise üstü kapalı bir yeri sigara içme yeri olarak ayırmışlar. Sigara içilen bölüm diye de yazmışlar. Ne rüzgar ne soğuk ne de yağmur vardı bu alanda.
Giderken aktarmalı gitmemize rağmen İstanbul Havalimanında fazla beklemedik. Saatinde uçağımız kalktı. Dönüşte ise 19.20’de kalkması gereken uçağımız 1 saat 20 dakika gecikerek 20.30’da kalktı. Sabiha Gökçen Havaalanına geldiğimiz zaman inişe izin verilmediği için kırk dakika havada uçmaya devam ettik. Çünkü Sabiha Gökçen’de tek pist varmış. Başka uçaklar indiği için mecburen havada tur atmaya devam ettik. Rötar ve havada tur atmaya şükrettik. Çünkü en azından geldik. Bizden sonra Sabiha Gökçen’e inecek uçaklar iptal edildiği için aramıza Bursa’dan katılan arkadaşımız, uçağı iki defa iptal edildiğinde dolayı Berlin’de kalmak zorunda kaldı.
Rötar ve havada uçmaya devam etmenin tek faydası bizim için şu oldu. Saat 00.10’dan 06.00’ya kadar Sabiha Gökçen’de nasıl vakit geçireceğiz diye düşünürken, uçağın Berlin’den rötarlı kalkması ve dönüşte havada tur atmak suretiyle iki saat bizi oyalamış oldular. Biz de böylece vakit geçirmiş olduk. Değilse, basık, havasız ve koltuk olmadan saatler geçirmek mümkün değildi.
Sabiha Gökçen ile ilgili değineceğim bir husus da arka arkaya gereksiz anons yapmaları. “Rize yolcuları için son uyarı. Uçağınız kalkmak üzere. Lütfen acele edin” uyarısını kaç son kez dinledim. Sadece Rize olsa iyi. Malatya, Diyarbakır, Hatay, Konya vs. saydı durdu. Mübarek, son kez demek bir daha o şehir uçağıyla ilgili anons olmayacak demektir. Gel gör ki son kez uyarısını defalarca yaptı.
Görünen o ki iç hatlar ağırlıklı çalışan Sabiha Gökçen yoğunluğu kaldıramıyor. Mutlaka yeni pist gerekir. Çünkü havaalanı demeye bin şahit lazım. Bunun için de yalancı şahit bile bulamazlar. Bir de yoğunluğu azaltmak amacıyla farklı illere uçacak uçakları birbirine yakın saatlere koymamak gerek. Açıkçası, tarihçesi İstanbul Havalimanından eski olmasına rağmen Sabiha Gökçen Havaalanını daha acemi daha amatör gördüm. Nazarımda sınıfta kalmıştır.
Hasılı, THY, İstanbul ve Berlin Brandenburg Havalimanları benden geçer not alırken, Pegasus ve Sabiha Gökçen Havaalanı ise geçer not alamamıştır.
Brandenburg Havalimanının bir eksikliğini gördüm. Bu da mescit ihtiyacı. Çünkü Berlin’de çok miktarda Türk yaşıyor. Bunlar bizim gurbetçilerimiz. Sık sık Türkiye’ye gelip gidiyorlar. Namaz kılmak isteyenler için pekala küçük bir yeri mescit olarak düşünebilirlerdi. Sadece yolcular değil, çalışanlar içinde de Türker vardı. Mescit varsa da ben görmedim. Arap olduğunu sandığım bir aile de mescit bulamamış olmalı ki onları ailecek cemaatle namaz kılarken gördüm. Namaz kılınan yer de yolcuların uçağa geçeceği bölümde idi. O anda uçuş olmadığı için bu bölüm boş idi. Önlerine küçük bir şey sermişler. Betonun üzerinde namaz kılıyorlardı gelip geçene aldırmadan.
Gidiş ve dönüş THY ve Pegasus şirketlerine dair, İstanbul Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havaalanıyla ilgi gözlemlerimi üç yazımda aktarmış oldum. Bundan sonra da Berlin’deki izlenimlerime yer vermek istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder