Günümüzde ramazan ayı kış günlerine denk geldiği için çok uzun oruç tutulmuyor. Tutulan oruç uzun yaz günleri gibi zorlayıcı değil.
Eskiye oranla oruç tutan sayısında azalma olsa da ramazan iklimi bu toplumda yaşamaya devam ediyor. Kurumlarda ve okullarda azımsanmayacak oranda oruç tutanlar var.
Tutmak isteyen için bu mevsimde oruç zorlayıcı olmasa da sahura kalkma, ister istemez uykuyu bölüyor. Sahura kalkan çoğu kişide uyku problemi baş gösteriyor. Çoğu kimse işinde uykulu duruyor. Biraz oturma imkanı olan gözlerini yumup kestirmeye kalkıyor. Gözü uykuda olunca muhabbet ortamı da olmuyor, gözü kimseyi de görmek istemiyor. Hal hatır sormaya kalksan uykusuzum, uykuyu alamadım cevabı alıyorsun. Kısaca, öğrencisinde ve öğretmeninde bir uykulu hal var. Gözünü yummayan da derin düşünce içerisine dalıyor. Teşbihte hata olmazsa güz bülücü gibi kenar köşede pinekliyor.
Kısaca oruç tutanların çoğunda sahurdan kaynaklı bir uykusuzluk hali var. Aynı zamanda sabahtan akşama bir şey yiyip içememenin verdiği psikolojik bir açlık ve susuzluk hali var. Bu ikisi ister istemez mesaide efor düşüklüğüne sebebiyet vermekte.
Kendi adıma, tuttuğum oruçtan dolayı açlık ve susuzluk hissetmiyorum. Çünkü oruçlu olmadığım zamanlarda da sabah ve akşam olmak üzere zaten iki öğün yiyorum. Sadece yiyip içmemenin verdiği psikolojik bir durum söz konusu oluyor zaman zaman. Uyku problemi de yaşamıyorum. Oturunca bazen uyku hali baş gösterse de uykusuzluk da çok sorun değil benim için. Ama toplumun büyük çoğunluğunda bir uyuşukluk halini gözlemliyorum. Şen şakrak halimi gören de sen oruç tutmuyor musun dediği olur. Onlara göre oruçlu isen düşünüp duracaksın. Bu da bana ters.
Uykuyu alamıyorum, uykum bölünüyor deyip sahura kalkmayanlarda da sahura kalkamadım düşüncesi hakim oluyor. Yani sahura kalsa bir dert, kalkmasa bir dert.
Üstelik sorun sadece uykuyu alamama ve verim düşüklüğü değil. Mesaisi olmayan çoğu kişinin ya da mesaisi olduğu halde sahurdan sonra biraz yatanları bekleyen en büyük tehlike kilo alma ve göbeğin çıkması. Ramazanda kilo vereceğimiz yerde çoğumuz kilo alıyor. Çünkü iftarda yediğimiz envaiçeşit yemeği hareketsizlikten dolayı yatmadan önce eritemiyoruz. Tok halde yatağa yatıyoruz. Sahurda yiyip içmenin ardından yine tok yatağa giriyoruz. Tok halde yatmak kilo almak için birebir. En güzeli mideyi biraz eritmeden yatağa girmemek.
Çözüm nedir derseniz, ramazanda uyku problemini çözmenin ve işte verimli olmanın yolunun ramazan mesaisi olduğunu düşünüyorum. Ramazan mesaisi de bize yabancı değil. Bunun örneğini geçmişte büyüklerimiz uygulamış.
Küçükken hatırlarım. Geçimini çiftçilikle sağlayan eski insanlar, ekin harman işleri ramazan ayına denk geldiği zaman sahuru yapar yapmaz küçükler yatağa girerken, büyükler zifiri karanlıkta evinden çıkar, atı arabayı hazırlar, çifte çubuğa giderdi. Öğleye kadar çalışır. Öğle gibi istirahate çekilirdi. Böylece hem orucunu tutar hem de vücudu bitkin düşmezdi.
Tecrübeyle sabit bu mesaiyi pekala günümüzde de uygulamak mümkün. Ramazan ayına özgü olacak şekilde mesaiyi sahurdan sonra başlatıp öğle saat 14.00 gibi mesaiyi bitirmektir.
Çoğunluğun saat beşte sahuru yaptığı, imsakın da saat altıda başladığı düşünülürse mesaiyi 07.00-07.30'da başlatmak gerek. 14.00 gibi de herkes evinin yolunu tutar, iftara kadar istirahat yapar. Kadınsa iftarını hazırlar.
Bu dediğim hem büyükler hem de küçükler yani öğrenciler için uygulanabilir. Büyükler için olmasa da pekala okullar için düşünülebilir. Bu şekil giriş ve çıkışa, pekala ramazan Genelgesi içerisinde yer verilebilirdi. Bu mesainin oruçluya kolaylık kadar verimi de artıracağını düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder