Konya’da ilaç yazdırmak için aile sağlık merkezine giden bir din görevlisiyle, aile hekimi arasında sonucu şiddetle biten kavga epey bir gündem oldu.
Hem aile hekimi hem de müezzin, sosyal medya aracılığıyla şiddete maruz kaldıklarıyla ilgili mağduriyet içeren video paylaştı.
Her ikisi de darp raporu almış.
Her ikisi de şiddete maruz kaldım diye birbirinden şikayetçi olmuş.
Müezzin göz altına alınıp salıverildi.
Gelen tepkiler ya da itiraz üzerine müezzin tekrar göz altına alındı. Ardından tekrar salıverildi.
Sağlık müdürlüğü hekimin arkasında yer aldı. İl müftülüğü de müezzini ziyaret ederek yanında olduklarını ihsas ettirdi.
İnsanımız ise her konuda olduğu gibi sosyal medyada ikiye bölündü: “Müezzin haklı ve mağdur”. “Doktor haklı ve mağdur” şeklinde.
Diyanet sendikaları müezzine destek çıkmak üzere yazılı bildiri yayımladılar. Görmedim ama büyük ihtimalle sağlık sendikaları da hekimin yanındayız bildirisi yayımlamışlardır.
Burada kim haklı kim haksız üzerinde durmayacağım. Her ikisine de geçmiş olsun. Ne doktorun yanındayım ne de müezzinin. Hoş, biri haklı, diğeri haksız olsa ne olacak? Bu görüntü, şiddet toplumu olduğumuzun bariz bir göstergesidir. Okumuşumuzda da bu meyil var, okumamışımızda da. Doktor da okumuş, müezzin de. Diğerlerine ne diyeceksin?
Nedense sorunlarımızı konuşarak çözmüyoruz. Refleks haline gelmiş bizde kavga. Hemen ellerimiz çalışıyor. Soğukkanlı olamıyoruz. Kan beynimize sıçrıyor. Aklı bir tarafa bırakıp duygularla hareket ediyoruz.
Birden fazla insanın olduğu yerde sorun olur. Sorunu çözmek de er kişinin işi. İşi kavgaya götürmek ise toptancı olmayayım, hepimizin işi.
Bizi kavgaya götüren de sorundan ziyade dil dediğimiz organın yerinde rahat durmaması. Ortaya çıkmış sorunu nazik ve kibar bir şekilde sesimizi yükseltmeden, tehdit etmeden dilimizle çözemiyoruz. Çünkü kavgayı hazırlayan, tetikleyen ve işaret fişeği gönderen dilimizdir. Adeta kavgaya elimizden önce gidiyor. O sinirle Allah ne verdiyse karşımızdakine her türlü hakaret ve küfürleri bir bir sıralıyoruz. Bir bir sayarken kavganın tarafları karşı tarafı dinlemez. Makineli tüfek gibi ağza alınmayacak küfürleri saydırır. Sonrasında kavgaya ve şiddete meyyal bir ortam hazır oluveriyor.
Gördüğüm kadarıyla şiddetin tarafı olan hekim de çok masum değil, müezzin de. Masum olmadıkları her ikisinin de şiddete başvurmaları. Her ikisi de gazi. Her ikisi de kamuoyunda kendine destek bulmak amacıyla, “Bak, şurama vurdu, ısırdı, boğazımı sıktı, burnuma vurdu, kolum şöyle...” açıklaması yaptı durdu.
Doktor krizi yönetememiş. Müezzin de ilacım, sıram demiş durmuş. Bunun sonucu birbirlerine şiddet uygulamak mı olmalıydı. Gördüğüm kadarıyla müezzin de doktor da şiddete meyilli. Bir güzel sokak kavgası yapmışlar. Her ikisine de icra ettikleri meslekleri yakışmamış.
Doktor, hastanın tavrından dolayı güvenlik kuvvetlerini arayabilirdi. Müezzin de kendi aile hekimi yok mu? Bakar ki ortam da müsait değil. Pekala çeker giderdi. Zaten muayene için değil, raporlu ilacını yazdırmak için gelmiş. Acilse gider eczaneden ödünç alır. Doktoru izinden dönünce yazdırırdı. Ama yok. Her ikisi de güç gösterisi yapmış.
Bu aşamadan sonra kurumları tarafından her ikisine de izinsiz basın açıklaması yapmaları dolayısıyla inceleme ve soruşturma başlatılmalı. Gerekirse her ikisinin de görev yeri değiştirilmeli. Mahkeme, şahitleri dinlemeli, varsa kamera kayıtlarını izlemeli, darp raporlarını incelemeli. Yumruğu ilk sallayana daha fazla olacak şekilde bir ceza takdir etmeli.
Ne doktoru heba edelim ne de din görevlisini. Ne doktoru koruyalım ne de din görevlisini. Hak yerini bulsun. Tek istediğimiz bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder