Yeni düğün sezonuna geçmeden önce bildiğimiz eski düğünlerimizden
kısaca bahsedeyim. Maliyeti yüksek harcamalara değinmeyeceğim. Bu zaten bilinen
bir şey. Davetli sayısına getireceğim işi. Ortalama bin kart bastırılır
Konya’da. Her kart üç ile çarpılır. Ortaya üç bin kişilik bir davetli çıkar. Bu
kadar misafir, bizi sevip sayıp düğünümüze gelecekse bunlara yemek vermezlik
olmaz. Onca masrafın üzerine bir de düğün yemeği verilir. Bunun için düğün
salonu da tutulur.
Her bir masaya 10-12 kişi gelecek şekilde oturtulur.
Çorbalar dahil tüm yemekler ortak kaba konur ve herkes bu ortak kaba kaşığıyla
daldırır. Zaman zaman bir tabak bir tabak daha derken iş yarışa biner. Gelen
etli pilavın haddi hesabı olmaz. Tüm pilavların da azami etli, etin de yağsız
olması istenir. Pilavın üstündeki et de bizi kesmez. Gözümüz denizaltındadır.
Masada oturanlardan birinin aşçı, servisçi tanıdığı vardır. Selamımı söyle,
denizaltı göndersin denir. Nazla, şifayla gelen denizaltı, mideye bir güzel
indirilir. Tüm bu kadar yemeği mide nasıl hazmederse hazmetsin. Geride kalan
bekleşen misafirlere et veya yemek yetmezmiş, hiç umurumuzda olmaz.
(Bu arada Türkiye’nin ilk denizaltı geçmişi II.Abdülhamit’e dayanır. 2019
itibariyle denizaltı sayımız 14 olmuştur. Bu sayıyı azımsamamak lazım. Denizaltıların
çoğunu deniz yerine düğünlerde midemize indirdik. Mide yerine denize indirseydik,
bugün denizaltı sayımız daha fazla olabilirdi.)
Davetlilerin çoğunun getirdiği düğün hediyesi de genelde
mutfak eşyasından ibaret olur. Bu hediyeler de sadra şifa olmaz. Çünkü düğün
sahibi kap kacak ne varsa düğünden önce iğneden ipliğe almıştır zaten. Birbirinin
aynısının tıpkısının benzeri olan bu hediyeler evin sote bir yerine konur. O da
bir başkasına giderken ambalajını açmadan bir hediyeyi çekip alarak bir başka
düğüne götürür.
Eski düğünlerimiz genelde bu şekil. Kısaca değineyim dedim
ama gördünüz gibi çok da kısa anlatamadım.
Gelelim şimdiki düğünlere. Zira bu senenin düğün sezonu
açıldı. Açıldı açılmaya ama eski düğünlerden iz yok bu senenin düğünlerinde.
Salgın her şeyimizi değiştirdiği gibi düğünlerimizi de değiştirdi.
Koronavirüsten kaynaklı pandemi dolayısıyla kimi
düğününü erteledi kimi düğününü öne aldı kimi nikahla işi geçiştirdi kimi
maskeli ve sosyal mesafeye riayet ederek ve yemeği kaldırarak az sayıda
davetliyle düğününü yaptı.
Tüm bunlar sessiz sedasız yapılıyor. Eski düğünlerdeki görkem, şatafat,
kalabalık ve koşuşturma yok.
Sayfamın geri kalan kısmında düğün yapacaklar ve düğünde
yemek verecekler için bir hususa işaret edeceğim. Düğün sahiplerinden bazısı
ortam dolayısıyla velimeden vazgeçerken bazıları yemek verme yoluna gidiyor. Çünkü
daha önce bir salonla anlaşmış, önden ödeme yapmış. Parasını geri istiyor,
salon sahibi sözleşmeyi gerekçe göstererek geri ödeme yapmıyor. Parasını kurtarmak
için mecburen yemek verecek. Yemek de eski düğünlerde olduğu gibi ortak kaptan
yenmeyeceğine göre verilecek yemek, mecburen alakart usulü olacak. Alakart
demek yemeğin maliyetini daha da artıracak ve aynı zamanda davetli sayısını
sıkı dokuyup aşağıya çekmek demektir. Daha önce 1000-3000 kişiyi göze alan
düğün sahibi, davetli sayısını 250-300 kişiyle sınırlı tutmak zorunda. Düğüne
davet edilmedim diye bazıları alınsa da düğün sahibinin yapacağı başka bir şey
yok bu durumda. Çünkü alakart usulü bir yemeğin beheri 45 lira. Bu paraya düğün sahibi kaç kişiye yemek
verebilir? Haydi düğün sahibi açıldım, açılacağım kadar. Biraz daha fazla çağırayım
dese düğün salonlarının alakart kapasitesi fazla davetliyi kaldırmaz.
Burada alakart usulü yemeğe davet edilen davetliler için de
bir sözüm olacak. Alakart demek aksine bir durum olmadığı müddetçe bir davetiye
iki kişilik demektir. İki kişiden fazla düğüne gelmek demek, bazı davetlilerin
ayakta kalması, yemeğin yetmemesi, yemek yetse de maliyetin iyice yukarıya
çıkması demektir. Çoğu düğün sahibi ayıp olur diye davetiyeye “Bu davetiye iki
kişiliktir” diye yazdırmıyor. Bu durumda bize yani davetlilere düşen, davete en
fazla iki kişiyle eşlik etmektir. Eski düğünlerde olduğu gibi davet edildik
deyip hanedeki ve evimize gelen misafire varıncaya kadar herkesi toplayıp
gelmemektir ve gelirken de evimize depoladığımız mutfak eşyasını hediye olarak
getirmemektir. Çünkü soyup soğana çevrilen düğün sahibinin bu sevinçli ve zor
gününde maddi desteğe ihtiyacı vardır. Bunun yolu da hediye olarak para
vermektir. Konuyu fazla uzatmadan mutfak eşyası hediyeden ağzı çok yanmış, bulaşığım
olan bir köyün derneğinden gelen mesajı buraya alıyorum. Zira bu mesaj her şeyi
anlatıyor. Fazla da söze hacet yok: “DÜĞÜNLERİMİZ BAŞLIYOR. Virüsten
dolayı ertelenen düğünlerimiz hafta sonu başlıyor. Düğünlerimizdeki
hediye sandığına 10 TL de olsa muhakkak para atmaya özen gösterelim. Bu zor
günlerde düğün sahiplerine yardımcı olalım inşallah. B002”
***07/07/2020 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.
***07/07/2020 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder