Dün aracımla giderken yol kenarında hem telefonuyla konuşup-yürüyen hem de ardına bakan birini gördüm. Anlaşılan acelesi vardı. Durdum yanına. "Gideceğin yere götüreyim" dedim. "Olur" dedi, bindi. Bir müddet yok aldıktan sonra hasbihale başladık:
-Kulesitenin yanına gidiyorum.
-Hayırdır?
-Orada bir otelde çalışıyorum.
-Vardiya usulü mü?
-Sabah 8.00-akşam 8.00,ya da akşam 8.00-sabah 8.00 çalışıyorum.
-Evli misin?
-Evet.
-Ücretin nasıl,dolgun mu?
-Nerde? Çıkacağım işten.
-Niye?
-Yetmiyor. Kartlar dolu, ödeyemiyorum.
-Asgarisini mi ödüyorsun?
-He valla. Döndürmeye çalışıyorum. Ama bu gidişle zor. Ben şurada ineyim. Allah razı olsun...Dedi ve indi.
Gencin ardından yoluma devam ettim. Üzüldüm haline onun ve onun gibilerinin. Ayıplamadım onları. Keşke imkanım olsaydı da onun ve diğerlerinin kredi kartı ve kredilerini ödeyebilseydim.
Karşılaştığım bu konu öyle zannediyorum size hiç yabancı gelmedi. Hepsi şu ya da bu gerekçe ile kendini mecbur hissettiğinden ve çevresinden borç bulamadığından içine düştüğü dar boğaz ve sıkıntıdan kurtulmak için bu yola başvurdular. Çıkmaya çalışıyorlar, debelendikçe debeleniyorlar, maalesef düşmeye de devam ediyorlar. Böyleleri önce kredi kartının asgarisini ödeyerek başlıyorlar bu faiz sarmalının içine. Bir müddet sonra döndürülemez hale gelince ek hesaptan çekmeye, ardından kredi kartından nakit çekmeye başlıyorlar. Sonra borçlarını toparlamak için kredi çekiyorlar. Krediyi ödemek için bir başka bankadan yapılandırma yoluna gidiyorlar. Artık bankalardan kredi çekme yolunu bitirince de tefeciye gidiyorlar. Her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ben bunlara "denize düşüp yılana sarılan insanlar" diyorum. Allah yardımcıları olsun böylelerinin. Bu durumda olan insanlar maalesef mutlu değildirler. Bunlardan mutlu olan tek kesim: Bankacılar. Bu fırsatçıların nefret ettiği tek kesim ise; kredi çekmeyen, kredi kartı kullanmayan, kullanıyorsa da dönem borcunu tam ödeyen tiplerdir. Milletin parasını yine millete kaşıkla verip kazanla alan bu paradan para kazanan sektör, ülkemizde her yıl en fazla kazananlar içerisinde ilk üçü kimseye kaptırmayanlardır. Bu sektör maalesef tefecilikle hem milleti hem de devletin geleceğini borç sarmalına bağlamışlardır. Sağdıkca sağmaktadırlar. Kendi yarınlarımızı sattığımız gibi gelecek nesillere de miras olarak borç bırakıyoruz.
Günü kurtarmak için yarınlarımızı yok ettiğimiz bu zihniyet devam ettikçe "Allah ve Rasûlüne savaş açmaya" devam edeceğiz demektir”.
-Kulesitenin yanına gidiyorum.
-Hayırdır?
-Orada bir otelde çalışıyorum.
-Vardiya usulü mü?
-Sabah 8.00-akşam 8.00,ya da akşam 8.00-sabah 8.00 çalışıyorum.
-Evli misin?
-Evet.
-Ücretin nasıl,dolgun mu?
-Nerde? Çıkacağım işten.
-Niye?
-Yetmiyor. Kartlar dolu, ödeyemiyorum.
-Asgarisini mi ödüyorsun?
-He valla. Döndürmeye çalışıyorum. Ama bu gidişle zor. Ben şurada ineyim. Allah razı olsun...Dedi ve indi.
Gencin ardından yoluma devam ettim. Üzüldüm haline onun ve onun gibilerinin. Ayıplamadım onları. Keşke imkanım olsaydı da onun ve diğerlerinin kredi kartı ve kredilerini ödeyebilseydim.
Karşılaştığım bu konu öyle zannediyorum size hiç yabancı gelmedi. Hepsi şu ya da bu gerekçe ile kendini mecbur hissettiğinden ve çevresinden borç bulamadığından içine düştüğü dar boğaz ve sıkıntıdan kurtulmak için bu yola başvurdular. Çıkmaya çalışıyorlar, debelendikçe debeleniyorlar, maalesef düşmeye de devam ediyorlar. Böyleleri önce kredi kartının asgarisini ödeyerek başlıyorlar bu faiz sarmalının içine. Bir müddet sonra döndürülemez hale gelince ek hesaptan çekmeye, ardından kredi kartından nakit çekmeye başlıyorlar. Sonra borçlarını toparlamak için kredi çekiyorlar. Krediyi ödemek için bir başka bankadan yapılandırma yoluna gidiyorlar. Artık bankalardan kredi çekme yolunu bitirince de tefeciye gidiyorlar. Her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ben bunlara "denize düşüp yılana sarılan insanlar" diyorum. Allah yardımcıları olsun böylelerinin. Bu durumda olan insanlar maalesef mutlu değildirler. Bunlardan mutlu olan tek kesim: Bankacılar. Bu fırsatçıların nefret ettiği tek kesim ise; kredi çekmeyen, kredi kartı kullanmayan, kullanıyorsa da dönem borcunu tam ödeyen tiplerdir. Milletin parasını yine millete kaşıkla verip kazanla alan bu paradan para kazanan sektör, ülkemizde her yıl en fazla kazananlar içerisinde ilk üçü kimseye kaptırmayanlardır. Bu sektör maalesef tefecilikle hem milleti hem de devletin geleceğini borç sarmalına bağlamışlardır. Sağdıkca sağmaktadırlar. Kendi yarınlarımızı sattığımız gibi gelecek nesillere de miras olarak borç bırakıyoruz.
Günü kurtarmak için yarınlarımızı yok ettiğimiz bu zihniyet devam ettikçe "Allah ve Rasûlüne savaş açmaya" devam edeceğiz demektir”.
Gelin kazanamayacağımız bu savaşı devam ettirmeyelim.
Sonucu belli böylesi hezimetlere daha ne kadar dayanırız bunun muhasebesini yapalım. Unutulmamalı ki, her hezimet insan onurunu zedeler. Aramızda karz-ı haseni yayalım. Denize düşeni çıkaralım, bir tekmede biz vurmayalım. Varken harcayalım. Yoksa ayağınızı yorganımıza göre uzatalım. Küpe girmeden sirke olmayalım.04/10/2015
Sonucu belli böylesi hezimetlere daha ne kadar dayanırız bunun muhasebesini yapalım. Unutulmamalı ki, her hezimet insan onurunu zedeler. Aramızda karz-ı haseni yayalım. Denize düşeni çıkaralım, bir tekmede biz vurmayalım. Varken harcayalım. Yoksa ayağınızı yorganımıza göre uzatalım. Küpe girmeden sirke olmayalım.04/10/2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder