25 Nisan 2024 Perşembe

Savunma ve Suç Bastırma Psikolojisi

"Kendi cenahımızdan birilerinin, savunulamayacak bazı yaptıklarını örtbas etmek adına, karşı cenahın yaptıklarını gündeme getirmek, bir savunma ve suç bastırma psikolojisidir.

Biz onlara göre daha iyiyiz ya da bizim bu yaptığımızı herkes yapıyor. Eğer bu kötü bir şey ise niçin onlara bir şey demiyorsun demektir.

Bu savunma psikolojisinin maalesef bir tedavisi yoktur."

Yukarıdaki yazıyı yazıp yıllar öncesi sosyal medyada paylaşmıştım. Yazım, anılar bölümünde karşıma çıkınca, baktım bu yazı güncelliğini koruyor. Sosyal medyada yeniden paylaştım. Beğeni ve olumlu tepkilerin yanında şöyle bir yorum da yazıldı: "Karşı tarafa şirin görünmek için ha bire bu tarafın eksiğini, yanlışını dile getirmek de bir yanlıştır. Biz zannediyoruz ki böyle yapınca onlar yola gelecek". 

Bu yorum bile yazdığım yazının doğruluğunu ispatlıyor. Tipik bir savunma refleksi. Bu kişiye “Herkes kendi evinin önünü temizlemekle yükümlü” yazdım. Öyle ya her camianın içinde aklı selim insanlar var. Herkes düzelsin ve giderilsin diye kendi mahallesindeki eksiklik ve aksaklıkları eleştirip dile getirse mahalleler temizlenir gider.

Bu savunma refleksini ortaya koyan yazıda, karşı tarafa şirin görünmekten bahsediyor. Karşı taraf güç olsa, elindeki gücü dağıtsa, kendisini destekleyeni makam, mevki ve mansıba boğsa, dersin ki bu adamın onlardan bir beklentisi var. Esas şirin gözükmek ne olur ne olmaz deyip gücü elinde bulunduran mahallesine ses çıkarmamaktır. Hatta utanmayı bırakıp desteklemektir. Hızını alamayıp karşı tarafın hatalarını ortaya dökmeye kalkmaktır. Herkes yapıyor demektir.

Yine bu yazı, kopyada yakalanan bir öğrencinin “Herkes kopya çekiyor. Niçin beni görüyorsun” demeye benzer. Güya suçunu başkasına atarak suç bastırmaya çalışıyor.

Yine sınıfta konuşan bir öğrenciyi, konuşma diye öğretmen uyarınca, öğrencinin tepkisi, sadece ben mi konuşuyorum. Niye onları susturmuyorsun demeye benzer.

Bu, polisin suç üstü yakaladığı suçlunun sadece ben mi yapıyorum, o kadar yapan var, haydi onları da yakala demesi ile aynıdır.

İster kopya ister konuşarak başkasını rahatsız etme ister herhangi bir suç hali ile yakalanma durumunda, başkasını da emsal gösterip kendi yaptığını makul göstermeye çalışıyor. Halbuki suç bireyseldir ve kişiyi bağlar. Kişilerin yaptıkları da camiayı bağlamaz.

Her camia, bünyelerine giren, kendilerine zarar veren kişileri sahiplenmese, hatta hakkında suç duyurusunda bulunsa, senin bu yaptığın ayıp, savunulacak bir halin yok, temizlenmeden ve kendine çekidüzen vermeden benden ve bizden uzak dur dese, üzerindeki yumurta küfesini atmış ve rahatlamış olacaktır. Böyle yaptıkça her mahalle, içindeki irinlerden temizlenecektir ve her mahalle tertemiz olacaktır.

Kızlık Soyadı

Kızların, evlenmeden önceki ailesinin soyadını kullanmaya başlaması son yıllarda iyice yaygınlaştı. Kızlar böylece nikahla birlikte evinden çıkıp yuva kurmak için gittiği eve soyadını da resmen götürür oldu. Aynı zamanda tüm resmi işlerde bekarken kullandığı soyadını, eşinin soyadıyla birlikte kullanmakta. Çünkü soyadı adından bir parça olmuş oldu. 

Bazıları da evlendikten sonra aile soyadını bırakarak eşinin soyadını almaya devam ediyor.

Bazılarının, ailesinin soyadını kullanma özlemi vardır, kullanabilir. Bunun önünde bir engel yok. Yalnız ailenin soyadını kullanmanın bazı sakınca ve külfetinin olduğunu düşünüyorum.

Hem kendi ailesinin hem de eşinin soyadıyla beraber kadının ismi daha da uzun oluyor. Adıyla soyadıyla iki olan ismi eşinin soyadıyla üçe çıkmış oluyor. Çoğu kızlarda olduğu gibi kızın iki ismi varsa iki soyadı ile birlikte dört isme çıkıyor. Bu da ismi uzatıyor. Halbuki isim ve soy ismin kısa olmasında fayda var. 

Uzun ve çift isimler her zaman her yerde çoğu zaman kullanılmıyor. Biri kullanılıp diğeri sadece hüviyette yer kaplıyor. Yarışmalara çift isimle çıkan yarışmacılara hangi ismini tercih ediyorsun sorusu soruluyor. Yarışmacı da iki isminden birini tercih ettiğini söylüyor. 

Hitaplarda isimlerden biri pek kullanılmıyor. 

Aile büyüklerini memnun etmek adına konan çift isimlerin bazısı, birbirine uyumlu iken bazısında hiç uyum yoktur. Aynı şekilde iki soyadı taşıyan bazı kadınların bu soyadlarında uyum dikkat çekerken bazıları, ben yan yana gelmem dercesine sırıtıyor. 

Diyelim ki gülünü seven dikenine katlanır. İki isim ve iki soyadı taşıyacak kızımız. Yalnız burada bir risk var. Çünkü bizde annenin kızlık soyadı banka ve GS operatörlerinde bir güvenlik sorusu olarak karşımıza çıkıyor. Adıyla ve kendi soyadıyla tanınan bir kadının çocukları için bu soyadı ifşa olmuş oluyor. Bir banka bu kadının çocuğuna telefon açıp "Güvenliğiniz için annenizin kızlık soyadının birinci ve dördüncü harflerini söyler misiniz" dediğinde, herkesçe malum soyadın bu harflerini söylemeye gerek yok. Bu durumda dolandırıcılara gün doğabilir. Belki de bu riskten dolayı banka ve GSM operatörleri annelik kızlık soyadını güvenlik sorusu olarak sormayı bırakıp başka güvenlik sorusu bulmak zorunda kalacaklar. 

İşin içine biraz da yarı şaka yarı ciddi mizah ve hayatın gerçeği katalım. Sahi bir insan ismi uzayacağı ve kızlık soyadını afişe etmek suretiyle çocuklarına sorulacak güvenlik sorusunu niçin tehlikeye atar? Aile soyadını alanların niyetini bilmemekle beraber tasası bana düştü. Üzerine biraz kafa yorayım. Zaten işim de yoktu. Hem böylece vakit geçmiş olur.

Kadın erkeğe şöyle mesajlar vermek istiyor olabilir mi?

Beni alabilirsin ama soyadımla beraber gelirim.

İleride -Allah göstermesin- ayrılırsak, bil ki soyadım hazır. Senin soyadına kalmadım. Yoluma yalnız devam ederken sondaki senin soyadını silip yoluma devam ederim.

Belki aile olup hayatımızı birleştirebiliriz ama soyadlarımız her daim yan yana ve ayrı duracak.

Benim soyadım seni yener.

Baba ocağını terk edip sana geliyorum ama evde baskın unsur ben olacağım. Hep benim dediğim olacak. Bu soyadım da bunun göstergesidir. Senin kulağına küpe olsun.

Sanma ki soyadsız kaldım. Aha gözün görsün.

Daha neler neler...

24 Nisan 2024 Çarşamba

Yapmazdım (2)

Bir zamanlar eleştirdiklerimi fazlasıyla bir bir yapmazdım. Sözümde dururdum. 

Ülkeyi bankamatik memurlarıyla doldurmazdım. Hepsini faydalı olabileceği bir yerde istihdam ederek onlardan faydalanırdım. 

Diplomaside diplomatik bir dil kullanır, dilime kemik koyar, devletler arası ilişkilerde gerilimi yükseltmez, kazan kazan politikası uygulardım. 

Rakiplerimi hor görmez, onları eleştirirken güzel ve nazik bir üslup kullanırdım. 

Bu can, bu ten türü en son söylemem gereken sözleri ilk başta söylemezdim. 

Yol yürürken dini söylemlerden özellikle kaçınırdım. Nassı emellerime alet etmezdim. 

Kazanmak için her yolu, her kişiyle yol yürümeyi mubah görmezdim. 

İyiyken söz söylemediklerim, yolunu ayırdığında geçmiş hukuku gözetirdim. Karşıma rakip çıksa dahi onları eleştirirken saygıyı elden bırakmazdım. Öküz öldükten sonra ortaklık bozulur sözünü boşa çıkarırdım. 

Kaybettikten sonra nerede hata yaptık arayışına girmekten ziyade hata ve yanlışı ilk kendimde arardım. Önce kendi hatalarımı söyler, sonra teşkilatı bir incelemeye tabi tutardım. Bu incelemeyi de teşkilatlardan değil, teşkilatın işleyişini iyi bilen, onları 7/24 izleyen sessiz çoğunluğa sorardım. Hata ve yanlışta kastı olanların, yolsuzluk ve haksızlığa bulaşmışların gözünün yaşına bakmazdım. 

Metal yorgunu gerekçesiyle bazı belediye başkanlarını kamuoyu nezdinde istifaya çağırmazdım. Kendimde de bu yorgunluk olabilir mi diye kendime bakardım. Paraşütle bu illere başkan adayı belirlemezdim. Başkanlığı alamayan adayı mahalli idarelerden sorumlu bakanlığa getirmezdim. 2019 seçimlerini ağzına yüzüne bulaştırarak gülünç duruma düşen birine ne vekillik verirdim ne de seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı yapardım. 

Yok haritamda "Siz kendinize bakın. Kendimizi düzeltin. Şayet siz doğru yolda iseniz başkasının sapıklığı size zarar veremez" ayetini düstur edinirdim. Öyle ya. Ben doğru yolda isem Allah verdiği nimeti çekmezdi. 

İzahı mümkün olmayan emlak zengini adayları belediye başkanlığına aday göstermezdim. 

Ülke yönetiminde ve ekonomide maceraya yönelmezdim. İşi bilenlerle çalışmayı yeğlerdim. Bağımsız kurumların işleyişine karışmazdım.

20 yılın sonunda bu ülkeyi enflasyona ve hayat pahalılığına duçar etmezdim. Bu konuda ülkeyi dünyanın dördüncü ülkesi yapmazdım.

Yaptıkları ve yapmadıklarımla, söz ve eylemlerimle ekonominin temeline incir dikmezdim.

Paramızın itibarını korur, yabancı para karşısında pul olmasına izin vermezdim.

Başta kendim olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında israfa izin vermezdim. Tasarruftan itibar olmaz demezdim.

Ne oldum değil, ne olacağım derdim.

Sabah akşam oradan oraya koşmaz, olur olmaz her yerde konuşmaz, dinlenmeye zaman ayırırdım...

Gördüğünüz gibi ülke benim gibi bekara bırakılamayacak kadar önemlidir. İyi ki ülke benim elimde değil. 

Yapmazdım (1)

Herhangi bir olumsuzlukta, ben olsam şöyle yapardım, böyle yapmazdım der durur birileri. Bu tipler için "Bekara avrat boşamak kolaydır" sözü söylenir. Bu söz ise sorumlu bir makamda olmayan kişilerin herhangi bir olumsuz durumda olur olmaz şeyler söylemesi üzerine kullanılan bir deyimdir.

Normalde bir konuda işin uzmanları konuşması gerekirken millet olarak her konuda söz söyleriz. Ben de bu milletin bir ferdi olarak bu yazımda bekarlık kontenjanımı kullanacağım. Başlıyorum. 

Ben olsam;

17-25 Aralıkta adı yolsuzlukla anılan bakanları Yüce divana gönderirdim. Şeriatın kestiği parmak acımaz derdim. Ucu kime dokunsun deyip sonucun takipçisi olurdum. Bunun için kendime güvenirdim.

Siyasi hayatıma mal olsa da EYT'yi çıkarmazdım.

Bugün bir anlamı kalmayan ve devletin sırtına büyük bir yük olan muhtarlık müessesesini kaldırırdım. 

2-3 dönem görev yaptıktan sonra yaptığım işi tadında ve zirvede bırakırdım. Tökezleyinceye kadar devam etmezdim. Kazandıkça hubris sendromuna yakalanma riskine karşın tevazuuyu elden bırakmaz, köşeme çekilir ve kubbede hoş bir seda bırakırdım. 

Bir zamanlar olduğu gibi kendimi eşitler arasında birinci görürdüm. Yola çıktıklarımı bir bir ekarte etmezdim. 

Çalışma arkadaşlarımı emir eri insanlardan değil, bir zamanlar olduğu gibi kalite insanlardan seçerdim. 

Lügatımda buyruğun yeri olmaz, istişareye önem verirdim. 

U dönüşü yapmazdım. Yaparsam da daha önceki yolum yanlışmış, vaz geçtim, doğrusu bu imiş derdim. 

Bana öneri getirmeyen, yanlış tasarrufumda beni eleştirmeyen çalışma arkadaşlarımla vakit kaybetmeden düşman başına deyip yollarımı ayırırdım. 

FETÖ ile mücadele ederken "İbadet kesimine dokunmayacağım" sözümün arkasında durur, onlara dokunmazdım. 

Tökezleyip düştükten sonra nerede hata yaptık demezdim. Bunu zirvedeyken yapardım. Bir zamanlar hepsi karşımda benim rakibim iken onları tek başıma geçerken ittifakla zoraki kazandığım zamanlarda özellikle sorgulardım. 

Ömer arayışına girmez, kendim Ömer olurdum. 

En güçlü olduğum zamanlarda tüm yetkileri üzerimde toplayacağım yerde yetki ve sorumluluğu paylaşırdım. Giderken, kişiye bağlı bir devlet yönetimi değil de tüm kurum ve kurallarıyla tıkırında işleyen kurumsallaşmış bir devlet bırakırdım. Bir devlet kültürü oluştururdum. (Devam edecek) 

Çuvalla Para Dönemi

"Bir eşek yükü kadar para verdim", 

"Dünyanın parasını harcadım/verdim", 

"Kendini satsan, ödeyemezsin/alamazsın", 

"Bir çuval para verdim/döktüm", "Çuvalla para verdim", "Bir çuval dolusu para verdim"

gibi ifadeler kullanılırdı eskiden. Bu ifadeler abartı olsa da dökülen ve saçılan paranın çok olduğu anlaşılırdı.

Geçmişte abartılı söylenen bu cümleler, günümüzde gerçek oldu. Hayaldi, gerçek oldu da diyebiliriz buna. Artık abartı yok. Hayatın acı gerçeği var.

Yine eskiden birinin veya bir şeyin değersiz olduğunu ifade etmek için "Gavur parasıyla beş para etmez" deyimi kullanılırdı. Bu deyim de öyle zannediyorum, yabancı paraların çok değersiz olduğu zamanlara binaen söylenmiş olmalı. Bugün bu deyimin de bir anlamı kalmadı. Çünkü tersi bir durum söz konusu. Buna, nereden nereye diyebiliriz.

Bu deyimden hareketle, ülkemizde TL gibi tedavülde olan dövizlere bir bakalım. Bakalım diyorum ama yazdığım anda yazdığım kurun miktarı ertesi gün değişecektir. Yine de yazacağım. En azından paramızın yabancı para karşısında değerinin ne seviyede olduğu hakkında bize bir fikir verir.

24 Nisan 2024, saatlerin 00.06'yı gösterdiği zaman,

1 ABD doları= 32,52 TL

1 avro=34,86 TL

1 İngiliz sterlini= 40,53 TL

Bu demektir ki 1 ABD doları için 33 TL, 1 avro için 35 TL, 1 İngiliz sterlini için 41 âdet yüz lira vermemiz gerekecek. Kazara bu yabancı paralardan 5-10 bin almak zorunda kalırsak, en büyük paramız olan 200 TL'den kaç adet vermemiz gerektiğini varın siz hesap edin. Para sayma makinesi olmadan sayabilmek zaten mümkün değil. İyi ki 2005 yılında paramızdan altı sıfır atılmış. Ya bir de atılmasaydı ne halde olurduk? Bir dolar almak için 32 milyon 52 bin lira vermek zorunda kalacaktık. 

Bugün kazara bir ev almaya kalksak, evin değeri 2-3 milyon olsa öyle zannediyorum, bir çuval dolusu para götürmemiz gerekecek tapuya. 

Bir araba almak için de durum bundan farklı değil. 

Böylece eskinin çuvalla para harcadım sözleri gerçek oldu. 

Artık "Gavur parasıyla beş para etmez" sözü "Türk parasıyla beş para etmez" şekline dönüştü. 

Elinde üç kuruş arta kalan parası olan, parasını TL'de tutmuyor. Paranın değerini korumak için soluğu döviz bürosunda veya kuyumcuda alıyor. Çünkü cebinde veya hesabında para tutan bilir ki cebindeki yüz liranın ertesi gün kaç lirası çalınacak. 

Kimse doğru dürüst cebinde para taşımıyor. Çünkü kabarıklığı rahatsız ediyor. Havale ve EFT ile işi geçiştiriyor. 

Bu durumu nereden nereye geldik diyenler bir kez daha düşünsün. Öyle hamaset yapıp bizim paramız TL demeye benzemez bu. Her şeyimiz dövize endeksli. 

Efendim yol, köprü, otoban, çift yol, alt yapı yapıldı. Dün bunlar yoktu. Türkiye nereden nereye geldi. Herkesin evi ve arabası var. Yollar arabadan geçilmiyor demeye benzemez bu. 

Elbette güzel hizmetler bunlar. Yalnız paranın değerini koruyamadıktan ve yabancı para karşısında milli paramızı pul ettikten sonra ne işe yarar bizim gelişmemiz? Milli gururumuza dokunmuyor mu bir dolar için 33 TL verirken? Bundan öte ayıp olur mu hiç? Bir ülke için bundan öte zillet olur mu? 

Geçmişten günümüze yapılan yol, köprü, inşaat, alt yapı gibi hizmetleri sayanlar, ülkeye gelen sıcak parayı yola, köprüye, otobana saçarak enflasyonu azdırdığını biliyor mu acaba? Menderes, Özal ve Erdoğan, ülkeye giren her sıcak parayı yola, köprüye ve inşaata döktü. Bak nasıl geliştik dedirtti. Hepsi ülkenin geleceğinden ziyade bir sonraki seçimi nasıl kotarırız hesabı yaptı. Geldiğimiz nokta ise sıcak paranın yerli yerinde kullanılmadığına en güzel örnektir. Keşke bu sıcak paralar yatırım, üretim ve istihdamda değerlendirilebilseydi...

Bence hatasıyla, sevabıyla, bilerek veya bilmeyerek bir ülkeye yapılan en büyük kötülük o ülkenin parasının pul edilmesidir. Bir millet de parası kadar millettir. Ötesi mi dersen kaçmaktır, mazeret üretmektir ve lafügüzaftır.

23 Nisan 2024 Salı

Müteferriçliğimden Kesitler (2)

Bir önceki yazımda günlük rutin yürümeye nasıl başladığımı anlatmaya çalışmıştım. Sizin için hiç önemi olmasa da günlüğümde yer alsın diye aklımda kalan yürüyüş güzergahlarımı yazmaya çalışacağım. Yürüdüğüm yerlerin mesafesini Konya dışındakiler bilmese de Konyalılar bilir.

Meram Yaka-Altın Apa Barajı. Bugüne kadar mesafesi uzun en uzun  güzergah. 2 defa gidiş-geliş, bir dönüş. Her gidiş geliş süresi toplam beş saat.

Meram Yaka-Takkeli Dağ. Bu yürüyüşümde 1675 m. yüksekliği olan dağa, yolundan değil, yamaçlarından çıktım. Toplam dört saat sürdü.

Meram Yaka-Sarayköy (3 kez) gidiş-dönüş. 

Meram Yaka-Sille (3 kez) gidiş-dönüş.

Meram Yaka-Eski Sanayi Köprüsü (Koyuncu Petrol),

Meram Yaka-Meram Bağları-Dutlukırı Millet Bahçesi-Antalya Çevre Yolu (3 saat),

Meram Yaka-Akyokuş Tepesi (defalarca),

Meram Yaka-Akyokuş-Takkeli Dağ hizası (defalarca),

Meram Yaka-Tavus Baba, 

Meram Yaka-Meram Dere,

Meram Yaka-Adliye,

Meram Yaka-Alaeddin Tepesi,

Meram Yaka-Mevlana Kültür Merkezi,

Meram Yaka-Kozağaç, 

Meram Yaka-Gazze Caddesinden Antalya Çevre Yolu, 

Meram Yaka-Harmancık, 

Meram Yaka-Karatay Terminali,

Meram Yaka-Otogar,

Meram Yaka-İstasyon-Ahmet Özcan Caddesi-Altıyol,

Meram Yaka-Gazze Caddesi-Antalya Çevre Yolu-Dutlukırı Millet Bahçesi-Lalebahçe, 

Meram Gar-SÜ kampüsü gidiş, 

Meram Gar-Kulesite-Belh kavşağı, 

Meram Gar-Kule Site-Fetih Caddesi-Ahmet Özcan Caddesi,

Alakova-Meram Gar geliş,

Meram Gar-Aziziye-Mevlana,

Meram Gar-Meram Tıp Fakültesi Yeni ve Eski Hastaneleri,

Meram Gar-Şehir Hastanesi, 

Güneysınır Mevlana Mahallesi-Gürağaç dağı, 

Güneysınır Mevlana Mahallesi-Güneybağ dağı, 

Aklımda kalanlar bu güzergahlar.

Hasılı pandemi geçmiş olmasına rağmen arabaya binmek, toplu taşımayı tercih etmek benim için en son çare. Hep ilk ve son tercihim yürümektir.

Dinç bir vücuda sahip olmak, sağlıklı yaşamak ve göbeği eritmek için yürümek bire bir. Şiddetle öneririm. Bir müteferriç de siz olmak istemez misiniz? Haydi göreyim sizi...

Türk Futbolunun Gelişmesine Dair Önerilerim

Eskiden her takımda birkaç yabancı olur, geriye kalan futbolcuların çoğu Türk futbolcu olurdu. Son yıllarda takımlarımızdaki Türk futbolcu oranı değişti. Tüm takımlarımızın on birinde çoğunluk artık yabancı futbolcu.

Takımlarımızda yabancı futbolcu bolluğu olsa da hakemlerimiz Türk idi.

Ali Koç'un haksızlık yapılıyor, VAR hakemleri istiyoruz isteği doğrultusunda kritik maçlarda yabancı VAR hakemine görev verilir oldu.

Fenerbahçe'nin Sivasspor ile yaptığı maç gösterdi ki yabancı VAR hakemi de FB'nin kötü gidişine çözüm olmadı. Bizim VAR hakemleri bugüne kadar bu sezon FB lehine 16 penaltı vermiş. Bu penaltıların 12 tanesi FB mağlupken ya da berabere iken gelmişti. Penaltıların zamanlaması da manidardı. Genelde son dakikalarda ve uzatmalarda FB lehine penaltı kararı verildi. Bu sezon kulüpler arasında en fazla penaltı verilen unvanını koruyor FB kulübü. Gel gör ki Ali Koç'un isteği üzerine Sivasspor maçında görev yapan yabancı hakem bir kural hatası yaparak maçın uzatmalarında FB'ye vereceği yerde Sivasspor takımı lehine penaltı verdi. FB teknik direktörü haklı olarak "Şampiyonluğa oynayan takıma son dakika penaltı verilmez" dedi. Ama dinleyen kim? Sonunda FB şampiyonluk yolunda Sivas'ta iki puan bırakarak şampiyonluğa oynayan GS ile aradaki farkı dört puana çıkarmış oldu. Hasılı Fener'e yabancı VAR hakemi de derman olmadı.

FB'nin bu durumuna üzüldüm doğrusu. Bu sezon şampiyon da olamazsa hiçbir kupa elde edememiş olacak.

Yabancı VAR hakemine rağmen FB niçin mağdur ediliyor? Düşündüm taşındım. Sonunda buldum galiba. Sanırım yarı Türk yarı yabancı hakem olmayacak. Hakemlerin hepsi Türk olunca da olmuyor, sadece VAR yabancı olunca da olmuyor. 

Bu durumda ne yapılmalı? Futbolumuz nasıl gelişir? İşte tartışma götürmez önerilerim:

Maçları yönetecek orta, yardımcı ve VAR hakemleri tümden yabancı olmalı. 

Futbolcuların çoğu yabancı olunca teknik direktörler de kesinlikle yabancı olmalı.

Yerli futbolculara ülke sınırları içerisinde herhangi bir kulüpte oynayamazsın diyerek onlara yol verilmeli. Kulüplerin tüm futbolcuları da yabancı olmalı. 

Federasyonun başına da bir yabancı başkan getirilmeli. 

Kulüplerin başkan ve yönetim kurulu üyeleri de yabancı olmalı. 

Kısaca, seyirci dışında futbolun her kademesinde hep yabancılar istihdam edilmeli.

Futbolda başlatılan bu yabancı furyası başarıya ulaşırsa bürokrasi ve ülke yönetimi de yabancılara devredilmeli.

Burada sadece bir yabancı VAR hakemine 80 bin ödüyoruz. Tüm hakemlere ve diğer kademelerde istihdam edilecek yabancılara para mı yeter denebilir. Yabancı VAR hakemine 80 bini bulan diğerlerine de bulur. Yeter ki istensin. Bunun için gerekirse İngiltere tefecilerinden borç bile alabiliriz. Yeter ki futbolumuz gelişsin. Seyir zevki için bu uğurda gidecek paranın lafı olmaz. Baktık olmadı, TL’den vazgeçip paramızı da yabancı parasına döndürebiliriz.