24 Haziran 2023 Cumartesi

Tadımlığın Yasak Olduğu Şehir (1)

2006 yılında bir seminer için Malatya'ya gitmiştim. Seminer bitimi öğleden sonra birkaç arkadaş Malatya caddelerini arşınlarken bir kayısı dükkanını gördük. 

Kayısı memleketinde kayısı dükkanını görmezsek olmaz deyip dükkana girdik. Güler yüzlü bir esnaf bizi karşıladı. Hoş geldiniz dedi. Malatya dışındanız. Müşteri değiliz. Ne var diye merak ettik. Bakabilir miyiz dedik. Elbette buyurun dedi. 

Küçücük bir dükkandı ama hiç boş yer olmayacak şekilde dükkanın her bir yeri kayısıdan yapılmış ürünlerle doldurulmuştu. Her birinin bir adı vardı. Hiçbirinin ismi aklımda kalmadığı için isimlerini yazamıyorum. Nazarımda hepsi kayısı olsa da şehrin insanı sanatkarlığını ve mucitliğini konuşturarak kayısıdan her şeyi imal etmişti. Her ürünün önünde de ismi yazılı idi. 

Esnaf ayağa kalktı. Eline bıçağı aldı. Her bir üründen büyükçe parça keserek her birimize ikram etti. Tadı ve lezzetleri çok güzeldi. Yediklerimi dışarıda görsem, yemeden kayısı olduğunu bilmem mümkün değildi. Esnafa, yeter kardeşim, zaten alıcı değiliz dedik birkaç kere. Esnaf, almayın kardeşim. Tadımlık. Benim ikramımdır dedi. Tadımlık dese de ikram ettiği tadımlıktan öte doyumluk türdendi. Bir verdiğini bitirmeden, diğerinden kesip uzattı bize. Adamın tadımlığı böyle ise doyumluğu nasıl olurdu. Güler yüzüne ilaveten yaptığı izzet ikramla bir güzel karnımızı doyurduk. Ardından teşekkür ederek ayrıldık.

Malatyalı bu esnafın ilgi, alaka, izzet ve ikramını, akşamında buluştuğum Malatyalı sınıf arkadaşıma bahsettim. Farklı bir esnaftı dedim. Arkadaşım, sadece o esnaf değil, ister al, ister alma. Tüm esnaf böyle ikram eder dedi. İyiymiş. Burası tam bana göre. Bizim Konya'da kesip vermezler. Verseler de ucundan küçücük keser verirler. Bunu da hangisinden alacaksan ondan keserler dedim.

Konya demişken Konya'dan birkaç kelam edeyim. Zira sebebi hikmeti nedir, bilmediğim garip bir durumla karşı karşılaştım. Hem de birkaç markette birden. Marketlerde gördüğüm bu garip duruma kısaca değinmek isterim.

Malumunuz bayram öncesi bayram şekeri ve lokumları için her markette bir stant açılır. Stantta her markanın şeker ve lokumu sergilenir. Gelen müşteriye satış yapmak ve tartıda yardımcı olmak için de reyonuna içinde birkaç görevli olur. Reyonu gören müşterinin kimi meraktan kimi fiyatları görmek kimi de ihtiyacını gidermek için reyonun etrafında duraklar ve gezinir. Müşteri hangi çeşitten isterse, görevliler tartıp verir. Kimi müşteri hangi çeşit şeker almaya karar veremediği için bir tane alıp tadına bakar. Kimi ne alacağını bildiği için tatmadan görevliye siparişini verir kimi de tadımlıktan öte şu nasılmış, bu nasılmış demek suretiyle bir nevi şeker ihtiyacını giderir.

Bayram öncesi marketlerdeki şeker reyonlarında durum bir nevi hep böyleydi. Böyleydi diyorum. Çünkü şeker, lokum için reyonlar yine açılmaya devam etse de ramazan bayramında nispeten gördüğüm, kurban bayramı öncesinde çoğu marketlerde bu reyonlarda bir dizi tedbirlerin alındığı gözlerden kaçmıyor. Kimi market şeker ve lokuma el değmeyecek şekilde reyonun etrafını şeffaf naylonla çevirmiş. Kimi naylon şerit çekmemiş ama “Şeker ve lokumda tadımlık yasak” anlamına gelen yazı asılmış. Kimi de naylon çekmemiş ama görevliler aracılığıyla standın başına gelen müşterilere sözlü olarak “tadımlık yasak”, “Beyefendi tadamazsınız” uyarısı yapıyor.

Gezip dolaştığım üç dört markette böylesi durumla karşılaştım. Bu garip ve olağanüstü durum ve tedbirin sebebi ne olabilir? Salgın devam etse, salgın riski ve hijyen açısından diyeceğim. Böyle bir durum olmadığına göre şeker, lokum alma bahanesiyle tadımlığın da ötesinde karın doyurmak için gelen bazı müşterilerin yediği şekerin jelatinini yere rastgele atması dolayısıyla etrafı kirletmesin amacıyla böyle bir tedbir almış olabilirler mi diye düşündüm. Birkaç kişi için koskoca zincir marketler tepki çekecek böyle bir şeye imza atamazlar. Sanırım, hayat pahalılığından dolayı her ürün ateş pahası olunca, bundan şekerleme türü de nasibini almış görünüyor. Dün göze batmayan tadımlık bugün öyle zannediyorum, marketlerin de bütçesine dokunuyor olmalı ki böyle bir uygulama başlatmış olabilirler. Çünkü ortalama iyi bir şekerin kilosu 200 liradan aşağı değil. Tadımlık yoluyla tartıya girmeyen şeker miktarı olsa olsa bir iki kilo olur. Bu da en ucuzuyla 400 liradan aşağı değil.

İşin özü, gördüğüm bu manzara bana çok itici geldi. Hiçbirinden şeker ve lokum almadan çıktım. O kadar moralim bozuldu ki gerekirse bu bayram şeker almayayım diye geçirdim içimden. 

-Devam edecek-

22 Haziran 2023 Perşembe

Aklıma Anlatamadığım

Merkez Bankasının uzun bir aradan sonra faizi yükseltmesi hakkında ne dersin?

Boş ver bunu.

Ya ne konuşalım?

Bak, sana bir konu bulayım ve sana bir sırrımı açıklayayım. Daha doğrusu bir itirafta bulunacağım.

Hayırdır?

Hayır hayır. Zira benim şerle işim olmaz.

Neymiş o?

Ama güleceksin ve garip karşılayacaksın.

Söz, gülmeyeceğim.

O zaman sıkı dur.

Lütfen!

Dünyanın döndüğüne inanmıyorum.

Ciddi olamazsın.

Hiç olmadığım kadar.

Ne zamandan beri bu fikirdesin?

Kendimi bildim bileli ve bu fikrimi de hiç değiştirmedim.

Ama bilim, dünyanın döndüğünü söylüyor ve tüm dünya bunun böyle olduğuna inanıyor. Seninki herkes Mersin’e, sen tersine durumu olmuyor mu?

Biliyorum bu düşüncemin bilime ters olduğunu. İnsanların tersine düşündüğümü de biliyorum. Bilimin kabul ettiği dünyanın döndüğünü kabul etsem de buna ikna olmuş değilim. Zira akıl ve havsalam almıyor bunu. Bu konuda dünya bir yana, ben bir yana. Pek dillendirmediğime bakma. Aklım böyle diyor ve bendeki bu akla çok güveniyorum. Dünya bir araya gelse, bu dünyanın döndüğü konusunda beni ikna edemez. Dünya bir akıl, ben bir akıl. Bak şu eve, bak şu ağaca. Ben bildim bileli böyle. Hiç milim dönmemiş. Dünya dönseydi, bu ev, bu ağaç hiç yerinde durur muydu?

Allah Allah, bu fikrini benden başka bilen var mı?

Geçmişte birkaç kişiye söylemiştim. Haliyle güldüler. Daha fazla madara olmamak için içime attım. Bir daha da dillendirmedim.

İyi ki içine atmışsın. Varsın bu aklın içinde kalsın. Şunu da söyleyeyim. İyi ki bu fikir, düşünce bazlı içinde duruyor. İyi ki elinde yetki yok. Düşünsene, elinde yetki olsaydı, dünyanın dönmesini durdurmaya kalkardın. O zaman ayıkla pirincin taşını.

Dünya hapı yutmuş olurdu ama ben de bu fikrimi denemiş olur, içimde kalmazdı. Baktım olmayacak, yine dönmesine izin verirdim dünyanın. Ama bu izin, benim bu fikrimden vazgeçtiğim anlamına gelmezdi.

Aman ne olur, içinde kalsın. Dünyanın böyle bir maceraya ihtiyacı yok.

Yok ama içimde durdukça kendimde vebal hissediyorum.

Senin vebalini ben üstlenirim. Ne olur, aklın sana kalsın.

Beğeneceğini sanmıştım. Böylece bu dünyada bir başıma doğrularımla kalmaz, bir sen, bir ben, bu dünyada böyle düşünen iki kişi olurduk.

Çok sağ ol, ben almayayım. Söylenen sır, sır olmaktan çıkar ama bu sırrı hayatım boyunca içimde saklayacağım.

Sana da iyilik yaramıyor.

İyiliğin sana kalsın. Zira bu iyilik dünyaya lüks gelir.

Benim Dünyam

Merkez Bankası faizleri yükseltmiş. Ne dersin?

Ne diyeyim, yükselmesi gerekiyormuş demek ki.

Ama nass vardı hani? Ne güzel indiriyorduk.

Varsa var. Ne yapalım yani? Nass kaçıyor değil ya. Daha orada duruyor. Dursun şimdilik. Zamanı gelince kullanılır.

Bir çelişki yok mu burada? Hani bir şey bir şeyin sonucu idi? Bir şeyin o şeyin sonucu olmadığı ortaya çıktı.

Yanlıştan dönülmüş demek ki.

Yanlışın var.

Ama faiz artırıldı.

Artırılmış olabilir ama bu görüşten vazgeçildiği anlamına gelmiyor.

Burada bir gariplik yok mu?

Olabilir ama insanları inandığından ve doğru bildiğinden vazgeçirmek zordur.

Bir şey doğru ise doğrudur, yanlış ise yanlıştır.

O sana göre. Bir de onun gözünden bakmak gerek. İnsanın doğruları atom gibidir, aynı zamanda yanlışları da. Atomu ise parçalamak biliyorsun, zordur.

Ama herkes Mersine giderken tersine gitmek değil mi bu?

Bak kardeş! Zorlama istersen. Git işine. Başka işin yok mu senin.

Tamam kestim. Bir şey dediğim yok. Ha içimi dökeyim istemiştim.

Susmak en iyisi ve de bir nimettir, hele sözün bittiği yerlerde.

Haklısın.

Sen en iyisi içini dökecek içinde bir yer bul. Hiç dışa vurmadan içini, içine dök dur. Fikrin içinde doğsun, yine içine batsın.

Anlamaya başladım galiba. Bir ülkede doğan nehrin o ülke sınırları içinde dökülmesi gibi bir şey bu. Ülke dışına çıkmamak yani. Ya da güneşi içimde doğurup içimde batıracağım.

Bak aklın çalışmaya başladı. Neyse sen boş ver bu meseleyi de ben sana kendimi anlatayım. Bir konuda ben de bundan farklı değilim.

Lütfen!

Dünya dönüyor, değil mi?

Evet, şüphen mi var?

Şüphem yok da sen gel, onu benim külahıma anlat.

Anlamadım.

Anlamaman ayıp değil. Zira bunu kimse anlamıyor.

Kendini anlatacaktın?

Anlatayım. Bilim ve herkes dünyanın döndüğüne inandığı için ben de inanıyorum ama buna ikna olmuş değilim. Utanmasam, dünyanın döndüğüne inanmayacağım. Çünkü aklım almıyor. Geçmişte bunu birkaç yerde dillendirdim. Beni tefe koydular. Tefe konmaktansa, içime attım. Nicedir bu doğrumu içimde tutuyorum. Dünya dönse de bana göre dönmüyor. Bugün dünyanın dönmesi, benim bu fikrimden döndüğüm anlamına gelmiyor. Zira ben aynı yerdeyim ve dünya dönmüyor.

Ama herkes dünyanın döndüğüne inanıyor.

İnanıyor olabilir. Herkes böyle inanıyor diye ben bu görüşümden vaz mı geçeceğim? Varsın bu dönen dünya sizin olsun, benim küçük dünyam bana yeter de artar bile.

İlginç! 

İlginç, garip ve dahası dünyaya meydan okumadır bu. Tüm bunları da biliyorum. Ne edersiniz ki ben buyum ve bundan dolayı kimseye de kızmıyorum, kendime de. Bu fikrim garip olsa da bir iyi yönüm var. Bu fikrimden dolayı dünyayı döndürmeye kalkmıyorum. 

Yurtiçi ve Yurtdışı Kurban Bağışları

Yardım kuruluşları yurt içi ve yurt dışı online kurban bağışı kabul etmekte. Her birinin hangi ülke için ne kadar kurban bedeli talep ettiklerini İnternet sitelerine girildiği zaman görmek mümkün.

12 yardım kuruluşunun online bağış miktarına ve bağışın yapılacağı ülkeyi inceledim. Karşıma birbirinin aynısı veya yakın ya da çok farklı rakamlar çıktı.

Afrika için küçükbaş bedeli 1.250 (keçi), 1.500 (koyun), 1.895, 2.190, 2.000, 2.200 arasında. Büyükbaş için 1.695, 1.850, 1.890, 2.000, 2.800 aralığında.

Yurtdışı küçükbaş için 2.200, 2.750, 2.250, 2.600, 3.700 şeklinde.

Filistin’de küçükbaş 5.800 lira.

Büyükbaş hissesi Afganistan’da 2.500, Ukrayna, Balkanlar ve Kafkaslarda 3.500 olarak belirlenmiş.

Yurtiçinde ise 3.500, 3.700, 5.400, 5.595, 5.950, 6.000, 7.500 aralığında.

Başka yardım kuruluşlarına da bakıldığı takdirde kesilen yere göre fiyat farklılığı gösterdiği görülecektir. Kurbanlığın semiz ve zayıflığına, ülke ve büyük ve küçükbaş olmasına göre değişmesi normaldir. Aynı kıtada birbirine yakın bağış miktarı da normaldir.

Ulaştığım miktarlardan hareketle normal olmayan bağış miktarlarını hem karartıp hem de altını çizdim. Tamam fark olsun da bu kadar olmaz. Bir diğer husus, küçükbaş olsun, büyükbaş olsun, her hisse aynı fiyata nasıl olur, bunu da anlamak zor. Zira hayvandan hayvana değişmesi lazım. Durum bu iken her bağışçıdan aynı fiyat talebi beni düşündürüyor. Hepsinden geçtim, Afrika’da da olsa 1.250 liraya bir keçi nasıl olur? Bu nasıl kurban edilir?

Bağışların en normal olmayanı ise Filistin’deki kurban fiyatı. Orası da yurtdışı ne de olsa. Bir ülkeden diğer ülkeye fark etsin ama arada bu kadar uçurum pes doğrusu.

Türkiye’deki kurban fiyatlarının 3.500 ila 7.500 arasında değişmesi başlı başına garip. Bu ayıp da bu ülkeye yeter de artar bile.

Normalde yurtiçi normal bedeli yurtdışına göre daha uygun olması gerekirken Türkiye’deki bir kurban bağışıyla Afrika’ya üç kurban bağışı yapılır. Bu fiyatlara göre ya Afrika anormal ya da biz. Öyle ya yurtdışında kurban için gidip gelme ve organizasyon gerekli. Bu da ister istemez daha fazla maliyet olmadı gerekir.

Fiyatlarda anormallik ve hayat pahalılığı ister istemez kurban fiyatlarına da yansımış diyeceğim ama kendimi bildim bileli bu ülkedeki kurban fiyatları yurtdışına göre daha pahalı. Zaten bundan dolayıdır ki kurban bağışında vatandaşın çoğunluğu yurtdışı seçeneğini tercih ediyor.

Afrika’da acaba sadece kurbanlık fiyatları mı uygun yoksa tüm ürünler bu şekil kelepir fiyatına mı? Orada bizde olduğu gibi hayat pahalılığı yok mu? Varsa da acaba kurbanlıklar resimlerde gördüğümüz Afrikalılar gibi bir deri bir kemik mi?

Afrika’da enflasyon yoksa bizim yetkililerin Afrika’ya gidip bir enflasyon dersi almasında fayda var. Çünkü biz kendimizi bildik bileli enflasyonlu hayatla yaşıyoruz. Vücut iyice bağımlılık yapmış olmalı ki şükür dimdik ayaktayız.

21 Haziran 2023 Çarşamba

Pandemi Yasakları Kalkmamalı

Bakanlar Kurulu toplantısının ardından bir dizi yasakların kalkacağı, bir kısmının esnetileceğiyle ilgili kamuoyunda bir beklenti var.

Pazar yasağı da kalkacak yasaklar arasında.

Hepsine eyvallah ama pazar yasaklarının devam etmesi en büyük dileğimdir.

Neden derseniz?

Birincisi, evde kalmaya alıştık.

Sağa sola gitme, çarşı pazara çıkma, pikniğe gitme derdi olmuyor.

Gün boyunca uzun oturuyorsun.

Bu rahatı bozmaya kimin hakkı var? 

İkincisi, pazar yasakları dolayısıyla pikniğe gidemeyen insanımız, evinin önünde birbirine nazire yaparcasına mangal yakarak dumanını ve kokusunu tüm mahalleye yayıyor.

Komşuda pişer, bize de düşer dedikleri bu olsa gerek. Et gelmiyorsa da dumanı ve kokusu geliyor.

Cadde,  sokak ve mahalleden geçenler ve günlük rutin yürüyüşünü yapanlar ise ağzının suyunu akıta akıta bu duman ve et kokusundan faydalanıyor.

Aldığım duman ve et kokusu yeter, şu sokakta mangal yakan yok, biraz da buradan yürüyeyim dediğin zaman devreye belediye ilaçlama aracı devreye giriyor.

Hepsi birden mahalleyi yangın alanına dönüştürüyor.

Pazar yasağı kalkar da vatandaş piknik yerine akın edince, mahalleden dumanlar yükselmeyecek, et kokusu gelmeyecek.

Çünkü piknik özlemini gidermek isteyenler, piknik havasından mahrum kalacaklar.

Öyle ya pikniğe giden var, gidemeyen var.

İşte bundan dolayı pazar yasağının kalkmasını istemiyorum.

İşin bir diğer yanı evde pencereler açık otururken ya da balkon keyfi yaparken duman ve mangal kokusuyla beraber evin içine duman ve koku girmesin diye tüm aile fertlerinin her bir odaya dağılarak açık pencereleri kapatmaya koşamayacak. Bunun heyecanı da başka. Ancak yaşayan bilir.

Hasılı, yasaklar kalkarsa gördüğünüz gibi neler kaçırıyorum neler... Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün. 21.06.2021

İl Furyası

Özal'ın başlattığı, Çiller ve Mesut Yılmaz'ın devam ettirdiği seçim öncesi seçmene verilen söz ve vaatlerden biri de "Köyünüzü belde, beldenizi ilçe, ilçenizi il yapacağız. Yeter ki oyunuzu bize verip bizi kazandırın" idi. Bu vaatlerin ardından 67 olan il sayısı değişik seçimlerde 81'e çıktı. Belde ve ilçe yapılan yerleşim yerlerinin sayısını bilmiyorum. Öyle zannediyorum, bunların sayısı daha çok. 

İl, ilçe ve belde yapılan bazı yeni yerleşim yerlerine bu yeni statüleri yakışsa da bazıları sırıtıp kaldı. Öyle köyler belde, öyle beldeler ilçe yapıldı ki buralara belde ve ilçe demeye bin şahit lazım. Ne söz veren siyasi burası ne belde ne ilçe olur dedi ne de seçmen. İl yapılan bazı ilçeler il olunca, bu illere bağlanacak ilçe bulunamadı. Bunun için beldeler ilçe yapılarak bu illere ilçe bulundu. Bazı ilçeler bu yeni illere zoraki bağlandı. Bazısı, eski ilden ayrılmak istemedi bazısı da bu yeni ili rakip gördüğünden bağlanmak istemedi. Bu durum garip karşılansa da Türkiye’nin bir gerçeği bu. Genelde komşu köyler ve ilçelerde bu türden bir rekabet söz konusu.

Türkiye'nin 90-2000 yılları bu tür vaatlerle geçti. 

Büyükşehir yasası ile birlikte beldeler kaldırıldı. Büyükşehir statüsünde olmayan vilayetlerdeki belli nüfusun altında kalan beldelerin belediyeliği düşürüldü. Bu yasa ile birlikte ilçe özelliği olmayan ve nüfusu gittikçe düşen bazı ilçelerin kaldırılması uygun olurdu ama bu yola başvurulmadı. 

2000'li yıllardan sonra köyü belde, beldeyi ilçe, ilçeyi il vaatleri sekteye uğradı. İl olma beklentisi içine giren birçok ilçe sakininin beklentisi gerçekleşmedi. Halihazırda il olmayı her yönüyle hak eden birçok ilçemiz olsa da bu furyaya son verilmesi yerinde bir karardı.

Gelelim günümüze. 2023 seçimleri siyasilerin gerekli, gereksiz vaatleriyle geride kaldı. Öyle zannediyorum, elde verilecek başka vaat kalmamış olmalı ki 2024 mahalli seçimlere giderken "İl sayısının 100'e çıkarılması" dillendirilmeye başlandığını, bazı partilerin bunun üzerine çalışma yaptığını" üzülerek gazetelerde okudum. Ateş olmayan yerden duman çıkmadığına ve siyasilerin vaat yönünden son kurşunlarını 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde attığı, elde başka sermaye kalmadığı göz önüne alınırsa, il sayısının yüze çıkarılması, öyle zannediyorum, 2024 mahalli seçimlerinin en önemli seçim vaadi olacağının ipuçlarını veriyor bize. 

İl olmayı kaç yıldır bekleyen büyük ilçe sakinleri kızsa da siyasilerin il sayısını yüze çıkarma oportünist yaklaşımına girmemesi en büyük dileğimdir. Bir taraftan büyükşehir sayısını artırıp tüm köy ve ilçeleri bir nevi mahalleye dönüştürürken küçücük ülkeden 100 il çıkarmak akıl karı değil. Siyasilerin seçmen istiyor diye üç beş oy gelecek diye olur olmaz her şeye tamam demesi ülke yönetmek değildir.

Bir ilçe il yapılamaz mı? Yapılır elbet. Bunun için bir seçim öncesini beklemek gerekmez. Yine il sayısını yüze çıkarmak gibi bir çalışma yapılmaz. Meclis, siyasi saiklerden uzak büyükşehir, il, ilçe olma kriterini enine boyuna inceleyip kriterlerini ortaya koyar ve yasalaştırır. Bu yasa da sık sık değiştirilmez. Şartları oluşan köy ilçe, ilçe il, il büyükşehir olmayı hak eder. Bu durumda il sayısı gerekirse yüz olur, yüz elli olur.

İl sayısının yüze çıkarılması gündeme gelince, il olmayı bekleyen veya il olacak ilçeler de nüfuslarıyla birlikte gazetelerde yer almaya başladı. Yazılan ilçelerin nüfuslarına bakılırsa, çoğu il olmayı hak etmiş. Yalnız il olmak için tek başına nüfus yeterli midir? Bence yeterli olmaması lazım.

İl yapılacak bir ilçe için kriterler neler olabilir?

İlçenin nüfusu,

İl yapıldığı takdirde bağlanacak ilçe sayısı, (5-6 ilçeden az olmamalı. Bu ile ilçe bulmak için köyler belde, beldeler ilçe yapılmamalı.)

Bu ile bağlanacak ilçelerin bu ile bağlanma isteği,

Diğer illere yakınlık ve uzaklığı, (Bir ile uzaklığı en az 50-60 km olmalı.)

Gelişmeye uygunluk durumu, kendi kendine yeterliliği, (İl olduktan nice yıllar sonra çoğu ihtiyacını çevre illerden karşılama durumu olmamalı.)

Coğrafi yönden stratejik bir mevkide olmalı vs.

Ezcümle, siyasilerimiz ilçeleri il yapma konusunda yoğurdu üfleyerek yemeli. Unutmasınlar ki il sayısını yüze çıkarmak bu alandaki beklentiyi gidermeyecektir. Çoğu ilçe biz de biz de diyecektir.

20 Haziran 2023 Salı

Omurgalı Duruş

Hangi alanda olursa olsun düşüncesi ne olursa olsun hayatının her alanında prensip sahibi, omurgalı duruş sergileyen etkili ve yetkili kişilere bu ülkenin çok ihtiyacı vardır:

Prensip sahibi, sözünün eri, 

U dönüşü yapmayan, yaptığı zaman öz eleştiri yapan, 

Kırıp döktüğü zaman kırıp döktüm, bedelini ödemeye hazırım diyen, 

Menfaati ve beklentileri için o taraftan bu tarafa savrulmayan, rüzgara göre yer değiştirmeyen, menfaati için kırk takla atmayan, durduğu yere yakışan ve katma değer üreten,

Gittiği yere yakışan, geçmiş hukuka saygı gösteren, eleştiri ve tenkitlerinde seviyesini koruyan, 

Geldiği ve gittiği her yerde saygınlığını koruyan ve saygı gören,

Tevazuu elden bırakmayan, kendisini Hint kumaşı görmeyen, ikbal hesabı ve çıkarcılık yapmayan,

İnandığı değerler ve duruşu adına önüne serilen imkanları, makam, mevki ve statüleri gerekirse elinin tersiyle itebilen, 

Bir grubun, bir camianın içinde iken kuyu kazmayan, başkasına çalışmayan, açık oynayan,

Makam, mevki ve statüde tercih edilmediği zaman dengesini ve duruşunu kaybetmeyen, 

Bulunduğu yerde içine sinmeyenleri önce içeride dile getiren, eleştiren, çözüm olmazsa dışarıda görüşünü açıklayan, bunu açıkladığı takdirde göreceği zarara katlanan ve göğüs geren, ayrılması gerektiğinde "Sizinle ayrıştım. Sizlerle ayrı dünyaların insanı olduk. Benden bu kadar" deyip giden, eski hukuka halel getirmeyen, 

Fikren, zikren, siyaseten durmadan zikzak çizmeyen, siyasete girdiği yerde devam eden, anlaşamadığı zaman partisi içinde mücadele eden, gerekirse siyaseti bırakan, farklı yelpazede siyasete devam etmeyen, devam edecekse de anlaşılabilir ve tutarlı olan,

Her türlü söz ve eyleminde bir duruşu ve omurgası olan, görüşünü tasvip etmese de bu duruş ve omurgasına saygı gösterilen, idealleri uğruna hareket eden,

Bulunduğu yerde katma değer üretemediğini, kendisini tekrarlamaya başladığı zaman benden bu kadar deyip köşesine çekilmesi bilen,

İnanmadığı yerde durmayan, içine sinmeyen şeylere imza atmayan,

Koyduğu hedeflere ulaşamadığı zaman hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan başarılı olamadım deyip özür dileyen, bulunduğu yerde yapışıp kalmayan,

Her konuda istişareye, ortak akla ve ekip ruhuna önem veren, kendisinden farklı görüş serdedenleri düşman bellemeyen,

Bulunduğu yere yeni yüzler kazandıran,

Başarıyı ekibine mal eden, başarısızlığı kendisinde arayan...