22 Mart 2020 Pazar

Sağlık Çalışanlarına Alkışlı Destek *

Türkiye, birkaç gündür koronavirüs salgını ile mücadele eden sağlık çalışanlarına moral desteği vermek amacıyla akşam 21.00’de alkışlı destek eylemi başlattı. Eylem kısa zamanda tüm Türkiye’ye yayıldı. Başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının görevlerini yaparken bu morale ve alkışlanmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaçları var. Çünkü herkesin salgın dolayısıyla birbirinden kaçtığı olağanüstü bir durumdan geçiyoruz. Biz virüs kaparız diye birbirimizle temastan kaçıp sosyal mesafeyi korurken önlerine gelen hastaya teşhis koymak ve tedavi etmek amacıyla sağlık çalışanları, hasta ile yakın temas ediyorlar. Bu da kendi canlarını ve ailelerini riske atmak demektir.

Sağlık çalışanlarına verilen bu moral alkışını destekliyorum. Ama isterdim ki bu destek salgınla yüz yüze geldiğimiz ve ölümü soluduğumuz zaman dilimiyle sınırlı olmamalıydı. Her daim olmalıydı. Yazımdan, sağlık çalışanlarına her akşam saat 9.00’da alkış yapalım anlaşılmasın. Sair zamanlarda da sağlık çalışanlarının görevlerini iç huzuru içinde yapmalarına imkân vermeliydik diyorum. Maalesef başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarına, görevleri esnasında uyguladığımız şiddet yönünden sicilimiz iyi değil, hayli kabarıktır. Uğradıkları şiddetten dolayı hekimler çok eylem yaptı geçmişte. Sağır sultan duydu bunu. Hastane koridorlarına gittiğimiz zaman hastanelerin görünür yerlerinde “Şiddete hayır” afişlerini hepimiz görürüz. Bu salgını atlatırsak hekimlere uyguladığımız şiddet, kaldığı yerden devam eder. Çünkü bundan önce “Efendim! İlgilenmedi, al dayak. Yanlış teşhis koydu, vur. İyi davranmadı, al gününü.” dedik durmadan. Sözlü tacizi, tehdidi ve en ufak bir şeyde şikâyeti saymıyorum bile.

Temennim odur ki bugün, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz sağlık çalışanlarına, bundan önce uyguladığımız şiddetlere bir son veririz. Başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm meslek gruplarına umarım gereken önemi veririz. Kamu çalışanlarına emir erimiz muamelesi yapmaktan vazgeçeriz.

Canlarını tehlikeye atarcasına her türlü riski göze alarak virüse yakalanan kişileri, tespit/teşhis ve tedavi etmek için gecesini gündüzüne katan sağlık çalışanlarının bugünkü durumunu görünce bugün kaçımız sağlıkçı olmak ister? Evet, hekimlerin aldığı ücret sair meslek gruplarına göre daha dolgun. Çoğumuzun gönlünde hekim olmak yatar, oğlumuz-kızımız hekim olsun ister. Bu yüzden her yıl üniversite yerleştirmelerinde bu ülkenin başarılı çocuklarının çoğu tıp fakültelerini tercih eder. Ama bugün kaçımız tıp fakültesini tercih etmek ve hekimlerin aldıkları bu para için bu mesleği ifa etmek ister? Öyle zannediyorum, şimdi yapılacak bir araştırmada tıp fakültesini tercih etmek isteyenlerde büyük düşüş olur. 2020 YKS’si yapılırsa bu yılki tıp tercihlerindeki azalmayı daha iyi görürüz. Çünkü şu anda hekim ve sağlık çalışanı olmak ve bu görevi yapmak büyük fedakarlık ister. Her babayiğidin de harcı değildir bu.

Ezcümle, sağlık çalışanlarına verdiğimiz moral alkışı mevsimlik olmasın. Bugün ve her daim onların vazifelerini daha iyi koşullarda yapmalarına biz vatandaş olarak destek olalım, destek olmasak da köstek olmayalım. Bugünleri unutup gitmeyelim. Herhangi bir mağduriyetimizde hakkımızı medenice arayalım, kaba kuvvete asla başvurmayalım. Başta sağlık çalışanları olmak üzere bu salgından Allah hepimizi korusun. İnşallah en az hasarla atlatırız. Allah yar ve yardımcımız olsun.

*23/03/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



21 Mart 2020 Cumartesi

Yaşlılarımızın İtibarını Korumanın Yolu ***

Ekmek almak için mahallemdeki fırına gidiyordum. Caddeden geçen tek tük araçların dışında kimsecikler yoktu. Yayaya da rastlamadım. Az yürüdükten sonra otobüs durağında yaşı epeyce ilerlemiş bir amcayı gördüm. Durakta oturduğuna göre otobüs bekliyor olmalı. Hava buz gibi. Etrafında kimsecikler yoktu. Selam verip geçtim. Dönüşte beni görünce ayağa kalktı. “Otobüsler geçmiyor mu, ne zamandır bekliyorum, gelmedi” dedi. Amca, gelmeye gelir ama otobüse binen yolcularda bir azalma olduğu için tarife değişikliğine gidilmiş ve seferler seyreltilmiş olabilir, dedim. Sonra beklemek için tekrar oturağa oturdu. Yürüyüp evime geçtim. Amca soğukta ne kadar oturdu, otobüs ne zaman geldi bilmiyorum. Geçip giden minibüslere binmediğine göre ya cebinde parası yoktu ya acelesi yok ya da parası var, ücretsiz nasılsa diye otobüsü bekliyordu. Yaşlıların sokağa çıkmaması sık sık uyarılmasına ve salgın virüsün kol gezdiği, virüse yakalananların sayısında her gün artışın olduğu ve ölenlerin hepsinin yaşlılardan oluşmasına rağmen sanki normal bir günmüş gibi bu amcanın buz gibi havada çarşıya gidiyor olmasını garipsedim doğrusu.

Aynı gün öğleden sonra “65 yaş üstü kişilerin, belediyeye ait toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma uygulamasını, tedbir amaçlı geçici olarak durdurulması haberini alınca sevindim doğrusu. Yerinde ve olması gereken, aynı zamanda gecikmiş bir karar. Aldıkları bu karardan dolayı Konya İl Hıfzıssıhha Kuruluna tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum. Konya'yı emsal gösteren bazı illerimiz de aynı kararı almaya başladılar. Bu karar, onca uyarıya rağmen evlerinde kalmamak için direnen birçok yaşlıyı evlerinde tutacaktır.

Bu kararı her ilin il hıfzıssıhha kurulları tek tek alıncaya kadar tüm Türkiye'yi kapsayacak şekilde hükümet, böyle bir karar almalıdır. Çünkü yaşlılara bu hakkı veren hükümettir. Öncelikli olarak durdurmak da ona düşer. Üstelik alınacak bu karar, geçici bir süreliğine durdurma şeklinde değil, bir daha uygulanmayacak şekilde kaldırılmalıdır.

Hükümet, zamanında yaşlılara bu hakkı verirken yaşlıları korumayı, onlara destek olmayı ve onlara değerli olduklarını murat etmiş olabilir. Bu kararın ardından, yaşlılarımız kamuya ait toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlandı ama hükümetin muradı gerçekleşmedi. Başta otobüs şoförleri olmak üzere kamuoyu, ücretsiz binenlere bilendi. Onlara bedavacı dedi, onları yük olarak gördü. Bazı yaşlılarımız da bedava diye evine girmez oldu. O otobüs, bu otobüs akşama kadar bir duraklık mesafeye bile bindi durdu. Ücretsiz binmenin yükü, belediyelerin sırtında bir kambur olarak kaldı.

Bence otobüsleri ücretsiz kullanma iradesi, yaşlıları koruyup kollama, onlara değer verildiğini gösterme ve onlara yardım etme değildir. Büyüklerimizi toplumun önüne atmaktır. Çünkü bu uygulama, büyüklerimizin saygınlığını yok etmiştir. İnsan onurunu korumanın yolu, onların ücretli binmelerini sağlamaktır. Eğer yaşlılara ulaşım yardımına devam edilecekse bu haktan yararlananların hesaplarına ulaşım gideri adı altında bir ücret yatırılabilir, ücretsiz yararlanma günün belli saatleri ile sınırlı tutulabilir. Mesela 10.00 ila 15.00 arası gibi. Günlük iki binişi geçmeyecek şekilde sınırlandırma getirilebilir.

Hasılı Konya'nın başını çektiği ücretsiz yararlanma hakkının bir daha uygulanmayacak şekilde tüm Türkiye'den kaldırılması, yaşlılarımızın saygınlığı açısından elzemdir.

***24/03/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Sizi Makarnacılar Sizi!

Bakın hele! Şu makarnaları hanginiz stok ettiyse -gözüm yok, varsın sizin olsun- bir paketini bana versin. Oğlan dayattı makarna da makarna diye.

Gittim markete. Yok, olmuş makarnalar. İnsan bir pakette mi bırakmaz. Hasılı bir paket makarnam bile yok.

Şimdi ne diyeceğim oğlana? Hayatımda bir makarna istedim, onu bile almadın. Ben sana zamanında makarna alalım demedim mi, ha bir söz dinleseydin, derse ben ne diyeceğim? Benim durumum küçüklerin, "Dışarı çıkma, evde kal" sözüne uymayan büyüklere benzedi. Devir değişti. Eskiden büyüklerin sözünü küçükler dinlemezdi. Şimdi küçüklerin sözünü büyükler dinlemez oldu.

Neyse bana "Evde kal" dendi, kaldım. Ben evde kalırken birileri malı yani makarnayı götürmüş. Alacağınız olsun. Bu aşamadan sonra çocuğunun bir isteğini bile yerine getirememiş bir baba olarak evde bir başıma, bağrıma taş bastırıp oturacağım.

Eee, evde can sıkıntısından makarna pişirip pişirip yiyor musunuz artık... Sizi makarnacılar sizi! Nasıl tadı güzel mi bari... Afiyet olsun!

Bu arada makarna bulmak niyetiyle bir güzel giyindim. Virüsten korunmak için uzmanların uyarısına uyarak maskeyi taktım. Düştüm yola. Gözlük buharlandı durdu. Buharlanınca haliyle önümü göremedim. Gözlüğü çıkardım. Yine önümü göremedim. Öyle maske tak demek kolay. Gözlüklü iseniz maske takın da göreyim. Sahi niçin gözlüklüler için gözlüğün camını buharlatmayan maske üretmezler ki…

Ayrıca maskeli durmak da zormuş. Nefes almakta zorlanıyorsun. Zorlandığıma değseydi bari. Bir makarna bile bulamadım.

Bu arada markette benden başka maskeli yoktu. Beni görenler, biz ölelim de bu bey amca(dayı diyen de çıkar, enişte diyen de eksik olmaz) dünyaya kazık çaksın demiş olmalı.

Not: 1. Yazıda, makarna makarna diye tutturan çocuk, 18'ine girmiş biridir.
2. Makarna vardır da sen görememişsin, zira gözün görmüyor diyeniniz olursa ödeme yaparken kasiyere sordum. Kalmadı dedi.
3.Bu arada çocuk, makarna yoksa ders çalışmak da yok deyip YKS'ye girmez ya da girer, başarılı olamazsa sorumluluk makarna stokçularındadır. Vebali boynunuza! (ya da Konyalı deyimiyle bobal boynuna!)
4. Kandil mesajı gönderenler, mesajın yanında birer paket de makarna gönderseler epey bir öğün savar, çocuğun da gönlünü böylece almış olurdum.

20 Mart 2020 Cuma

Bir Fırsatçılık da Ben Yaptım

Malum dışarıya çıkamıyoruz. Neredeyse esnafın dışında birçoğumuz evlerimize kapandık. Kendi adıma ekmek ve birkaç zaruri ihtiyaç dışında alışverişe gitmiyorum. Hiç olmadığı kadar toplumdan kendimi izole ettim. Aldığım her nefese şükrediyorum. Sıkılıyor muyum? Hayır. Kendimce bir meşgale buluyorum evde. Ev işlerinde hane halkına elimden geldiği kadar yardım ediyorum.

Zaruri ihtiyaçlarımı öteliyorum. Dişimde sorun var, tedavi için dişçiye gitmem lazım. Gidemiyorum. İyi-kötü yiyip içiyorum şimdilik. Buna da şükür. İnşallah ortam düzelinceye kadar daha fazla sıkıntı vermez. 

Bu arada saçım da büyüdü. Kesilmesi lazım. Berbere gitmeye cesaret edemedim. Ne yapayım, ne edeyim derken bıyıkları kesmek ve düzeltmek için aldığım şarjlı tıraş makinesi aklıma geldi. Olur mu olur, niye olmasın. Verdim hane halkının eline makineyi, oturdum berber koltuğu gibi sehpanın üzerine. Saç olarak kafamda ne varsa alın dedim. Zaten saçlarımı kesmem için özel bir isteğim yoktu. Hani küçük çocukların saçını berberler tıraş ederler(kırkarlar) ya, işte benim istediğim de öyle bir şey. Siz buna geçmişe yani çocukluğa özlem de diyebilirsiniz. Uzun bir aradan sonra saç tıraşım bitti. Bu tıraşımda macera, heyecan, acemilik, ne ararsanız vardı. Ne de olsa acemi berberin önündeydim. Tıraşımı uzatan, şarzın sık sık bitmesiydi. Zamanında tam doldurmazsam olacağı buydu. 

Zor ve meşakkatli ve uzun bir beklemenin ardından nihayet son rütuşlar yapıldı ve saç tıraşım bitti. Başımın üzerinde bir baş daha varmış meğer. Kafam küçülüverdi. Buna da şükür. 

Saçı büyüsün de gelsin, biraz da biz nasiplenelim diyen berberim kusura bakmasın. Elinin ekmeğini alarak fırsatçılık yapmış oldum. Bu defalık böyle olsun. Malum olağanüstü bir durumdan geçiyoruz.

Bu arada berbere gitmeyip saç tıraşımı evde amatör berberler eliyle halledince berbere vereceğim berber parası da cebimde kaldı. Kısa günün kârı. Beni memnun eden de işin bu yanı. 

Bir dahaki saçlarım büyüyünce kadar Allah kerim. Bu olağanüstü hal devam ederse saç tıraş ihtiyacımı aynı yol ve yöntemle halletmek istiyorum, şayet amatör berberim yan çizmez ise... Şu an tek derdim diş sorunu. Acaba malum berberlerim buna da bir çözüm yolu bulabilirler mi?


Uzak Dur Benden! **

Bu dönemde sizinle çarşı-pazarda karşılaşır ve konuşmak durumunda kalırsam, bana elini uzatma. Kafanı salla geç git. Beni merak etme, görüyorsun yaşıyorum hala. Yanımda durarak ağzını ayırma. Hele kucaklaşmaya kalkma. Tüm bunları şayet ben yapmaya kalkarsam elimi geri çevir, varsın havada kalsın elim. Bugünlerde aramızdaki mesafeyi koruyalım, en az bir metre. Sonra bu samimiyet nereden böyle... Ölmez de sağ kalırsak senin bu tokalaşma ve sarılma özlemini bir ara yani bu çağımızın vebası giderse döner döner tokalaşır, hatta sarılır, fazlasıyla telafisini yaparız seninle.

Tamam, sana göre sende koronavirüs yok. Sapasağlamsın maşallah! Allah sana uzun ömür versin. Ama nereden biliyorsun sağlam olduğunu, doktor musun sen? Yoksa test yaptırdın da durumun negatif mi çıktı? Biliyorum ne doktorsun ne de test yaptırdın. Hoş, doktor bile test yaptırmadan kendisinde virüs olduğunu bilemeyebilir. Diyelim ki test yaptırdın, durumun negatif çıktı. O negatifin pozitife dönmeyeceğine dair vücudunla veya virüsle bir anlaşman mı var?

Diyelim ki kendinden eminsin, virüs taşımıyorsun. Her yönüyle sütten çıkmış ak kaşıksın. Ya benimle temas ettiğin gibi bir başkasıyla temas etmediğin ve ondan virüs kapmadığın ne belli ya da ben virüs taşıyorsam, olur olmaz yerlere girip çıkıp birileriyle temas etmişsem veya temas ettiğim kişilerden birinde bu virüs varsa... Gördüğün gibi bende tıpkı senin gibi potansiyel bir virüs taşıyıcısı olabilirim. O yüzden ne kendine çok güven ne de bana. Bugünlerde yoğurdu üfleyerek ye. Olağanüstü bir durumdan geçtiğimiz bugünlerde gülerek "Aslında tokalaşmamak lazım" deyip elini sakın uzatma. İfrit oluyorum bu duruma. Aymazlıktır bu. Cahil cesaretidir aynı zamanda.

Benden ayrıldıktan sonra durum ciddi galiba deyip git evine kapan. Zorunlu olmadıkça dışarıya çıkma. Sakın ola ki soluğu marketlerde alıp ne bulursan almaya kalkma. Evine stok yapma. Alışverişini sair zamanlarda yaptığın gibi yap. Normalinden fazla alışveriş yaparak arz talep dengesini bozma. Evet, olağanüstü bir durumdan geçiyoruz. Ama ne kıtlık var ne de savaş ortamındayız. Çünkü yapacağın normalinden fazla satış ister istemez fiyatları uçuruyor. Sonra da fırsatçılık bu yaptıkları deyip esnafa kızma. Esnafı bu hale getiren maalesef sensin. Merak etme, acından ölmezsin. Yiyecek hiçbir şeyin kalmazsa bu millet seni aç bırakmaz. Elindekini seninle paylaşır. Sonra evine her şeyi depolayıp ben aradığımı bulamayınca sen huzur bulacak mısın? Unutma ki “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Bugünlerde alışverişi azaltıp evdeki olanla yetinmeyi dene. Tereklerdeki makarna paketlerine saldırma. Bu ara ne çabuk makarna sever oldun sonra. Makarnanın ne faydası var ayrıca. Makarna demek ekmek demektir, hamur demektir. Makarna yiyeceğine ekmek ye. Bil ki midene oturup hazım sorunu yaşatmaktan başka bir işe yaramaz o makarna. Ayrıca hastalığı tedavi edecek kadar şifası yoktur. Makarnanın sair yiyeceklere göre bir şifası olsaydı adları makarnacıya çıkan İtalyanlara şifa olurdu. İtalya kırılıyor koronavirüsten. Ölü sayıları virüsün çıktığı Çin’i geçti.

Hasılı eldeki olanla yetin biraz. Açgözlülük yapma. Nefsini terbiye etmeyi dene. Virüsle ilgili tedbirini al, ötesini merak etme şimdilik.

**24/03/2020 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.


19 Mart 2020 Perşembe

Evde Cuma Namazı Olur mu?


Hazır evlere kapanmış, camilerde de cuma kılınması yasaklanmışken evde cuma namazı kılayım/kıldırayım diyorum. Tabii fetva verirseniz. Hanefi Mezhebine göre cuma kılacak kadar nasılsa cemaat var evde. Edi ile büdü bir de tekne kazıntısı olmak üzere toplam üç kişiyiz.  Diğerleri, virüs kaparsınız diyerek fırsat bu fırsat deyip gelip gitmeyi kesti.

Nasıl yapacağımı anlatayım ki olup olmayacağına siz karar verin. Cuma vakti cuma namazı kılmak için evime gelen olursa kapım açık. Tek bir şartla. Tokalaşma, musafahalaşma, sarılma gibi temas yok. Kimse gelmezse -ki gelmez- evdekilerle bir başımıza namazımızı kılarız.

Mikrofon ve minare olmasa da balkona çıkar, ezanı okurum. Sünneti kılarken ve farza kalkıldığında cemaatime "Safları ve düzgün tutun" demeyeceğim. Cemaatle benim, cemaatle diğer cemaat arasında bir metreden aşağı olmamak şartıyla bir mesafe olmasına özen göstereceğim. Gerçi üç kişiyiz. Ben önde, oğlan arkada, en arkada da eşim olur. Yani yanlamasına bir saf düzeni değil, arka arkaya bir saf olacak. Hatta her biri bir odada olacak şekilde arkamda saf tutabilirler. Şükür ki Hanefiyiz. İmam Ebu Yusuf'a göre imam dahil üç kişiyle cuma kılınabiliyor. Ya bir de Şafii olsaydım, işin yoksa 40 kişiyi toplayıp namaz kılacağım diye uğraş dur.

İlk sünnetin ardından iç ezanı beklerim. Okuyan olmazsa -ki oğlan kalkıp ezan okumaz- kalkar uzatmadan akşam ezanına veya kamete benzer bir ezan okurum. Ardından minbere pardon minber görevi yapacak kanapenin üzerine çıkarım. 

Çıktım ama hutbede ne okuyacağım? Hutbede teklemeden okumam için Diyanet'in sayfasına girip haftanın hutbesini önceden bir okumam lazım. Cemaatin karşısında teklersem, işin ucunda mahcup olmak da var. Haftanın konusu kuvvetle muhtemel "İsra ve Miraç" olur. Çünkü cumartesiyi pazara bağlayan gece Miraç Kandilidir. 

Haftanın hutbesi için hemen Diyanet'in sayfasına giriyorum. O da ne? Haftanın hutbesi yok. Hazırlanmış en son hutbe, 13 Mart 2020 günü okunan hutbe. Hayret bir şey! Tamam camilerde cuma ve cemaatle namaz kılınması yasak. Haftanın hutbesi hazırlanıp konsaydı olmaz mıydı? Anlaşılan haftanın hutbesi de tatile girmiş. Neyse Miraçla ilgili dağarcığımda ne varsa irticalen konuşurum. Ayet olarak da İsra süresi 1.ayeti okurum. Ardından koltuktan iner, mihrap diye belirlediğim yere geçerim. 

Cuma namazının farzı, ardından son sünnet olmak üzere cumanın diğer erkanını yerine getiririm diyorum. Ne dersiniz? Bu şekil, evde cuma olur mu yoksa öğle namazını mı kılayım? Söz ulemanın...


Uzaktan Eğitim* Başlıyor *

Yaşadığımız olağanüstü duruma karşı devlet tüm kurum ve kuruluşlarıyla teyakkuzda. Hepsi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirme telâşında. Hazırlıklar yapılıyor. Hepsinde çalışma tam gaz devam ediyor. MEB de eğitim ve öğretim aksamasın diye EBA vasıtasıyla uzaktan öğretim hazırlığını yapmış ve yaptığı planlamayı kamuoyuyla paylaşmış. Hangi dersin kaçta başlayacağı, öğrencinin ne zaman teneffüs(etkinlik kuşağı) yapacağı dahi planlanmış. Dersi saatinde izleyemeyen öğrenciler için tekrar saatleri bile planlanmış.

Gördüğüm kadarıyla niyet güzel, inşallah akıbet de hayır olur. Ama…Bu işin bir de aması var. Mademki ama, fakat, lakin, amma velakin, ancak gibi bağlaçları kullanıyoruz. Ben de bu planlamanın eksik ve aksayan yönlerine -biraz da mizah katarak- işaret etmeye çalışacağım. Niyetim pişmiş aşa su katmak değil.

Hazırlanan ders programında;
1.      Hafta sonu okullarda “Destekleme ve Yetiştirme Kursları” adı altında açılan kurs programlarına yer verilmemiş. Ne fark eder demeyin, bizde takviye olmazsa olmazdır. Aynı dersi bir hafta içi dinleyeceğiz, bir de hafta sonu.
2.      Hangi dersin ne zaman yayımlanacağı açıklanmış ama hangi saatte hangi konunun işleneceğine yer verilmemiş. Öğrenci açınca görür demeyin. Öğretmenlerimiz bize “İşlenecek konuya öğrenci hazırlanıp gelecek, derste öğretmeni dinleyecek, sonra dinlediği dersi tekrar edecek” demiyor mu? Burada derse hazırlık yok.
3.      İşlenecek derslere yarım saatlik bir zaman verilmiş, yarım saat de “Etkinlik kuşağı” adı verilen teneffüs planlanmış. Mademki bir konu 30 dakikalık bir zaman diliminde verilebiliyorsa yüz yüze eğitimde halen dersler niçin 40 dakika olarak işleniyor? Okullarda da derslerin 30 dakika işlenmesi öğrenciyi rahatlatacağı gibi özellikle ikili öğretim yapan okullar, zaman çizelgesini hazırlamakta zorlanmayacaklar. Öğrenciler sabahın köründe okula gitmek zorunda kalmayacakları gibi akşamın karanlığında da evlerinin yolunu tutmayacaklar. Her ders arası yarım saatlik teneffüsü gören öğrenci, yüzlerce kişinin arasında WC, lavabo ve kantin ihtiyacımı 10 dakikada gideriyorken evde bir başına iken bu kadar teneffüs fazla değil mi, demeyecek mi?
4.      Dersin başlama ve teneffüs saatinin sona erdiğini öğrenciye kim duyuracak? Zira okullar zilsiz olmaz. Öğrenci derse girmek için ya zil sesi duyacak ya dersin başladığı anons edilecek. Ardından nöbetçi öğretmen öğrencileri sınıfına koymaya çalışacak. Bütün bu işleri kim yapacak? Anne-babası yapabilir diyebilirsiniz. Evde çocuğuna “Haydi çocuğum, zil çaldı, ders başladı” diyen bir anne veya baba, yaptığı nöbet görevinden dolayı ek ders ücreti talep etmeyecek mi? MEB, haftada üç saat olan bu ücreti verebilecek mi? Haydi diyelim ki MEB, bu ücrete tamam dedi. Ebeveyn bu ücrete razı olacak mı? Anne ve babalar, çocuğunun güvenli bir ortamda eğitim ve öğretim görmesi için okulların sorumlu olduğu “İş Güvenliği Yasası”na tabi olacaklar mı? Bu yasayla ilgili yerine getirmeleri gereken sorumluluklarını yerine getirecekler mi? Mesela lavabonun olduğu yere sarı renkli “Kaygan zemin” yazısı asacaklar mı?
5.      Çocuk dersi dinlemek için ekranın karşısına geçtiği zaman okul formasını giyecek mi yoksa serbest bir kıyafetle mi dersi dinleyecek? Eğer öğrenci serbest kıyafetle dersi dinleyebilecekse bu eğitim ve öğretim eksik kalmaz mı? Biliyorsunuz, forma okullarımız için vazgeçilmez bir eğitim ve öğretim materyalidir, olmazsa olmazımızdır. Çocuğu okul formasını giymeden dersin başına oturduğu zaman ailesi, “Çocuğum nerede senin forman” diyecek mi? Çocuk formayı giymediği zaman ailenin çocuğuna karşı bir yaptırımı olacak mı?
6.      Çocuğu, saati geldiği halde dersin başına oturmuyorsa veya oturduğu halde dersi dinlemeyip başka işle uğraşıyorsa veli bu durumda ne yapacak? Ailenin yanında bunu yapan okulda arkadaşlarının arasında neler yapar… Dikkat, şiddet yasak sayın velim!
7.      Kesin olmamakla beraber EBA’dan işlenen bu derslerden sınavlarda soru sorulmayacağı söylenmektedir. Eğer işlenen bir konudan sınavlarda soru çıkmayacaksa bu dersin bir anlamı var mı? Çünkü bir konu sınavda çıkmıyorsa bizim için o konunun bir anlamı yoktur.
8.      EBA’dan konuyu anlatan öğretmenle ilgili veliler, “Bu öğretmen iyi anlatamıyor, değiştirilsin, çocuklarımıza yazık oluyor” deyip Milli Eğitime veya CİMER’e şikayet edebilecekler mi? Şayet şikayet söz konusu olmazsa veli görevini tam yapmamış olur. Milli Eğitim’de görev yapan denetmenler şikayet söz konusu olmayınca bu durumda ne yapacaklar?
9.      Veli, çocuğunun durumunu öğrenmek için ders öğretmeni ile görüşebilecek mi? Veli, ekrandaki öğretmenle görüşemeyeceğine göre bu durumda kimin kapısını çalacak?
10.   Tüm öğrenciler aynı anda planlanan dersleri dinlemek için EBA’yı açtıklarında EBA’nın alt yapısı bunu kaldırabilecek mi? Haydi kaldırdı diyelim. GSM operatörlerinin verdiği sınırlı İnternet tüm dersleri dinlemek için yeterli olacak mı? Kaç öğrencinin evinde sınırsız İnternet var? Gördüğüm kadarıyla cep telefonu olduğu halde kontörü olmadığı için öğretmenlerinin telefonlarıyla ailesini arayan öğrenci sayısı az değil.
11.  EBA’dan anlatılan dersi ekrandan biri anlatacak, öğrenci de dinleyecek. Böyle bir ders öğretmen merkezli bir öğretim olmayacak mı? Nerede kaldı öğrenci merkezli eğitim…

Gördüğünüz gibi uzaktan eğitimle ilgili kafamda bin bir türlü soru belirdi. Soruları daha da uzatabiliriz. 
Bu kadarla yetiniyorum.  Bu eğitimin nasıl olacağını, aksayan yönlerin neler olacağını 23 Martta başlayacak olan uzaktan eğitimi görünce hep beraber görmüş olacağız.

*Meraklısı için şunu da ilave edeyim. MEB EBA’dan yayımlayacağı bu derse “Uzaktan Eğitim” dedi. Ben de aynı şekilde aldım. Şimdi bu yazıyı okuyunca bazıları eğitim ayrı, öğretim ayrı. Uzaktan eğitim olmaz, diyecek. Hakkı var. Biz eğitim ve öğretimi birlikte kullandığımız gibi çoğu zaman birbirinin yerine de kullanırız. Ama şimdi bunun sırası değil. 

**21/03/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.