Adına ister
Güneydoğu ister Kürt sorunu diyelim, ülkemizin Güneydoğusu bizi yıllardır
uğraştırıyor. İhmal ettiğimiz, yönetmek için birilerine ihale ettiğimiz
Güneydoğuyu PKK, parsellemiş durumda. Tabiat boşluk kabul etmez. Nereyi
boşaltır, ihmal edersen orasını birileri doldurur.
Önceleri vur-kaç
taktiğiyle dağda yuvalanan terör örgütü bitti bitiyor derken daha da büyüdüğü
görülüyor. Dağ kadrosu var, şehir kadrosu var, arkalarında maddi ve manevi
destek sağlayan emperyalist devletler var.
Dağdan inip
ovada siyaset yapmaya başladıkları ilk zamanlarda az sayıdaki sempatizanlarının
yanında kırsaldaki halkı da sindirerek bir taban oluşturmaya çalıştılar. Bunda
da başarılı oldukları görülüyor. Bugün korkuya dayalı olmadan bölgedeki halkın
çoğunun oyunu almayı da başardılar. Güneydoğuda bir taban oluşturduktan sonra
Batıya göç edip yerleşmiş, iş-güç sahibi olmuş Kürtlerin de oylarını alabiliyorlar
artık. Önceleri sadece Güneydoğuya hapsolmuş lokal bir bölge partisi, yeni
sistemle birlikte kilit parti durumuna geldi. Artık Kürtleri hesaba katmayan ve
yanlarına çekemeyen hiçbir siyasi partinin tek başına çoğunluğu sağlayamayacağı
ortaya çıktı. İşin ilginci PKK ve onun siyasi uzantısı HDP yetkilileri Kürtlere
yabancı Marksist, Leninist bir düşünce yapısına sahip olmasına rağmen dindar
Kürtlerin bir kısmından da oy alabiliyor. Sanırım hepsi olmasa da Kürtlerin bir
kısmı PKK veya HDP'yi haklarını savunan bir parti olarak görüyor.
Güneydoğu'da
başlayan terör eylemleriyle birlikte devlet de üzerine düşen görevi yerine
getirmeye çalıştı. Hizmeti önceledi, zaman zaman Kürtleri kucakladı. Teröristle
Kürtler arasına mesafe koymaya çalıştı. Terörle mücadele ederken polisiye
tedbirlere başvurdu. Her ne yaptıysa Güneydoğu'ya hakim olan yapının belini
kıramadı, hatta yapı daha da büyüdü. Bu durum hep böyle mi devam edecek?
Güneydoğu'nun yavaş yavaş elimizin altından kayıp gitmesine seyirci mi
kalacağız? Dini hassasiyetleri yüksek olan Kürtlerin çoğunu, bu yapının elinden
kurtarmanın mutlaka bir yolu olmalı. Ama ne?
Aklıma Taifliler
geldi. Baştan beri Taif, peygamberimize kök söktürdü. Az uğraşmadı
peygamberimiz Taif'le ya da Taif az uğraştırmadı peygamberimizi. En zor ve son
İslam beldesi olan yerdir. Taifliler ne Müslüman olmuşlar ne de şehri teslim
etmişlerdir. Zaman zaman peygambere karşı düşmanların safında yer almışlardır.
Peygamber kendisine onca kötülük yapan bu şehri elde etmek ve onların da
İslam'la şereflenmelerini sağlamak için soğukkanlılığı hiç elden bırakmamıştır,
sağduyulu davranmıştır, zamana yayarak Taiflileri kazanmayı yeğlemiştir.
Taifliler Müslüman olmak için heyet gönderdiklerinde şartlı Müslüman olma
seçeneğini peygambere sunmuşlardır:
1.Namaz ve
zekattan muaf olursak,
2.Lat'a
dokunulmaz ise,
3.Taif kutsal
bölge ilan edilir ise,
4.İçki ve faize
izin verilir ise gibi birçok şartlar ileri sürmüşler, kendileri için taviz
istemişlerdir.
Peygamberimiz
şartların hepsini kabul etmemiş, onları ikna etmiş ama İslam'ın bir emri
olmasına rağmen onları zekat ve sadakadan muaf tutmuştur. Taif'i de kutsal
bölge ilan etmiştir. Farkındaysanız peygamber burada ödün vermiştir. Belki de
peygamberin verdiği bu tavizler sonucunda Taifliler Müslümanlığı seçti, Taif
İslam beldesi oldu. Zekattan muaf olmaları Hz Ömer zamanına kadar devam etti. Hz
Ömer bu imtiyazı kaldırmıştır.
Burada Taif ile
Güneydoğuyu veya Taifliler ile Kürtleri karşılaştırırken niyetim Kürtleri
Müslüman yapmak değil. Kürtler zaten bizim yüzyıllardır beraber yaşadığımız,
aynı inancı paylaştığımız din kardeşlerimizdir. Hatta çoğunun dini hassasiyeti
ileri seviyededir. Bu ikisini karşılaştırmadaki niyetim her iki bölgenin ve
bölge insanlarının yönetiminin zor olması. (Olaya inanç açısından
bakmıyorum) Bizim Güneydoğumuzun yönetimi de tıpkı Taif gibi zordur. Dış
güçler bu bölgeden ellerini çekmedikleri müddetçe de bu zorluk artarak devam
edecektir.
Sadede gelirsem,
bugün PKK ve HDP'yi muhatap almadan devlet, yetkili organlarıyla her bir Kürt'ün
talepleri nedir? Bunları tespit etse, ardından Kürtlerin sevilen ve sayılan
kişileriyle komisyon vasıtasıyla bir araya gelinse, masada tüm talepler tek tek
gözden geçirilse, bölünmenin dışında makul istek ve taleplerin bir listesi
tutulsa, bu liste çerçevesinde bir vatandaşlık sözleşmesi ortaya çıkarılsa
nasıl olur? Yani tıpkı Taiflilere verilen bir kısım imtiyazlar Kürtlere de
verilse diyorum. Biliyorum içimizden bazıları taviz, tavizi doğurur deyip bana
kızacaktır. İnanın denemekle bir zarar görmeyiz. Kürtlerin tüm istekleri devlet
nezdinde kabul görmese bile muhatap alıp samimiyet göstermek bile bizi bize
yaklaştıracaktır.