23 Temmuz 2026 Perşembe

Küçük İlçelerin Kaderi

Nüfusu bir belde ya da köy kadar olmayan ilçelerimiz var. Buraların çoğu 2000’li yıllarda siyasilerin üç beş oy uğruna ilçe yaptığı yerler.

Sonraları nüfusu belli bir sayının altına düşen beldelerin belediyelikleri düşürülürken nedense bu küçük ilçelere dokunulmadı.

Küçük ilçenin ne zararı var, varsın olsun, zamanla büyür ve gelişir diye düşünen çıkabilir. 

Bir köy ya da belde ilçe yapılmakla kalmıyor. İl ve ilçelerde ne kadar taşra teşkilatı varsa bu küçük ilçelere de açılıyor. 

Hepsinin başına bir daire amiri ve yeterince çalışan atanıyor.

Kaymakamlık ve belediye binası yapılıyor. 

Kaymakamlık binası yeterli değilse her taşra teşkilatı için müstakil bina yapılıyor. 

Buralara yıllık ödenek gönderiliyor. 

Kaymakam atanıyor, belediye başkanı ve encümeni seçiliyor. 

Hele büyükşehir kapsamına alınmış şehirlerdeki küçük ilçe belediyelerinin varlığını anlamak hiç mümkün değil. Çünkü çöp ve ruhsat dışında ilçe belediyelerinin sorumluluğunu zaten büyükşehir üstleniyor. 

Kısaca, köyden hallice olan bu ilçeler devletin sırtında bir kambur, devlet maliyesine bir külfettir.

Bundan geçtim. Bu küçük ilçeler devletin birilerine makam, mevki ve mansıp dağıttığı yerler. Çoğu birim de çözüm mercii değil. İlçelerdeki birimlerin tek yaptığı, ilin gönderdiği yazılara cevap vermek, ilçelerin çözüm bekleyen sorunlarını ile iletmek. 

Bu tür küçük ilçelerde belediye başkanlarının doğru dürüst işi ve sorumluluğu yok. Nasılsa çoğu işi büyükşehir yapıyor. Seçilmiş belediye başkanları da işsizlikten iş arıyor. Hatta bazılarının tek yaptığı, her cumayı farklı bir mahalle camiinde kılmak ve cemaatten önce cami dışına çıkarak camiye gelen cemaatle tokalaşmak, bunu da işmiş gibi sosyal medyada paylaşmak. 

Devlet bu tür küçük ilçelere kaymakam atamak durumunda kalıyor. Çoğu da vekaleten bu göreve atanıyor. Kaymakam adayı olarak görev yapıyor. Görev süreleri de genelde bir yılı bulmuyor. İlçe belediyeleri ve daire amirlerinin en büyük ve birincil görevi yeni atanan kaymakamı karşılamak ve uğurlamak oluyor. 

Küçük bir ilçede bir süre çalışan birine kaç kaymakamla çalıştın demiştim de 42 demişti. 

İlçede devleti birinci derece temsil eden kaymakamların ilk kaymakamlık deneyimleri bu küçük ilçeler. Buralar onların kaymakamlığı öğrendiği acemi ocakları gibidir. Kaprisli olanların kaprisini attığı, egosunu tatmin ettiği, kırıp döktüğü yerlerdir. Hele bazılarının yaptığını çocuk bile yapmaz. Herkes alışmış olmalı ki buraların kaymakamı böyle olur, buralarda böyle böyle kaymakamlığı öğrenir diye bu durumu benimseyip kabullenmiş bile. 

Muhtarlıklara Bir de Böyle Bakalım

“Türkiye’de İçişleri Bakanlığı Muhtar Bilgi Sistemi güncel verilerine göre tam olarak 50.428 muhtar görev yapmaktadır. Bu muhtarların yaklaşık olarak 32.000’i mahalle, 18.000’i ise köy muhtarı olarak hizmet vermektedir.

Asgari ücret alan muhtarların devlete maliyeti: 1.414.606.256

Soru şu: Her türlü resmi evrakın E-Devlet üzerinden temin edilebildiği bir zaman da “Muhtara gerek var mı?”

Muhtarlık kaldırılırsa hangi hizmet aksar? ”

Sosyal medyada arkadaş olduğum bir gazeteci profilinde böyle bir paylaşım yapmış. En sonunda da muhtara gerek var mı? Muhtarlık kaldırılırsa hangi hizmet aksar diye sormuş. 

Kendisine üşenmeyip yorum yazdım. Yazdığım yoruma, “Valla epeyce yazmışsın Ramazan bey. Neredeyse ikna olacaktım” yorumunu yazmış. Bakalım sizi ikna edebilecek miyim? 

Muhtar ve muhtarlık olmazsa, 

1.Mahalle veya köy başsız kalır.

2. Kaymakam, belediye başkanı, vali, siyasi bir köye geldiğinde muhatap bulamaz.

3.Ayçiçeği stoku yapanlardan haberdar olamayız.

4.Beştepe'de yapılan rutin muhtarlar buluşması gerçekleşmez.

5.Mahalle ve köydeki ihtiyaç sahiplerini kaymakamlara bildiren olmaz.

6.Kişi adresinde olmadığı zaman tebligatlar muhtara bırakılır. İlgili kişi muhtara gidip alır. Muhtarlık olmasaydı kişi PTT'ye kadar gitmek zorunda kalırdı.

7.Kaymakamların emrinde olan seçilmiş kişi sayısı azalır. Kaymakam muhtarlara toplantı yapamamış olur. Bu da kaymakam emrinde çalışan personel sayısının azalmasına sebebiyet verir. 

8.Mahalle ve köyünde yanmayan sokak lambası, çukurları belediyeye ileten olmazdı.

9.Beş yılda bir yapılan seçimlerde muhtara oy atılamayacağı için seçimde heyecan ve gerilim olmazdı. Sandıkta görevli olanlar muhtar ve ihtiyar heyetini tek tek tutanağa geçirmeyeceği için sandık görevlilerinin seçim iş ve işleyişi erken biterdi. Sandık görevlileri o kadar para alıyor, müsaade edin de geç vakte kadar çalışıp aldıklarını hak etsin.

10. Muhtarlıkların kalkması demek kişilere ikinci bir iş ve maaş vermemek demektir.

11.Muhtarlıklarını kalkması, kişilerin seçimle kazandığı unvanı kullanmaması demektir. Eski ve yeni muhtar diye bir unvan olmayacak. Bu da muhtarım dendiğinde muhtarların sevincini elinden almak demektir.

12. Milli bayramlarda protokol tribününün dolmaması demektir.

13.Muhtarların silah ruhsatı alamaması demektir.

14.Muhtarlığı kaldırmak genel bütçeden daha az para çıkması demektir. Bu da tasarruf demektir. Unutmayalım ki itibardan tasarruf edilmez.

15. Park ve bahçelerde bulunan muhtarlık hizmet bürosunda sabahtan akşama muhabbeti kesmek demektir.

Hasılı kardeş, muhtarlık olmazsa olmazımız, kırmızıçizgimizdir. Olmasalardı halimiz nice olurdu? Bir düşün. Meseleye bir de lütfen bardağın dolu tarafından bakalım. 

Kaplıca Odalarının Kullanımı

Ne işe yaradığını, faydasının ne olduğunu bilmesem de yılda bir kez yaz aylarında üç dört günlüğüne kaplıcaya giderim.

Yakın diye Afyonkarahisar bölgesindeki kaplıcaları tercih ederim. 

Bir gittiğim tesise tekrar gitmemekle birlikte ikinci defa aynı termale gittim.

Gittiğim termal müşteri çekmek için yapılması gereken ve ihtiyaç olan her şeyi odalara ve tesisine yapmış.

Tesis isimleri farklı olsa da hepsi birbirinin kopyası gibi. Bir yatak odası, banyoda bir termal havuzu, mutfak ve oturma odası, bir de balkon.

Oturma odasının büyüklüğüne göre bir ya da iki kanepe konmuş. Duvara monte edilmiş bir televizyon olmazsa olmaz.

Bize tahsis edilen odanın kanepesine baktım. Kanepe yepyeni. Geçen yıl farklı bir odada kalmıştım. Oradaki malzemeler de yeni idi.

O güzelim yepyeni kanepelerin kaç yerinde sigara yanığı gördüm. Üzüldüm de. Nedense bizim insanımız bir adım atarak balkonda içebileceği sigarasını kanepeye oturarak içmiş. İçeriyi kokutmakla kalmamış, içmeyi de becerememiş, kanepeyi yakmış.

Görünen o ki bizim insanımız üç kuruş vererek faydalandığı odayı kendisinin malı sanıyor. Parasını verdim. İstediğim gibi kullanırım diye düşünüyor. Üç kuruş vererek beş kuruşluk masraf çıkarıyor. Hoş, kendi evi ve malı olsa böyle hor kullanmaz. En azından kanepeyi yakmaz. 

Bugüne kadar kaç yıldır kaplıcalara giderim. Kaldığım odayı teslim ettikleri şekilde teslim etmişimdir. 

Dört gecenin sonunda pılıyı pırtıyı toplayarak eşyaları arabanın bagajına koydum. Odanın anahtarını resepsiyon görevlisine verirken odaya bakacak mısınız dedim. "Hayır efendim. Odalara bakmıyoruz" dedi. Hoşça kalın deyip ayrıldım.

Yolda giderken resepsiyondaki görevli kızın "Odalara bakmıyoruz" sözünü düşündüm. Halbuki oda tesliminde odalara o değilden bakılması iyi olurdu. Odalara bakılacağını, zarar verilmişse tazmin ettirileceğini bilen kaplıcanın geçici sakini, kendisi için tahsis edilen odayı yerli yerinde kullanır, eşyaya zarar vermez. Ne şekilde almışsa o şekilde teslim eder. Kendisinden sonra bu odayı tutacak kişiye de sigara yanığı olmayan kanepe teslim etmiş olur.

Kaplıca, otel her neresi olursa olsun tesisler müşteri kaçırırım endişesine kapılmamalı bence. Tesise gelen kimseye odası gösterilmeli. "Size teslim ettiğimiz eşyalar bu şekil. Çıkışta da aynı şekilde istiyoruz. Eğer farklı bir durum oluşursa yani kişinin kullanımından kaynaklanan bir zarar durumu söz konusu olursa bedeli çıkışta tazmin edilir. Bu da odanın içindeki malzemeleri teslim aldığınızda dair tutanak" denmeli.

Çıkışta resepsiyon görevlisi tarafından odadaki eşya ve malzemelerin kontrolü yapılmalı. Odadaki eşyalara zarar verilmemişse teşekkür edilmeli. Şayet sigara yanığı gibi durumlar oluşmuşsa kanepenin yeni fiyatı odayı kiralayandan alınmalı. Böyle bir muameleyi hoş karşılamayan müşteriden varsın kaplıca mahrum kalsın. 

Kaplıca ve otellerde bu şekil bir kontrolün yapılması, odadaki eşyalarının kullanımında azami gayret gösterilmesini beraberinde getirecektir. Böylece eşyalar uzun ömürlü ve tertemiz olur. Odayı devralan da gönül rahatlığı içinde kalır.