9 Haziran 2026 Salı

Kapatılarak İhya Olanlar, Kapatılmayarak Beter Olanlar

Bu ülkede kapatılarak ihya olanlar var. Bir de kapatılmayarak beter olanlar var. 

Ne demek istediğim anlaşılsın diye bazı örnekler vereceğim. Vereceğim örneklerden hareketle bu yazının siyasi içerikli bir yazı olduğu anlaşılmasın. Amacım sadece tespitte bulunmak. 

MNP, MSP, RP, FP ve SP, Necmettin Erbakan önderliğinde Milli Görüş çizgisinde kurulmuş partiler. Bu çizgide kurulan her parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılınca diğeri kuruldu. 1970'lerden bu yana kapatılıp başka isimle tekrar açılan bu çizgi yok olmadığı gibi büyüdü. Bir zamanlar barajı aşamayan bu parti 90'lı yıllarda RP adıyla belediyelerde iktidar oldu. Birinci parti oldu. Koalisyon hükümetini kurdu. 

RP kapatıldıktan sonra yerine kurulan FP'nin de ömrü uzun sürmedi. Bu parti de kapatıldı. Parti SP ve AK Parti olarak ikiye bölündü. SP küçük bir parti olarak kalırken kendisinden ayrılan AK Parti 20 yılı aşkın tek başına iktidar oldu.

Verdiğim örneklerden anlaşılacağı gibi bu parti kapatılarak siyaset sahnesinden silineceği yerde daha da büyüdü. Bugün Milli Görüş çizgisi SP, YRP ve AK Parti ile devam etmektedir. Bu çizgi AK Parti ile zirveye ulaştı. Kazandığı seçimlerin haddi hesabı yok. Peşi sıra ve tek başına kurduğu hükümetlerle bu ülkede tek söz sahibi. 

Doğu ve Güneydoğu seçmeninin oy verdiği, Kürt partisi diye bilinen DEP, HADEP, DEHAP, DEM gibi isimlerle kurulan partiler de kapatıldı. Yerine yenisi açıldı. Bir zamanlar başka parti çatısı altında seçime giren bu parti nicedir Türkiye'nin üçüncü partisi.

Sürekli kapatılmasına rağmen Kürt partileri de yok olmadı. Aksine büyüdü. 

Verdiğim örneklerden anlaşılacağı üzere sakıncalı bulunup kapatılan Milli Görüş ve Kürt çizgisi siyaset sahnesinde yok olmadığı gibi ihya olmuştur. 

Kapatılmayarak ihya olanlar olduğu gibi kapatılmayarak budanan ve can çekişenler de eksik değil. Mesela meslek liseleri. 

Bir zamanlar meslek liseleri gözde idi. Başarılı öğrenciler de bu okulları tercih eder, okur, mezun olur, ilaveten üniversitelerin gözde bölümlerini okuyan öğrencileri olurdu. Talep de olduğu için bu okul türlerinin mevcutları da kalabalık idi.

Bu okullara talep ve bu okulların başarısı 28 Şubat süreciyle bıçak gibi kesildi. Çünkü üniversiteye girişte meslek liselerine katsayı uygulaması kondu.

Katsayıyla birlikte bu okullar öğrenci yönünden adeta sinek avlar oldu. Kontenjanlarını dolduramadı. Başarılı öğrenciler bu okulları boşalttı. Katsayı uygulamasıyla birlikte birçok meslek lisesi mezunu mağdur oldu. Bu okullar eski başarılarını mumla arar oldu. 

Sonraları "Meslek liseleri memleket meselesi" denerek eski başarılı ve görkemli günlerini yakalasın diye öğrenciler meslek liselerine teşvik edildi. MEB bu okullara daha bir önem verdi ve özen gösterdi. Katsayı kalktı kalkmasına, o kadar teşvik ve yönlendirmeye rağmen bu okullar bir daha belini doğrultamadı. Pek az istisna dışında bu okullar eski başarısını tekrarlayamadı. Ölümü gösterip sıtmaya razı edildi. Kapatmaktan beter edildi. Bu okullar zamanında kapatılıp sonra yeniden açılsaydı belki eski başarısını tekrarlayabilirdi. 

Son günlerin güncel konusu CHP de kapatılmaktan beter edilenlerden. Şu anki görüntüsüyle adı konmamış bir bölünme ve ikilik söz konusu. Şu anda taraflar birbirini kıyasıya eleştiriyor. Aynı partinin mensupları olmasına rağmen birbirlerine düşman gibiler. Kaynayan kazan bugünden yarına söneceğe benzemiyor. Sular durulmayacak görünüyor. Büyük ihtimalle bu parti bölünmeye gider. Bölündükten sonra da aralarında çekişme eksik olmayacak. Bölünecek parti ileride tıpkı AK Parti gibi ihya olur mu, bunu da zaman gösterecek. Şu var ki şu anki görüntüsüyle iflah olacağa benzemiyor. Belki de bu partinin mensupları "Biz de diğer partiler gibi kapatılsaydık belki daha iyi olurdu" diye diyecektir. 

5 Haziran 2026 Cuma

Tarihi Çay Ocakları Pazarı

Konya’da tarihi çay pazarı adı altında bir yer olduğunu söylesem, doğma büyüme Konyalıyım. Bu isimde bir yer yok diyebilirsiniz. Doğrudur. Resmiyette böyle bir yer yok. Ama fiiliyatta böyle bir yer var.

İşin aslına bakılırsa Tarihi Buğday Pazarı diye bir yer var. Resmi adı Tarihi Buğday Pazarı olan bu yerde buğday ya da tahılı andıracak bir şey yok. Sadece ve çok sayıda çay ocağı var. Hem de istemediğin kadar. Bildiğim kadarıyla elan 7 tane.

Bu çarşıda ne kadar esnaf var da bu kadar çok çay ocağı var? Onları kurtarıyor mu? Var gör sinek avlıyordur diyebilirsiniz. Bu çay ocakları esnafa yönelik açılmış çay ocakları değil. İkincisi hepsinin sabahtan akşama bol müşterisi var. Müşteriler boş yer bulup oturmak için çaba gösteriyor.

Müşteri bolluğundan mudur bilmem. Halihazırda bu pazarın doğu iç kısmında iki, güney batısında ise beş tane çay ocağı var. Bu cephede iki üç dükkan kaldı çay ocağına dönüşmeyen. Hepsi dip dibe ve yan yana.

Öyle zannediyorum, bu çarşının iç tarafında en büyük ciroyu bu çay ocakları yapıyor. Çay ocaklarındaki müşteri yoğunluğunu ve nakit akışını gören çareyi çay ocağı açmada buluyor. Yan yana dört çay ocağının bulunduğu güney batı cephesinde, arada kalan bir emlakçı da emlakçılığı bırakınca yerine yine bir çay ocağı açılmış.

Çay ocaklarının ayrı ayrı kişiler tarafından işletildiği masa ve sandalyelerden ayırt edilebiliyor. Bu cephede farklı iş yapan bir berber bir bakkal bir de antikacı dükkanı kalmış. Bunlar da bir gün kapatırsa bilin ki boşaltılan bu dükkanlar da çay ocağına dönüşür.

Hasılı, Tarihi Buğday Pazarı olmuş tarihi çay ocakları pazarı. Başka ön plana çıkan yönü de var. Bu çarşıdaki çay ocaklarının çoğunda 33’lük tespihler sergileniyor. Çoğu, masaların üzerine tespihlerini teşhir ediyor, müşteri bekliyor. Tespihlerin özel müşterisi var. Ucuz da değil, cep yakan türden kaliteli tespihler. Bu yönüyle bu çarşıya, tarihi tespih pazarı dense de yanlış olmaz.

Sadede gelirsem, bin bir emek ve masraf edilerek yeniden yapılan bu çarşının dış cephelerindeki dükkanlar müşteri yönünden biraz hareketli. İç kısmı ise sadece çay ocağı müşterilerine hizmet eder görünümünde. Farklı iş yapanlar sanki sinek avlıyor gibi.

Kimsenin kazandığında değilim. Hepsine bol kazançlar dilerim. Kazanamayan esnafın da kazanmasını isterim. Şu var ki çarşının iç tarafına kolay kolay müşteri gelmez. Çünkü çarşının müşteriyi bu çarşıya çekecek, aradığını burada bulacağı bir özelliği yok. Bir de iç cephe boydan boya, yan yana ve karşı karşıya çay ocaklarına ait sandalye ve masayla kaplı. Aile niye gelsin böyle bir yere alışveriş için.

Keşke bu çarşı, sadece çay ocakları ve tespih satışı yapılan yerden ziyade farklı alanlarda satış yapan, müşteri çeken bir çarşı olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bunun için de bir planlama gerekirdi. İyi de bu planlamayı kim yapacak? Planlama vatandaşa bırakılırsa onların da en iyi yaptığı çay ocağı açmak oluyor. Ne de olsa adımız Hıdır, elimizden gelen budur. Öyle ya sabahtan akşama boş ve avare insanları dindirecek yerler lazım bize. Çay ocakları da olmasa maazallah ne yaparız?

4 Haziran 2026 Perşembe

Mücadelede En Ucuz Yol

Bir zamanların güçlü, kuvvetli, kudretli ve sözü geçer kişileri, kendilerine verilen ve yüklenen misyonu yerine getirmek suretiyle, bir kesimi mağdur eden eylem ve icraatlara imza attılar. Adeta birilerinin tetikçisi oldular. Ki bizzat tetikçilik yaptılar.

Görevleri bittikten sonra adı sanı duyulmaz, unutulmuş ve bir kenara konmuş bu kişiler her fani gibi ölünce, icraatları esnasında seslerini çıkarmayan veya çıkaramayan, kısaca dirileriyle uğraşmayan bazıları, ölümlerinin ardından içlerindeki kinleri boşaltıveriyorlar, beddua ediyorlar, ardından bir güzel döşüyorlar.

Siz bu durumu nasıl görürsünüz bilmiyorum ama bana garip geliyor. Zira lanet okunan bu kişiler artık cevap veremezler. Kendilerini savunamazlar. Herkes gibi yaptıklarından dolayı gittikleri yerde hesaplarını vereceklerdir.

Dirisiyle mücadele edemeyip ölüsünün ardından ileri geri konuşmayı biraz değil, çok ucuz ve basit bir yol olarak görüyorum. Halbuki yakışanı, dirisiyle mücadele etmektir. Dirisiyle mücadele etmeyenin ölümün ardından söz söylemeye hakkı yoktur.

Çünkü,

Ölenin ardından sıcağı sıcağına ileri geri konuşmak ne dini ne ahlaki ne de dinidir.

Kendisini savunmaktan aciz olanlara veryansın etmek, belden aşağı vurmak acziyetin bir göstergesidir.

Ucuz mücahitliktir.

Korkaklığın daniskasıdır.

İçinde biriktirdiği kini boşaltmaktan ibarettir.

 Ego tatmininden başka bir şey değildir.

İnsan ne kadar kutsal ise de ceset daha da kutsaldır. Çünkü ne eli kalkar ne öte gider ne beri gelir ne de konuşur. Eli kalkmayan aman dileyen gibidir. Aman dileyene bizim kültürümüzde el kalkmaz.

Ölen kimse hakkında hiç konuşulmayacak mı? Konuşulur, yazılır, çizilir.

Vefatın sıcaklığı gider. Sevenleri son görevini yapar. Biz de sessizliğe bürünürüz.

Vefatın ardından yaptıkları, yapmadıkları üzerine yazar, çizeriz. Yanlış yaptı, zulmetti. Hesabı Allah’a kaldı. Allah en güzel şekilde yargılayıp hükmünü verecek deriz. Buna da kimsenin diyeceği olmaz.

İlgilisine şunu da söyleyeyim. Ebu Cehil kadar İslam’a, Müslümanlara ve peygambere düşman olan yoktur. Bir zaman sonra Ebu Cehil’in oğlu İkrime Müslüman olunca Hz Muhammed’in, oğlu İkrime üzülür düşüncesiyle Ebu Cehil’in arkasından ileri geri konuşulmasını yasakladığını çok iyi biliyoruz.