3 Haziran 2026 Çarşamba

Mutlak Butlanın Kapsamı

Hazır mutlak butlan kararı çıkmış, geciken adalet adalet olmasa da 2 yıl 6 ay sonra adalet tecelli etmiş, eski başkan ve ekibine parti yeniden teslim edilmiş, önceki kurultaylar yok hükmünde sayılmış, dönemin delegelerinin banka hesapları incelemeye alınmış...

Türkiye böyle böyle arınmaya giderken bu kadar yeter deyip bırakmamak lazım. Bu kararın ucu kime dokunursa devam etmeli. Mutlak butlan yarım bırakılmamalı. 

Başka ne yapılabilir? 

Bunun için çok düşünmeye gerek yok. Mesela 2024 mahalli idareler seçimine katılan belde, ilçe, il ve büyükşehir adayları, yok hükmünde olan kurultay parti meclisi tarafından aday gösterildi. 

Bu parti seçimde birinci parti çıktığına göre çoğu il ve büyükşehirleri bu partinin adayları kazandı. Çoğunda inceleme, soruşturma, operasyon yapılsa da bazıları görevden el çektirilse de bazıları hala görev yapıyor. Çoğu belediyede yine bu yok hükmünde olan yönetimin aday gösterdiği belediye meclis üyeleri hala görev yapıyor. 

Ne demek istiyorum? 

Mutlak butlan belediyeleri de kapsaması lazım. Nasıl ki mutlak butlan ile 2023 kurultayı yok ve yapılmamış sayıldıysa kazananlar el çektirildiyse kurultayda kaybeden tarafa genel başkanlık geri verildiyse el çektirilen parti yönetiminin 2 yıl 6 ay boyunca aldığı kararların, inisiyatiflerin, gösterdiği adayların hepsi yok hükmünde olmalı. Kongre yapılmamış sayıldığını göre 2023 seçimleri de yok kabul edilmeli. O belediyelerin eski başkanlarına başkanlıkları yeniden verilmeli. 

Daha neler? Seçim yok kabul edilir mi derseniz? En azından bu partinin adayları seçime girmemiş kabul edilmeli. Şayet seçimi kaybetmişlerse sorun yok. Eğer başkanlığı kazanmışlarsa bu başkan ve belediye meclisi üyelerinin mazbatası iptal edilerek en çok oy alan ikinci adaya başkanlık ve üyelik mazbatası verilmeli. 

Bu mutlak butlan kararından sonra yarın o seçimi ikinci bitirerek başkanlığı kaybeden, asliye hukuk mahkemesine müracaat etse "benim hakkım yendi. Rakibimin adaylığı ilgisizler ve yetkisizler tarafından belirlendi. Bunları aday gösterenlerin kazandığı kurultay yok hükmünde olduğuna göre rakibim belediye başkanının başkanlığı da yok hükmünde olmalı. Başkanlık bana verilmeli. O günden bugüne hesabıma yatırılmayan maaş ve özlük haklarını yasal faiziyle birlikte şu ibanıma yatırılması şeklinde dava açsa bu davayı banko kazanır. Ki haklı olur bence. 

Devlet zarara uğrar denirse, belediye başkanlığı yok hükmünde sayılan bakanlardan, seçildiği andan itibaren aldığı maaşlar yasal faiziyle birlikte geri istenir. Gelen bu para çiçeği burnundaki başkanların hesabına yatırılır. 

Gördüğünüz gibi çözüm basit. Üstelik devlet hiç zarara uğramayacak. 

Daha başka ne yapılabilir? YSK, bastırdığı oy pusulasının o partiye düşen masrafını da o partinin yok hükmündeki kurultay sorumlularından talep etmeli. Devleti boşu boşuna zarara uğrattınız, oy pusulasını uzatmış oldunuz demeli gerekçesinde. İnşallah YSK "Bu benim yetkim dışında" demez. 

Böyle yapılmalı ki mahkeme kararı tam uygulanmış, adalet tam yerini bulmuş olsun. 

Arınma Zamanı

Başına yeniden talih kuşu konan bir büyüğümüz "Arınma zamanı" demiş. Arınma hem bedenen hem de ruhen olmalı. Ama nasıl? Arınmaya katkım olsun diye beyin jimnastiği yapacağım:

Önce banyo yapmalı. Bunun için ilk iş olarak zeytin yağlı sabun temin edilmeli. 

Banyodan önce koltuk altındaki ve avret mahallindeki kıllar büyümüşse tıraş olmalı. 

Vücudu sıcak suyla ıslattıktan sonra zeytin yağlı sabunla bir güzel banyo yapılmalı.

İyice sürtünmeli. 

Vücut sıcak suyla iyice yumuşatıldıktan sonra ellerle vücut iyice ovulmalı.

Tırnaklarla vücut bir güzel tımarlanmalı.

Kir çıktıkça amma da kirlenmişim deyip tekrar zeytin yağlı sabunla bir güzel sabunlanmalı. 

Eller sırta uzanmıyorsa gerekirse birinden destek alınmalı. Vücudun arkası bir güzel keselenmeli.

Banyo, vücutta kir çıktıkça devam etmeli. Bunun için sudan ve sabundan tasarruf yoluna gidilmemeli. Çünkü tasarrufuna zamanı değil. Sakın ola ki itibardan tasarruf etme. 

Banyo sonrası iyice kurulandıktan sonra el ve ayak tırnakların uzamışsa hazır tırnaklar yumuşamışken tırnak bıçağı ile tırnakları kesmeli.

Üst başı giydikten sonra kıbleye doğru seccadeyi serip iki rekat namaz kılmalı. 

Sakın, abdestim yok deme. Az önce banyo yaptın. Banyo demişsem gusül abdesti idi kastım. Yok ben niyet etmemiştim. Sadece yıkanmıştım dersen kalkıp önce abdest alacaksın.

Abdestin ardından seccadeye yöneleceksin. Söylememe gerek var mı bilmiyorum. Çünkü bilmemiz gerekli. Seccadeye ayakkabı ile basmayacaksınız.

Ne namazına niyet edeceğim deme. Başkası ne niyetle kılar bilmem ama sen şükür namazı kıl. Niyet ettim Allah rızası için iki rekat şükür namazı kılmaya" şeklinde niyet edebilirsin. 

Güsul, abdest ve iki rekat namazın ardından ellerini kaldırıp dua edeceksin.

Ne diye dua edeyim deme. İçinden geldiği gibi dua et. 

Aklına hiçbir şey gelmiyorsa "Verdiğin nimetlere özellikle son verdiğin nimetten dolayı ne kadar şükretsem az. Daha ne isterim. Sana mesafeliydim. Şu an düşünüyorum da yanlış yapmışım. Pişmanım. Nasuh tevbesi ile tevbe ediyorum. Bir daha iyi kul olacağım. Meğer dost bildiklerim düşman, düşman bildiklerim dostmuş. Bundan sonra kim dost kim düşman daha iyi tanıyacağım. Benden görünenleri düşman, benden görünmeyenleri dost edineceğim. Namaza başladım. Orucu da tutacağım. Zekatımı da vereceğim. En kısa zamanda usulüne uygun hac yapıp anamdan yeni doğmuş gibi tertemiz olacağım" diyebilirsin.

Başka aklına bir bir şey gelmiyorsa seyyidül istiğfar duasını oku. Anlamını bilmesen de sık sık amin demeyi ihmal etme.

"Zamanında adalet için yürüdüm. Karşılığını gördüm. Bir göz istedim. Sen iki göz birden verdin. Fazlasına da gerek yok. Bundan sonra başkası için adalet istiyorum diyerek yürümeyeceğim. Gandi olmaya kalkmayacağım. Kendim olup sadece iyi bir kul olacağım" de.

Dualarının kabul olması için duana başkasını da katabilirsin. "Bana hain diyenler ne dediğini bilmiyorlar. Onlar cahildir. Sen onları da affet" de. 

Arınmaya böyle başla. Arkası gelir zaten. 

Bir Okuyucuyla Hasbihal

Bir ara, anne baba muhtaç duruma düştüğü zaman ve miras paylaşımında kardeşlerin gerçek yüzünün ortaya çıktığını, çoğu kardeşin birbirine küs ve dargın olduğuna dair bir yazı kaleme almıştım. 

Eşi Alman olan ve Almanya'da yaşayan, iki çocuğu olan bir hanımefendi, "Benim de iki çocuğum var. Daha şimdiden geçinemiyorlar. Gerçi Almanlara anne babaya bakma ve miras bırakma yok. Yine de yazınız beni endişelendirdi" içerikli bir yorum yazmıştı o yazımın altına.

Ben de şu cevabı yazmıştım. Bu cevabı taslaklarda görünce ayrıca yazı konusu edinmek istedim:

Evin tek çocuğu olunca siz de eşiniz de kardeşlik duygusunu tatmamışsınız. Çocukluğunuzu en iyi anne babanız bilir. “Bir anneye mektuplar” başlıklı bir kitap okumuştum. “Tek çocuğa bakmak, onu büyütmek, dokuz çocuğa bakmaktan daha zor” yazıyordu. Ne derece doğru bilmem ama yazarın böyle bir tespiti vardı.

Evde birbirine yakın yaşıt kardeşler kavga ile büyür, kardeşiyle sosyalleşir. Kardeşi olunca başkasını aramıyor. Kavga edip küserler, bir müddet sonra barışırlar. Bu tip evde anlaşamayan, birbirini kırıp geçiren çocuklar dışarıda sırt sırta verip birbirlerini korurlar. Kavgaları hoşumuza gitmese de çocukların bu şekil büyümesini sağlıklı görürüm.

Büyüdükleri zaman eften püften yaptıkları kavgalar kendileri için bir anı olarak kalır. Anlatıp anlatıp gülerler. Allah bağışlasın çocuklarınızı.

Miras bırakmama konusunda Almanlar aslında en iyisini yapıyorlar. Bizdeki miras kavgalarını görünce Almanlara hak veriyorum. Bizler biriktirip hepsine bir şeyler bırakmaya çalışıyoruz. Zaman zaman düşünürüm. Pek miras bırakmayan Avrupalı mı ahirete inanıyor yoksa hiç ölmeyecekmiş gibi mal biriktiren biz mi diye. 

Orada mal bırakmamada devletin her on sekiz yaşına girene iş vermesinin, veremediği takdirde işsizlik parası vermesinin, evlatlara mal bırakmaya ihtiyaç hissettirmediğini düşünüyorum. Nasılsa çocuğum, devletin bulduğu işte çalışıp evini geçindirecek diye düşünüyor olmalılar. Yani orada herkes önünü görüyor. Oturmuş ve kurumsallaşmış bir sistem var. Bizde ise kimsenin iş garantisi de yok, oturmuş bir sistemimiz de yok. Açgözlülüğümüzün ve mal hırsımızın temelinde yarın, gelecek ve rızık endişesi var. Güya rızkı veren Allah deriz ama buna da uygulamada inanmıyoruz.

Anne baba ve engelliye bakma konusunda da Avrupa'da devletler sosyal devletin gereğini yerine getirdiği için bizde olduğu gibi bir durum pek söz konusu olmaz. Orada devlet hastayı alıp buna uygun açtığı yerlerde bakıyor. Bizde çoğu evde bakıma muhtaç hasta var. İşe gitmeyip hastasına bakıyor. Sorun da burada çıkıyor.

Çocuklarınızdan dolayı endişelenmenize gerek yok. Büyüdükleri zaman daha da olgunlaşırlar. Ayrıca mal paylaşımında ve anne babaya bakma konusunda hiç sorun olmadan aralarında sorunu çözen kardeş örnekleri de çoktur.