2 Mayıs 2026 Cumartesi

Biri Yaya Diğeri Sürücü İki Kadın

Meram Yeniyol'daki lastik fabrikasından dolayı eskilerin Lastik Durağı dedikleri ışıklardan, evime doğru giderken, bir bağırış bir çağırış ve arka arkaya uzun korna sesini duyunca başımı kaldırıp baktım.

Çarşıdan Meram Bağları'na doğru giden ışıklardaydı sorun. Kırmızı ışıkta araçlar durmuş. Arka arkaya uzunca kuyruk oluşmuş.

Bu ışıklarda araçlara kırmızı, yayalara yeşil yanıyorken, duran arabaların aralarından geçmeye çalışan bir kadın güç bela kaldırıma kendini attı.

Kilolu, yürümekte zorlanan bir kadın. Sanırım biraz engeli de var. Nasılsa yeşil yanıyor diye geçmeye kalkmış. Tam yolun ortasına gelince araçlara yeşil yanmış. Korna çalan erkektir dedim. Yanılmışım. Korna çalan da kadın. Arabanın marka ve modelini bilmem. Bildiğim diğer araçlara göre daha uzun ve büyük bir araba.

Yaya olan çalınan korna sesinden iyice bezmiş olmalı ki "Geri zekalı" diye bağırdı tam orta refüje adımını atarken. Eşek gibi siyah arabayı süren kadın sürücü geri kalır mı? O da tam ışıklardan geçerken "Mal" diye bağırdı. Birbirlerine yaptıkları el kol işaretlerini söylememe gerek yok. Maşallah ikisinin de hem dilleri hem de elleri çalışıyor. Arabadaki ilaveten araba sürerken diğeri de kaldırımı arşınlıyordu. 

Kaldırımda yürümeye devam eden söylene söylene yoluna devam etti. Arabadaki ne zaman sakinleşti bilmiyorum. Çünkü jet gibi uçup gitti. Siz nereye yetişmek istediğini bilseniz de ben tecahülüarif sanatının en güzel örneğini sergileyeceğim.

Aslında yazı konusu edinilecek bir durum değil. Çünkü aşağı yukarı kavşaklarda görmeye alışık olduğumuz bizden ve sıradan bir anekdot bu şahit olduğum. 

Bu tür bağırış çağırış, uzun korna ve hakareti yapanların ikisinin de kadın olması dikkatimi çekti. Yaya olan biraz yaşlı. Arabadaki biraz genç. İkisi de tesettürlü. Bundan dolayı bu yazıyı konu edindim. Çünkü genelde cadde, sokak ve kavşaklarda bu tür bağırıp çağıranlar, ağzı efir ve nedir olanlar hele uzun uzun kornaya basanlar genelde erkek olur. Anladım ki kadınlarımız da hakarette erkeği aratmıyor. Bizim erkeklerden ne eksiğimiz var deyip erkeklerle yarışıyorlar. Erkekleşmişler kısaca. 

Toptancı olmayayım. Elbette nazikliğinden ve kibarlığından ödün vermeyen zarif sürücü kadın ve beyefendi erkeklerimizin sayısı az değil ise de bedeviliği bırakmayıp, şehirde aramızda gezenlerin sayısı da maalesef azımsanmayacak kadar var. 

Bu tür kaba saba hareketler kadında da erkekte de görüşe de niyeyse kadınlara yakıştıramıyorum. Kadınların hele ki tesettürlü olanların trafikte daha dikkatli olmaları çok iyi olacak. Çünkü yakışan da bu. 

1 Mayıs 2026 Cuma

Unutmayacağım Bir Alışveriş

Evin lavabo musluğu oynamaya başladı. Baktım, musluğu tutan sabitleme aparatının vidaları kırılmış.

Musluğu söktüm. Tanıdık bir hırdavatçıya gösterdim. Penseyle kırık vidayı çıkarmayı denedi. Olmadı. Çeşmeciler bu vidayı çıkarır, falan yere git dedi. Dediği yere gittim. Gönderdiği yerdeki çeşmeci yokmuş. Yok diyen, bir şeyden anlar gibi bunu çeşmeciler çıkaramaz. Bunu Kızılay Hastanesinin yanındaki demircilere göster dedi.

Bir demirciye girdim. Musluğu gösterdim. Vidaları çıkarabilir misin dedim. "Bize niye gönderdiler seni. Bu bizim işimiz değil" dedi ama eline aldı musluğu.

Dükkanın içinden bir demir buldu. Eline kaynak makinesini aldı. Demir parçasını yivin içindeki vidaya kaynatmaya çalıştı. Bunu iki, üç defa denedi. Her kaynaktan sonra çeşmeye tutup kaynak yapılan yeri soğuttu. Nice uğraşın ardından yivin içindeki vidaya kaynağı tutturdu. Kaynattığı demir çubuğu penseyle çevirerek bir tanesini çıkardı.

Diğer vidayı da aynı şekilde uğraşarak çıkardı. Herhalde bir yarım saat uğraştı. O uğraştıkça bu kadar uğraş sonucu isteyeceği el emeği, bari musluk parasını geçmese dedim. 

İş bittikten sonra benim güzelim musluğun her bir yanı yağlandı. Aynı şekilde hortumları da. 

Musluğu poşetin içine koydum. Borcumu sordum. 200 lira dedi. Parayı verdikten sonra teşekkür edip ayrıldım.

Tekrar çeşme ve hırdavat malzemesi satan dükkana geldim. Musluğun vidalarını çıkarttım. Hortumları yenileyelim dedim. Az önce aradığım ama bulamadığım çeşmeci imiş görüştüğüm. "Demirciye götürmene gerek yoktu. Bu kırılmış vidaları çıkarırdım ben. Buraya kaynak değmez. Çünkü musluğun içinde plastik kısımlar var. Kaynakla beraber zarar görmüş olabilir" dedi. Böyle deyince kafamda soru işareti oluştu. Eğer plastikler zarar gördüyse bu musluk kullanılmazdı. Çeşmeci hortumları çıkarmaya çalıştı. Beceremedi. Çıkaramadım. Çünkü musluğun hortumları içine gömülü" dedi. 

Güya hortumları çıkartıp yeni hortum taktıracak, bir de musluk sabitleme vidası alınca, musluğum yenilenecekti. 

Çıktım hırdavatçıdan. Larende Caddesine geçerek çeşmecilere göz gezdirdim. Amacım, bu musluğun servis ve satış yerini bulmak. 

Bir tanesinin camında diğer iki marka ismiyle birlikte elimdeki musluğun da markası yazılı bir dükkana girdim. İçeridekine şu markanın bayisi olup olmadıklarını sordum. Değilmiş. Bu civarda o markanın bayi ve servisi yok dedi. "Neyi var" diye sordu. Bu musluğun hortumlarını yenilemek istiyorum dedim. Uğraştı. O da çıkaramadı. 

İki çeşmeci hortumu çıkaramadığına göre belki musluğun servisi de çıkaramazdı. Bir de kim gidecekti ta neredeki bayiye. Üstelik hortumlar çıkarılsa yapılan kaynakla beraber musluğun içindeki plastikler de zarar görmüşse musluk alttan akıtabilirdi. Eve gidip musluğu taktıktan sonra akıtırsa tekrar musluk almak için geri gelmek gerekecekti. 

En iyisi yeni bir musluk almak dedim. Gösterdiği bir musluğu çok övdü. Patron da "Öyle bir fiyat vereceğim ki çok hesaplı. Eline alırsan çok ağır. Üstelik bu musluğu yapan firma çok kaliteli yaptığı için piyasada tutunamadı. Battı. Bunlar elimde kalanlar. Fiyatı 1500 lira" dedi. 

Biraz düşüneyim deyip çıktım. Tanıdık hırdavatçıya dışarıdan telefon açtım. "Alma. Bendekini beğenmezsen, şuradan daha hesaplı alırız" dedi. Gidip baktım. Arkadaştaki musluk hesaplı idi ama çok basit geldi. Beğenmedim. Dediği yere gidip musluklara baktık. Söylenen rakamları görünce, az önceki eski fiyat söylemiş. Çok hesaplı. Git onu al dedi. 

Tekrar az önceki sıhhi tesisat dükkanına gittim. Musluğu alıyorum dedim. Kolaylık olsun diye hortumlarını da takıverdi. "İstersen eski musluğu kiloyla satın alırım" dedi. İyi, tamam dedim. Tarttı. 150 lira uzattı. 

Gördünüz değil mi yaptığım alışverişi. Tamir için 200 lira harcadım. 150 liraya sattım. 50 lira zarar etmiştim ama sayemde piyasa hareketlendi. Bu alışverişten hem demirci hem de çeşmeci kazandı. İlaveten şu dükkan, bu dükkan bana dolaşmak kaldı. Stresi söylememe gerek yok. 

Dükkandan çıktıktan sonra Tarihi Buğday Pazarına geçip iki bardak çay içtim. Sonrasında eve yürüdüm. 

Eve varınca ilk işim her şeyiyle hazır musluğu takıvermek kaldı. Taktım. Vanayı açar açmaz musluktan şırıl şırıl su aktı. Herhalde takamadım deyip söküp tekrar taktım. Bu işlemi birkaç defa tekrarladım. Yeni musluk basbayağı su kaçırıyor. 

Musluğu çıkarıp ambalajına koydum. Akşam olduğu için ertesi güne kaldı, musluğu aldığım yere götürmek. 

Ertesi günü cuma vakti saat 12.00 gibi çeşmeciye vardım. Su kaçırıyor bu musluk dedim. "Bakalım arkadaş. Malımızın arkasındayız. Yalnız hem iyi hortum taktım. İyice sıktım. Kaçırmaması lazım" dedi. Hortumdan değil, içinden geliyor sanki. Burada yeriniz varsa bir test et dedim. Arka tarafa geçip denedi. "Kaçırıyor" dedi. Aynı marka musluktan bir başkasını alıp test etti. O da kaçırıyor. Dükkan sahibine durumu anlattı. "Ver arkadaşa oradan başka bir musluk. Olmadı. Parayı iade edelim. Yazık değil mi bu arkadaşa. İkinci gelişi buraya" dedi. Eleman elini atıp başka bir musluk çıkardı. "Efendim, şu var" dedi. Sahibi, "Ver onu ver. Üstü de bizden olsun. Hortumunu da başkasını takma. Bu markanın hortumunu takıver. Biz bu arkadaşa ayıplı mal sattık. Bize küfür etse, hakaret etse yeridir. Biz bunu hak ettik" dedi. 

Çıkışta kusura bakmayın dedim. "Ne kusuru arkadaş. Ayıp eden, kusurlu mal veren biziz. Senin gıyabımızda bize hakaret etmen de önemli değil. Bu işin bir de öbür dünyası var. Yine gel ama çay içmek için gel. Haydi uğurlar ola" dedi. 

Dükkandan çıkıp eve döndüm. 

Yeni verdikleri muslukla benim tamir ettirip sonra kiloyla sattığım muslukla aynı marka idi. Yani birinci kalite bir mal. Haliyle içim içime sığmadı. Bir de esnafın ilgi, alakası, malının arkasında durması, musluğu geri getirince kaşlarını çatmaması daha da hoşuma gitti. İşte böyle esnaflar da var. Helal olsun dedim. 

Eve gelince ilk işim musluğu takmak oldu. 

Yeni taktığım musluk çıkardığım muslukla aynı marka idi ama öyle zannediyorum, markanın ilk sürümleri. Kullanışı çıkardığım musluk gibi rahat değildi.

Şimdi her lavaboda elimi, yüzümü yıkarken giden musluğu hatırlıyorum. Görünen o ki bu musluk değişimi kolay kolay unutulmayacak. Her ihtiyacımı giderirken keşke tamir ettiğim musluğu yok yere satmayıp gelip bir deneseydim daha iyi olacaktı diyorum. 

Ama iş işten geçti. 

Hasılı garip bir alışveriş oldu benim için. Onca dolaş, didin, tamir ettir. Tamire 200 ver. Sonra bunu 150'ye sat. 1500 vererek yenisini al. O da bozuk çıksın. Sonra değiştirmeye git. Eski marka musluğu bul ama aynısı ya da aynı şekilde kullanışlı olmasın. Üzerine git gel o kadar yürüyüş yap. Gerçi bu alışverişin en güzel yanı bu. Bu vesileyle günlük yürüyüşümü fazlasıyla yapmış oldum. Stres, telaş da çabası. 

Siz siz olun. Bu musluk tecrübemi bir tarafa yazın ya da aklınızın bir köşesinde dursun. Olur ya bir gün musluğunuz su koyverirse benimle aynı tecrübeyi yaşamak isterseniz, ne yapacağınızı biliyorsunuz. Çünkü bu yol durgun piyasayı hareketlendiriyor. Belki sen kaybeden oluyorsun ama bilin ki tamirci kazanıyor, çeşmeci kazanıyor. Sana da her lavaboyu kullanışta unutamayacağın bir hatıra pardon tecrübe kalıyor. 

Yok, ben senin gibi yapmam diyorsanız, musluğu tamir ettirmeden yenisini alacaksınız. Tamir ettirecekseniz çeşmeyi test etmeden satmayın. Bu benim kulağıma küpe oldu. Bir de size küpe olsun istemem. Zira son pişmanlık fayda vermez.

Şu var ki musluğum kullanışlı olmasa da işler vaziyette. Önemli olan da bu. Üzerine bir de tecrübe. Kim verir size bedavadan bu tecrübeyi. 

Bayram Tatilleri

Nisan ayının son günü halen müdür yardımcısı olarak görev yapan eski müdür yardımcımız ziyarete gideyim istedim. 

Niyetim yürüyerek gitmek idi. Dışarı çıkınca boğucu sıcak ve güneşten dolayı gitmekten vazgeçtim. Cuma günü hava bulutlu. Serin havada yürümek daha iyi deyip ziyareti cuma gününe erteledim. 

Cuma günü oldu. Hazırlanıp çıkacağım. Son anda aklıma geldi. Bugün 1 Mayıs. Okullar ve resmi daireler tatil dedim. Hasılı uzun yürüyüşüm ve ziyaretim başka güne kaldı. 

Diğer resmi tatillere alıştım da nedense 1 Mayıs tatili bana çakma bir bayram ve çakma tatil gibi geliyor. 

Hazırlanmışken Evliya Çelebi Parkına yöneldim. Oradaki parkurda yürüyüşümü yapıp ardından çayımı içeceğim. 

Beş, altı tur attıktan sonra oturup çay içerken soluklanayım diye gittiğim kafede yer bulamadım. Epey bir tur atıp hatta biraz başka yerde oturduktan sonra tek oturan birinin masasına izin isteyerek oturabildim. 

Çayımı yudumlarken ne de boş bir milletiz. Çok resmi tatil yapıyoruz. Ayrıca resmi tatiller dışında mesai saatleri içerisinde çarşı, pazar, park, bahçe, çay ocakları, kafeler, lokantalar, alışveriş merkezleri, cadde ve sokaklar insan dolu. 

Anlaşılan ki işsizler, ev kadınları, okulu asanlar, emekliler, işini asanlar, çalışıp çalışmadığı belli olmayanlar meydanlarda. 

Herkes dışarıda olduğuna göre kimler çalışıyor bu ülkede anlamak zor. 

Hele çay ocakları ve kafelerde boş yer bulmak mümkün değil. Bunca boş ve avare insana göre bu ülke iyi ayakta duruyor. 

Çayımı yudumlarken emekli olduktan sonra çalışmaya devam eden birini aradım.  Hal hayırdan sonra bugün çalışıyor musun dedim. "Elbette. Bizde izin yok. Çalışmaya devam" dedi. İyi, siz çalışın, biz tatile devam edelim dedim. 

İşçi bayramının çakmalığı ve iğreti durduğu buradan belli. İşçi, esnaf çalışmaya devam ediyor. İşçi olmayan çalışanlar ve resmi daireler ise tatil yapıyor. 

Sadece işçi bayramı değil, 15 Temmuz resmi tatili de bana çakma geliyor. 

Bu garip resmi tatillerin tasası bana düştü. En iyisi resmi tatilleri bir düzenleyeyim. Çok olan bayram tatillerini paylaştırarak biraz azaltayım istedim. 

23 Nisan tatilini sadece ilkokul ve ortaokul öğrencisi yapmalı. Öğrencileri tatil olunca bu okul kademesinin öğretmen ve yöneticilerine de tatil yapılmalı. 

29 Ekim tüm okul kademelerine ve resmi dairelere olmalı. Bir günle sınırlandırılmalı. Tatilin bir gün önce öğleden sonra başlatılması uygulaması sona etmeli. 

1 Mayısta sadece işçiler tatil yapmalı. Böyle olmayacaksa kaldırılmalı. 

19 Mayıs, lise ve üniversite öğrencileri tatil yapmalı. Aynı şekilde bu kademe öğretmen ve öğretim üyeleri de. 

15 Temmuz kaldırılmalı. Kaldırılayacaksa resmi daireler açık olmalı. 

30 Ağustosta sadece er, erbaş ve subaylar tatil yapmalı. 

Ramazan ve kurban tatillerini resmi, özel herkes yapmalı.