17 Şubat 2026 Salı

Asgari Ücret ve Salatalık

Bir gazete, "bugünkü en büyük banknot olan 200 lira 2009'da ilk çıktığında bir takım elbise alınıyordu. Şimdi ise bu para ile 1 kg salatalık alınıyor" demiş.

Gazete bu örneği vererek paramızın pul olduğuna işaret ediyor. 

Paramızın pul olması doğru mu? Doğru. Hatta ilk çıktığında bu banknotu bozdurmakta zorlanırdık. Bu paranın alım gücü de iyiydi.

Bunu savunma psikolojisi içerisinde olmayan herkes bilir ve bu acınası hakkı teslim eder. 

Ha "bir kilo salatalık alınır" şeklinde bir değerlendirme bu kış sezonunda doğru mu? Değil. Çünkü şimdi salatalık zamanı değil. Kış sezonu yaz ürünleri tavan yapar. Bu da doğru bir kıyas olmaz. 

Bu habere yorum yazan kişi "Arkadaş, bu sezonda salatalık elbette pahalı olur. Bu kıyas batıl" dese bir anlam ifade eder. Hatta "Doğru. Paramız pul olduğu için en büyük paramızın alım gücü düştü" dese herkesin makul göreceği bir tespite bulunmuş olurdu. Çünkü fiili durum ortada. 

Ama böyle yapmıyor. İşi asgari ücrete getiriyor. "Bu para çıktığında bir asgari ücretli bu en büyük banknottan üç tane bile alamıyordu" diyor. Aslında böyle diyerek bu 200 liranın o zaman ne kadar değerli olduğunu kabul etmiş oluyor. Ama anladığım kadarıyla yazar bunu kastetmiyor. Asgari ücretlinin 2009'da az aldığı anlamı da çıkar. Şimdi ise "asgari ücretli 28 bin lira alıyor. Bu gazetenin avanesi bol bol salatalık alması için 140 tane veriliyor.." diyerek bugünkü asgari ücretliye bu en büyük banknottan 140 tane verildiğini söylemesi, aslında bu paranın ne derece değer kaybettiğinin bir itirafı. Öyle ya 2009'da 3 tane bile etmeyen asgari ücret bugün 140 adet yapıyor. 

En büyük banknotun değer kaybetmesini ele alan gazete, haberinde asgari ücrete değindi mi bilmiyorum. Eğer değindi ise yazarın asgari ücreti ele alması normal. Yok, sadece en büyük banknotun alım gücüne değindi de yazar işi asgari ücrete getirmişse buna dam başında saksağan, vur beline kazmayı denir. 

Bir de adı geçen gazetenin avanesi asgari ücretle mi çalışıyor da bol bol salatalık alacaklar? Kendisi asgari ücretten mi maaş alıyor? Ulusal basında çalışıp da asgari ücrete talim edenin olduğunu da sanmıyorum.

Bir diğer husus "...bugün tam 140 tane veriliyor.." derken iki noktayı anlamadım. Cümle bitimi bir noktayı anlarım. Üç nokta koymak suretiyle cümlenin tamamlanmadığını anlarım. İki nokta konmasının anlamı ne? Bildiğim kadarıyla ne Türkçemizde ne de dilbilgisinde böyle bir kural var. 

Siz nasıl görürsünüz bilmem. Yazarın yaptığı tam bir savunma ve saldırma psikolojisi. Başka da aklıma bir şey gelmiyor. 

16 Şubat 2026 Pazartesi

Faiz Lobilerine mi Çalışıyoruz?

"Hazine ve Maliye Bakanlığı, ocakta 744.8 milyar liralık iç ve dış borç ödemesi yaptı. Bir ayda sadece faize giden para 453 milyar 680 milyon lira oldu. Bu oran geçen yılın aynı ayında ödenen faizin 3 katı, 2025’in tamamında ödenen faizin ise dörtte biri oranında".

"Şubat ayında 656,6 milyar liralık iç borç, 116,8 milyar liralık da dış borç ödemesi yapılacak. Şubat ayında yapılacak ödemelerin 501,8 milyar lirası ana para, 154,8 milyar lirası faiz ödemesi olarak yansıyacak. Dış borç ödemesinin de 87,8 milyar lirası ana para 28,9 milyar lirası faiz ödemesi olacak".

"Mart ayında yapılacak 389 milyar liralık iç borcun 118 milyar lirası ana para, 201 milyar lirası faiz ödemesi olarak yapılacak. Aynı ay dış borç için yapılacak ana para ödemesi 6 milyar lira iken faiz ödemesi 30 milyar lira ile dikkat çekici seviyelerde gerçekleşecek".

"Tarihler Nisan ayını gösterdiğinde ise ödenecek iç borç tutarının 294,5 milyar lirası ana para 198,4 milyar lirası faiz ödemesi olarak kasadan çıkacak".

Yukarıdaki verileri Karar gazetesinin İnternet sayfasından aldım.

Bu haberi okur okumaz bu ülkenin kaynaklarını faiz lobisine gidiyor dedim ve üzüldüm. Çünkü alınan borç ve faizi korkunç.

Osmanlının son zamanlarında beri cari açığı kapatmak için iç ve dış borç almaya başladık. Borçları yönetmek ve denetlemek için 2.Abdülhamit zamanında "Genel Borçlar" anlamına gelen "Düyûn-i Umumiye'yi kurduk.

Görünen o ki gelir ve gider dengemizi koruyamadığımız için durmadan borçlanıyoruz. Bize borç verenler de bu borcu babalarının hayrına vermiyor. Bize borç vererek paradan para kazanıyorlar. Kazandıkları para da risksiz bir para.

Biz ise aldığımız borcu ödemek için sürekli faiz ödeyerek adeta çalışıp didinerek artırdığımızı bu faiz lobilerine akıtıyoruz.
İşin garibi aldığımız borç bitmiyor. Sürekli faiz ödüyoruz. Üstelik ödediğimiz faiz ana parayı geçiyor. Yeri geldiği zaman ana paranın faizini ödemek için tekrar borçlanıyoruz.

Acil durumlar ve beklenmeyen ihtiyaçlar için borç almayı anlarım da borcu döndürmek için sürekli borçlanmayı anlayamıyorum. Çünkü faizle alınan borç ülke riskini artırıyor, bir şeyi daha fazlasına mal ediyoruz.

Ülkeyi yönetenler ne yapıp ne edip gelir ve gideri dengelecek denk bütçe yapmak zorunda. Değilse borç paçadan akmaya devam eder. Toplanan tüm vergileri faize veririz. Biz, çocuklarımız ve torunlarımız durmadan biriken borcun faizini ödemeye devam eder. Devlette devamlılık esastır deyip çocuklarımıza ve torunlarımıza borç bırakmaya hakkımızın olduğunu düşünmüyorum.

Hac Ücretleri

Eskiden kara yoluyla hacca gitmek mesele idi. Çünkü uzun ve meşakkatli bir ibadet idi. Otobüsle gidilip gelinirdi. Dönüşte karşılamaya yakınları giderdi. Tam günü belli olmadığı için günlerce beklerlerdi. Bu yüzden, biri uzun süre beklendiği zaman "Hacı bekler gibi bekledik" tabiri kullanılır. 

Hacca gidip gelenin çevresinde ayrı bir yeri vardı. Hemen isminin başına hacı eklenir, bu şekilde hitap edilirdi.

Her kişi hacca gidip gelemezdi. Gidip gelenin sayısı parmakla gösterilirdi. 

Aynı zamanda hacca gidip gelmek zenginliğin işareti idi. Çünkü her ne kadar 'gitmeye yol bulanlar' denilse de Türkiye'den hacca gitmek maddi imkana sahip olmak demekti. 

Irak'ta meydana gelen savaş dolayısıyla kara yolu yasaklanınca hacca gidip gelenler uçakla gidip gelmeye başladı. Hacca gidip gelmek daha kolaylaştı. Bir ara 3 bin dolara gidip gelmeye başlanınca herkes hacca gidebilme imkanına kavuştu. Çünkü hac zengin ibadeti olmaktan çıktı.

Hacca gidip gelenler artınca yoğunluğu azaltmak gerekçesiyle Suudi Arabistan her ülkeye kota uygulaması getirdi.

İşin içine kota girince her müracaat edene hac çıkmıyor. Nasılsa çıkmıyor, en azından sıraya gireyim diye çoğu kimse hac başvurusu yapıyor.

Paramızın pul olmasıyla birlikte bir zamanlar 3 bin dolar maliyetli hac şimdilerde 8-9 bin dolara çıktı. Böylece hac yeniden zengin ibadeti oldu.

Hacca gidip gelmek Diyanet İşleri Başkanlığının tekelinde. Her ne kadar özel firmalara kontenjan verilse de hacı adaylarının büyük çoğunluğu Diyanet eliyle gidip gelmekte. 

Hacla ilgili hepinizin bildiği bazı hususlara kısaca değindim. Esas gelmek istediğim nokta ise hac kurasının ardından hacı adaylarından alınan hac parası. 

Bildiğim kadarıyla 2026 hac kurası 5 Kasım 2025 günü çekildi. Çekilen kurada asıldan çıkan hacı adayları kesin kayıtlarını 11-21 Kasım arası yaptırdı. Hac ücretleri ise taksitli veya peşin olmak üzere 21 Kasıma kadar anlaşmalı bankalara yatırıldı. 2.ve 3.taksitler ise 22 Aralık 2025 ve 19 Ocak 2026 tarihinde yatırıldı. 

2026 ilk hac kafilesi ise 18 Nisan 2026 günü hareket edecek, son kafile ise 22 Mayısta gidecek. 

Niyetim tarihlere boğmak değil. Dikkatimi çeken husus hac ücretlerinin üç dört ay öncesinden tahsil edilmesi. Kasım 2025'de peşin yatıran için bu süre 5 ayı bulmakta. 

Burada ister istemez bazı sorular aklıma geliyor. 

Daha önce üç bin dolara mal olan hac şimdilerde nasıl 8-9 bin dolara çıktı? Döviz bazında Suudi Arabistan zam mı yaptı ya da hac üzerinden kâr elde etmek mi amaçlanıyor. 

Hac ücretleri niçin üç-beş ay öncesinden tahsil ediliyor?

Belirtilen bankalara yatırılan hac ücretlerini Diyanet, masraflara hemen kullanıyor mu yoksa bu paralar bankalarda bu kadar ay bekletiliyor mu? 

Bu ücretler faizde mi değerlendiriliyor? Bu paralara faiz işletiliyorsa bu faizi banka mı alıyor yoksa Diyanet mi ya da devlete mi gidiyor? 

Aylar öncesinden alınan bu hac ücretlerine faiz işletiliyorsa çoğu hacı adayının buna razı olacağını düşünmüyorum. Aynı şekilde bu paraların aylar boyunca atıl durması da doğru değil. 

Diyanet otel, yemek, uçak vs. gibi birçok hizmeti peşin ödemek suretiyle bu hizmetleri daha ucuz ve uygun fiyata hallediyorsa hac ücretinin aylar öncesinden alınması makul olabilir. 

Sorduğum sorular belki cevabı bilinen sorular olabilir, belki Diyanet bu konuda daha önce açıklama da yapmış olabilir. Bu konuda bilgi sahibi değilim. Bu durumu bilen var da açıklarsa memnun olurum.