20 Ocak 2026 Salı

Toplumsal Tükenmişlik

Türkiye’nin Nabzı Aralık 2025’in yeni bölümü “Toplumsal Tükenmişlik ve Güven” başlığıyla Metropoll’ün Web sayfasında yayımlandı.

22 sayfadan oluşan araştırmanın hepsine değinme imkanım yok. Rakamlara boğmadan kısa kısa değinmek isterim.

Araştırma şirketi, bu araştırmanın ilk sayfasında, araştırma sonucunda “Ne bulduk?” başlığında aşağıdaki sonuçlara ulaşıldığını belirtiyor:

•Türkiye, 0–100 ölçeğinde yüksek tükenmişlik bandında; toplumun büyük bölümü ülke gündeminden bunalmış ve geleceğe dair kaygılı.

• Her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

• Güven haritasında yakınlara güven orta-yüksek, kurumlara güven sınırlı, tanımadık kişilere güven ise çok düşük. Seçmenlerin yaklaşık yarısı “her yere güvensizler” kümesinde; daha küçük bir kesim “kuruma yaslananlar”, bir diğer kesim de “insanlara güvenen ama kurumlara mesafeli” profilde yer alıyor.

•Tükenmişlik yükseldikçe hem kurumlara güven hem de topluma aidiyet zayıflıyor; aidiyet en düşük ve göç isteği en yüksek gruplar, aynı zamanda en tükenmiş ve en güvensiz kesimler.

• Genç ve eğitimli segmentlerde, “fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim” cevabı ana akım hâle gelirken, 2026’ya dair kişisel beklentiler ülke beklentilerine göre daha olumlu; insanlar ülkenin geleceğine karamsar, kendi mikro hayatına ise daha temkinli iyimser bakıyor.

Dağılım incelendiğinde katılımcıların %30,4’ünün yüksek, %30,5’inin çok yüksek tükenmişlik grubunda yer aldığı görülüyor. Başka bir ifadeyle, toplumun yaklaşık %61’i günlük yaşamını belirgin bir duygusal yorgunluk, yoğun gündem baskısı ve geleceğe ilişkin kaygı eşliğinde sürdürüyor.

Verdiği siyasi partiye göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik yaşayanlara gelince, AK Parti ve MHP seçmeninin 1/3'i, İYİ Parti, CHP ve DEM'e oy verenlerin yüzde 40-50'si yüksek ve çok yüksek tükenmişlik yaşıyor.

Cinsiyete göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik kadınlarda, % 66 iken erkeklerde % 56'da kalıyor.

Yaş gruplarına göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik durumu şöyle:

18-34 yaş arasında yüzde 60,

35-54 arasında yüzde 59,

55 yaş üstünde bu oran yüzde 64,6 çıkmış.

Tek asgari ücretle geçinenlerde ise yüzde 70’e çıkıyor.

Çalışma biçimine göre en yüksek tükenmişlik öğrenci, işsiz, emekli ve ev kadınlarında.

Ülke gündeminin, toplumun yarısından fazlasını “fazla” ya da “çok fazla” bunaltmasının arkasında tek bir başlık yok; ama öne çıkan dört ana stres kaynağı var. İlk sırada suç ve şiddet haberleri (%29) alıyor. Onu siyaset (%21) ve ekonomi (%19) izliyor; bir diğer güçlü başlık ise “toplumsal/ahlaki çürüme” algısı (%18). Türkiye’de gündem yorgunluğu, öncelikle güvenlik, geçim ve değerler tartışması etrafında şekilleniyor.

Toplumsal aidiyet konusunda; toplumun geneline baktığımızda, her ne kadar önemli bir kesim kendisini hâlâ “bu toplumun bir parçası” olarak görse de yaklaşık her beş kişiden ikisi Türkiye’de kendini nadiren ya da hiç ait hissetmediğini söylüyor.

Daha fazla rakam ve istatistiklere boğmamak için araştırmadan yaptığım alıntı ve notları burada noktalıyorum. Merak edenler araştırmanın tamamına Metropoll’ün sayfasından ulaşabilir.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim ki araştırma ne derece tüm Türkiye’yi yansıtır bilemem ama çıkan tablo korkunç. Çünkü bu derece yüksek ve çok fazla tükenmişlik, psikolojik desteğe ihtiyaç hissetme, güvensizlik ve ait hissetmeme durumu ve bıkkınlık hayra alamet değil. Yetkililerin, uzmanların ve sorumluların bu konular üzerine eğilmesinde fayda görüyorum.

Örnek Bir Üst Düzey Profili

Uzun yıllar bir kurumda daire başkanlığı yaptıktan sonra şimdilerde bir başka birimde müdürlük yapan bir tanıdığımın yanına uğradım.

Çaylarımızı yudumlarken sağdan soldan konu açıldı. Başladı anlatmaya:

“Bir banka ile promosyon anlaşması yaptık. Anlaşmanın ardından dört kişi birden ziyaretime geldiler. Her birinin elinde de poşetler vardı.

Görüşmenin ardından müsaade alıp çıktılar. Giderlerken koltukların arkasına konan poşetler dikkatimi çekti. Poşetlerinizi unuttunuz dedim. “Unutmadık. Bunları size hediye getirdik” dedi banka müdürü. İyi de ben bu kurumda yıllardır görev yapıyorum. Bugüne kadar bana böyle bir hediye getirmediniz. Neden şimdi diye sordum. “Efendim, promosyon anlaşması için bizi tercih ettiğinizden dolayı bu hediyeyi getirdik. Sadece size değil, diğer üst düzey yöneticilere de aynı tür hediye teslim ettik” demişler. Ne var bu poşetlerin içinde diye sordum. “Pierre Cardin takım elbise, gömlek, kravatı, kravat iğnesi, ayakkabı, kemer, cüzdan var”. Ben bu hediyeyi kabul edemem. Lütfen hediyelerinizi alır mısınız dedim. Moralleri bozuldu. Müdürleri, “Ne biçim birisiniz. Sizden önce aynı hediyelerden diğer birim amirlerine de götürdük. Aldıkları gibi bir tane daha kemer, cüzdan verebilir misiniz, diyenler oldu. Siz ise baştan hiçbirini kabul etmediniz” dedi. Ben böyleyim deyip hediyeleriyle birlikte uğurladım.

Hediyeyi kabul etmediğimi duyan üst düzey bir yönetici gelip beni tebrik etti”.

Tanıdığım konuşmasına devam etti. “Bir gün amirim, ... Bey, denetlemekle yükümlü olduğun kişiler senden şikayetçi. Onların çayını içmiyormuşsun. Onlardan alışveriş yapmıyormuşsun” dedi. Evet çaylarını da içmiyorum. Alavere de yapmıyorum dedim. Çünkü ben onlardan çay içsem, alışveriş yapsam, onların benden istekleri bitmez. Şu koyduğumuz kuralı çiğnerler. Biz de içtiğimiz çay ve yaptığımız alışverişin hatırına yasağı çiğnemeye göz yummak zorunda kalırız” dedim.

Sebep bu mudur bilmiyorum. Arkadaşın görev yeri ve görev unvanı değişti. Değişikliğin sebebini de sormadım. Büyük ihtimalle gelen şikayetler üzerine amiri böyle bir değişiklik yoluna gitti.

Yerine gelen ise üç yıl içinde evini, arabasını almış, yükünü tutmuş, başka bir göreve geçmiş.

Çocukluğundan beri tanıdığım bu arkadaş görgü ve nezaket nedir bilen, işine vakıf, işinin ehli, görevine bağlı, çok okuyan, unvanından dolayı hava atmayan; plan, program, tertip ve düzen denince akla gelen; güler yüzünü, ilgi ve alakasını eksik etmeyen, harama el uzatmayan, bulunduğu görevin imkanlarından faydalanma yoluna gitmeyen, gelen imkanları da elinin tersiyle iten biri. Yıllardır üst düzey çalışmasına rağmen belki bir iki evi vardır. Altında arabası bile yok. İşine gelip giderken toplu taşıma kullanır.

Makamların bozmadığı, makamından faydalanma yoluna gitmeyen, marka olan giyim ve kuşamı elinin tersiyle iten bu tip kişilerin sayısının artması dileğimle.

19 Ocak 2026 Pazartesi

Çayın Adresi

Halihazırda çalıştığım okulda ders zili 8.00'de çalar. Çıkış zili ise 16.15'te sona erer.

İlk saatlerde hep dersim olur.

İlk derse yetişmek için evimden 20 dakika önce çıkmış olmalıyım ki derse zamanında yetişeyim.

Nöbetçi olduğum gün en az bir 20 dakika önce okulda olurum.

Nöbet defterini imzaladıktan sonra nöbet yerine geçmeden önce sabah çayını içmek için çay ocağına uğrarım. Her seferinde de çayımı bardağıma doldurur, nöbet yerime geçerim. Hiç elimin boş döndüğünü hatırlamıyorum.

Çay setinin üzerinde üç demlik çay hazır olur. Hangi demlik biterse, yerine yenisi demlenir.

Önceki çay işine bakan kimseye günde kaç demlik çay demleniyor diye sorduğumda, yanlış hatırlamıyorsam, 17 demlik diye söylemişti.

Çay işine bakanın bir işi olsa okulun emektar memurları devreye girer. Daha olmadı, öğretmenler çayı demler.

16.15'ten sonra eve gitmeden soluklanıp bir bardak çay içeyim desen, çay yine olur.

Çalıştığım onca okul ve kurumda bu kadar çok çay içildiğini, sabahtan akşama günün her saatinde çay olduğunu ilk burada gördüm.

Dersten çıkan soluğu çay ocağında alır.

Çay hem taze hem de nefis. İçtikçe içesi geliyor insanın.

Sabahtan akşama içimiz dışımız çay olur. Çaya doyarız.

Yaz böyle kış böyle.

Sabah çayını demleyen genci okula giriş yaparken okulun önünde çayını yudumlar görürüm.

Güneşin daha doğmadığı, havanın kapkaranlık olduğu gündüzün kısa olduğu kış günlerinde bile ders başlamadan bir yarım saat önce bir demliğin bittiğini görürüm.

Bir gün, ne ara demledin de bir demlik bitti dedim görevliye sabah sabah. "Yediye on kala çay hazır olur hocam" dedi. Sen okula ne zaman gelirsin dedim. "Saat 06.00'da evden çıkarım. İlk işim çayı hazır etmek olur. Erken gelen hocalarım var. İçiliyor" dedi.

Bu okula çayın adresi dense yeridir.

Bugüne kadar o kadar okulda çalıştım. Hiçbir okulda hatta çoğu işyeri ve kurumlarda çay bu kadar erken hazır olmaz. Çoğu yerde çalışanlar çayın hazır olmasını bekler. Bu okul ise çay içecek personeli bekler. Burada sabah yedi olmadan çayı hazır eden arkadaş bir teşekkürü hak ediyor.