13 Nisan 2026 Pazartesi

Kripto Paranın Neresindeyiz?

Berlin’de 26 Mart Perşembe günü proje ortağımızla Blockchain teknolojisinin uygulandığı bir binada buluştuk.

Bina sanırım beş katlı idi. Tüm katlar Almanların kripto parası Solana için tahsis edilmiş.

Bize Pakistan uyruklu biri hem Blockchain hem de Solana üzerine açıklama yaptı. Bizim ekipten sorulan bazı sorulara yeterli bilgisi olmadığı için oraya sık sık gelen bir kişiden destek istedi. Onlar gelip sorularımıza cevap verdi. Bizim gençler bize tercüme etti.

Bu bina Solana kripto paranın çalışma ofisi gibi bir yer. Her katta bol miktarda masaüstü bilgisayar var. Burada, kurs ve seminerler veriliyormuş. Planlama yapılıyormuş. Meraklıları gelip burada çalışma yapıyormuş. Orijinal bir şey üretenin ürettiği şey de satın alınıyormuş.

Blockchain teknolojisi hakkında yeterli ve detaylı bilgim yok. 2009'da ilk çıkması hasebiyle Bitcoin ismini sık sık duyarım. Halk arasında da kripto para dendiği zaman ilk akla gelen budur. Yalnız Wikipedia'ya göre "2023 Mart ayı itibariyle 22 binden kripto para birimi bulunmaktadır. Kripto paraların Toplam piyasa değeri 1 trilyon dolardan fazladır".

Yazımda, Almanların kripto parası Solana desem de biliyorsunuz kripto paralar "şifreli (kriptografik) işlemlerle çalışan, merkezi bir otoriteye (banka vb.) bağlı olmayan dijital varlıklardır. Blockchain (blokzinciri) ise bu paraların transfer kayıtlarının şeffaf, değiştirilemez ve güvenli bir şekilde, dağınık bir ağda tutulduğu teknolojik kayıt defteridir. Kripto paralar bu defter üzerinde hareket eder".

Kısaca kripto paraların arkasında halihazırda merkezi bir otorite ve devlet yok. 22 binden fazla kripto para birimi olması da halihazırda bu sanal paranın mevcut durumunu gösterir. Çünkü dünyada 200 devletin varlığını düşünürsek, bir ülkede onlarca, binlerce bu kripto paranın üretildiği anlamına gelir. Ama ileride bu kripto paraların arkasında bir güç ve devlet olmayacağı anlamına gelmez.

Birçok ülkede dijital para, kripto para, sanal para adı altında geleceğin parası olarak nicedir çalışmalar yapılırken ülkemize ait kripto para çalışması yapıldığını bilmiyorum. En azından duymadım.

Burada şunu da belirteyim. Ülkemizde her ne kadar kripto para çalışması yapılmasa da "Türkiye, dünyada en çok kripto para kullanan beş ülkeden biri" imiş. Bu demektir ki insanımızın önemli bir kesimi kripto para alıp satıyor.

Alınıp satılan bu kripto paralardan devlet hazinesinin ve maliyesinin haberinin olduğunu sanmıyorum. Haberi olsa da müdahale edemiyor. Devlet bunlardan vergi de almıyor. Şu var ki bu tür kripto para alımlarında, ülkeden sermaye çıkışının olduğu bir gerçek.

Bir gerçek daha var ki dünya dijital paraya hazırlanıyor. Yakın gelecekte kağıt paralar tedavülden kalkacak. Yarın herkes aya giderken ülkemizin yaya kalma durumu söz konusu.

Solona kripto parası ofis binası hakkında da bilgi vermek istiyorum. Bunu da diğer yazımda ele alayım.

12 Nisan 2026 Pazar

Geçmişle Yaşayanlar

Bakmayın birbirimize benzediğimize. İnsanlar tip tiptir. Kimin ne tip olduğunu öğrenmek için de görüp geçirmek gerekiyor.

İnsanlar tip tip olsa da bazı insanlar:

Pireyi deve, deveyi de pire yapmada çok mahir.

Kendine Müslüman olmada üslerine yoktur.

Kendilerini dünyanın merkezi olarak konumlandırmışlar.

Dünya dediğin kendi etraflarında dönmeli bunların.

Aynı çağda yaşarlar ama geçmişle yaşarlar. Bugünün imkanlarından yararlanırlar ama geçmiş takıntılarını hiç bırakmazlar. Bu takıntılar ya da geçmişle yaşamak ölünceye kadar devam eder.

Belli etmeseler de iyi kincidirler.

Çıkarları için yaşarlar.

Bir söz söylesen bir çuval sözle karşılık verirler.

Mazeret üretmede, bahane bulmada, üste çıkmada, seni suçlu bulmada kimse ellerine su dökemez.

Dünyayı önlerine yığsan, üzerine sırtında taşısan gözlerinde yoktur. Çünkü gözlerinin önüne geçmiş gelir. Bana şunu yaptı, unutur muyum hiç der.

Küsüp mesafe koymada ve uzaklaşmada, neye küstüğünü dağ dahi bilemez.

Çok alıngandırlar.

İnatçıdırlar.

Bir araya geldiğinde malzeme vermemek için elinden geleni yapsan, mükemmel davransan yine bir âmâ bulur. Çünkü seninle geçinmeye niyeti yoktur.

Bu tiplerin tedavisi yoktur. Kendilerini sağlam sanıp toplum içinde yaşamaya devam ederler. Akıl sağlığın bakımından bu tiplerden uzak durmada fayda vardır. Çünkü geçmişi bırakamayanın çevresine pozitif enerji vermesi mümkün değil. Sadece moral bozarlar.

11 Nisan 2026 Cumartesi

Vietnam Lokantasında Yemek

Berlin'e vardığımız ilk gün bizim için tutulan evde biraz istirahat ettikten sonra akşam yemeğini yemek için proje ortağımız bir lokantanın konumunu gönderdi.

Gideceğimiz lokantaya acemilik çekmeden yürüyerek gittik. Çünkü yanımızda AB projeleri kapsamında çok defa Avrupa ülkelerini ziyaret etmiş bir arkadaş vardı. Aynı zamanda başkanımız ve proje sorumlusu idi. Google Maps yardımıyla Alman ekibinden önce buluşacağımız lokantaya intikal ettik.

Lokanta, Berlin hapishanesinin karşısında bir Vietnam lokantası idi.

Alman ve Türk ekibi olarak 20'den fazla kişiydik.

Ne yiyeceğimizi seçmek için her birimizin önüne menü kondu. Türkçe menüden yemek seçemem ki Almanca menüden yemek seçebileyim. Proje sorumlusu ne yerse onu yiyelim dedik. Acılı ve acısız tereyağlı tavukta karar kıldık.

Önümüze kase içerisinde konan tavuk yemeği, bir nevi tavuklu sulu çorba. Bizdeki arabaşı çorbası diyemiyorum. Çünkü sulu olmasının dışında bir benzerliği yok. Çorbanın içindeki tavuklar da kare şeklinde kesilmiş büyükçe idi. Sanırım tavuğun göğsünden yapılmış. Kaşık ya da çatal ile bölmeden yemek mümkün değil. Çorba ise bizdeki ketçap rengi ile belenmişti. Çorbada tatlımsı bir tat vardı ama ne suyunda tat vardı ne de tavuk tadı. Lezzetten eser yoktu. Güya tereyağlı tavuk yiyecektik. Aç karna gider artık. Zira elimiz mahkum.

Ortaya farklı renklerde görüntüsü güzel üç ayrı meze konmuş. Bir tanesinin tadına baktım. Acı mı acıydı. Bu acıyı dindirmek için içtiğim su ve yediğim tavuk bana mısın demedi.

Yine ortada herkesin önüne alarak yiyeceği pirinç pilavı vardı. Bizim pirinçler gibi iri iri değil, incecikti. Hakkı teslim edeyim, pirinç pilavı lezzetliydi.

Ortada bir de her dört kişiye bir ekmek düşecek şekilde bizdeki bazlamanın küçüğü gevrek yufka vardı.

Biz bir tavuk, bir pilav yerken bazı arkadaşlar bekliyordu. Çünkü ortada ekmek yoktu. Ekmek diye konan gevrek yufkalar dişimizin kovuğuna bile girmeyecek şekilde yemek gelmeden bitmişti zaten.

Tercüman aracılığıyla ekmek istendi. Görevliler anlamamış ya da şaşkınlığa bir bize bir masaya bakıp bakıp durdular. Tercümanla epey bir konuştular. Belli ki ekmek istememize anlam veremediler. Şaşırmaları da normal. Ne bilsinler bu müşterilerin ekmek tüketiminde dünyada açık ara birinci olan bir ülkeden geldiklerini.

Lokanta sahibi Vietnamlılar bir gitti, pir gitti. Gelmek bilmediler. Bir kısmımız pilav, tavuk yerken ekmeksiz ağzına lokma almayan bazımız bekledi durdu. Sonrasında ekmek bir kez daha hatırlatıldı. Gidiş o gidiş. Bekle ki gelsinler. Anlaşılan ekmek gelmeyecek derken nice sonra bizdeki ramazan pidelerine benzer incelikte bir ekmekle geldiler. Ekmek sıcacıktı. Belli ki bizim için ekmek pişirmişler. Parça parça bölünerek alınan bu ekmeğin de dişimizin kovuğunu doldurduğunu söyleyemem.

Şu var ki bizdeki ekmek sevdasının, bizim ekmekle imtihanımızın dünyada eşi ve benzeri olmasa gerek.