7 Mart 2026 Cumartesi

Sıddîki Şerif

Zaman zaman kısa videolara göz atınca karşıma FB, GS, BJK ve TS'nin Süper Lig maçlarınından özetler çıkar. 

Fenerbahçe'de kiralık olarak oynayan Gine asıllı bir Fransız futbolcunun ismini duyarım sık sık. Maçın spikerleri, "Sidiki Şerif asist yaptı, Sidiki Şerif gol attı" şeklinde maçı verirler.

Sidiki Şerif diye bir isim olur mu? Hiç sidiğin şerefli olanı olur mu? Çünkü sidik sidiktir. Belli ki bizim spikerler yanlış telaffuz ediyorlar.

Bizim spikerler bu şekil gafı çok yapıyor. Yeter ki bir Müslüman ismi bize Batı'dan gelsin. Duydukları gibi alıyorlar. Bu ismin menşei, bizdeki söylenişi nasıl demiyorlar.

Şerif'i bir tarafa bırakıp futbolcunun ismine gelmek istiyorum. Sidiki şeklinde telaffuz edilen bu ismin aslı Sıddık olmalı. Sıddık ise "doğru sözlü, dürüst ve güvenilir" anlamına gelir.

Batılılar ne şekilde telaffuz ederse etsin. Bizim spikerler bu futbolcunun ismine maçlarda yer verirken Sıddık ya da Sıddıki şeklinde telaffuz etmeliler. Aslına uygun olan da budur.

Cehaletin bu kadarına da pes doğrusu.

Siz siz olun, çocuklarınıza Sıddık ismi vermeyin. Bakarsınız, iyi bir futbolcu olur, Avrupa'da top koşturur. Sizin Sıddık adını verdiğiniz çocuk Batı dilinde Sidiki olur çıkar. Ondan sonra çık işin içinden. 

İran Sarı Öküz Olmasın!

İran'ın izlediği politikayı ve dini anlayışını tasvip eden biri değilim.

Ama ABD'nin İsrail ile birlikte İran'a saldırdığı esnada, İran şöyle, İran böyle demeyi hiç tasvip etmem. Çünkü bunun zamanı değil. Zira şu anda ABD ve İsrail; Irak, Mısır, Libya, Lübnan ve Suriye'yi dizayn ettikten sonra İran'a saldırması aynı planın devamı. Her şey Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği ve ABD'nin menfaatlerini korumak için.

Bu hengamede kızılacaksa ABD ve İsrail'e kızmak, taraf olunacaksa İran'ın yanında olmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında ama, lakin ve fakat demeyi ABD ve İsrail'in ekmeğine yağ sürmek olarak görürüm.

Dünya Alimler Birliği kurucu başkanı Yusuf el Karadavi'nin, Cübbeli'nin, Halil Konakçı'nın ve Ebu Bekir Sofuoğlu'nun bu savaşta İran'ı suçlar bir görüş ortaya koymaları akıl alır gibi değil.

Aynı şekilde ülkelerindeki üsleri ABD'ye kullandıran İran'a komşu ülkelerin, İran'ın bu üsleri vurması neticesinde, "Bu saldırının ülkelerine yapılmış bir saldırı olduğu şeklindeki açıklamalarının hiçbir makul izahı yok. Üslerini ABD'ye kullandırmayan İspanya ve İtalya kadar olamadık. Biz üslerimizi komşu devlete karşı kullandırdık diye üzülecekleri yerde, İran'ı saldırgan ilan ediyorlar. Ne yapacaktı İran? ABD; Bahreyn, Kuveyt, Katar vs. üslerinden uçak kaldıracak. Bu üslerden füze fırlatacak. İstihbarat toplayacak. İran da seyredecek. ABD'ye üslerini kullandıran ülkeler zerre bağımsız olsalar, "Bizim İran'la sorunumuz var. Ama bu sorun başka. ABD'nin bizim üslerden İran'a saldırmasını kabul etmiyoruz" derlerdi. Kısaca üslerini ABD'ye hoyratça kullandıran komşu ülkeler bu yaptıklarından utanç duymalılar.

İsrail'in her türlü yayılmacılığında, yanında yer alan Azerbaycan'ın İran sınırına asker yığmasını zaten anlamak mümkün değil.

Trump’ın, İran'a yapmayı düşündüğü kara harekatında yerel unsurlardan yararlanmak istediği aşikar. En büyük beklentisi de Kürt gruplar. Irak Cumhurbaşkanı'nın hanımının, "Biz Kürtleri rahat bırakın. Biz kiralık silah değiliz" açıklamasını takdir ettiğimi söylemeliyim. Yalnız olası kara harekatında ABD adına vekalet savaşı vermeye teşne Kürt gruplarının olduğu da bir gerçek. Bu da üzücü bir durum. Bu Kürt grupları, ABD'nin, kullan at taktiğinin ne zaman farkına varacaklar? İnan anlamış değilim.

Şu bir gerçek ki ABD; Irak, Mısır, Suriye, Lübnan ve Libya'nın ardından İran'ı da bölüp parçalayacak, istikrarsız bir devlet haline getirecek, İran'ın içinde iç savaş çıkaracak. ABD ve İsrail'in bu oyununa gelmemek gerek. Aklımızı başımıza almamız gerek:

Komşu ülkeler, ABD üslerini İran'a karşı kullandırmamalı.

Bu aşamada İran'ın mezhep anlayışı asla gündeme gelmemeli. Söz ve beyanlarla İran'ı kötüleyerek ABD ve İsrail'in ekmeğine yağ sürmemeli.

Kürt grupları, Suriye'de olduğu gibi asla ABD ve İsrail adına vekalet savaşı vermemeli.

Şu hengamede güçlünün ve sömürgecinin yanında değil, karşısında olmak gerek. Çünkü verdiğimiz ve vereceğimiz her sarı öküz, sıranın bize yaklaştığı anlamına gelir.

5 Mart 2026 Perşembe

Limon ve Maydanoz

Çarşamba akşamı azık karıştırarak arkadaşlarla bir araya geldik. Bahtıma çorba düştü. İftara yakın iki arkadaş aldı beni.

Yolda giderken “Yanına limon aldın mı” dedi. Eyvah, aklımdaydı. Unuttum dedim. “O vakit yolda bir yerden alırız” dedi. Alalım almaya. Yalnız iftarı organize eden arkadaşa soralım. Çünkü benden sadece çorba ve kepçe istemişti. Limon istemedi. Belki temin etmiştir dedim. Aradım. “Limonu temin ettim. Ayrıca getirmenize gerek yok” dedi.

Benim için çorbanın ya da başka bir menünün yanında limon olması ya da olmaması hiçbir anlam ifade etmiyor. Önümde limon olsa da pek sıkmam. Sıkarsam da menünün içinde limonun tadını almayacak şekilde birkaç damla damlatırım. Bunu da limon sıkmıyor musun demesinler diye yaparım. Ama arkadaş için böyle değil. Limonun olduğunu duyunca rahatladı. Çünkü onun için limon bir sofrada olmazsa olmaz.

Şu var. Evde kayınpederin kızı olmasa faydası saymakla bitmez bu limonu eve, bacaya bastırmam. Ama elim mahkum. Her alışveriş listesine mutlaka limon yazılır.

Kınamayın, ayıplamayın. Bilirim benimki de aşırılık ama ne edersiniz ki ekşi ve mayhoşu ile aram hiç yok. Kazara, mayhoş bir nar, elma, erik veya çağla yesem, dişlerim bana küser. Dişimdeki uyuşukluk gidinceye kadar dişlerimle kolay kolay bir şey kesip çiğneyemem. Efendim, hastalıklara karşı vücudu korur demeyin. Hasta olup yataklara düşmeye, günlerce bu hastalığı çekmeye razıyım. Lütfen bana limon demeyin. İsmini duyar duymaz dişlerim uyuşmaya başlıyor.

Neyse, iftar kaçmasın. Ezanla birlikte sofraya oturduk. Yemeklerimizi yedik. Kalkıp bir nefes aldıktan sonra tatlı var. Size bıraktık dediler. Sofradan kalktıktan sonra tekrar sofraya oturmam. Bunun tek istisnası tatlı. Tatlı varsa tekrar otururum.

Arkadaş, çorbasına, salataya ve ana menüye ne kadar limon sıktı görmedim. Çünkü kendi önüme konmuş menüye odaklanmıştım. Yalnız önümüzdeki tatlının her bir yerine limon sıktı da sıktı. Sadece kendi önündekilere değil, benim yiyeceğim tatlının üzerine de bolca limon sıktı. Tatlıyı ağzıma aldım. Tattan eser yoktu. Tatlı olmuş limon. Tatlı değil, limon yedim. Sonunda dayanamayıp mübarek, şu önündeki tatlı dilimine sık. Benimki limonsuz olsun dedim. Ama iş işten geçti. Çünkü bizim o güzelim tatlıyı her ağzıma alışımda limon dedi ki ben buradayım.

İşin ilginci, o kadar uyarıma rağmen hiç istifini bozmadı. Her zamanki gibi dediğim dedik idi. Bir elindeki çatalla bir tatlı aldı. İkinciyi almadan az önceki sıktığı limondan tekrar tatlının üzerine sıktı da sıktı. Bunu bir değil, kaç kere yaptı. Böyle böyle kaç limon bitirdi bilmiyorum. Abartmıyorum, limondan akan suyla çamaşır ve bulaşık yıkanır.

Tatlıyı yedim ama ben bu yediğime tatlı demem. Çünkü tatlı değil, limon yedim. Tatlıdan eser yoktu. Ağzımın tadı bozuldu. Ağzımın içi limon doldu. Nem ne şekil bir tat kaldı ağzımda. Güya yemeğin üzerine tatlı yiyip tatlı konuşacaktım. Ben buna tatlının içine etme derim. Başka da bir şey demem.

Tamam, limon ve arkadaş birbirinden ayrılmaz iki fidan. Ha şunu yemeğin içindeki tuz misali tadında, kararında ve kıvamında sıksa olmaz mı? Haydi her şeye limon sıkmayı hayatının bir parçası edindi diyelim. O güzelim tatlı mı tatlı tatlıdan ne ister? Tatlının içine sıkılmış limon ben buradayım diyorsa, o tatlı, tatlıdan ziyade olur limon.

Bugüne kadar abartıp her şeye limon sıkanı gördüm de tatlıya limon sıkanı ilk gördüm. Ha limon sıkmış ha her şeye maydanoz koymuş.

Her konuda olduğumuz gibi limon sıkma ve sıkmama konusunda da aşırı uçlardayız. Hiç limon aramayan ve adeta limonsuz hayat yaşayan ben, aşırı uçtayım. Bir de arkadaş gibi gördüğüne limon sıkan hem de öyle böyle değil, son damlasına kadar limonu sıkanlar var aramızda.

Etli ekmeğe, lahmacuna, yeşilliğe, salataya, çorbaya, balığa, yemeğe, kısaca sofrada menü namına ne varsa sıktıkça sıkıyorlar. Limondan su çıkacak takat kalmayınca, bir de limonun arta kalanı ağızlarına alıp içini yiyorlar.

Sofrada yemek kalıyor ama kesilen limonların üzerine ilave limon kesip hepsini bitiriyorlar. Daha olmadı, kaşıklarına limon sıkıp içiyorlar.

İşte bu arkadaş da bu limon familyasından. Ara ara arabaşı yerken de yan yana oturmuşluğum olur. Çorbaya o kadar limon sıkıyor. Çorba oluyor limon çorbası.

Sonunda Allah rızası için sofrada ayrı oturalım. Ayrı kaptan yiyelim. İçim dışım limon oldu. Ben limon değil, çorba içmeye geldim buraya dedim de kaseler ayrıldı ayrılalı mükellef çorba içmeye başladım. Limonsuz çorbayla birlikte yüzüme bet beniz geldiğini düşünüyorum.

Hasılı, limoncu tayfa ile ben Filistin ile İsrail gibiyiz. Ne birbirimizden ayrılırız ne de bir oluruz. Her şeye limon sıkma konusunda her menüye maydanoz olan bu limon taifesi, sofrada benden ırak olsun, kendi önlerindeki kabın içini, dışını istersen limonla doldursunlar, yemek menüsü diye kabın içini limonla doldurup içsinler. Ama ne olur, bu güzel emellerine beni alet etmesinler. Faydalı diye benim yiyeceğim menüye de limon sıkmasınlar.

Limon sıkma konusunda yazdıklarıma limon dile gelse, sen ne diyon arkadaş, sıkıla sıkıla ne hale geldiğimi bir ben bilirim bir de Allah. Allah kimseyi limon yapmasın der mi der.