8 Şubat 2026 Pazar

Bana Olmazmış!

Ispanak, yeşillik, elma, mantar ve portakal almak için pazara uğradım.

Alacaklarımı aldım. Pazardan çıkarken armut gördüm.

Tereğin önü bir baştan öbür uca ve tepeye doğru hepten sarı renkli, arkası ise yeşil. Delikanlı, şu sarı olanlarından bir kilo ver dedim. Poşeti açmasıyla arkadaki gömgök olanlardan doldurdu. Delikanlı, birazını bari sarı olanlardan ver dedim. "Bunlar birkaç gün içinde sararır" dedi. Lütfen yemeye hazır sarı olanlardan istiyorum deyince, "Sana Olmaz abi, sana olmaz" deyip poşettekileri çıkarıp arka tarafa koydu. Hiç tepki vermeden ayrıldım. Tepki versen yok yere kavga hazır. Ondan sonra da doktor mu haklı, müezzin mi tartışması yapıldığı gibi pazarcı mı haklı, müşteri mi tartışması yaparız.

Pazardan çıkarken sol tarafımda aynı cins armut gördüm. Delikanlı, sarı renkli olanlardan bir kilo dedim. Ağırlıklı olarak istediğim türden verdi. Gök gibi duranlardan bir tanesini poşetten çıkarıp bir dilim kesip verdi. "Tadında sıkıntı yok" dedi.

Pazar işimi görüp evin yolunu tuttum.

Elimde poşetler yürürken pazarcının "Sana Olmaz abi" demesini yorumladım içimden. Benim bildiğim esnaf, "Bu malı bu fiyata kimseye vermem ama sana olur" der genellikle. İster tanısın ister tanımasın. Bizim bu akıllı pazarcı esnafı ise "Sana Olmaz" dedi çıktı. Yaşlı biri olsa bunlar türünün son örneği. Fazla kalmadı diyeceğim. Daha yaşı da pek genç. Demek ki büyüklerin tezgahından geçmiş, aynı onların yolunu takip ediyor. Anlaşılan bu tiplerin kökünün kuruması için kaç nesil daha geçmesi gerekecek.

Tüm pazarcılar böyle mi? Hepsi böyle değil ama özellikle Konya pazar esnafının kahir ekseriyeti böyle. Diğer iller kendilerini aştı ve yeniledi. Nedense Konya pazarcıları ne gördüyse ne öğrendiyse aynı yoldan devam ediyor.

Konya'da sebze ve meyve seçmek zaten mümkün değil. Tamam, kendileri versin. Ama poşete koyduğunu kendi evine alıyor gibi koysun. Buna da kimse bir şey demez. Zira olması gereken bu.

Getirdiği sebze ve meyveyi kasadan tezgaha boşaltsa, tezgahın önü ve arkası irili, ufaklı, olgunlaşmış ya da olgunlaşmamış iç içe olsa, poşete önüne geleni doldursa yine bir şey demezsin. Bahtıma artık dersin.

Öne iyi, güzel ve iri olanları istifleyip ne kadar küçük, gök, bozuk mal varsa arka tarafa koyan esnaf türünün yok olup gitmesi lazım. Gel gör ki tezgahın önü göze hitap edecek şekilde albenili iken maalesef aynı albeniyi tezgahın arkasında göremiyoruz. Bu tipler nazarımda küçük hesap yapan küçük insanlardır. Ne uzarlar ne kısalırlar ne de onarlar. Sahtekarın, dalaverecinin önde gidenidir bunlar. Nazarımda Konya semt pazarı esnafının çoğu böyle.

Bu tiplerden hala alışveriş yapıyoruz ki bunlar hala pazarlarda boy göstermeye devam ediyorlar.

Biz pazarcıları böyle değerlendirirken bir pazarcıyı dinlesek belki bir bildikleri ve haklı olan yönleri vardır. Belki de mesele sizin gördüğünüz gibi değil diyebilir. İçlerini bilmem. Fakat pazarcı esnafında müşteri memnuniyeti diye bir dert ve tasası yok. Elimdeki malın kötüsünü nasıl elimden çıkarırım. Malı nasıl iyi gösterir, göz boyarım hesabı yapılıyor.

Merak ediyorum, semt pazarlarının işleyişinden sorumlu olan zabıta teşkilatı ne iş yapar? Sabahın erken saatinde tezgahını açan, öne iyilerini, arkaya kötülerini koyan bu pazarcı esnafını hiç mi kontrol etmezler? Eğer buna da bakmayacaklar ve müdahale etmeyeceklerse niye orta yerde kalabalık ederler, niçin zabıta elbisesi giyerler?

Not: İçinizde, bu yüzden hiç pazara gitmem. Marketten alırım pazar ihtiyacımı. Siz de öyle yapın diye olabilir. Elbette ben de ağırlıklı olarak marketten seçerek alıyorum. Yalnız illa hepsini marketten ya da pazardan alacağım diye bir düşüncem yok. Yeri gelir marketten yeri gelir semt pazarından alırım. Bir de pazardan alınacak vardır, marketten alınacak vardır. Pazardan aldığım esnaf işini düzgün yapmamışsa bir daha ona uğramam.

7 Şubat 2026 Cumartesi

Ramazan, Bindirme Ayı

Birkaç gün önce bir haber başlığı okumuştum. İçeriğine bakmadım. Çünkü verilmek istenen mesaj başlıktan anlaşılıyordu. Kısaca, "Ramazanda zam yok. Fiyatlar sabitlendi" diyordu.

Alışık olmadığımız güzel bir haberdi bu. Çünkü her ramazan öncesi fiyatlara bir güzel ayar geçilirdi. Demek ki esnaf insafa geldi. Bu ramazan eski sünnetlerini işlemeyecekler.

Ramazana 13 gün kala yoğurt ve yumurta alayım diye markete geçtim. Girerken de alacaklarımın önceki fiyatlarını zaten biliyorum. Fiyatlar da sabitlendiğine göre şaşıracağım bir durum yoktu.

Yumurtaya baktım. Üç aşağı beş yukarı aynı fiyat aralığında idi. Mandıra bölümüne geçerek her zaman aldığım yoğurt markasının fiyatına baktım. Daha önce 117 lira olan kese yoğurdunun fiyatı 143 TL yazıyordu.

Görevli yoktu başında. Gelmesi için bekledim. Gençten biri buyurun diyerek geldi. Delikanlı, bu yoğurdun fiyatı 117 değil miydi? Ne olmuş yoğurdun fiyatına böyle dedim. "Aynen öyle. Maalesef fiyat bu miktara çıktı. Sadece yoğurt değil, ürünlerin hepsine iğneden ipliğe zam geldi. Hem de öyle böyle değil" dedi. İki kilo yoğurt tarttırdım. Teşekkür edip ayrıldım. Diğer fiyatlara göz gezdirmedim.

İki kalem ürünün yanına bir de poşet ekledim. 450 lira tuttu.

Evimin yolunu tutup gelirken içimden konuşup geldim. Vay anasına. İyi ki fiyatlar sabitlenmiş. Bir de sabitlenmese halimiz haraptı. Fiyatların sabitlenmesi haberi, demek ki Konya'ya ait değilmiş. Artık hangi il ise. Ama yerel gazetede okuduğumu hatırlıyorum.

Eğer mandıra görevlisinin dediği gibi ise daha ramazan gelmeden fiyatlara öyle böyle değil, baya dokunulmuş. Ramazanda hiç dokunmalarına gerek yok. Bu da fiyatların sabitlenmesi demek esnafa göre.

Şu anlaşılıyor ki bu fiyatları kim belirliyorsa hiç insafları yok. Yine eski sünnetlerini işlemişler. Eski hamam eski tas. Tam gaz fırsatçılığa devam.

Sanırım kasım ve aralıkta birin altında çıkan enflasyon ocakta şaha kalkınca esnaf da fırsat bu fırsat. Nasılsa elimizde ileri süreceğimiz bir mazeret de var. Bize gün doğdu demiş olmalı. Ramazanın gelmesi de işin tuzu biberi. Zaten ramazanda zam yapmazsa bizim esnaf orucu rahat tutamaz. Tuttuğu oruç da kabul olmaz.

Merak ettiğim ne değişti? Güya dendiğine göre enflasyon düşüyor. Nasıl düşmeyse artık. Tamam yükselsin de makul yükselsin.

Sanırım kasım ve aralıkta birin altında çıkan enflasyon ocakta şaha kalkınca esnaf da fırsat bu fırsat. Bize gün doğdu demiş olmalı. Ramazanın gelmesi de işin tuzu biberi. Zaten ramazanda zam yapmazsa bizim esnaf orucu rahat tutamaz.

Her ramazan ayına girerken esnafın ya da piyasayı elinde bulunduranların bu açgözlülüğünü anlamak zor. Güya ramazan ayı fakiri anlama ayı. Tokun aç kimsenin halini anlama ayı. Dayanışma ve yardımlaşma ayı. Biz böyle biliyoruz. Ama görünen o ki ramazan birileri için fırsat ayı, bindirme ayı, vurma ayı, zam ayı. 

5 Şubat 2026 Perşembe

Meclis Göreve, Ramazan Sınıfa!

Emekliliğime ramak kaldı. Ramak demişsem daha 2,5 yıl var. Niyetim son gününe kadar çalışmak. Hatta mümkünse iki polis nezaretinde sınıflara veda etmek.

Devlet bu hakkı vermiş. Ben de bu hakkı son âna kadar kullanayım diyorum. 

Fakat gel gör ki öğrencisi, öğretmeni, idarecisi ve çevrem rahat durmuyor. Gel tezkere dercesine benim adıma gün sayıyorlar. Emekli oluversem adeta göbek atacaklar. Hızını alamayıp daha çalışın mı, emekli ol artık diyen de var. Sanırsın ki eğitimin önündeki engel benim. Ben emekli oluversem eğitim ve öğretimin tüm dertleri bitecek. 

Bence millet benim adıma gün saymayı ve gelin güvey olmayı bıraksa iyi olacak. Yarın şoka uğramaları işten bile değil. Zira sabah ola hayrola. Zamanın ne göstereceği bilinemez.

Sakın kendini darı ambarında görme. Dursan dursan 65'i beklersin. Sonra kapı dışarı ederler. Çünkü kanun var demeyin.

Ne belli, yarın bir siyasi duayenin Meclis grubunda, "Meclis göreve, Ramazan Sınıfa" demeyeceği. Çünkü büyüğümüzün devleti, milleti, ülkeyi düşünmekten ve hizmetten başka bir amacının olmadığı hepimizin malumu. Ne zaman ülkede bir sorun olsa taşın altına elini koyar. Mesele memlekette, gerisi teferruat deyip kolları sıvar. Yeter ki ülkenin bir sorunu olsun. Kim ne derse desin, kim ayıplarsa ayıplasın, Siyasi hayatına mal olsa bile işaret fişeğini gönderir.

İşte o zaman bilin ki ölünceye kadar sınıflardayım. Ölünce, öğretmen ve öğrencilerim omuzlarında taşıyarak mezara defnederler. 

Burada, sayın büyüğümüzün beni de memleketin bir meselesi göreceğine dair büyük umut taşıyorum. Ki bu konuda ona çok güveniyorum. Bilin ki çok yardımsever. Kimlere yardım etmedi ki benden yardımını esirgesin. 

İşte o zaman "Oh, emekliliği geliyor" diye el oğuşturanlar mahcup olacaklar. Demedi demeyin.