Ispanak, yeşillik, elma, mantar ve portakal almak için pazara uğradım.
Alacaklarımı aldım. Pazardan çıkarken armut gördüm.
Tereğin önü bir baştan öbür uca ve tepeye doğru hepten sarı renkli, arkası ise yeşil. Delikanlı, şu sarı olanlarından bir kilo ver dedim. Poşeti açmasıyla arkadaki gömgök olanlardan doldurdu. Delikanlı, birazını bari sarı olanlardan ver dedim. "Bunlar birkaç gün içinde sararır" dedi. Lütfen yemeye hazır sarı olanlardan istiyorum deyince, "Sana Olmaz abi, sana olmaz" deyip poşettekileri çıkarıp arka tarafa koydu. Hiç tepki vermeden ayrıldım. Tepki versen yok yere kavga hazır. Ondan sonra da doktor mu haklı, müezzin mi tartışması yapıldığı gibi pazarcı mı haklı, müşteri mi tartışması yaparız.
Pazardan çıkarken sol tarafımda aynı cins armut gördüm. Delikanlı, sarı renkli olanlardan bir kilo dedim. Ağırlıklı olarak istediğim türden verdi. Gök gibi duranlardan bir tanesini poşetten çıkarıp bir dilim kesip verdi. "Tadında sıkıntı yok" dedi.
Pazar işimi görüp evin yolunu tuttum.
Elimde poşetler yürürken pazarcının "Sana Olmaz abi" demesini yorumladım içimden. Benim bildiğim esnaf, "Bu malı bu fiyata kimseye vermem ama sana olur" der genellikle. İster tanısın ister tanımasın. Bizim bu akıllı pazarcı esnafı ise "Sana Olmaz" dedi çıktı. Yaşlı biri olsa bunlar türünün son örneği. Fazla kalmadı diyeceğim. Daha yaşı da pek genç. Demek ki büyüklerin tezgahından geçmiş, aynı onların yolunu takip ediyor. Anlaşılan bu tiplerin kökünün kuruması için kaç nesil daha geçmesi gerekecek.
Tüm pazarcılar böyle mi? Hepsi böyle değil ama özellikle Konya pazar esnafının kahir ekseriyeti böyle. Diğer iller kendilerini aştı ve yeniledi. Nedense Konya pazarcıları ne gördüyse ne öğrendiyse aynı yoldan devam ediyor.
Konya'da sebze ve meyve seçmek zaten mümkün değil. Tamam, kendileri versin. Ama poşete koyduğunu kendi evine alıyor gibi koysun. Buna da kimse bir şey demez. Zira olması gereken bu.
Getirdiği sebze ve meyveyi kasadan tezgaha boşaltsa, tezgahın önü ve arkası irili, ufaklı, olgunlaşmış ya da olgunlaşmamış iç içe olsa, poşete önüne geleni doldursa yine bir şey demezsin. Bahtıma artık dersin.
Öne iyi, güzel ve iri olanları istifleyip ne kadar küçük, gök, bozuk mal varsa arka tarafa koyan esnaf türünün yok olup gitmesi lazım. Gel gör ki tezgahın önü göze hitap edecek şekilde albenili iken maalesef aynı albeniyi tezgahın arkasında göremiyoruz. Bu tipler nazarımda küçük hesap yapan küçük insanlardır. Ne uzarlar ne kısalırlar ne de onarlar. Sahtekarın, dalaverecinin önde gidenidir bunlar. Nazarımda Konya semt pazarı esnafının çoğu böyle.
Bu tiplerden hala alışveriş yapıyoruz ki bunlar hala pazarlarda boy göstermeye devam ediyorlar.
Biz pazarcıları böyle değerlendirirken bir pazarcıyı dinlesek belki bir bildikleri ve haklı olan yönleri vardır. Belki de mesele sizin gördüğünüz gibi değil diyebilir. İçlerini bilmem. Fakat pazarcı esnafında müşteri memnuniyeti diye bir dert ve tasası yok. Elimdeki malın kötüsünü nasıl elimden çıkarırım. Malı nasıl iyi gösterir, göz boyarım hesabı yapılıyor.
Merak ediyorum, semt pazarlarının işleyişinden sorumlu olan zabıta teşkilatı ne iş yapar? Sabahın erken saatinde tezgahını açan, öne iyilerini, arkaya kötülerini koyan bu pazarcı esnafını hiç mi kontrol etmezler? Eğer buna da bakmayacaklar ve müdahale etmeyeceklerse niye orta yerde kalabalık ederler, niçin zabıta elbisesi giyerler?
Not: İçinizde, bu yüzden hiç pazara gitmem. Marketten alırım pazar ihtiyacımı. Siz de öyle yapın diye olabilir. Elbette ben de ağırlıklı olarak marketten seçerek alıyorum. Yalnız illa hepsini marketten ya da pazardan alacağım diye bir düşüncem yok. Yeri gelir marketten yeri gelir semt pazarından alırım. Bir de pazardan alınacak vardır, marketten alınacak vardır. Pazardan aldığım esnaf işini düzgün yapmamışsa bir daha ona uğramam.