29 Ocak 2026 Perşembe

Üç Kağıt Ekonomisinde İnsanın Rolü *

Yüksek enflasyonun hayatı pahalılaştırdığı yetmediği gibi paramızı pul eden bir yönü var. Bu yetmediği gibi döviz karşısında paramız eridikçe eridi. Birkaç yıldır döviz baskılarla mı ya da kağıt paralar son demini yaşadığından mıdır, yerinde sayıyor.

Dövizin stabil, enflasyonun da aşağı doğru bir seyir izlediği günümüzde, devreye altın ve gümüş sokuldu. Şimdi de bu iki değerli maden yerinde durmuyor. Başını yukarı dikmiş. Günlük rekorlar kırıyor. Tıpkı 2018 yılında ABD ile Türkiye arasında cereyan eden papaz vakası sonucunda, ekranların sağ alt köşesinde dövizin hiç duraklamadan kronometre çalışır gibi yukarı doğru fırlaması gibi.

Yakın zamana kadar elindeki paranın değerini ve alım gücünü korumak için vatandaş, artırdığı üç beş kuruşuna döviz alıyorken şimdi de artanı olan soluğu kuyumcularda alıyor. Altın da kronometre tutulmuş gibi uçuyor. Borsa bile bu şekilde değişmez. Bunu musluğu açık su sayacının çalışmasına da benzetebiliriz.

Hasılı, vatandaşın elinin emeği ve alın teri parası; enflasyon, döviz, altın, borsa gibi yerlerde eriyip gidiyor. Çünkü altının yükselip yükselmeyeceğini, düşüp düşmeyeceğini vatandaş bilmiyor. Arz talebe göre de piyasa oluşmuyor. Çünkü neyin düşüp düşmeyeceğini piyasa belirlemiyor. Birileri yani dünya sermayesini elinde bulunduran para babaları, masanın başına oturmuş, bugün şunu yükseltelim, yarın şunu düşürelim kararını veriyor. Saydığım şeyler düşerken de onlar kazanıyor, yükselirken de. Üç beş gram altın alarak iyi kâr ettim diyen vatandaş sevinedursun. Esas kazanan ve hep kazanan onlar. Çünkü son gülen hep onlar.

Vatandaş ise anasından doğduğu andan itibaren çalışıp didinsin. Tüm kazancı bu şekilde haybeye gidiyor. Görünen o ki bu üç kağıt ekonomisiyle vatandaşa biçilen rol, modern kölelik. Sen çalışıp didineceksin. İster gönüllü ister gönülsüz cebinden bu parayı alacağız. Sen kaybedenler ligindensin. Biz ise hep kazananlar ligindeyiz deniyor.

Bu üç kağıt ekonomisini görünce, insanın, böyle modern köle olmaktansa sahici köle olmak daha iyi diyesi geliyor. Çünkü modern kölelikte, cebindeki paranın değerini düşürmek suretiyle insanımız her geçen gün geçim gailesi yaşarken hakiki kölelikte ise kölenin geçim, maişet ve barınma diye bir derdi olmaz. Modern kölelikte geçim vatandaşın derdi iken gerçek kölelikte geçim efendiye aittir. Modern kölelik dünyayı ve hayatı açık cezaevi şeklinde sunarken, bildiğimiz kölelikte ise dünya ve hayat kapalı cezaevi olarak sunar. İlkinde yeme, içme ve barınma insanın kendisine ait iken ikincide, her şey kapalı cezaevinin sahibine ait.

Modern veya hakiki köleliği, anasından hür olarak dünyaya gelen hiçbir insan kendine reva görmez. Kimse de bu dünyaya köle olmak için gelmez. Ama gerçek köleliğin tarihte kaldığı günümüzde ise bize biçilen rol modern kölelikten başka bir şey değil. Hangisi olursa olsun, köleliğin ismi bile bizi tiksindirse de acı gerçek ve pratik budur. Evet, anasından hür olarak dünyaya gelen bizler, üç beş para babasının gözünde onlar için çalışan birer figüranız, oyuncuyuz, köleyiz. Sistem maalesef böyle kurulmuş ve hiç teklemeden böyle işliyor.

*03.02.2026 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Sadakaya Muhtaç Bir Vekil *

Önüme bir Youtube videosu düştü. Üşenmeyip kısa videoyu izledim. Hem emekli hem de milletvekili maaşı alan bir vekil konuşuyor. Sanırım basın açıklaması yapmış. Sonrasında da karşısındakilerle muhabbet ediyor. Vekil masada oturuyor. Karşısındakiler görünmüyor.

Karşılıklı konuşmayı buraya alıyorum:

Vekil: Şunu da söyleyeyim. Ben emekli maaşımla vekil maaşımı sana vereceğim. Sen de gel bunları bir ay idare et.

Vatandaş: 500 bin lira yetmiyor mu vekile?

Vekil: Bir defa daha söylüyorum. Herkese verebilirim. Benim yaşadığım ödemelerimi ve gelirimi size vereceğim. Siz bu işin altından kalkın. Başka da bir şey söylemeyeceğim.

Vatandaş: Vekilim ne gibi giderleriniz var dikkat çeken, söyleyebilir misiniz?

Vekil: Herkes şöyle zannediyor. Sanıyorlar ki devlet bize araba veriyor. Hayır. O zaman mazotunu veriyor. Hayır, mazotu da vermiyor. Uçağa beleş biniyor diyorlar. Hayır. Uçak da beleş değil.

Vatandaş: İndirimli ama.

Vekil: Yok, çok basit bir indirim. Normalde uçak 3 bin lira. 2900-2800’e alıyoruz. Çok önemli bir indirim yok. Bu indirim de önemsiz.

Vatandaş: Mecliste, lokantada yemekler çok ucuzmuş.

Vekil: Sizin yüzünüzden hepsine zam yaptılar. Söyleye söyleye beş defa zam yaptılar. Sizin yüzünüzden zamlı yiyoruz. Kaldığım otel, ben misafirhanede kalıyorum, otelde kalıyorum. Habire zam yapıyorlar. Siz de milletvekili olun.

Vatandaş: Aramızda yardım toplayalım o zaman vekilim.

Vekil: Çalışmadan da ben vereyim. Siz birkaç ay değerlendirin. Arkadaşlar, siyaset er meydanıdır. İsteyen bir siyasi partiye üye olur, vekil seçilir, bütün bu güzel haklardan yararlanabilir. Bu iş nasip işidir. Bir daha söylüyorum. Bir milletvekili aldığı maaştan en az bir buçuk, iki katı daha fazla para harcıyor. Bunu da bilmenizi isterim.

Vatandaş: O zaman niye yapıyorsunuz bu işi? (Bu kısım tam anlaşılmıyor. Vekilin verdiği cevaptan esinlenerek böyle yazdım).

Vekil: Hayır, ben buraya para için gelmedim ki. Ben memleketime hizmet ediyorum.

Vekile cevap verenlere vatandaş dedim. Ama vekile soru soranların gazeteci olduğunu düşünüyorum.

Bu ikili diyalog düzmece olabilir mi diye düşündüm. Hiç düzmeceye benzemiyor. Vekil verdiği cevaplarda samimi. Söylediklerinden hareketle acınası bir durumda. Başlığımdan da anlaşılacağı gibi hem emekli hem de aktif vekil olan ve aldıkları çıplak maaş toplamı beş yüz bini bulan vekiller sadakaya muhtaç. Zaten gazeteci de “madem öyle. Aramızda yardım toplayalım” diyor.

Toplam emekli maaşı 20 bin olan emeklilerin olduğu bir ülkede bir vekilin geçinemiyorum. Üzerine 1,5-2 katı ilave harcama yapıyorum demesi, sözün bittiği yer olsa gerek.

Elbette vekilin gideri ile vatandaşın gideri bir olmaz. Geliri fazla olanın gideri de fazla olur. Olur da en alt maaş alanla en üst seviyede maaş alanlar arasında bu derece uçurum olmaz.

Kısaca emekli ve vekil maaşı alan biri böyle dert yanıyorsa, sorarım size. Vatandaş ne yapsın? Aldığıyla nasıl geçinsin.

Kısaca, vekilin bu konuşmasını dinleyince, teşbihte hata olmasın, “Şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler” sözünü aklıma getirdi. Bence vekil hiç konuşmasa daha iyiydi.

*01.02.2026 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

28 Ocak 2026 Çarşamba

Güçlerinin Farkında Olmayan Kesim

Kaç yıldır emeklilerin aldığı maaş kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Çünkü en düşük emekli maaşı alanlar asgari ücretin çok gerisinde kaldı.

Asgari ücret adı üzerinde asgari geçim seviyesi olmasına rağmen emeklilerin asgari ücretin çok altında kalması çok büyük haksızlık.

Bir başka haksızlık da her yıl en düşük emekli maaşı alanların maaşını belli bir seviyeye çıkarmak suretiyle emekliler arasında da haksızlık yapılıyor. En düşük emekli maaşı alanların emekli maaşı yukarıya çekilmiş olsa da daha önce yüksek prim ödeyerek emeklilikte daha fazla emekli maaşı alacağım diyenler de mağdur olanlardan. Çünkü zamanında düşük prim yatıranlarla aldıkları emekli maaşı eşitlenmiş oldu.

Bir diğer garip durum ise 2026 Ocak ayından itibaren memurlara yüzde 18 zam yapılırken emeklilere yüzde 12 zam yapılması. Halbuki maaşları daha düşük olan emeklilere de aynı oranda ya da daha fazla zam yapılması gerekirdi.

Bu durum gösteriyor ki emeklilere yapılan maaş düzenlemesi deve misali. Hani deveye boynun niye eğri demişler de deve, nerem doğru ki dediği gibi emeklilere yapılan her maaş düzenlemesi yanlış.

Yapılan zam oranından, ellerine geçen maaşa varıncaya kadar aldıkları maaştan dolayı mağduriyet yaşamalarına rağmen emeklilerin yeterince seslerinin çıkmaması düşündürücü. Kaderlerine razı bir profil çiziyorlar. Halbuki kaybedecekler bir şey yok. Emekliler unutmasınlar ki ağlamayana emme bile vermezler.

Ellerinden ne gelir, etleri ne butları ne demeyin. Bence çok şey yapabilirler. İşin garibi emekliler güçlerinin farkında değiller.

18 milyon emekliden bahsediliyor. Bu sayının 5,5 milyonu dul, yaşlı ve sosyal yardım alanlar. Geriye 12,5 milyon emekli kalıyor.

12,5 milyon emekli birçok ülkenin nüfusundan fazla. Bu kadar emekli organize olup bir araya gelse karşılarında hiçbir güç duramaz.

Parti kurup seçime katılsalar açık ara birinci çıkarlar.

Aldıklarıyla kıt kanaat geçiniyorlar. Nasıl parti kuracaklar denebilir. Elbette parti kurmak kolay değil.

Seçimlerde birlikte hareket etseler, iktidardaki partiyi indirirler, bir başkasını iktidar yapabilirler. Çünkü her seçim öncesi siyasi partilerle pekala pazarlık yapabilirler.

Hepsi bir araya gelse, organize hareket etseler, Türkiye'nin en büyük örgütü olurlar. Ama gel gör ki pek çoğu mağdur olmasına rağmen emeklileri bir araya getirmek mümkün değil.

Emeklilerin dernekleri var zannedersem. Yalnız bu dernek sesini pek çıkarmıyor, emeklilerin hakkını pek aramıyor. Arıyorsa da kamuoyu bundan pek haberdar değil.

Haftanın belli günlerinde seslerini duyurmak amacıyla her il ve ilçede kırıp dökmeden miting, yürüyüş, basın açıklaması, oturma gibi eylemlere imza atabilirler.

Emekliler ne yaparlarsa yapsınlar. İmam bildiğini okuyor denebilir. Bence seslerini duyursunlar. EYT’liler nasıl seslerini duyurup istediklerine kavuştularsa pekala emekliler de haklarına kavuşabilirler. Hiçbir şey elde edemeseler bile isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara olur.