31 Aralık 2025 Çarşamba

Neye Umut Bağlamışım?

2021 Aralık ayının son günü sosyal medyada yazıp paylaştığım yazım önüme düştü. Gözlerimin ışıltısına bakacaksınız dediğime göre Sayın Nebati'nin Hazine ve Maliye Bakanlığı dönemi sonrası olsa gerek. 

Döneminde, tüm dünya faizleri yükseltirken bizim ülkemiz nass gereği faizleri indirmişti. Ekran ekran gezip bol şaklabanlıklar yapmıştı. Verilen görevi hakkıyla yapıp köşesine çekildi. Trakya'da aldığı bol sulak arazi ile büyük bir hazineye kavuştuğu bir ara gündeme geldi. Başka da hatırlayan yok. 

Şu var ki bugünkü yüksek faiz ve dövizin fırlaması, TL'nin iyice değer kaybetmesi onun eseri idi. Gerçi onun bunda suçu yok. O sadece verilen emri yerine getiren emir eri bir figürdü. 

Neyse geçip gitti. Hala ceremesini ise biz çekiyoruz. İzahı olmayan o günlerin mizahı olur demişim. Bakalım ne yazmışım:

"Hazine ve Maliye Bakanlığı sırası yavaş yavaş bana gelecek diyordum.

Sanki yavaştan daha hızlı olacağa benziyor. Bunu, içime doğan umut ışığından biliyorum.

Burada umut kelimesi geçince sakın ola ki ekonomiye umut olacak, yaralarımızı saracak anlaşılmasın.

Eğer böyle yanlış bir anlaşılma söz konusu ise şimdiden özür dilerim.

Burada geçen umut, benim bakan olacağım umududur, size umut olmak değil yani.

Bunu baştan söyleyeyim de sonra ahu figan etmeyelim.

Bakan olur olmaz bu ne yapar diye düşünmenize, bana 300-500 gün kredi vermenize gerek yok.

Gözlerimin içine bakacaksınız. Gözlerimdeki tükenmişliği ve çaresizliği görünce, hepiniz bundan gelecek hayır gelmez olsun. Bu, öncekilere rahmet okutur diyecek ve kötü komşu mal sahibi yapar misali, hepiniz başınızın çaresine bakacaksınız.

Kendi yağınızla kavrulacaksınız.

Siz başınızın çaresine bakarken ben de bakanlığım dışında daha da huzur bulmak için birkaç yönetim kurulu üyeliğine kapağı atmaya çalışacağım.

Bu iyiliğimi de hiç unutmayın". 31.12.2021

Yeni yıl, umut tacirliği yapan kurtarıcılardan kurtulduğumuz yıl olsun. 

30 Aralık 2025 Salı

Doldur Boşalt Sistemi

Ülkemiz diğer şeyleri nasıl yapıyor bilmem ama doldur boşalt sisteminde üzerine başka ülke tanımam.

Nedir doldur boşalt sistemi derseniz, teessüf ederim. Bunu da bilmiyorsanız, niye yaşarsınız.

Doldur boşalt sistemi şudur: Önce hapishaneleri suçlularla dolduruyorsun. Gerektiğinde yeni ve büyük hapishaneler yapacaksın. Artık yeni suçlu alacak kapasitesi kalmayınca, siyaset kurumu ve TBMM ne için vardır. Hemen çözüm üretir. Bir infaz yasası çıkarılır. Bir bakmışsın hapishaneler boşalır.

TBMM'nin çıkardığı kaçıncı infaz yasası oldu bilmem.

Çıkarılan infaz yasalarıyla birlikte hapishaneler boşalınca, kimse, o kadar hapishane boş mu duracak, yazık, israf demez. Çünkü dışarıda sırasını bekleyen o kadar müşterisi var ki devlet-millet işbirliğiyle kısa zamanda dolduruveriyorlar burayı.

Şu var ki hapishanelerden herkes memnun.

Devlet memnun. Had bilmeyenlere haddini burayla bildirir.

Müşteriler zaten memnun. Memnun olmasalar; girip çıkan, tekrar gir çık yapar mı? Demek ki memnunlar. Hatta öyleleri var ki çıkar çıkmaz ne işim var benim dışarıda. Rahatımı bozmaya değmez dercesine tekrar suç işleyerek yeniden girdiği hepimizin malumu.

İşin içinde müşteri memnuniyeti olunca haliyle buralar hep hareketli. Niye memnun olmasınlar? Nasılsa yolu hapishaneye düşen, burada fazla kalmayız. Arkamızda dağ gibi Meclis var. Onlar bizi bizden fazla düşünür. Bir bakmışsın yeni bir infaz yasasıyla sayılı günlerin ne zaman geçtiğini bilemezler. Gerçi "Düşenin dostu olmaz" derler ama bu herkes için geçerli değil belli ki. Çünkü Meclis daima yolu hapishaneye düşenin yanında. Sağ olsunlar, var olsunlar. Dost dediğin kötü günde belli olur dedikleri bu olsa gerek.

Bir de içeride iken geçim gailesi, ev geçindirme vs. derdi yok. Nasılsa yeme, içme ve masraf şirketten.

Nasıl bir yer ve duygu olduğunu bilmem ama bir zamanlar hapishane için "Girmeyen eşek. Girdiği halde tekrar girene eşek oğlu eşek derler" dendiğini işitmiştim. Artık ne derece doğruysa. Gerçi davulun sesi uzaktan hoş gelir dense de bu işin anlatımı bana hoş geldi. Neredeyse, içeri girmeyi canım çekti. Tadında bırakayım. Fazla merak iyi değildir.

Meclisin çıkardığı ve çıkaracağı sayısız infaz yasalarına, bilirim bazılarınız, herkes cezasını günü gününe çekmeli. Olur mu böyle şey diye kızar. Bunlar kızsa da ben onlara kızmayacağım. Çünkü bekara avrat boşamak kolaydır. Ne bilsinler devlet yönetimini. Halbuki devlette devamlılık esastır. Doldur boşalt sistemi de işte tam budur. Doldurup boşaltmazsan olmaz. Boşaltıp doldurmazsan da olmaz. Herkes burayı tatmalı. Burada yatmalı.

İşin şakası bir tarafa. Bu kadar hapishaneler yapıldığına göre buralar tıpkı otellerin doluluk oranları gibi her daim müşteriyle dolu olmalı. Sezonluk olmalı. Sezon bitince boşaltılmalı. Değilse israf olur. Öyle ya içinde kimse barınmayacaksa ne diye yapıldı değil mi? Haydi israfı göze aldık, buraları boş beklettik diyelim. Buraların o kadar görevlisi ve çalışanı var. Bunlar müşteri ile ilgilenmeden boş boş bekleseler, aldıkları maaş helal olur mu kendilerine. Girenleri de infaz yasalarıyla erken çıkarıp başkasının da buraları tatması düşünülmeli. Empati denilen şey yani.

Kendini Akıllı Sanan Zavallılar

Sabah sabah biri, isim vermeden birinden dert yandı: "Nasıl iş anlamadım gitti. Yine raporlu yine raporlu. Bu kaçıncı. Bu nasıl görev bilinci böyle. Ne zaman dersi olsa hastalanıyor ama koordinatörlüğü olduğu zaman hastalanmıyor. Bu kadar da olmaz. Sen idarecilik yaptığın için söylüyorum" dedi.

Kimden bahsettiğini bilmiyorum. Belli ki raporcu birinden bahsediyor. Raporu veren veriyor, alan da alıyor.

Ben de kendisine, idarecilik yaparken hastane işlerini o gün halletsinler diye öğretmenlere bir gün boş gün verirdim. Kaza, bela, ölüm dışında okula gelmelerini söylerdim. Sabah kalktınız, ayağa kalkabiliyorsanız, hasta bile olsanız gelmenizi isterim. Çünkü B planım yok. Size ihtiyacım var derdim dedim. "Öyle olması lazım hocam" dedi.

Bu duyarlılığından dolayı hocamızı takdir ettim.

Şu var ki başta okullar olmak üzere resmi kurumlarda eksik olmaz böyleleri. Diğer kurumlar neyse de bir öğretmenin okula bir gün gelmemesi o gün akşama kadar kaç sınıfın dersinin boş geçeceği anlamına gelir. Her raporlu öğretmende öğrenci mağdur olur, okul idaresine daha fazla yük çıkar, nöbetçi öğretmene de külfet olur. 

Bu tür raporcu tipler kendine Müslüman tipler. Sadece kendini düşünürler. Hep kaçak güreşirler. Doğru dürüst işe gelmezler. Devletin sırtında yük böyleleri. Gel gör ki bir yaptırımı olmayınca ve kimse bir şey demeyince, kendisini akıllı sanan böyleleri raporla işini çıkartıyor.

Sonra raporlu kim var diye baktım. Kendisini yeterince tanımasam da bir ayda üç defa aynı gün yani dersinin olduğu gün rapor alan biri olduğunu öğrendim.

Belki özel durumu olabilir. Yalnız kendi halinde sessiz, sakin ve mazbut biri.

Kişi hastalanamaz mı? Elbette hastalanır. Herkesin başına gelir. Kişi hasta olunca hastalık dediğin bir günde geçip gitmez. En azından birkaç gün sürer. Ama dersinin olduğu zaman rapor alıp şayet koordinatörlük görevinin olduğu zamanlar rapor almazsa işte burası düşündürücü.

İlgili kişi ya da bu şekil rapor almayı meslek edinenler özel sektörde çalışsalar, bu yaptıklarını yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü kapının önüne koyarlar. Maalesef devletin sahibi yok. Böyleleri devletin sırtında yük olarak bu şekilde emekli olacaklar.

Şu var ki ister kamuda ister özel sektörde çalışalım. İşimizi özel sektör mantığı ve bilinciyle yapalım.

Not: Her meslek grubunda doğru dürüst izin ve rapor almayan öğretmenler çoğunlukta. Sayıları az olsa da en ufak bir rahatsızlık ve mazeretinde rapora başvuranlar da maalesef var.