30 Aralık 2025 Salı

Kendini Akıllı Sanan Zavallılar

Sabah sabah biri, isim vermeden birinden dert yandı: "Nasıl iş anlamadım gitti. Yine raporlu yine raporlu. Bu kaçıncı. Bu nasıl görev bilinci böyle. Ne zaman dersi olsa hastalanıyor ama koordinatörlüğü olduğu zaman hastalanmıyor. Bu kadar da olmaz. Sen idarecilik yaptığın için söylüyorum" dedi.

Kimden bahsettiğini bilmiyorum. Belli ki raporcu birinden bahsediyor. Raporu veren veriyor, alan da alıyor.

Ben de kendisine, idarecilik yaparken hastane işlerini o gün halletsinler diye öğretmenlere bir gün boş gün verirdim. Kaza, bela, ölüm dışında okula gelmelerini söylerdim. Sabah kalktınız, ayağa kalkabiliyorsanız, hasta bile olsanız gelmenizi isterim. Çünkü B planım yok. Size ihtiyacım var derdim dedim. "Öyle olması lazım hocam" dedi.

Bu duyarlılığından dolayı hocamızı takdir ettim.

Şu var ki başta okullar olmak üzere resmi kurumlarda eksik olmaz böyleleri. Diğer kurumlar neyse de bir öğretmenin okula bir gün gelmemesi o gün akşama kadar kaç sınıfın dersinin boş geçeceği anlamına gelir. Her raporlu öğretmende öğrenci mağdur olur, okul idaresine daha fazla yük çıkar, nöbetçi öğretmene de külfet olur. 

Bu tür raporcu tipler kendine Müslüman tipler. Sadece kendini düşünürler. Hep kaçak güreşirler. Doğru dürüst işe gelmezler. Devletin sırtında yük böyleleri. Gel gör ki bir yaptırımı olmayınca ve kimse bir şey demeyince, kendisini akıllı sanan böyleleri raporla işini çıkartıyor.

Sonra raporlu kim var diye baktım. Kendisini yeterince tanımasam da bir ayda üç defa aynı gün yani dersinin olduğu gün rapor alan biri olduğunu öğrendim.

Belki özel durumu olabilir. Yalnız kendi halinde sessiz, sakin ve mazbut biri.

Kişi hastalanamaz mı? Elbette hastalanır. Herkesin başına gelir. Kişi hasta olunca hastalık dediğin bir günde geçip gitmez. En azından birkaç gün sürer. Ama dersinin olduğu zaman rapor alıp şayet koordinatörlük görevinin olduğu zamanlar rapor almazsa işte burası düşündürücü.

İlgili kişi ya da bu şekil rapor almayı meslek edinenler özel sektörde çalışsalar, bu yaptıklarını yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü kapının önüne koyarlar. Maalesef devletin sahibi yok. Böyleleri devletin sırtında yük olarak bu şekilde emekli olacaklar.

Şu var ki ister kamuda ister özel sektörde çalışalım. İşimizi özel sektör mantığı ve bilinciyle yapalım.

Not: Her meslek grubunda doğru dürüst izin ve rapor almayan öğretmenler çoğunlukta. Sayıları az olsa da en ufak bir rahatsızlık ve mazeretinde rapora başvuranlar da maalesef var. 

Camisine Küs Bir Cami Müdavimi

İlkokulu zor bitirmiştir. Belki de bitirmemiştir. Deli dolu bir hayat yaşamıştır.

Namaz niyaz nedir bilmezdi.

Ortaokul ve lisede bazı günler savmı Davut orucu tuttuğumu duyduğunda, “Yeğenim, niye kendine eziyet ediyorsun. Tutma” diye öğüt verirdi.

Siyasi görüşünü bilmiyordum o zamanlar. Ama konuşmasından, hal ve hareketlerinden sola meyilli bir görüntüsü vardı.

Espri yeteneği güçlü. Şakalaşmayı seven, şakadan da anlayan hoşsohbet biri. Konuşmayı da fazla sever. Kolay kolay başkasına söz vermez.

Gel zaman git zaman kendini namaz ve niyaza verdi. Caminin beş vakit müdavimlerinden oldu. Emekli olmasına rağmen inşaatlarda çalışmaya devam etti.

Hayır ve hasenat işlerine de girdi. Müdavimi olduğu camilerin ihtiyacını karşılamak için nazı geçenlerden para toplamayı da çok iyi becerir.

Beni telefonla aradığında mahallesine yapılmakta olan bir caminin inşaatında çalıştığını söylemişti. Bazı zamanlar çalışacak işçi ayarlayıp onların yevmiyelerini verecek kadar da cömert biridir.

Cami inşaatında bedenen çalıştığı gibi ne kadar tanıdığı varsa onlara telefon ederek ve yanlarına giderek camiye maddi kaynak sağlamıştır.

Cami yapılmış, bir de imama lojman yapalım denmiş. Aynı maddi manevi katkısını ve bedenen çalışmasını lojman için de yapmıştır.

Lojman bittikten sonra elde kalan para ile lojmana kalorifer döşetelim der cami cemaati. Eldeki parayla kalorifer döşeme imkanı olmayınca, tanıdığım, lojmanın kaloriferi için benden de yardım istemiş, “şundan, bundan iste, üzerine kendinden de koy” demişti. Hatta kendisinin de harçlığının olmadığını söylemişti. Kendisine harçlık gönderebileceğimi ama lojmanın kaloriferi için yardım yapamayacağımı, bunun için kimseden para isteyemeyeceğimi ifade etmiştim.

Ben yardım etmesem de cami lojmanının kaloriferi döşendi. İmam lojmana oturdu.

İmamın ve caminin her türlü yardımına koşan ve kendini camiye hizmete adayan bu tanıdığım, sosyal medyadan bir şeyler yazmaya başladı. Tüm yazdıkları da bir serzenişten ibaret. “İmamın, toplanan parayı eksik tutanak tutturduğunu, cami suyu ile kendine ait sebzeleri suladığını, parasını cami parası ile ödediğini, imamın lojmanda sembolik bir paraya kaldığını... şeklinde.

Belli ki imamdan muzdarip idi.

Aradım kendisini. Böyle yazmasan iyi olur. Mesele ne dedim. “Caminin bir yerine beton atmıştık. Ertesi günü suladım. Bir gün işim dolayısıyla betonu sulayamacağımdan, imama ‘Hocam, ben yarın gelemeyeceğim. Unutma da betonu bir sulayıver’ diye tembih ettim. Hoca da tamam, sularım dedi. Sonraki gün gelince betonun sulanmadığını gördüm. ‘Hocam, bu betonları niye sulamadınız? Bak ne biçim olmuş’ dedim. ‘Haydi, çık şuradan’ diyerek beni camiden kovdu dedi.

İmamın bu yaptığı bu cemaatin zoruna gider. Camiden kovduğu yetmediği gibi yokken arkasından da konuşuyormuş. Lafın üzerine gelince, “Ooo abi, nasılsın” diyerek bir de yüzüne gülüyormuş.

İmamın bu yaptığından sonra maddi ve manevi bir nefer olarak caminin her şeyine koşan bu tanıdığım, imamdan dolayı camiye küser. Bir daha camiye ayak basmaz. Vakit namazlarını kılmak için her gün öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazını çarşı camilerinde kılıyor. Namaz sonrası evinin yolunu tutuyor.

Birkaç defa yazı konusu edinelim dedi. Boş vermesini söyledim. Yalnız belli ki imamın camiden kovmasını içinden atamadı. Gereğinin yapılması için ilçe, il müftülüğüne dilekçe verdi. Savcılığa gitti. Hiçbir sonuç alamayınca Ankara’ya giderek Diyanet İşleri Başkanlığına derdini anlattı. Bildiğim kadarıyla hiçbirinden sonuç alamadı.

İşin özü, tanıdığım camiden kovulmayı hak eden biri değil. Çünkü camiye ve lojmana maddi ve manevi katkısı büyük. Çevresinden aldığı bağışlarla da katkısı yadsınamaz. Böyle birini camiden uzaklaştırmakla imam topuğuna sıkmıştır. Hiçbir katkısı olmasa bile cami imamı kimseyi kovamaz. Herkesi camiye kazandırmak için çaba göstermesi gerekir. Bu da ayrı bir sanat. Halbuki imam, “Abi, sensin. Kusura bakma” dese, bu büyüğün gönlünü almış olurdu ve caminin her işine koştururdu.

28 Aralık 2025 Pazar

Uyuşturucu ve Bahis Operasyonları *

Bahis ve uyuşturucu operasyonu hız kesmeden devam ediyor. İfadeye çağrılan, göz altına alınan ve tutuklanan tutuklanana. Gönül ister ki hem futbolumuz temizlenir hem de insanımızı zehirleyen uyuşturucu belasından kurtuluruz. Ümit ediyorum ki bahis sadece birkaç kulüp yöneticisi ve futbolcuların üzerinde kalmaz. Aynı şekilde uyuşturucu operasyonu da belli kişilerle sınırlı kalmaz.

İşin garibi, uyuşturucu kullananların kimi içeri alınıyor kimi ise serbest bırakılıyor. Bundan da geçtim. Uyuşturucu kullananlar içeri alınıyor. Bu kadar içeri alınıp tutuklanan, gizli tanık ve itirafçı varken bu içicilerin bu uyuşturucuları, nereden ve kimden temin ettiğini öğrenip uyuşturucu baronlarına operasyon yapıldığını duymadım. Halbuki esas hedef, ülkeye uyuşturucuyu kimin temin ettiğini ortaya çıkarmak, uyuşturucu satanları ve temin edenleri tespit edip içeri almak gerekiyor.

Açıkçası, uyuşturucu operasyonu, bataklıkta sivrisinek avlamaya benzer. Uyuşturucu baronlarına ulaşılmayacaksa bu gündemle halkı oyalamanın bir gereği yok.

Bir de uyuşturucu içmek ve yer temin etmek iddiasıyla gözaltına alınan Mehmet Akif Ersoy'un adı anılmaz oldu. Güya Ersoy'dan daha güçlü birinde idi sıra. Bazı etkili kişilerin isimleri geçiyor ama onlara bir operasyon yok. Sanırım bu mesele birkaç kişiyle sınırlı tutulup daha yukarıya çıkmayacak. Baronlara zaten ulaşılmayacak.

Halbuki madem bu işe girişildi. Ucu kime dokunursa operasyonun ileri gitmesi gerek. Özellikle ülkeye uyuşturucu sokmak için bir siyasi destek ve üst düzey bürokratın bilgisi ve desteği olmadan bu ülkeye uyuşturucu giremez. O yüzden esas bu dokunulmayanlara dokunmak gerek.

Hem futbolun temizlenmesi hem de uyuşturucunun kökünün kurutulması için neler yapılabilir?

1.Uyuşturucunun her türlüsüne savaş açmak ve mücadele etmek için siyasi irade gerek. Siyasi irade, ucu kime dokunursa gidilsin açık çeki vermeli. İçicilerden baronlara ulaşılmalı. Uyuşturucu giriş ve çıkışına göz yuman sorumlular tespit edilmeli.

Aynı irade bahis operasyonu için de konmalı. Şu kulüp, bu kulüp denmemeli. Ucu kime dokunuyorsa hesabı sorulmalı. Bahisin yaşa dışı ve yasalı olmamalı. Her türlüsü herkese yasak olmalı.

2. Hem uyuşturucu hem de bahis dünden bugüne içilen ve oynanan olmadığı yazılıp çizilenlerden anlaşılıyor. Devlet bunlarla mücadeleyi bekletmemeli. Nasıl ki kopyaya yeltenen öğrenciye öğretmen anında suç üstü yaparak müdahale ediyorsa, devlet de bu suç ve suçlularla mücadele için zaman kaybetmemeli. Önce kopya çeksinler. Sonra icabına bakarız anlayışında olmamalı. Bahis ve uyuşturucu herkese yayılmadan müdahale etmeli.

3.Devlet uyuşturucu ve bahisle mücadelede samimi ise ilk ve temel felsefesi, dokunulmazlara dokunmak olmalı. Eğer güçlülere dokunmayacaksa alttaki zayıflarla mücadeleye girmemeli. Çünkü bu zayıflık göstergesi olur. Güçlüyü koruma olur. Operasyonun başarısız olması demektir.

4.Devlet yargılayacak hakim ve savcıyı özenle seçmeli. Gerekirse, bu davanın altından kim kalkabilir sorusuna evet diyenler arasından seçim yapmalı. Onları her şeyden korumalı. Tek yapacağınız, operasyonu sonuna kadar götürmek ve tüm suçluları cezalandırmak olmalı. Kimseye iltimas geçilmeyecek demeli. Onlara aba altından sopa göstermemeli. İltimas için asla telefon açmamalı. Ülkede bu operasyonun altından kalkacak yeterli donanım ve cesarete sahip yargı mensubu yoksa, gerekirse yabancı yargı mensubu görevlendirmeli. “Temiz eller operasyonu” başlatılmalı. Özellikle birden fazla suçluyu içeren, organize, birbirine girift, çete, mafya, terör gibi suçlarda dışarıdan destek alınmalı.

5.Soruşturma, iz sürme, ifade tutanakları gizli olmalı. Suçluların kaçmasının önüne geçilmeli.

6.Kanun nezdinde suçu ne olursa olsun, verilen cezayı suçlular son gününe kadar çekmeli. Asla af yasası, infaz yasası, ceza indirimi vs. adı altında mahkumları gününden önce salacak, suçluya cesaret verecek ve suçluyu ödüllendirecek her türlü ceza indiriminden devlet ve TBMM uzak durmalı. TBMM affedecekse devlete karşı işlenmiş suçları affetmeli. Bir de kendi ailelerine karşı suç işleyen mahkum varsa onları affetmeli. Vatandaşı bir şekilde mağdur eden hiçbir suçluyu affetmemeli. Hapishaneler doldu. Haydi boşaltalım deyip kimse bu dolduruşa gelmemeli...

*30.12.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.