13 Aralık 2025 Cumartesi

İngilizlerin İçimize Soktuğu Saplantı

Şimdi ben size sorsam, “İngilizlerin içimize soktuğu saplantı nedir” desem bilir misiniz? Bilmezsiniz. Nereden bileceksiniz. Haliyle cehaletiniz ortaya çıkacak.

Eğer her olumsuzluğu dış güçlere bağlayanlardan iseniz, şunlar, bunlar, onlar diye sayar durursunuz.

Şimdilik dış güçler fobisini ya da savunma refleksini bir tarafa bırakalım. İngilizlerin içimize soktuğu saplantı cehaletinize gelelim.

Öncelikle cahil dediğime kızmayın. Zira ben de her konuda olduğu gibi bu konuda da cahil idim. Ta ki yaşlı amcayı görünceye kadar. Siz de benim karşılaştığım amcayı görseydiniz, bu saplantının ne olduğunu benimle birlikte öğrenirdiniz ve bu yaşımda yeni bir şey öğrendim. Demek ki öğrenmenin yaşı yok dedikleri böyle bir şey olsa gerek derdiniz.

Bir arkadaşla buluşmak için Fatih Çarşısının Yeraltı Sarraflar Çarşısının karşısındaki kapıdan çıktım. Arkadaşın gelmesini beklemeye koyuldum. Buluşma saatine üç dört dakika var. Beklerken fırsatı değerlendireyim dedim. Elimi cebime attım. Şu malum zıkkımdan bir tane çıkardım. Ardından da çakmağı. Tam yakacaktım ki 80’ini devirmiş bastonlu bir amca, bastonu kaldırarak, “Tek yapacağın şu elindekini atmak ve bir daha ağzına almamak. Yap bunu” dedi. İnşallah dedim. Ardından, “Bu, İngilizlerin içimize soktuğu saplantı” dedi. Tamam dedim. Sonra bastonunu tak tuk vurarak başını sallaya sallaya yürümeye devam etti. Bir taraftan da söylene söylene gitti. Sonra gözden kayboldu.

Yaşına göre daha hızlı yürüyen bu amcanın, belli ki çoğumuzun kötü alışkanlığı olan bu zıkkıma karşı bir düşmanlığı var. Hem bununla mücadele ediyor hem de bu zıkkımı içimize sokan İngiliz’e karşı bir tavır sergiliyor ve insanımızı uyarıyor.

Belki de bu uyarıyı kendine misyon edinmiş olmalı ki kışın bu soğuğunda evinde oturmuyor. Çarşı pazar dolaşarak hem yürüyüşünü yaparak sağlıklı ve dinç kalmayı sağlıyor hem de insanımızı uyarıyor.

Merak edip sigara ülkemize ne zaman girmiş, hangi ülke vasıtasıyla biz bu illete bulaşmışız diye Google’a yazdım. Gördüğüm bilgiye şaşırdım. Çünkü Wikipedia’ya göre sigarayı biz İngilizlerden değil de İngilizler ilk defa Kırım Savaşında (1853-1856) sigarayı Osmanlı askerlerinden görerek sigarayla ilk defa o zaman tanışmışlar.

Bu bilgi doğru ise görünen o ki her şeyde dış güçler parmağı aramak bizde yeni moda değil, eskiden beri süregelen bir can simidi. Herhalde bu can simidi bizim yaşam kaynağımız.

Hasılı, sigara, İngilizlerin içimize soktuğu bir saplantı değilmiş. Bizim onlara soktuğumuz bir saplantı imiş. Hep onlardan bize bir saplantı gelecek değil ya. Gördüğünüz gibi bir saplantı da bizden onlara gitmiş. Elleme, oh olsun İngilizlere...

Şimdi ben o amcayı tekrar görsem, amca! Bu meret, İngilizlerin içimize soktuğu bir saplantı değilmiş. Esas bizim onlara soktuğumuz bir saplantı imiş. Haberin olsun desem, “Yeğenim, sen onu benim külahıma anlat. Bu anlayış bile İngilizlerin bize soktuğu bir saplantı. Siz nereden bileceksiniz” der mi? Bence der.

Vergide Katmerli Dönem *

Yıllardır abonesi olduğum ev İnternet aboneliğimi sonlandırarak TÜRKSAT ev İnternete geçtim.

15 günlük faturam 374 lira geldi.

Faturanın ayrıntısı dikkatimi çekti. 215,77 lirası İnternet bedeli, diğer geriye kalan 158,23 lirası ise vergi.


Üç çeşit verginin 43,16 lirası KDV, 18,74 lirası ÖTV, 96,33 lirası ise damga vergisi.

Haydi KDV’yi anladım, ÖTV ne? ÖTV’yi anladım, damga vergisi ne? 

Abone olurken görevlinin dediğine göre damga vergisi bir seferlik bu şekil toplu geliyormuş. Sonra bir daha alınmayacakmış. Belli ki damga vergisi toptan peşin alınıyor. İyi de ne belli bu aboneliği iki yıl devam ettireceğim ya da iki yıl yaşayacağım.

Faturanın ne kadarı vergi diye bir hesap yaptım.
215,77 : 374 * 100 = 57,69 çıktı.

Görünen o ki gelen bu faturama % 57,69 vergi uygulanmış. Buna yuvarlak hesap yüzde 58 diyelim.

Eğer bir faturanın yüzde 60'a yakını vergi ise yatıp kalkıp ağlayalım.

Siz bu yüzde 60'a yakını vergiye giden bu faturaya ne dersiniz bilmem. Bilin ki bana normal gelmedi. Bir hizmetten bu kadar vergi alınmaz. Nasıl ki fahiş zam varsa hayatımızda, gördüğümüz gibi verginin de fahişi uygulanmış. Hem de fahişin fahişi.

Tek kelimeyle üzücü bir tablo. Böyle vergi sistemi böyle vergi oranı böyle katmerli vergi böyle verginin vergisi böyle vergi içinde vergi alınmaz.

Bu oran, devletin, benim adım Hıdır, elimden gelen budur demesidir ve anlaşılan o ki tüm gelirini vergiye bağlamış.

Devletin vergi içinde vergiler olan bu vergi anlayışı, tilki fıkrasını aklıma getirdi. Hani tilkinin yüz planı olurmuş. Bu planın 99’u horozu nasıl haklarım üzerine imiş. Devletinki de o hesap. Ben vatandaştan nasıl, hangi yol ve hangi vergi türüyle daha fazla vergi alırım hesabı.

Bu tür vergi anlayışını görünce, esnafa, tüccar, firmalara fahiş satıyorlar diye boşuna kızmayalım. Her esnaf böyle vergi veriyorsa bilelim ki bu fahişlikte en son suç ve en az suç esnafındır. Çünkü esnaf satacağı ürün ve mala bu vergiyi de yansıtacak. Dükkan kirasını, elektrik, su, doğal gaz, personel vb. giderlerini de ürüne ekleyip üzerine kâr marjını koyacak.
Burada derdim gelen fatura miktarı değil, vergi çeşitliliği ve oranı. Değilse devlet mutlaka vergi alacak ama alınacak bu vergi makul ve izah edilebilir olmalı.

Yine bu vergi oranı ve vergi çeşitliliği, vatandaşın sadece vergi mükellefi olarak görüldüğünü akla getiriyor.

Bu kadar çeşit vergiye ve bu orana tek kelimeyle insaf diyorum.

*16.12.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

İnternete Eski Usul Erişim *

Ev, bina ve sitende TÜRKSAT kutusu varsa abonelik kolay.

Vatandaşın çoğu TÜRKSAT İnternetinden faydalanmak istiyor. Fakat TÜRKSAT’ın her bina ve mahallede alt yapısı yok. Bence bu imkan ve hizmetten tüm mahalle ve binalar faydalanmalı. TÜRKSAT bu konuda niye yavaş hareket ediyor, bunu anlamış değilim. Herhalde imkan meselesi ya da İnternet işiyle uğraşan diğer firmalar da bu alanda ekmek yesin düşüncesi içerisinde olmalı.

Oturduğum dairenin içinde TÜRKSAT alt yapısı olunca, yıllardır abonesi olduğum ev İnternet aboneliğimi sonlandırarak TÜRKSAT’a geçtim.

Abone olmanın ardından fazla vakit geçmeden ve diğer İnternet aboneliğimi kestirmeden, evime İnternet bağlamak için geleceklerini haber verdiler. Müsait olup olmadığımı sordular. Müsaidiz dedim.

Aradıklarında, ilacımın raporunu yeniletmek için hastanede idim. Sanırım ilk benden başlamış olmalılar ki ben eve haber vermeden ve eve gelmeden görevli eve gelip işe başlamış.

Oğlan aradı. Kablo tavandan mı geçsin, tabandan mı diye. Ben de tavandan olsun dedim.

Eve geldiğim zaman iş bitmiş, İnternetimizi bağlanmış gördüm.

Hız dediğin böyle olmalı. Bu yönüyle TÜRKSAT bir teşekkürü hak ediyor. TÜRKSAT'ın bu hızını takdir ettim.

Yalnız evde bahar temizliği gibi elde süpürge ev temizliğine kalkıldığını gördüm. Kayınbiraderin ablasının yüzünden düşen bin parça. Çünkü yoktan iş çıkmıştı ona. “Evin her yeri kablo oldu bir bak” dedi.

Bir baktım. Kapının yanından bir delik açılmış. Koridordan içeri girdirilen kablo kah tavan kah kapı eşiği kah tabandan geçirilecek İnternetin bağlanacağı odaya kadar kablo uzatılmış. Kablo oynamasın diye de belirli aralıklarla köprü yapılmış. Her köprü de vida ile monte edilmiş. Bir zaman sonra bu abonelikten de vazgeçip bir başkasına geçersem, o kabloları sökersem kablonun geçtiği her yerde vida deliği görünüp duracak.

TÜRKSAT görevlisinin tavandan mı, tabandan mı geçsin dediğinde, tavandan olsun dediğimde, ben de sanmıştım ki ev ve koridorun içinde kablo görünmeyecek şekilde çatıdan geçen boruya bağlanacak ve odalarda bulunan İnternet prizine bağlantı yapılacak. Heyhat ki heyhat. Tavan derken ben çatı anlamışım. Eleman ise dairenin tavanını kastetmiş. 2008’de başka evdeyken abone olduğum TÜRKSAT yine aynı yöntemi uygulamıştı. Görünen o ki yıllar geçse de TÜRKSAT bu huyundan vazgeçmiyor.

Evdeki bu çirkin kablo yığınını görünce, elektriğin evimize ilk çekildiği 1980 öncesi gözümün önüne geldi. Monter lakaplı belediyede çalışan hemşerimiz bir akşam gelip siyah kabloyla evin içine kablo çekmiş, tıpkı TÜRKSAT usulü duvara monte ederek elektriğimizi açmıştı. Bu görüntüsüyle görüyorum ki TÜRKSAT 80 öncesi gibi çalışıyor. Halbuki 80’den bu yana 45 yıl geçmiş. Bence TÜRKSAT evin içinden kablo çekmeden eve İnternet bağlamanın bir başka yolunu bulmalı. Çünkü görevli, sağı solu kırmadan işinin ehli biri olsa bile eve iş çıkarıyor ve kablonun görüntüsü de hoş durmuyor. Elektrik ve su borularının bile sıvanın altında kaldığı günümüzde, TÜRKSAT’ın görünür vaziyette İnternet bağlamayı tercih etmesi bana çok banal geliyor.

Ne yapabilir? Bugün çoğu binalar yeni. Her binanın her odasında elektrik, telefon ve İnternet prizi var. Öyle zannediyorum çoğu evlerdeki bu prizler süs olsun diye yapılmamıştır. TÜRKSAT İnternet erişimini sağlamak için bu prizlerden yararlanmalı. TÜRKSAT kendi kablosunu bu prizler aracılığıyla ulaştıracak ve bağlantıyı sağlayacak şekilde kendisini yenilemeli.

Bu yolu izlemek de kolay değil, biliyorum. Çünkü zamanında binanın kablolarını döşeyen eleman kendi kafasına göre öyle bir döşemiştir ki sonradan bir başkasının bu kabloyu tespit etmesi çok zor. Haliyle çoğu evlerdeki internet prizi süs görevi görüyor. Bundandır ki sonraki gelen işin kolayına kaçıyor. Yine de ne kadar zor olursa olsun TÜRKSAT veya diğer İnternet sağlayıcıları evin her yerine seyyar kablo çekmek suretiyle eski usul eve İnternet bağlama işini bir tarafa bırakmalı. Ne olur işimizi doğru, düzgün ve güzel yapalım. Çünkü görüntü hiç hoş değil. Aynı zamanda koridor ve odalar içinde uzatılan kablonun uzunluğu, taahhüt edilen İnternet hızını da düşürüyor.

TÜRKSAT yetkililerine duyurulur.

*26.03.2026 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.