18 Kasım 2025 Salı

Her Şeyin Alternatifi Olmalı

Üzüntümü anlayamazsınız. Çünkü başınıza gelmediyse bilemezsiniz. Hele "Seni anlıyorum" demenizi hiç çekemem. Çünkü eşekten düşmediyseniz, nereden anlayacaksınız.

Gizemli konuşmayı bir tarafa bırakarak sadede geleyim.

İkişer yıllık taahhütlü, toplam altı yıldır abonesi olduğum ev İnternet aboneliğimi sona erdirdim. Aile gibi olmuştuk halbuki. Haliyle aileden ayrılmak zor oldu.

Firmam benden ayrılmamak, benimle yola devam etmek için çok uğraştı, didindi, dil döktü. Nasıl olduysa inadım tuttu.

15 Kasımda taahhüdüm bitecek olmasına rağmen üç ay öncesinde 19 Ağustosta aradı firmam. “Fiyatı bilmem şu kadar. Size bu kadar. Bu indirimli kampanyayı kaçırmayın" dedi görevli. 418 liraya kullandığım 75 Mbps hıza sahip hizmet bedelini önce 1000'in üzerine çıkarıyor. Sonra kampanya diye 660'a indiriyor. Fiyat yüksek olunca içim cız etti. Ama işin içerisine indirim girince bayıldım. Yalnız vakit vardı daha düşünmeye. Niye kaç ay öncesinden 418 ödemek varken 660 ödeyeyim.

Sonra 17 Ekimde aradı firmam tekrar.

20 Ekim günü firmam bugün bu işi halledeceğim demiş olmalı ki her yarım saat ara ile 10 kez aradı. Sabahtan akşama dersim olduğu için haliyle dönüş yapamadım. 10.da dersten çıkıp telefonu açtım. Karşıdaki görevliye saydırdım bir güzel. Kızım, bu adam müsait mi, değil mi diye niye düşünmezsiniz. Her yarım saat arayla bu kadar da aranmaz ki. Vacip oldu, sizi yazı konusu edineceğim. İpliğinizi pazara çıkaracağım dedim. Sağ olsun sessizce dinledi. Ardından "Efendim, bizim sistemimiz sizi otomatik olarak bizden bağımsız arıyor" deyince biraz sakinleştim. Şu var ki otomatik arama da olsa bir insan bir günde bu kadar aranmaz. Öyle ya öyle günler olur ki kişinin iş ve güçten telefona bakmaya vakti olmaz. Ama gel de bunu otomatik arayan robota anlat.

Sonrasında 8 Kasımda üç defa daha arandım.

Cevap vermedikçe gönderilen mesajın zaten haddi hesabı yok. Saymaya derman yetmez. "Sizi aradık. Ulaşamadık. Taahhüdünüz şu tarihte sona eriyor. Kampanyadan yararlanmak için sadece uygulamada geçerli indirimli kampanyadan yararlanarak tek tıkla taahhüdünüzü yenileyebilirsiniz", "Size sesli mesaj bıraktık. Mesajı dinleyin" gibi.

Bu kadar telefon ve sayısız mesaj, doğru dürüst taahhüdünü dahi yerine getiremeyen İnternet firmasından beni iyice soğuttu. Güya 75 Mbps (İnternet hızı) verecekti bana. Yıllardır en fazla 68 hızı görebildi.

Taahhüdün bitmesine iki gün kala başka bir İnternet sağlayıcı firmasına abone oldum.

Ardından eski İnternet firmamı aradım. Ama kolay kolay muhatap bulamadım. Bir türlü müşteri hizmetlerine bağlamadılar. Her seferinde bildiğim ezberleri tekrar ediyorlar. Şunun için bu rakama, bunun için şu rakama tıkla. Ana sayfaya dönmek için yıldızı, yeniden dinlemek için bilmem şu rakamı tıkla deyip durdu. Seçenekler arasında müşteri hizmetlerine nedense yer vermiyorlar. 0'ı tuşluyorsun. "Eksik ya da hatalı tuşlama yaptınız" diyor. 2 defa arayarak her defasında istedikleri rakamı tuşlamadığım için çağrım sonlandırıldı. 3.arayışımda 8 dakika bildik kampanya ezberlerini dinledikten sonra nihayet merhamete gelip "Müşteri hizmetlerine bağlanmak için sıfırı tuşlayın" bilgisi paylaşıldı. Az sonra bağlandım. İnternetimi kapattırmak istiyorum deyince ilgili birime bağladılar. 15 Kasım itibariyle İnternetimin kapatılmasını istiyorum dedim. Kapattırma gerekçemi sorduktan sonra ileriye dönük kapama yapamıyoruz. O gün arayın. Yardımcı olalım" dedi. Aradığım zaman müşteri hizmetlerine bir türlü bağlanamıyorum. Erken bağlanabilmem için kaçı tuşlamam gerekir dedim. Şu numarayı arayın, yardımcı oluruz" deyip görüşmeyi sonlandırdık.

Bir gün sonrasında fiyatı daha uygun hızı 100 olan yeni İnternetim bağlanınca, eski ailemle bağımı koparayım deyip telefona sarıldım. Firmaya ait iki telefon numarasının bir birini bir diğerini aradım durdum. Bağlan da göreyim. Eski ve bildik ezberleri saydı durdu. Çağrı sonlandıkça tekrar tekrar aradım. Nihayet toplamda 55 dakikalık bant dinlemenin ardından bir muhatap bulabildim. İnternetimi kapattırmak istediğimi söyledim. Sebebini sordu. Hızı yeterli değil, sizin alt yapınız daha fazlasına imkan vermiyor. Hızı 75 olan taahhüdü bile yerine getiremediniz. Daha yüksek hız verecek bir firma ile anlaştım dememe rağmen, "Modeminiz eski. Size yeni modem verip hız probleminizi giderelim" dedi. İstemem. Başka bir firma ile anlaştım. Geç artık dedim. Bu sefer "Kapatmayı dondurabilirsiniz", "Başka bir tanıdığınıza nakil ve devir yapalım. Bu fiyata bu imkan yazık olmasın" dedi. Hanımefendi, lütfen kapatalım dedim. Sonunda kapatma işlemine başladı. İki, üç defa evet onayını tekrarladım. Tam kapandı derken, "Şu anda İnternetinizi kapatıyorum. İki gün askıda kalacak, bir hafta içinde de kapatılacak" dedi ve görüşmeyi sonlandırdık.

Tamam bu iş bitti. Hele ki şükür deyip bir güzel uykuya daldım. Cumartesi sabah 09.00'da telefonum tekrar çaldı. Açtım. "Kapatma gerekçemi" sordu. Hanımefendi, dün söyledim gerekçemi dedim. "Ben bir üst yöneticiyim. Ben de öğrenmek istiyorum" dedim. Söyledim. Nakil, devir, dondurma, modemi yenileme gibi seçenekleri sundu tekrar. Lütfen kapatır mısınız dedim. Babamın isminin son iki harfi ve doğum tarihini istedi. Araya başka sözler girdi. Babamın isminin son iki harfini bir daha isteyince, hanımefendi az önce söyledim ya dedim. Son iki harfi bir kez daha söyledim. "O zaman doğum tarihini de söylediniz" dedi. Evet deyip tekrar ettim. Bereket babamla kaldı. Anamı karıştırmadı. Hele anamın kızlık soyadını hiç sormadı.

Nihayet İnternet kapatma işlemini yaptı. Ama bildiğim kadarıyla iki gün askıda kalacak. Kapatmayı bir hafta sonra sağlayacaklar.

Ben bu görüşmeyi yaptıktan birkaç saat sonra “Şu numaradan aranacaksınız” mesajı geldi.

Benim için bu çağda İnternet sağlayıcımla iletişim çok zor olsa da güç bela başardım. Kapatmamak için her yolu deneseler de gemileri yakmıştım bir kere. Nuh dedim, peygamber demedim. Haliyle inadımın kurbanı oldum. Eski müşteri olarak bana sağlanan indirimden de yararlanamadım. Zor bir işi başarmak bana ben neymişim dedirtse de altı yıldır bir aile gibi olduğum firmadan ayrılmak da o kadar ağır geldi. Öyle zannediyorum, benim yaşadığım bu üzüntüyü bir tüketicimizi pardon aile ferdimizi daha kaybettik diye firma da yaşamıştır.

Hasılı, 68 hızdan 90’ın üzerinde olan bir hıza kavuştum. Üstelik daha uygun fiyata. Eğer İnternet sağlayıcınızdan memnun değilseniz, Allah sizi de kurtarsın. Firmanın akşam sabah araması  ve mesajı da bitti. Haliyle içim içime sığmıyor.

Bir de tüm İnternet sağlayıcı firmalara alt yapı hizmeti veren tek İnternet firmasına mahkum olmamak güzel bir şey. Sadece bu alanda değil, her alanda alternatiflerin olması en büyük dileğim.

17 Kasım 2025 Pazartesi

Tespih Piyasası *

Sık sık çay içmek için uğradığım Tarihi Buğday Pazarı çarşısındaki çay ocaklarına, özellikle iki tanesine tespihçiler dadandı. Tespihin nabzı adeta burada atıyor. Sabahtan akşama, soğuk sıcak dinlemeden masanın üzerine seyyar tezgah açan açana.

Masaların çoğu tespih satanlarla dolu. Aralarda gezip tespih satmaya çalışanlar da eksik değil.

Tespihçiler daha önce başka yerde imiş. Sanırım birkaç yeri mesken edinmişler. Şimdi ise burada karar kılmışlar.

Satılan tespihler de otuz üçlük tespih.

Benim dışımda çay içmek için gelenlerin çoğu da tespihten anlıyor. Tespih alışverişlerine şahitlik yapıyorlar. Pazarlıklarda arayı bulmaya çalışanlar da eksik değil.

Tespih alıp satmayanların çoğunun elinde de yine 33'lik tespih var. Kimi çekiyor kimi sallıyor kimi de görünür şekilde elinde tutuyor.

Bir ara tespih işlerini bırakmış bir hemşerimle oturdum. "Bir ara ben de yaptım. İki tane dışında elimdekilerin hepsini çıkardım. Şimdiki aklım olsaydı, satmazdım" dedi.

Otuz üçlük tespih değil mi, tespih tespihtir demeyin. Değme adam alamaz bu tespihleri. İyi de para dönüyor bu sektörde. Üstelik nakit çalışıyorlar. Benim için bir anlam ifade etmese de meraklıları için tespih hobiciliği de tartışılmaz. Tıpkı zevklerle renklerin tartışılmadığı gibi.

Gördükleri tespihin neden yapıldığını, kimin yaptığını ve kaç para ettiğini de iyi biliyorlar.

Başka masa bulamadıkları için masama oturan üç kişinin tespih pazarlıklarına şahit oldum. 12 bin istedi tespih sahibi. Diğeri 11 bin beş yüz verdi. Üçüncü kişi arayı bulmaya çalıştı. 12 binden aşağı inmedi satıcı. "Bu fiyata alsan bile bin lira zarar ediyorum" dedi. Alıcı 200'lükten oluşan bir tomar parayı da çıkarmıştı eline. "Benim için zarar etme kalsın" dedi. Alavere gerçekleşmedi. Satıcı içeri geçince, diğer ikisine, ilk defa bir tespih alışverişine şahit olacaktım. Alavere yapamadınız. Arada da bir şey kalmamıştı. Bu tespihlerin özelliği nedir ki fiyatlar bu kadar yüksek dedim. "Bu tespih Kamil tespih. Yeni olduğu için fiyatlar bu aralıkta dedi. Kamil, ustanın adı mı dedim. "Evet" dediler. Muhammed Barış tespihleri de var. Bir de Osmanlı tespihlerin var ki onların fiyatları 150-200 bin civarında" dediler. Osmanlı tespihin özelliği ne ki bu kadar pahalı dedim. "150-200 yıllık tespih olması. Yani eski olması" dediler.

Sonra biri geldi masamıza. Bunlara bir tespih uzattı. "Al 9 bin" dedi. Eline alan 8.800 verdi. İki yüz lira ne alıcı çıktı ne de satıcı indi. Bu alavere de olmadı.

Görünen o ki adı kehribar mı imiş, bu tespihler; ustasına, özelliğine, tespih başlığına eklenen toka ile birlikte 9 binden 200 bine kadar değişen bir fiyat aralığına sahip.

Alır mıyım böyle bir tespihi. Asla. Benim için en düşüğü 9 bin olan bile fazla. Evin yolunu bulamam. Bulsam da şuna 9 bin saydım diye yemeden ve içmeden kesilirim. Hele bir de benim neyim eksik. Şu iki yüz bin tespihi alsam, yaşarken mezara girerim.

Bu tespih piyasası yeni değil. 10-15 yaşlarında bir çocuk iken evde babamın arkadaşlarına su, çay için arada dolaşırken içlerinden bir tanesi, "Şu tokaya şu kadar para verdim" deyince, şaşırmıştım. Bir toka bu kadar eder miydi, bunlar ne biçim adammış, kandırmışlar diye yanımdaki arkadaşla epey bir gülmüştük. Bizi susturamamışlardı. Birkaç defa siz ne gülersiniz, deli misiniz bile demişlerdi.

Anlatmak istediğim, tespih deyip de geçmeyin. Bu tespihlerin alıcısı baya var. Alamayıp da özlemini çekenler de eksik değil. İki tespih sever bir araya gelince, konu sıkıntısı da çekmezler. Konuş Allah’ım konuş.

Alım, satım piyasasının dışında tespih koleksiyonu yapanlar bile var. Sanayici bir arkadaşın işyerine uğradım. Otururken duvarda cam içinde çok sayıda tespih görünce, bu tespih merakı nereden diye sordum. "Yeni başladım abi. Bende de bir tespih merakı başladı. Benimki daha ne? Öyle koleksiyon yapan gördüm ki odasının her bir duvarını tespihle sergilemiş. Çalmaya karşın kilit ve alarm da kurmuş. Fiyatları da çok yüksek. Bir ara il dışından birinden bir araba satın aldım. Ödemeyi yaptım. Çaylarımızı yudumlarken duvardaki tespihler dikkatimi çekti. Bize bir de tespih hediye edersin dedim. Adam hangisini istersin dedi. Ben de mesela şu olabilir dedim. Adam, o mu? Onun fiyatı senin arabanın değerinden daha pahalı dedi".

Hasılı tespih deyip de geçip gitmeyin. Tespih tespihtir. At ile deve mi sanki demeyin. Anladığım kadarıyla çoğu tespihler bir hazine değerinde. Bakmayın, sizin ve benim bu tespihlere Fransız olduğumuza. Bir de masama oturan iki tespihçiye göre tespihte çok hile ve hurda varmış. Çoğu tespihçi güvenilmez dediler. Tespihe merakınız olur da bir de ben alayım derseniz, bu uyarı da aklınızın bir köşesinde bulunsun. Gördüğünüz her tespihi ve tespih satanı amcanız bilmeyin. İşin sevindirici yanı tespih alaveresinde de hile ve hurdanın olması sevindirici. Çünkü her alanda dalavere varken bu sektörde olmaması sırıtır kalırdı.

Yazıma son verirken vatandaşlık görevimi de yapayım. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek bir ara kuaförlerin ve lokantacıların bahşişlerine de göz dikmişti. Vergi vermeleri gerekir demişti. Ne yapsın garibim. Açığı nasıl kapatırım diye böyle kafa yoruyor. Sayın Şimşek’in, bu dediği sektörleri bırakıp peşin alaverenin döndüğü bu kayıt dışı sektörüne de bir el atmasında fayda var. Bilsin ki bu sektörde çok para dönüyor. Bu sektöre de el atsın ki tespihler de vergiye tabi tutulunca tespihler daha da kutsallık kazanmış olur. Sayın Şimşek bu kıyağımı umarım unutmaz. Hay aklınla bin yaşa deyip görür gözetirse, belki bir tespih de ben alırım.

*18.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

16 Kasım 2025 Pazar

Para Alıp Verenlerin İşi Zor Olmalı *

Yeğen para göndermiş hesabıma. Dayı, vaktin olursa altın alıver diye.

Altının uygun vaktini bekledim. Haliyle emanet para hesabımda biraz durdu.

Altın biraz düşünce, bankanın farklı şubesi tenhadır deyip parayı çekmek için evime yakın bankaya girdim.

Sıra alır almaz, beklemeden sıram geldi. Nüfus cüzdanımı uzatarak hesabımdaki parayı çekeceğim dedim.

Görevli, “Şubeniz farklı. Buradan çekerseniz, şu kadar ücret alırız” demedi. Farklı şubeden çekince ücret almıyor diyebilirsiniz. Alan bankalar var.

Görevli, para sayma makinesinden saydırarak 55 bin lira deyip uzattı. Uzatılan parayı, saymadan evden çıkarken yanıma aldığım poşetin içine koydum. Doğru kuyumcuya gittim.

Poşetten çıkarıp deste deste parayı kuyumcuya uzattım. Elli beş bin lira olması lazım dedim. O da para sayma makinesiyle parayı saydı. Altınımı alıp çıktım.

Çarşıda biraz oyalanıp evin yolunu tuttum.

Uzun otururken 17.30 sularında telefonum çaldı. Kendisini tanıttı. Para çektiğim banka şubesi idi arayan. “Beyefendi, gündüz şubemizden para çekmiştiniz. Size fazla ödeme yapılmış olabilir mi, fark ettiniz mi” dedi. Parayı saymadan kuyumcuya uzattım. 55 bin olması lazım dedim. Kuyumcu, makineden saydı. Yüzüme baktı. 55 bin tamam dedi. Hesabınızda eksiklik mi var dedim. “Evet efendim” dedi. İnşallah bulursunuz, size kolay gelsin dedim.

Mesai dolmuş. Saat 17.30’u geçmiş. Görevli hesabı denkleştirmeye çalışıyor.

Hesaptaki eksik parayı bulabildi mi bilmiyorum. Öyle zannediyorum, o gün bankadan para çeken kaç kişi varsa hepsini tek tek arayacaktır. Bulamadıysa banka o görevliden bu parayı büyük ihtimalle tahsil eder.

Kolay değil, para alma ve para verme olanların işi. Sabahtan akşama ekrandan işlem yapmak kişinin zihnini ve gözlerini yorar, kişiyi sersemletir. Gözünden ve dikkatinden kaçıp bir de fazla ödeme yaptıysa yandı demektir. Kuruşu kuruşuna kasayı denkleştirmesi gerekir.

Bir de para bizim para olunca, işi para olanların işi daha bir zor. Biraz yüksek meblağlı parayı elle saymak mümkün değil zaten. İmdadımıza para sayma makineleri yetişiyor. Bu makineler de olmasa işi para olanlar sabahtan akşama dönüp dönüp para saymaları gerekir. Tam sayarken sayma işinin sonuna yaklaşınca biri gelip bir şey sormaya kalkarsa, sil baştan yeniden sayması gerek.

Bu sayma işi de en büyük paramız 200 lirayla. Bir de deste 10, 20, 50, 100 lira olsa yandın demektir.

Elimizde para sayma makinesi yoksa deste deste parayı kimse saymıyor. Sayarsa da desteyle sayıyor. Bir desteyi uzatıyor. 10 bin, 20 bin şeklinde sayıyor.

Ev aldığımda poşetin içinde adama parayı uzattım. Sayın dedim. Nasıl sayalım bu kadar parayı. Say say baş olmaz dedi. Ben bu parayı bankadan çektim. Bankaya yatırırken banka görevlisi nasılsa makineyle sayıyor. Eksik çıkarsa öderim dedim. Tamam dedi. Saymadan eline alıp bankanın yolunu tuttu.

Bizim parayı cebe koymak da mesele. Ya poşette ya da çantada taşımak zorundasın.

Gönül ister ki bizim paramız da yabancı para gibi olsun. O zaman cepte de taşınır, makineye ihtiyaç duymadan sayarsın da. Bir gün o günleri görürüz inşallah.

*20.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.