2 Ekim 2025 Perşembe

Boeing İn, Coca Cola Out! *

Coca Cola, merkezi ABD olan çok uluslu bir içecek şirketi.

Boeing de merkezi ABD olan; uçak, helikopter, roket, uydu ve füze tasarlayan, üreten ve satan çok uluslu bir şirket.

Coca Cola, kısaca Kola dünyanın her bir ülkesinde yaygın. O ülkenin insanları çalışıyor. Boeing uçakları ise ABD’de üretiliyor.

Kola bir içecek türünden ziyade bizde Yahudi menşeli bir içecek kabul edildiğinden hep ambargo listesinin başında yer alır. Bir kısmımız içmiyor, içene kızıyor, satana kızıyor. Kızmakla da kalmıyor, işyerinde Kola satanlar sosyal medyada afişe edilip kara listeye alınıyor. İçenler ve satanlar, İsrail’in Gazze ve Filistin’de uyguladığı teröre maddi destek vermekle suçlanıyor.

Kısaca yatıyoruz Kola, kalkıyoruz Kola. Gören de Kola, satılıp içilmediği takdirde İsrail’in uyguladığı soykırım sona erecek sanır.

Gösterilen bu hassasiyeti abartılı bulmakla beraber saygı duyuyorum. Yalnız Kola’ya gösterilen bu hassasiyetin Boeing uçaklarına da gösterilmesi gerekir. Çünkü Boeing İsrail’e destek veren 15 şirketten biri.

Durum bu iken Kola’ya gösterilen tepki nedense Boeing uçaklarına gösterilmiyor. Biliyorsunuz THY 2023 Aralık itibariyle Airbus ve Boeing’den oluşan uçak filosuyla faaliyet göstermekte.

Uçağa binmiş biri değilim. Kola da içen ve eve bastıran biri değilim. Yalnız merak ettiğim, Kola’ya tepki gösterip boykot uygulayanlar Boeing uçağıyla yurtiçi veya yurtdışı seyahat ederken, “Bu Boeing İsrail’e destek veren 15 şirketten biri. Ben bu uçakla uçmuyorum” demek suretiyle tepki göstermiş mi? Bugüne kadar bir tepki gösterildi ise de benim haberim yok.

Üstelik son Trump-Erdoğan zirvesinde yapılan görüşmede ABD’den 150’si kesin, 75’i opsiyonlu olmak üzere 225 Boeing uçağı almak üzere imzalar atıldı. THY’nin filosuna yeni Boeing uçakları gelecek.

Sahi nerede kaldı bazılarımızın İsrail, Yahudi ya da Musevi ürünlerine gösterdiği tepki. Kola’nın verdiği destek mi daha büyük olur, Boeing uçağının verdiği destek mi? Kola anlık ihtiyacı giderirken Boeing ise maddi desteğin yanında belki de Filistinlileri havadan bombalama desteği de veriyordur. Öyle görünüyor ki sonuca gitmeyen boykotlarla uğraşıyoruz.

Görünen o ki devlet halkımızın düşündüğü gibi düşünmüyor. THY’nin uçağa ihtiyacı varmış. Bu ihtiyacı gidermek için devlet, hangi uçak şirketi İsrail’e destek veriyor ya da vermiyor diye bir elemeden geçirmiyor.

Gönül ister ki yeni uçak alımında elde birden fazla seçenek varsa Boeing alınmasın. Üstelik tek ülkeye mahkum olunmasın. Çünkü Boeing’lerde tek mesele sadece uçak almaktan ibaret değil. Yarın bu uçakların modernizasyonu, yedek parça ihtiyacı ortaya çıktığında ABD her daim ambargo uygulayabiliyor.

Yine gönül istiyor ki başta hava yolları olmak üzere her türlü uçağımızı almak için hiçbir ülkeye, özellikle ABD’ye muhtaç olmayalım. Kendi uçağımızı kendi motorumuzu kendimiz yapalım. Bugüne kadar yapamadıysak bile en kısa zamanda yapacak şekilde plan ve programımız olmalı.

Hülasa, İsrail’i destekliyor diye Kola’ya out diyenler, aynı tepkiyi Boeing’e göstermeyerek in diyor. Sanırım işin kolaycılığına kaçıyoruz, ucuz mücahitlik yapıyoruz. Halbuki boykotta bari ikircikli davranmayalım. Samimiyetimizi, Kola’ya da out, Boeing’e de out diyerek gösterelim.

*07.10.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Güvenilirlikte Konya Esnafı *

Merhaba gazetesinin verdiği bir habere göre “Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS Harita) isimli bir sayfa, Genç TG tarafından ‘Türkiye’nin en güvenilir esnaflarının olduğu şehirler’ üzerine yapılan bir araştırmayı paylaşmış. Bu araştırmaya göre ülke genelinde esnafları en güvenilir olan 6 şehir sırasıyla şöyle: 1.Konya, 2.Malatya, 3.Diyarbakır, 4.Ordu, 5.Bursa, 6.Şanlıurfa.

Yapılan araştırma ne derece bilimsel? Araştırmayı yapanlar ne kadar ciddi? Denekler nasıl seçildi? Bu araştırma kaç kişi üzerinde yapıldı? Adaylara hangi tür sorular soruldu? Sonuçlar ne derece gerçeği yansıtıyor? Araştırma nasıl yapıldı? Tüm bunlar haberde yer almıyor.

Daha önce bu konuda yapılmış bir araştırma var mı bunu da bilmiyorum. Yalnız ilginç bir araştırma olduğu kesin. Bir o kadar ilginç olan da çıkan şehirler.

Haberle ilgili değişik sitelere baktığımda, araştırmada “Vatandaşların esnafa duyduğu güven, samimiyet, dürüstlük ve hizmet kalitesi gibi unsurların değerlendirildiği” belirtiliyor.

Güven, samimiyet, dürüstlük ve hizmet kalitesi yönünden şu şehrin esnafı daha güvenilir, bu şehrin insanı az güvenilir ya da şu şehirler iyi, bu şehirler iyi değil şeklinde toptancı bir anlayışı doğru bulmuyorum. Çünkü hiçbir şehir salt iyi ya da kötü olamaz. Her şehirde iyisi de vardır, kötüsü de.

Listede Konya’nın ilk sırada olması bir Konyalı olarak göğsümü kabartsa da yine de bir soru işareti koymak isterim ve acaba diyorum. Çünkü esnafın dürüstlüğü veya dürüst olmaması biraz göreceli. Birine, bir şehirde çok güven veren bir esnaf denk gelir, diğerine sahtekarın biri denk gelir. İyisiyle karşılaşan için o şehir güvenilir, sahtekarıyla karşılaşan için o şehir güvensizdir. Zira bir örnekten genelleme yapma gibi bir yönümüzün olduğu gerçektir. Yalnız değerlendirmede bulunurken davulun sesinin uzaktan gür geldiği de bilinen bir gerçektir. Buna “Dışı eli yakar, içi de beni” diyebiliriz.

Yazımın bundan sonraki kısmında, bu konuda değerlendirme yapmak yerine, bu araştırma sonucunu haber yapan gazetenin haberinin altına yapılan yorumların bazısına yer vermek istiyorum:

“Gerçekten sıralama böyleyse ülke bitmiştir”.

“Hepsi birer pırlanta”.

“Geçen sene Şebiarus törenlerinde otel lokanta ve diğer esnaflardan illallah etmişlerdi gelen Turistler. Dürüstlerden özür diliyorum, Konya esnafı Hz. Mevlana’nın arkasına saklanarak rezilliğin dibine dibine vurur o kadar”.

“Konya esnafı kadar kötüsü yoktur. Yüzde 95’i üçkağıtçı”.

“Türkiye’nin hemen her yerini gördüm, gezdim, pek çok yerinde bir iki yıl yaşadım. Konyalıyım. Konya esnafından kötüsünü hiçbir şehirde görmedim. Bu haber tam palavra”.

“Konya’da 2 çeşit esnaf var. Güler yüzlü olan ve olmayan. Ama her iki grubun ortak özelliği paracıdırlar. Nakit ödemeye bayılırlar; kredi kartı uzatınca abdestleri bozulur. Fiş, fatura hak getire”.

“Bu başlığı atanlar çarşıya, pazara çıkmıyorlar galiba”.

“Gerçekten böyle ise ülkenin vay haline!”.

“Konya esnafı Türkiye’de mimlidir. Bu araştırmanın gerçekle hiçbir alakası yoktur. 30 senedir Konya’da yaşıyorum. Esnafla alışverişim ve Konya dışında insanlardan, esnafla ilgili duyduklarım hiç olumlu değil. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz”.

“Pırlantayı bırakın, bakır kuruşa bile razıyız”.

“Esnafı bir garip. Sanayicisi daha da garip. Üniversite mezunu arar ama maaşı asgarinin de altında verir. Sigorta eksik yatar, maaşın yarısı bankadan, yarısı elden ödenir. Elmas bu mu?”.

“Konya esnafı mı pırlanta ve güvenilir mi? Vallahi hiç güleceğim yoktu”.

Yapılan yorumların hepsi Konya’da ikamet edenlerden. Gördüğünüz gibi esnaf hakkındaki yorumlar pek olumlu değil. Ki yorumların bu şekil olmasını çok yadırgadığımı maalesef söyleyemeyeceğim.

Elbette Konya esnafı hakkında yapılan bu olumsuz yorumlar tüm Konyalıları ve müşterileri bağlamaz ise de yine de esnaf hakkında bir ipucu verir. İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber demek ki çoğu Konya esnafının görüntüsü müşteri gözünde böyle.

Bu araştırmada esnafı nasıl bilirsiniz sorusu sorulmuş. Oldu olacak, bir araştırma da müşteriler üzerine yapılsa ve esnafa, 'müşterilerinizi nasıl bilirsiniz' dense, bakalım, eleştirilen esnaf, müşterileri hakkında ne diyecek?

*09.10.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

30 Eylül 2025 Salı

Meğer Kaan Motoru Bizim Değilmiş!

Dış İşleri Bakanı Sayın Hakan Fidan: “İki NATO müttefiki ülke arasında, birbirlerinden alım yapmayı engelleyen yasal kısıtlamanın olması büyük bir problem. Almayı beklediğimiz F-35 ve KAAN’ın motorları ABD Kongresi’nde bekletiliyor. Motorların gelmesi lazım ki KAAN’ların üretimi başlayabilsin” açıklamasında bulundu.

Bu beyan gösteriyor ki Sayın Bakan açıklamasa, yıllardır % 100 yerli ve milli dediğimiz savaş uçağımız Kaan meğer yüzde yüz yerli ve milli değilmiş.

Meğer Kaan Motoru ABD menşe imiş.

Meğer motor da ABD’nin bize uyguladığı diğer yasaklara takılmış.

Meğer motor gelmediği için semalarda uçurduğumuz Kaan seri üretim yapamıyormuş.

Meğer çoğu teknolojide olduğu gibi her şeyimizle ABD bizim elimizi kolumuzu bağlamış.

Bu ABD kongresi denen şey neymiş ki her şey onların alacağı karara bağlı. Aceleleri de yok gördüğüm kadarıyla.

Kurtulamadık gittik şu CAATSA yasasından.

Bilmeyenler için söyleyeyim. Bu yasanın açılımı, “Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası” imiş.

İsme bak, hizaya gel. “Düşmanlarına karşı koyma”. Düşman da biz oluyoruz.

Bu yasa da İran, Kuzey Kore, Rusya ve Türkiye’ye uygulanıyor.

Hele İran, Kuzey Kore ve Rusya’yı anladım da Türkiye’nin bu yasaklar ve yaptırımlardan nasibini alması anlaşılmaz.

Bir taraftan düşman kabul ediliyoruz, diğer taraftan dostuz. Anladım ise harap olayım.

Güya stratejik ortağız.

Güya ikimiz de NATO ülkesiyiz.

Görüşüyoruz. Güya dostuz. Öve öve bitiremiyor bizi Trump. Üst düzey bir karşılama ve ağırlama yapıyor. Biz de itibar kazandık diye ayaklarımız yere değmiyor.

Bir diğer anlamadığım, bir şeyin motoru ithal ise ne diye yerli ve milli deniyor? Tamam, motoru yapamayabiliriz. Başka ülkeden ithal edebiliriz. Biz de diğer aksamını yaparak savaş uçağı yapabiliriz. Bu durumu da halkın bilmesi gerek.

Bu arada bir uçağı uçuran, uçağın en önemli aksamı motorudur. Motor dışarıdan ise o uçağı yerli ve milli kabul etmek, böyle açıklamak, kişinin ya da devletin kendini olduğundan farklı göstermesi demektir. Bunun adına ne denir bilmiyorum ama olsa olsa eziklik psikolojisidir.

ABD bizi mücadele edilmesi gereken hasım devlet gördüğüne, geçmişten günümüze eften püften gerekçelerle bize yaptırım uygulamaktan kaçınmadığına göre başka ülke yerine, niye ABD gibi bizi hasım gören ülkeden motor alma anlaşması yapıyoruz?

Bu arada açıklamasıyla bilgi sahibi olduğumuz Hakan Fidan bence hiç konuşmasa daha iyi. Çünkü bugüne kadar pek konuşmayarak halkın nezdinde bir itibarı var. Konuşmasın ve bizi hayallerimizle baş başa bıraksın. 

Bir diğer husus, Demokles’in kılıcı gibi ABD kongresi her işimize maydanoz oluyorsa, kötü komşu mal sahibi yapar deyip kendi motorumuzu kendimizin yapma zamanı gelip geçmedi mi hâlâ? Gerçekten neyi bekliyoruz? Bildiğim kadarıyla bu ülke insanına imkan verilsin, motoru da yapar, uçağı da. Yeter ki bu tür insanlarımızı korumayı bilelim. Çoğu şüpheli ölümle kaldırılmasın.