25 Ağustos 2025 Pazartesi

İyi Gün Dostu Olmak

Pek yapabildiğim bir şey değil ama bu devirde sanki yapılması gereken en iyi şey iyi gün dostu olmaktır.

İyi gün dostu olmak istiyorum ama nasıl olunur bilmiyorum derseniz, çok kolay.

İki dostun arasına kara kediler girince, üçüncü dost olarak araya girmezsin. Öyle ya ne olur ne olmaz. Belki arada kalırsın. O yüzden riske girmeye gerek yok. Ne halleri varsa görsünler. Araya kırgınlık giren iki dost kendi işlerini kendi halletsin. En iyisi hiçbir şey yokmuş gibi davranmak. Her ikisiyle de iyi geçinmek. Sorunun kendinden dolayı olduğunun da önemi yok. Çünkü bu mesele onların meselesi. Zaten meseleleri mesele edinmezsen ortada mesele kalmaz. Hayatı da gül gibi yaşarsın.

Zaten senin meselen yok ki orta yerde. İkisiyle de oturur kalkarsın. Biriyle oturuyorken diğeri telefon açtığında, kim var yanında dediğinde, "Kimse yok" dersin. Öyle ya yanındakiler yok hükmündedir nazarında. Yanındakiler de eşek değil ya öbürü gelmeden kalkıp gidecektir. Burada sana düşen yanındakini kovmaktan beter etmektir.

Az önce berikiyle nasıl ki ha ha ha, hi hi hi yaptıysan biraz da öbürüyle ha ha ha, hi hi hi yaparsın. Akşamı böyle yaparsın. Kısa günün kârı. Her çiçekten bal alırsın. Burada dikkat edeceğin tek şey her çiçekten bal alırken çiçeklerin dikeni varsa eline diken batmasına dikkat etmektir. Öyle ya sen dert babası mısın? Birilerinin derdiyle dertlenerek niye kendini üzüntüye gark edeceksin. Bu dünyaya dert dinlemek, sorunu çözmek, aracılık yapmaya mı geldin? Onlar da kendisi gibi olsunlar. Kendisinin hiç başkasıyla bir derdi oluyor mu sanki. Herkesle arası iyi. Kendisine bakıp kendisini örnek alırlarsa akıllılık ederler. Öyle ya bu aklı böyle yerde kullanmayıp da ne zaman kullanacaklar?

Unutmayın ki iyi gün dostu olunca:

Hiç taşın altına elini koymazsın.

Hiç riske girmezsin.

Tehlike anında sıvışırsın.

Hiç başın ağrımaz.

Öyle ya ağrıyan başın kime, ne faydası olur.
O yüzden ne dert dinle ne dert çöz ne de çözme iradesi göster. Dert dinlersen de meraktan dinle. Hiç kılını kıpırdatma. Faydası nedir derseniz, dinlediğin derdi bir başka yerde aktarma gibi bir hünerin olur. Böyle ağzında bakla ıslanmamış olur. 

Biliyorum, yazdıklarımdan ağzınız sulandı. Ah, ben de iyi gün dostu olayım ama nasıl derseniz?

Bunun için bir defa tuzu kuru olmalısınız.

Yediğin önünde, yemediğin arkanda olacak.

Hiçbir şeyi dert edinmeyeceksiniz.

Çok ince düşünmeyeceksiniz.

İnsan sarrafı olmayacaksınız.

İnsanları anlamaya çalışmayacaksınız.

Anlayış göstermeyeceksiniz.

Kafa yormayacaksınız.

Kafa dengi insanlar bulacaksınız. Onların da senin gibi derdi olmayacak. Onlarla gezip dolaşacaksın. Nerede akşam orada sabahlayacaksın. Daha neler neler... 

Tüm bunları yapabilmek yani iyi gün dostu olmak temel felsefen olunca, eline ne geçecek demeyin. Huzurlu ve mutlu olursunuz. Zaten bu dünyaya huzur ve mutluluk için gelmedik mi? Değer mi birileri için bu huzurunu kaçırmaya?
Siz siz olun, iyi gün dostu olun. Derdi olanlardan uzak durun. Çünkü dertler bulaşıcı olabilir. Üç günlük dünyada başkasının derdini ulaştırmaya ne gerek var değil mi?

Sirke Dediğin Kükreyecek

Üzüm ya da elma veya başka bir sirke ne işe yarar, nerede kullanılır bilmem. Sanki turşu kurmada kullanılıyor gibi. Çünkü her sene turşu kurma mevsimi gelince, alınacaklar listesinin baş sırasında sirke olur. Bir de şaşıp dönüp yanlış marka almayasın diye özellikle markası yazılır.

Ne derece işe yarar, bunu diyen sirke içip de mi gelir bilmem ama biri bir ziyafete gideceği zaman akşamdan sirke içip geldim esprisi yapar. Yani mideyi boşalttım. Ziyafette çok yiyeceğim demektir. Eğer bu doğruysa belli ki sirkenin mideyi boşaltma özelliği de var.

Şu var ki ben bilmesem de sirke çoğu zaman mutfaklarda kullanılıyor, mutfakların vazgeçilmezidir.

Sirke alınacak ama hangi marka sirke olacak? Ne marka olması ne fark eder demeyin. Kadınlar için bir marka var ki o marka olmazsa olmazdır. Kadınların vazgeçemediği bu sirke çok iyi olduğundan mı bilmem. Bildiğim, kadınlar turşu muhabbeti yaparken şu marka sirkeyi kullandım demesi yeterli. Yani dilden dile, kulaktan kulağa bu sirke markası dolaşınca sirke sahibinin ayrıca reklam yapmasına, masraf etmesine, sirkem elde kalacak diye endişelenmesine gerek kalmıyor. Her mevsimde ve özellikle turşu mevsiminde bu sirke kapış kapış gidiyor.

Kazara o markayı bulamadım, onun yerine şu markayı aldım diyen hane reisinin çekeceği var. En azından ağzının tadı kaçar. Gerekirse evde sirke olduğu halde bu marka sirkeyi bulup gelecek. Bu işin hiç kaçar göçeri yok. Bunu size söylüyorum erkekler.

Bana hangi markadan bahsediyorsun demeyin. Yanı başınızdaki eşinize soruverin bir zahmet. Çünkü eşiniz bilir. Hoş, kadınlar sadece sirkenin değil, her şeyin iyisini bilir. Eskidenmiş, ben bilmem, eşim bilir dendiği. Şimdi devir değişti, kadınlar bir bilendir. Bu devirde hâlâ eşim bilir diyen kadın varsa, bilsin ki çağın ruhuna uygun yaşamıyor ya da çağa uygun davranmıyor.

Hasılı, sirke dediğin:

Bu marka olacak.

Marka aklına gelmediyse, market reyonunda fiyatı en yüksek olan sirke hangisiyse, aradığın sirke odur.

Gerçi dendiğine göre fiyatının yüksek olması değil kadınları bu sirkeye cezbeden. Sirke dediğin öyle böyle değil, kükreyecek.

Kükreyen bir isim buldun mu? İşte sana en kalite sirke.

Kükreyen bir isim olunca bir de sirke kükrüyorsa fiyatı pahalı demeyip alacaksın.

Bu sirkeye o kadar para verdikçe, zamanında niye sirkeci olmadım. Bir sirke de ben üretseydim, paraya para demezdim. Yanlış meslek seçmişim. Heyhat ki heyhat dersin.

Bu arada İstanbul'da Sirkeci diye bir semt var değil mi? Belki de zamanında sirkeler bu semtte satıldığı için semtin adı Sirkeci kalmış ya da konmuş olmalı.

Siz siz olun, eğer bir mesleğiniz yoksa sirke işine yönelin. Ama öyle böyle değil, marka sirke olsun ki yaptığınız sirke kükresin. Kükreyen meşhur sirke ile yarışsın. Tanınmak ve piyasada iş yapabilmek için kadınların kadın kadına reklam yapmasını ihmal etmeyin. İnan, yok satarsınız. Yok, sıradan bir sirkeci olacaksanız, oturun oturduğunuz yerde. 

Gerçi sadece sirke de değil, her şeyde kaliteyi yakalayan marka değeri olan şeylere imza atmak gerek. 

Not: İsmiyle müsemma böyle kalite ve aranan bir sirkeye imza attığı için firma sahibini tebrik etmek lazım. 

23 Ağustos 2025 Cumartesi

Ölmeden Tabuta Girmek *

MR şeklinde yazılıyor. EMAR diye okunuyor.

Doktorların teşhis koymak için istediği tetkik. Taranan yerde ne tür hastalık varsa oranın fotoğrafını çekiyor.

Kim buldu ise insanlığa büyük hizmet etmiştir. Gönül isterdi ki bunun mucidi biz olaydık.

Neyse geleyim MR'a:

Başına gelenler bilir. Girmişsinizdir içine.

Bildiğiniz, mezara konmadan önce cenazenin içine konduğu tabut. Zaten kısaltmaya bakarsanız, mezarın ilk harfi M ile son harfi R alınmak suretiyle MR denmiş. Bu isim konurken, hastanın içine girdiği makineye bakılırsa, öyle zannediyorum, tabuttan esinlenilmiş. Yani MR'a girmişsen -ki bu bir tabuttur- senin gideceği yer mezar demektir.

Kısaca MR demek, ölmeden önce tabuta girmek demektir. Bu, ölmeden önce ölmek gibi bir şey.

Sanırım üç defa girdim. En son girdiğim ilaçlı çekimde kafam tabutun dışındaydı. Öbürlerinde ise içindeydi. İlk ikisi bildiğimiz tabutun içine girmekti anlayacağınız.

MR çekimi yaptıranlar için bildik gelse de bugüne kadar MR ile işi olmayanlara kısaca anlatmak isterim.

Nasıl ki tabuta konmadan önce cenazenin üzerinde ne varsa çıkarılırsa, yıkandıktan sonra sadece beyaz kefenden başka bir şey olmuyorsa, MR'a girmeden önce görevli, üzerinde elbisenin dışında ne varsa çıkarttırıyor. Ceplerinde ve üzerinde ne varsa boşaltıyorsun.

Tabutun içine girdikten sonra görevli ne şekil durman gerektiğini söylemişse çekim bitinceye kadar hiç hareket etmeden put gibi duruyorsun.

Aşağı yukarı bir yarım saat duruyorsun tabutun içinde.

Gaipten ses gelir gibi görevli, nefes al diyorsa nefes alıyorsun. Nefesini tut deyince tutuyorsun. Nefesini bırak deyince bırakıyorsun.

Bu sefer ki çekimde nefes al ver olmadı. Kafam dışarıda vücudum tabutun içinde iken gözlerimi yumup hayal alemine daldım. Yalnız makinenin çıkardığı sesler hayal kurmamı hep sekteye uğrattı. Kah ağlıyor kah bağırıyor kah korna sesi gibi sesler çıkarıyor kah araba çalışır gibi ses geliyor. Anlatılmaz ancak yaşanır. Sanırsın ki makine bağırdıkça, hah bir hastalığımı buldu. Sanırım buna bağırıyor diye düşünüyorsun.

Nice sonra gözlerim yumulu, ellerim başımın kenarında çekim devam ederken, sağ elimi bir tutan oldu. İster istemez irkildim. Meğer görevli daha önce kolumdan açtığı damar yoluna ilaç boşaltacakmış. Mübarek, girmeden belli bir süre sonra ilaç dökeceğim diye. Olmayan aklımı tabutun içinde almaya ne hakkın var, değil mi?

Hasılı, cihazın ismini, şeklini göz önünde bulundurursak ve çalışmasını ölünün arkasından ağlayanlara, ah ü figan edenlere benzetirsek, MR denen bu cihazın bildiğimiz tabuttan başka bir şey akla getirmediği su götürmez bir gerçek.

En iyisi öldükten sonra girmek tabuta. Diri diri girmeyi kimseye tavsiye etmem.

*24.08.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.