6 Ağustos 2025 Çarşamba

Dedim, Dedi

Hiç yapmadığımı yaptım. Laf arasında oğlana sizin için çalışıyorum dedim.

Sen misin bunu diyen.

Ne yaptın dedi.

Yemedim, yedirdim. Giymedim, giydirdim dedim.

Bunu herkes yapar. Bunu başa mı kakıyorsun. Bu mu babalıktan anladığın dedi.

Daha ne yapacaktım. Onu söyle. Şu dilinin altındaki baklayı çıkar dedim.

Sen daha iyi bilirsin. Lütfen bilmez gibi davranma dedi.

Oğlum, okuttum iş güç sahibi olasın diye. Daha ne yapabilirdim dedim.

Sorun da burada. Vara okutmayaydın dedi.

Okutmanın neresi sorun dedim.

Okutma, başlı başına bir sorun. Okusun diye dört duvar arasına hapsettin. Bu yetmediği gibi iyi yer kazansın diye etüt merkezine gönderdin. Orası da dört duvardı. Yetmedi. Eve geldikten sonra test çözmem için odama hapsoldum. Hafta içi okul, hafta sonu etüt merkezi. Akşamları da test çözerek ne oyun oynadım ne gezip dolaştım. Okuyup iş güç sahibi olacak diye yarış atı gibi koşturdun beni. Haliyle ne çocukluğumu yaşadım ne gençliğimi. Onca koştur koştur. Aha üniversiteyi bitirdim. İşsizler ordusuna katıldım. Dediğini yaptım. Okudum, didindim. İyi de ne işe yaradı şimdi dedi.

Oğlum, herkes öyle yaptı. Başka ne yapabilirdim dedim.

Herkes öyle yapmamış. Aynı işlevi görecek pekala sahte diploma temin edebilirdin dedi.

Dedi ama aklım çıkıverdi. Ne diyon oğlum sen. Ne dediğini kulağın duyuyor mu, kendinde misin dedim.

Evet, ne dediğimi biliyorum. Böyle yapsaydın, bir fare tutmuş olurdun. Nasılsa hakikisi de sahtesi de aynı işlevi görüyor. En azından ömrümün üçte birini okul, etüt ve evde hapis geçirmezdim. Çünkü gerçek hayat okuldan çok farklı. Zaten eme yarar bırakacağın miras da yok. Sahte diplomalar ile bana en güzel mirası bırakmış olurdun dedi.

Ciddi olamazsın. Bunun şakası da olmaz dedim.

Hiç olmadığı kadar ciddiyim. Baksana, sahtesiyle niceleri malı götürmüş, gemisini yürütmüş ve yürütüyor dedi.

Ya yakalanırsan, bir gün foyan ortaya çıkarsa dedim.

Ooo, ölme eşeğim ölme. O zamana kadar yükümü tutardım. Ondan sonra da varsın alsınlar elimden diplomayı. Sonra yakalanan kaç kişi. Bunlar da şikayet üzere ortaya çıkanlar. Kimse beni şikayet etmediği müddetçe yoluma devam ederdim. Üstelik ortaya çıkanlar belki de devede kulak misali. Senin, ya yakalanırsan dediğin, ya çıkarsa denilen Milli Piyango bileti gibi. Kaç kişiye piyango vuruyor sanki dedi.

Ya vicdanın, vicdanın rahat edecek miydi sahte diploma, sahte akademisyenliğe dedim.

Vicdan yapma baba. Bana gelince mi vicdan aklına geliyor. Sonra bu vicdan sadece bende mi var? Bu sahte diploma alanlarda ve verenlerde vicdan yok mu dedi.

Oğlum, bu dediklerini ne ara, nerede öğrendin. Maşallah her şeye cevabın var. Bu arada dilin pabuç gibi dedim.

Beğenmedin mi? Yaşadıklarım, gördüklerim, yaşadığım hayat öğretti bana bunu dedi.

Ne diyeceğimi bilemedim. Sustum kaldım. Daha doğrusu küçük dilimi yuttum. Gecenin geri kalan kısmını somurtarak geçirdim. İrade dışı burun çekmeyi de ihmal etmedim. Bundan sonrası benim için hayıflanmak. Çocuğuma bir babalık bile yapamadım demek. Başka da elimden bir şey gelmiyor diye içimden geçirdim.

Zamanında bu işlerin sahtesine girsem miydi dedim ama gel de sen onu bana anlat.

Not: Hayal ürünü bir yazı. Daha doğrusu senaryo yazdım. Oğlumu da bu senaryoya alet ettim. Allah beni affetsin. Siz siz olun, bendeki bu kafa karışıklığı sizin kafanızı da karıştırmasın. Aklınıza ve vicdanınıza mukayyet olun. Doğruluk ve dürüstlükten ayırmasın.

Şimdi bu yazıyı oğlana okusam, bir sahte diploma ayarlamadın, yazına bari beni alet etme der mi? Diyebilir. Zira hiç şakası yok.

5 Ağustos 2025 Salı

Blog Forum ve Kahve

Blogta yazdığım yazıları takip eden, yorumlar yazarak yazılarıma katkı sunan, zaman zaman yaptığım yazım ve imla hatalarımı düzelten, acemisi olduğum blogumun sayfa düzeni için uzaktan yardımcı olan, aynı zamanda https://degirmendenmektupvar.blogspot.com/?m=1 sayfasının sahibi, yazarı ve düzenleyici olan Recep Altun isimli kardeşimiz sayesinde, https://www.blogforum.net/ Web sayfasından haberdar oldum.

Bir yazısında, "Hocam, izniniz olursa yazılarınız 'Blog Forum' yazısında da yayımlansın. Bu Forum'da blog yazıları yayımlanıyor" dedi. Olur dedim.

Belirttiği adrese girerek Blog Forum hakkında bilgi sahibi oldum. 170 kadar birbirinden değerli blog yazarının yazılarına yer vermiş Blog Forum.

Kimdir, necidir diye sayfalara göz attım. Blog Forum, Hakkımızda bölümünde kendisini şöyle ifade etmiş: "Bünyesinde birden fazla yazarın bulunduğu blogumuz, geniş çaplı konulara değinen bir platformdur. Sohbet, tartışma, röportaj, önemli günler, blogger ipuçları, kodlama rehberleri, windows tüyoları, kitap incelemeleri, gezi yazıları, dizi ve film eleştirileri gibi pek çok farklı konuya yer veriyoruz. Her bir yazarımız, kendi uzmanlık alanında özgün ve faydalı içerikler sunarak, okuyucularımıza zengin bir bilgi ve eğlence kaynağı sunmayı hedeflemektedir."

Blog Forum, blog yazısı yayımlanan kişilerden herhangi bir ücret talep etmiyor. Kimseden bir beklentisi yok. Kendi yağıyla kavruluyor.

Kendi yağıyla kavrulduğu gibi Blog Forum, takipçilerini hareketlendirmek için herhangi bir konuda yorum sayfası da açıyor. Ödüllü kampanya da düzenliyor.

Mayıs ayı idi sanırım. "Mayıs ayı içerisinde 10 ve üzeri yorum yapanlardan, '1 kişiye Karaca marka blender seti, 1 kişiye Karaca marka Türk kahve makinesi, 1 kişiye bir aylık Premium Netflix aboneliği" kampanyası başlattı.

Kahve makinesini görür görmez, bu makineye talibim diyerek ilk yorumumu yazdım. Üzerine bir de şiir yazdım. 

On yorumu geçmiş olmalıyım ki İnstagram üzerinden yapılan çekiliş sonucu hediye almaya kazanan ikinci kişi oldum.

Hediye kazandım ama hediye ne idi? Acaba kahve makinesi olabilir miydi? Bunu da soramadım.

Ardı sıra bayram, cenaze derken evde olmadığım bir zaman hediyem geldi. Göz kırptığım kahve makinesi idi gelen.

Nasıl kullanılacağına dair kılavuzu okudum. Eşimin yardımıyla ilk kahveyi pişirdik. Afiyetle içtik. 

Makineden olsa gerek, kahve yapması çok kolay ve pratik. Bu işi yapacağıma güven ve cesaretim geldi. Şimdi bu makine sayesinde hiç üşenmeden seve seve kendi kahvemi kendim yapıyorum. Bundan, haliyle tekne kazıntısı oğlum ile hanım da nasipleniyor. Hiç içmediğim kadar kahve içtim Blog Forum'un hediyesi bu makine sayesinde. 

Eşe, dosta da gelin, elimden bir kahve için diyorum. Zira Karaca Türk kahvesi makinesi sayesinde kahve yapmak benim için çocuk oyuncağı. 

Kahve yapmak bu kadar kolaydı da ev kadınları kahveden niye uzak dururlar bilmem. Belki de çay gibi ayağa düşmesin, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı güdülsün diye sanırım. 

Benim için gecikmiş bir yazı oldu bu. Şu ana kadar bu konuda duygu ve düşüncelerimi terennüm etmeliydim. Belki de kahve yapmaktan ihmal ettim. 

Kahve makinesini adresime ulaştırmada emek sarf eden Blog Forum'un kurucusu ve yöneticisi Sinan Bey'e, aynı zamanda ekibine çok teşekkür ediyorum. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğu gibi yaşadığım müddetçe bu hediyenin hatırını güdeceğim. Her kahve içişimde hatırlayacağım. Zira benim için bu makinenin manevi değeri büyük. Hem emeğine sağlık hem de kesesine. 

Bu arada blog yazarlarını da unutmayacağım. Fazla yorum yapmayarak bir nevi kahve makinesini almamda emekleri var. Zira bana torpil geçtiler. Sağ olsunlar, var olsunlar. 

Yine bu Blog Forum'u tanımamda Recep Altun Bey'in hakkını da unutamam. Çünkü beni bu grupla Recep Bey tanıştırdı. Kahve makinesinde payı büyük. Çok sağ olsun. 

Konya'ya yolu düşenleri kahve içmeye beklerim. 

4 Ağustos 2025 Pazartesi

Şaşırmıyorum Artık

Geçmişten günümüze olup biten olumsuzluklara hep şaşırdım. Nicedir ve şu aşamadan itibaren olup biten hiçbir şeye şaşırmıyorum artık.

Bendeki duyarlılık mı kayboldu? Hayır. Aynı duyarlılığımı taşıyorum.

Niçin bu noktaya geldim?

Ülkede olup biten yolsuzluklara olamaz bu kadar deyip tepki gösterdim. Yapanım yanına kâr kalmaz dedim. Baktım ki yapanın yanına kâr kaldığı gibi yolsuzlukların ardı arkası kesilmiyor. Düzen böyle kurulmuş. En iyisi şaşırmayı bırakayım dedim ve bıraktım.

Şu kimse ihaleye fesat karıştırmış, malı götürmüş deniyor. Çok da umursamıyorum.

Atamalarda ehliyet ve liyakat rafa kalkmış deniyor. Kılımı kıpırdatmıyorum.

Sınavlarda kopya çekiliyormuş. Hiç umursamıyorum.

Biri haksız kazanç mı elde etmiş. Yüzümü çevirip bakmıyorum.

Sahte diploma, sahte akademisyen haberleri yazılıp çiziliyor. Kimmiş bunlar demiyorum.

Hayat pahalılığı varmış, esnaf fahiş fiyata satıyor demiyorum.

Boşanmalar artmış, ahlaksızlık diz boyu olmuş, toplumda ve kurumlarda kokuşma varmış... Hiçbirini umursamıyorum.

Bu noktaya nasıl geldim? Buna şaşıra şaşıra şaşırmamayı öğrendim, tepkisiz biri oldum diyelim.

Artık bu ülkede olumsuzluk adına her ne varsa hiçbirine şaşırmıyorum. Daha pisliği ortaya çıkmamış neler var diyorum.

Yanlışı savunanlara da şaşırmıyorum.

Şaşkınlığım tümden gitti mi? Gitmedi. Nedir seni şaşkınlığı sevk eden derseniz? Olsa olsa olumlu şeyler beni şaşkınlığı uğratır. Var mıymış, kaldı mı daha böyleleri diyorum. Bu da çok ender olur. Buna da şaşırma denmez.

Ne faydası var şaşırmamanın derseniz? Hayattan hiç beklentiniz kalmıyor. Kimseye bel bağlamıyorsun. Beklentinizin olmaması hayal kırıklığına uğratmıyor.

Başka ne yapıyorum? İç geçiriyorum sadece. O da içime zarar veriyor ama o kadar da olsun.

Bulursam kafa yapıma uygun birini. Onunla dertleşip içimi boşaltıyorum.

Mevcut durumları savunan ya da sessiz kalan kimseleri gördüm mü, ortam müsait ise birkaç kelam ediyorum.

Olmadı. Buraya içimi döküyorum. Bundan, şundan hoşnut değilim diyorum. Sağ olsun. Yeter, nedir senden çektiğim, ben senin dert ortağın mıyım demiyor. En vefalı dost bu sayfa.