27 Temmuz 2025 Pazar

Ne Müşteriler Varmış Meğer!

Bakkal ve marketten ekmek almam. Her fırının ekmeğini de.

Ekmeğini beğendiğim fırın varsa evime uzak demem. Gelip geçerken ya da yolumu değiştirerek bazen de sırf ekmeğini almak için giderim.

Evimin yakınında da var bir tane fırın. Buranın da ekmeğini beğenirim. Sadece ekmek değil ayaklarımı bu fırına götüren:

Sahibinin güler yüzü, ilgi ve alakası, çalışanların giyim, kuşam, temizlik ve hijyene önem vermesi. Ekmek dahil, fırında satılan hiçbir ürünün açıkta bulundurulmaması, ekmeği müşterinin seçmemesi ve elini dokunamaması, işleri ne kadar yoğun olursa olsun, istenen ekmeği görevlinin vermesi, ekmeği veren görevlinin de ekmeğe dokunmadan önce eline eldiven giymesi, mamüllerin dizaynı vs.

Ekmeğe çıplak elin değmeme durum ve hassasiyeti, kasalarla gelen ekmeği tereklere yerleştirirken de gözlerden kaçmıyor.

Ekmeğin dışında geleneksel Konya gevreği de satan bu işletme, 1989 yılından bu yana prensiplerinden ödün vermeden muhitinde satışını yapıyor.

İşletmeye ait fırın bir başka yerde. Fırında imal ettiklerini bu küçücük dükkanda satmaya devam ediyor esnaf.

Dükkanda kredi kartı da var. Sahibinin iki prensibi dikkatimi çekti. Gevrek türü satışlar için ödemeyi kredi kartı ile alırken ekmek için ise nakit ödenmesini istiyor. Post makinesi ile ödemeler öyle zannediyorum, kar marjını düşürüyor. Bir diğer prensibi de ekmek için görevliden yardım istenmesi. Bu iki prensibi de A4 kağıdına yazdırmak suretiyle müşterinin göreceği yerlere yapıştırmış.

Ne zamandır tandır ekmeğine yöneldiğim için bu işletmeden ekmek almıyordum. Dün geç vakit ekmek almak için gittiğimde ekmek kalmamıştı. Gelir mi dedim. "Gelmez" dedi.

Sabahleyin tekrar ekmek almaya gittim. "Kredi kartı ile ekmek satışımız yoktur" ve "Ekmek için görevliden yardım isteyiniz" yazısının dışında dış cama yapıştırılmış bir yazı daha dikkatimi çekti: "31.07.2025 tarihinden itibaren ekmek satışımız yoktur" yazısı.

Dükkanın ismine yer vermeyeceğim.

Ekmek alıp giderken dikkatimi çeken bu yazı için tekrar içeriye girdim. O anda çalışan iki kız çocuğu vardı. Kızım, bu yazı neyin nesi? Ekmek niye satmayacaksınız" dedim. "Şikayetlerden dolayı böyle bir karar alındı" dedi. Ne şikayeti dedim. "Kredi kartı ile ekmek satışı yapmayışımız. Bir diğeri de ekmeği bizim vermemiz" dedi. Ciddi olamazsınız dedim. "Maalesef ciddiyiz" dedi. Bu kararınızdan dönersiniz inşallah dedim. "Dönülmeyecek" dedi. Çıkarken, bu arada biz müşteriler olarak ekmeği seçmeyi, dokunup dokunup bırakmayı çok severiz. Bunun mutluluğu başka. Siz bilmezsiniz deyip ayrıldım.

Kızın anlattığına göre şikayetlerin ardı arkası kesilmemiş. Artık Cimer'e mi yapıldı şikayetler, fırıncılar odasına mı, belediye ya da valiliğe mi ya da işletme sahibine mi bilmiyorum. Belki de günde birkaç kez müşteri ile papaz oldu işletme. Belli ki şikayetler işletme sahibine gına getirmiş. Kredi kartı ile ekmek satışı yapmadığı için belki de ceza yemiş bile olabilir.

Kredi kartı ile ekmek satışı kar marjını düşürüyor mu, tümden kârı götürüyor mu bilmiyorum. Belki niye satış yapmıyor diye kızabilirsiniz. Alınan üç beş ekmeği de kredi kartına çektirmemek gerektiğini düşünüyorum. Esnafın böyle yaparak vergi kaçırdığını da düşünmüyorum. Belki de esnafın belini büken ve onu böyle bir çözüme iten kredi kartlarındaki vade olsa gerek.

Müşterinin kredi kartı ile ekmek satışı yapmadığı için şikayetini belki haklı görebilirim ama ekmek için görevliden yardım istenmesini yani kendi ekmeğini kendisinin almasına izin verilmemesi, müşterinin şikayet konusu yapmasını anlamıyorum. Vatandaş elini değdiği ekmeği poşetinin içine koysa eh diyeceğim. Ama çoğumuz terekteki ekmeğin altını üstüne getiriyoruz. Çıplak elimizle dokunup dokunup bırakıyoruz. Çoğu fırın ve markette böyle müşteriyi çok gördüm. Ben mecbur muyum başkasının dokunup bıraktığı ekmeği almaya?

Hasılı, 1989'dan bu yana 36 yıldır muhitinde ekmek satışı yapan esnafın bundan sonra ekmek satmayacak olmasına üzüldüm. Çarşıdan gelirken ekmek ihtiyacımı zaman zaman karşıladığın bu fırından bundan sonra ekmek alamayacağım. Ekmeği bir şekil başka yerden bulurum ama vatandaşın olur olmaz şikayetini de asla müşteri memnuniyeti olarak görmem. Hele ekmeğe dokunarak almak müşteriyi memnun edecekse, varsın bu tür müşteriler "Müşteri memnuniyeti esastır" prensibinin dışında kalsın.

Görünen o ki esnafın bu aşamadan sonra ne haliniz varsa görün, kendi ekmeğinizi kendiniz alın dese, inanın, bu sefer de ekmeğe herkes elini dokunuyor şikayetleri gelecek ve esnaf kimseye yaranamayacak. Haliyle esnafın işi zor. Herkesi memnun etmesi mümkün değil. Sonunda pes deyip çareyi ekmek satmamada bulmuş.

Şu var ki pireye kızıp yorgan yakmamak lazım. Ekmek satışı bir şekilde devam etmeli. Çünkü ekmek satışının sona ermesi, birkaç şikayetçiyi memnun etmekten ve egosunu tatminden başka bir amaca hizmet etmez.

Çifte Kumrular

Evliya Çelebi Parkı yürüyüş yolunda yürüyüşümü yaptıktan sonra 00.00 sularında evimin yolunu tuttum.

Mahallem ıssız ve tenha. Normal saatlerde de pek insan yoğunluğu olmaz. Hele gece insi cin top oynar.

00.30 olmuştu ki evimin köşesine döndüm. Köşenin sol tarafında bir dikilen gördüm. Hayır ola bu saatte bu kişi niye dikilir ki dedim. Kimin nesidir diye alıcı gözle baktım. Meğerse iki kişilermiş dikilen. Aynı boyda biri erkek biri kız. Sarmaş dolaş olmuşlar. Kumrular gibiydi diyeyim ki anlayın. Bildiğiniz çifte kumrular. Sarmaş dolaş olmuşlar. Bir sarılmışlar ki ayırabilene aşk olsun.

Kedinin damdan dama atlarken donduğu eski kışlardan bir kış olsa bunlar soğuktan donmuş kalmış diyeceğim. Ama mevsim yaz. Sıcaklar ise gece bile bana mısın demiyor. Adeta yakıyor.

Onlar hareketsiz sarılmaya devam ededursun. Ben yoluma devam ettim.

Belli ki bu çift birbirine aşık. Kız bu mahallenin çocuğu. Oğlan ise başka mahalleden. Akşam akşam gezip tozmuşlar. Gezme bitince, oğlan evine kadar bırakmak için eşlik etmiş. Yürüyerek mi yoksa arabasıyla mı bilmem.

Artık ne kadar dolaştılarsa, nereleri gezip tozdularsa, şura senin, bura benim dolaşırlarken kaç defa sarıldılar bilmiyorum. Aşklarına bir virgül koyup gecenin son sarılmasını yapıyorlar. Ama bilin ki bu buluşma ve sarılma ne ilk olacak ne de son. Birliktelikleri devam ettiği müddetçe devam edecek.

Görünen o ki ciddiler. Bu iş evliliğe gider. Evlilikleri ne zaman olur, ana babaları bu görüşmelerden haberdar mı, bu görüşmeye rızaları var mıdır, bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla siz de bilmiyorsunuz.

Tüm bunları ve daha fazlasını soramıyorsun tabi.

Evlenmeye kalkarlar da bu devirde düğün masrafının altından kalkabilirler mi? Yakında köşebaşında bir yoğunluk ve ardından konvoyu görürsem, tamam bu iş diyeceğim. Bekleyip göreceğiz.

Bu durumda yaptığım tek şey gördüğümü okumak, senaryo yazmak. Gördünüz gibi. İster beğenin ister beğenmeyin ister başka işin yok mu deyin. Ben senaryoyu yazdım bile.

26 Temmuz 2025 Cumartesi

Sultandağı'nın Ülke Ekonomisine Katkısı

Dikkat! Bu yazı bir tecrübe yazısıdır. Tecrübe deyip de geçmeyin. Çünkü her kişi anlatmaz tecrübesini. Üstelik bedava.

Yaz tatilindesiniz. Yazın bir şey yapmam, para harcamam lazım dediniz. Kaplıca mı, deniz mi derken kaplıcada karar kıldınız.

Acaba hangi kaplıca olsun? Uzak mı, yakın mı dediniz. Şura, bura derken at ile deve mi sanki. Hepsi sıcak su. En iyi kaplıca şehrine en yakın kaplıca dediniz.

Bu durumda sana yol göründü. Ilgın ve İsmil'i saymazsak Afyonkarahisar sana en uygun olanı.
Burada sorun kaplıca apart mı olacak otel mi? Apart olursa yeme, içme sana ait. O da apartın temiz olup olmayacağı bir muamma. O zaman paraya kıyayım, otel olsun. Yeme, içme ile uğraşmayayım. Akşam sabah açık büfe yer dururum diyorsun.

İyi de hangi otel olsun. Öyle ya iyisi var, kötüsü var. Bunu da düşünme. Eline cep telefonunu al. O değilden bir kaplıca reklamına tıkla. Arkası sökün eder zaten. Ülkenin neresinde bir kaplıca varsa hepsinin reklamı önüne düşer. Kesene uygun olanı seçersin. Ödemeyi de online olarak yaparsın. Ödeme kredi kartıyla olunca, üzerine bir de taksit olursa daha ne istersin. Yiyip için, gezin dolaşın, ay ay taksit ödeyin.

Bu hesabı kitabı yaptın ya geriye valizini alıp yola çıkmak düşer.

Bu arada arabanda yakıt zaten vardır. Yoksa da doldurursun. Gidiş geliş ne kadar yakıt yakacağını da hesap edersin.

Oteli de ödediğine göre çıkıyorsun yola. Yollar da o biçim. Otoban gibi. Üstelik bölünmüş yol. Devlet güzel ve kullanışlı yol için paradan kaçmamış. Hizmet dediğin böyle olur.

Bu durumda sana düşen bu yolun hakkını vermektir. Yolun hakkı ise yolun azami hız limitini kullanmaktır. 110 hız limiti zaman zaman hiç ummadığın anda 90'a hatta 70'e düşüyor. Karayolları trafik levhaları ne diyorsa onu yapacaksın. 110'luk yol önce 90'a, ardından 70'e inse ne istersin. Hafif yavaşlasan olur biter. Bu inişli çıkışlı hız limiti yol boyunca defalarca karşına çıkacak. Çünkü yol boyunca irili ufaklı meskûn mahaller eksik değil. Bazı yerlerde de EDES var. EDES'e dikkat edeceksin. Çünkü bu makine aygıtının hiç şakası yok. Özellikle Afyonkarahisar'a bağlı küçük ilçe Sultandağı'ndan gelip geçerken daha dikkatli olmalısın. Çünkü bu mevkie gelmeden, hız limitini önce 110'a çıkarıyor. Sonra bir bakmışsın, hız limiti 70 diyor ve EDES başlıyor. EDES'in ölçtüğü mesafe ise kısa. Sen 110'dan 70'e ininceye kadar zaten EDES bitiyor. Şükür alnımın akıyla geçtim diye sevinme. Çünkü ceza yedin. Geçmiş olsun. Bereket durduran eden yok. Cezan arkadan e devlet aracılığıyla geliyor.

Sultandağı'ndan kazara giderken yemezsen gelirken yersin cezayı. Çünkü hiç kaçarın yok. Elin mahkum. Ya bir ya da iki ceza.

Ben de nasıl olmuşsa giderken yemedim. Gelirken yedim. Konya merkeze girip evime yaklaştığımda, hanım, herhalde ceza yemeden geldik dedim. Dediğimle kaldım. Çünkü bir gün gecikmeli ceza e devlet aracılığıyla e postama düştü. Haliyle şükrüm de sevincim de kursağımda kaldı. Mayıstaki cezanın üzerine bu ceza katmerli oldu.

Kime, kaplıca dönüşü ceza yemişim dediğimde, o yolu bilen herkes Sultandağı'nda mı yedin diyor. Belli ki Sultandağı ceza yazmada mimli ve herkes biliyor. Öyle zannediyorum her gelip geçenin Sultandağı'nda bir ceza hikayesi, daha doğrusu acısı var. Ben kaçla geçtim bilmiyorum ama gelen ceza maddesine baktığım zaman hız limitini asgari aşmaktan ceza yemişim. Belki de 78' le yedim.

Sultandağı'na girerken çıkarken nasıl bir hız limiti belirlenmiş olmalı ki gelip geçen ceza yiyor. Bir kumpas var burada demeyeceğim. Çünkü devlet vatandaşına kumpas kurmaz. Yalnız bir anormallik var. Gerçi anormallik, biz sürücülere göre. Öyle görünüyor ki devlet nezdinde Sultandağı bir maden ve altın yumurtlayan bir tavuk. Adeta, yok öyle yağma. Üç kuruşa beş köfte olmaz. Sen ey sürücü! Yaptığım o güzel yollardan geç. Ben onca masraf edeyim. Sen kaplıcana git, otelde kal, keyif çat. Sadece otel ve yakıt masrafını hesaba kat. Sonra da geldiğin gibi çek git. Olur mu böyle? Hani benim hakkım diyor bu mevki.

Sultandağı da diyor ki küçük bir ilçeyim diye içimden transit geçmek olur mu? Bu cezayı ye ki hem bir katkın olsun hem de ben Sultandağı’nı hiç unutma.

Görünen o ki vatandaşlık görevi sadece askerlik yapmaktan, oy kullanmaktan, MTV ve sigorta yatırmaktan, KDV, ÖTV vesaire vergi vermekten ibaret değil. Trafik cezası yemek de bir vatandaşlık görevi. Değilse bu çorba nasıl kaynayacak, öyle değil mi?

Bu trafik cezası yeme hakkı veya görevi diğer vatandaşlık görevlerine benzemez. Çünkü onlar zamanı belli zorunlu vergiler. Trafik cezası ise hesaba katılmadan ekstre gelen gelirler. Devletin belirlediği 2025 yılı trafik ceza geliri, yılın ilk üç dört ayında aşıldığına göre belli ki devlet trafik cezalarını bir gelir kapısı olarak görüyor.

Sene sonunda 2025 yılı trafik cezası miktarı netleştiği zaman bu yıl kesilen trafik cezalarını abartmadığım anlaşılacak.

Oldu olacak devlet bu yıla trafik cezası yılı adı versin, olsun bitsin. Yakışır da. Çünkü arabası olup da bu yıl ceza yemeyen yok gibi.

Hasılı, gördünüz tecrübeyi. Benim evde tatile çıkmadan önceki hesabım tutmadı. Siz siz olun, tatile çıkarken sadece otel ve yakıt hesabı yapmayın. Gittiğiniz yol boyunca yiyeceğiniz trafik cezalarını da hesaba katın. Hesaba katın ki ceza yedikten sonra dut yemiş bülbüle dönmeyin. Önceden hesap edin ki ceza yiyince, zaten ben hesaba katmıştım deyin. Hatta ceza yemeyeceğim diye çok da uslu çocuk olmayın. Ceza yiyin ki cezadan gelen paralarla hazinemiz de biraz nefes alsın. Unutmayın bu da yani trafik cezası yemek de bir vatandaşlık görevi. Buna göz hakkı da denebilir.

Yok ben böyle bir görev istemiyorum diyorsanız, arabanızı satıp savacaksınız. Gideceğiniz yere, mümkünse yürüyerek, mümkün değilse otobüs vs. araçlarla gidin. İnanın yürümenin bir maliyeti yok. Devletin en sevmediği vatandaş türü, arabası olmayan, olup da arabasına binmeye vatandaş türüdür. Öyle ya devlete ne katkısı var bunların. Vatandaş dediğin ceza da yemeyecekse niye var değil mi?

Bu arada yazımı sonlandırırken Sultandağı’na bir parantez açmak isterim. Çünkü Sultandağı'nın ülke ekonomisine katkısı büyüktür. Şayet ileride yollar bölge bölge, mevki mevki özelleştirilirse, diğer yollara değil de sadece Sultandağı yolunun ihalesine girmek isterim. İhale kaçta kalırsa kalsın, en yüksek rakamı veririm. Çünkü akşam sabah para basarım bu yolda. Yalnız diğer bölge yollarını bilmem ama devlet her yeri özelleştirse, öyle zannediyorum, Sultandağı'nı kendisi çalıştırır. Buna da bir şey demem. Çünkü akıl, mantık bunu gerektirir. Öyle ya böyle değerli madeni kim bırakır elinden. Belli de ülke ekonomisi Sultandağı sayesinde ayakta duruyor.