2 Haziran 2025 Pazartesi

Bazı Meallere Yasak Gelebilir mi? *

Torba yasada yapılan değişiklikle Diyanet İşler Başkanlığına yeni görev verildi.

Kanunun verdiği yetkiye dayanarak Diyanet, yazılan mealler hakkında, özel kişi ve kurumların talebi üzerine ya da Başkanlık olarak resen inceleme başlatabilecek veya başkasına incelettirebilecek. Eğer bir mealin İslam dininin temel niteliklerine aykırı olduğu kurul tarafından tespit edilirse, Başkanlık mahkemeye müracaat etmek suretiyle mealin yasaklanmasını, toplanmasını, imha edilmesini, şayet meal dijital ortamda ise yayının durdurulmasını isteyebilecek.

Meal sahibi mahkemeye 15 gün içinde itiraz edebilecek. Ama bu itiraz mealin toplanmasını engellemeyecek.

Bazılarımız meallerin Diyanet tarafından incelenmesini savunabilir ise de bu torba yasa ile yapılan değişikliği ben yasakçı zihniyet olarak görürüm. İslam'ın temel nitelikleri ifadesi sübjektiftir. Bunun sonucunda birçok meale yasak getirilebilir. Çünkü bizler mealden ziyade mealin kim tarafından yazıldığına bakarız. Kişiye ya da kişinin İslami görüşü içimize sinmiyorsa pekala onun mealini de sakıncalı görebiliyoruz. Bir görüşünden dolayı kişiyi İslam dairesinden çıkarabiliyoruz.

Yol yakınken Meclisten geçen bu yasa değişikliğine neşter vurmada fayda var. Değilse meal yasağı ile anılır bu ülke. Üstelik meal yasağının kimseye ve bu ülkeye faydası olmaz. Ayrıca yasakların cezbedici yönü vardır. İnsanımız yasaklanan meali elde edip okumak bile ister.

Meal yasağından ziyade İslam'ın ve toplumun hoşgörüsü ve özgürlük ön planda tutulmalı.

Ki mealler Kur'an'ın aslı değildir. Tercümesidir. Hiçbir meal de Kur'an'ı yerini tutamaz. Mealdeki yanlışlık yazarı bağlar.

İnsanımız meal okuyacaksa rastgele meal alıp okumaz. Bilene sorup hangisini alayım diye danışır.

Çoğu insanımız da tek meal ile yetinmez. Bir ayetin anlamını farklı meallere bakarak test eder. Bu yönüyle çok sayıdaki meali zenginlik olarak görmek gerekir.

Diyanet yine mealler incelesin, inceletsin. Yanlışlıklar varsa meal sahibini ve kamuoyunu bilgilendirsin. "Bu mealin şurasına, burasına, şu kısmına katılmıyoruz. Bu meali tavsiye etmiyoruz. Buradaki yanlışlık veya görüş meal sahibi bağlar" desin. Meal sahibini yanlışından dönmek için ikna edici bir yol ve üslup kullanılsın.

Diyanetin bir başka yapacağı, mealin yanında orijinal sayfaya da yer verilmesini sağlamak olmalı. Ötesi, dediğim gibi yasakçı zihniyettir, işgüzarlıktır.

*04.06.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

GS ve FETÖ

Başlığı görünce yine mi maç. Bu kadar maçlara ve kulüplere ilgin nereden denebilir.

Maçlara gidip maç izleyen biri değilim. Zaman zaman hangi takım şampiyon oldu, hangileri küme düştü hangileri Süper lige yükseldi diye takip ederim. Aynı şekilde bazı takımların maç sonuçlarını da merak ederim. Futbola dair tüm ilgim bundan ibaret. Ha bu demek değildir ki hiç maç izlemem. Milli maç, takımlarımızın UEFA ve Şampiyonlar ligi maçlarını fırsat bulursam izlerim. İzlerken de çoğu zaman yazı yazdığım olur.

Zaman zaman FB teknik direktörü Mourinho ile ilgili yazdım. Mourinho'yu teknik direktörlüğünden ziyade hal ve hareketleri, yenilgiye dair ürettiği mazeret ve gerekçeleri aynı şekilde suçlayıcı konuşmaları dolayısıyla ele aldım. Çünkü psikolojisi ve kafa yapısı normal değil. Bu durumu, futboldan ziyade ahlaki ve toplumsal bir sorun gördüğümden dolayıdır.

Bu yazımda da Galatasaray'dan bahsedeceğim. Maçlarından, şampiyonluğundan, 25.şampiyonluğu ile birlikte 5.yıldızı takmasından bahsetmeyeceğim. Bazı kişilerin ne zaman GS ismi geçse, GS'nin ne zaman bir başarılı durumu ortaya çıksa, GS ile ilgili "FETÖ destekçisi kulüp, FETÖ ile anılıyor. GS'yi bu yüzden sevmiyorum" türünden bu kulübe suç isnat etmesini, daha doğrusu suç isnadından ziyade Galatasaray'ı FETÖ ile anarak bir algı oluşturmaya çalışmasını ele alacağım.

Ki bu durum yani FETÖ isnadı, sadece Galatasaray için değil, çoğu kişi, zümre ve kuruluşlar için bu ülkede bazı kişiler tarafından yapılıyor. Ne de olsa günümüzde geçer akçe, kişi ve camiaları elde delil ve belge olmadan yaftalamak. Çamur atıp iz bırakmak.

GS niçin FETÖ ile anılıyor? 2000'li yıllardaki bazı GS futbolcularının o zamanlarda "Hizmet Hareketi" diye bilinen yapı ile anılması. Yapıya dair bazı kişilerle futbolcuların fotoğraflarının olması, futbolculardan bazılarının bu hareketin sohbet ve toplantılarına katılması. İşin garibi adı geçen futbolcuların GS ile kontratları biteli kaç yıllar olmuş. Üstelik kulüpler futbolcuların özel mülki değil. Transfer edilen futbolcu topunu oynar. Sözleşmesi bitince ya uzatılır ya da uzatılmaz. Kulüple bağı kesilir. Uzun süre o kulüpte top koşturmuşsa ayrılsa bile o kulüple ismi anılır. Hepsi bundan ibaret.

Ki 2000'li yıllarda "Hizmet Hareketi ile iletişime geçmeyen kişi, grup ve camiaların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kişileri bu yapı ile hiç bağı olmasa bile bu hareketin mensupları kişilerle iletişim kurabiliyor. Bu yönüyle FETÖ'nün girmediği, iletişime geçmediği kesim yoktur. Çünkü 90'lı yıllarda bu hareket nerede bir başarı ve başarılı kişiler varsa onları yanlarına çekmek için bir şekilde onlara yaklaşmıştır. Kısaca bir zaman nerede bir başarı varsa FETÖ mensupları oradaydı.

Bugün var yarın yok futbolcuların dışında, kulübün başkanı ya da yönetim kurulundan biri veya birkaçı bu yapı ile organik ya da inorganik bağ kurmuş olabilir. Bu bile o kulübü FETÖ'cü ilan etmeye yetmez. Çünkü kulüp yönetim kurulu üyeleri ve başkanları da bugün var yarın yok. Üstelik kurum, kuruluş, camia ve kulüpleri değil, kişileri suçlamak lazım.

Durum bu iken üç beş, bilemedin yedi futbolcudan dolayı GS'yi FETÖ destekçisi ilan etmek hiç hakkaniyete sığmaz. Bu kolaycı yol ve yöntemleri hala bırakmanın zamanı gelmedi mi? Ne zaman bizler işin kolaycılığına kaçmayı terk edeceğiz?

Bırakalım da kimin ya da hangi kulübün FETÖ'cü olduğuna devlet ve ilgili kurum ve kuruluşları karar versin. Eğer birileri bu yapının üyesi ise devlet yakasına yapışsın. Elde böyle bir mahkeme kararı olmadan kişi ve kulüpleri töhmet altında bırakmaktan vazgeçelim. Kimsenin başkasının itibarını sarsmaya, başarısını gölgelemeye hakkı yoktur.

Devlet, bir taraftan FETÖ ve diğer terör örgütleri ile mücadele ederken aynı zamanda elinde delil ve belge olmadan; kişi, kurum, kuruluş ve kulüplere bu şekil isnatta bulunanlara da niye iftira atıyorsun? Elinde belge varsa göster diyerek yakasına yapışmalı ve hesap sormalı. Birileri hesap vermeli ki olur olmaz kimseye çamur atmanın ne anlama geldiğini öğrenmeli, cezasını çekmeli. Bu iftiranın cezası da bu yolda gitmek isteyenlere ibret olmalı. 

Sıra Sıra Yardım Kuruluşları

Kayalıpark'tan geçtim kurban bayramı öncesi. Farklı yardım kuruluşları PTT'nin önü boyunca sıra sıra stant açmış. Sayısı dikkatimi çekince üşenmeyip saydım. 13 tane hepsi.

Hepsi kurban bağışı için buradalar. Öyle zannediyorum, hepsi hem yurtiçi bağış alıyorlar hem de yurtdışı. Yurtiçi ve yurtdışı kurban kesim bedelleri hepsinde de farklı farklı.

İçlerinde sadece Konya'ya hitap eden yerel yardım kuruluşu var mı bilmiyorum. Sanırım hepsi Türkiye çapında teşkilatlanmış durumda. Yurtiçi ve yurtdışı bağış aldıklarına göre Konya ve Türkiye dışına da hizmet veriyorlar.

Günlük ve toplamda ne kadar bağış topluyorlar bilmiyorum. Yalnız stantlarda görevli birer kişi dışında statlar genelde boş. Toplanan bağışların ne kadarı yurtiçi ne kadarı yurtdışı bunu da kestirmek mümkün değil. Fakat yurtiçi ve yurtdışı kurban bedelleri arasında uçurum olduğu göz önüne alınırsa zannedersem bağışçıların çoğunun tercihi yurtdışı olur.

Kayalıpark'ta açılan bu stantlar kurban bayramına mahsus. Bir de yine aynı mevkide Hacı Hasan Camisinin önünde sabahtan akşama hasta iki çocuk için açılmış iki ayrı stant var.

Tekrar kurban bağışı için açılmış yardım kuruluşu stantlarına gelirsek, sanırım yardım kuruluşlarının hepsi burada stant açmamış. Çünkü bildiğim kadarıyla Türkiye'de organize yardım kuruluşu bu sayıdan çok fazla.

Neyse biz gelelim sadede. Yukarıda bu yardım kuruluşlarının stantlarında pek kimseyi göremedim dedim. Çünkü yurtiçi ve yurtdışı kurban bağışında bulunacak insanımız bu işi standa gelip yapmaktan ziyade oturduğu yerden Iban aracılığı ile yapıyor. Ayrıca nakit bulundurmasına, standa gelmesine gerek kalmıyor. Bu durumda stantlar gereksiz. Belki tanıtım ve danışmanlık hizmeti yönüyle gerekli olabilir.

Bir diğer husus, yurtiçi kurban bedeli ile yurtdışı kurban bedeli arasındaki uçurum. Bu konuda daha önce yazdığım için burada bunun üzerinde durmayacağım.

Esas değinmek istediğim, ülkede yerel veya ulusal yardım kuruluş sayısının fazlalığı. Bence aynı amaca hizmet eden bu kadar yardım kuruluşu fazla.

Bir de her yardım kuruluşu hem yurtiçi hem yurtdışı kurban bedeli alıyor. Yurtiçi kurban bedelini anlıyorum. Ama her birinin yurtdışı organizasyonunu anlamış değilim. Çünkü yurtdışı organizasyonu zordur ve külfetlidir. Aynı zamanda maliyettir. Madem aynı amaca hizmet ediliyorsa, yardım kuruluşlarının aralarında ülke planlaması olmalı diye düşünüyorum. Pekala her bir yardım kuruluşu bir ülke ya da bölgede kesebilir. Mesela Afrika'daki kurban kesmek istiyorum diyen bir bağışçıya, yardım kuruluşu, o bölgede falan yardım kuruluşu kesiyor. Bağışınızı oraya yapabilirsiniz diyebilmeli. Yardım kuruluşları bunu kendi aralarında halledebilir. Buna devletin ilgili kurumu öncülük edebilir.

Bir diğer husus, gördüğüm kadarıyla tüm yardım kuruluşları genelde aynı tür hizmet veriyor. Pekala yardım kuruluşları daha dar bir alanda hizmet verebilir. Mesela, bir tanesi sadece öğrencilere burs verebilir. Bir tanesi sadece kurban işine bakabilir. Bir tanesi fakirlere yardım edebilir. Bir tanesi aşevi vasıtasıyla yemek dağıtabilir. Bu dediğimle istiyorum ki yardım kuruluşları belli bir hizmet alanında ihtisaslaşmalı. Yeni yardım kuruluşu kurulacaksa hangi alanda boşluk ve ihtiyaç varsa o alana yönelik kurulmalı. Kısaca her yardım kuruluşu her dalda oynamamalı.

Bu dediklerim için yardım kuruluşlarını planlayacak bir çatı kuruluşa ihtiyaç var. Buna da devletin öncülük etmesi gerekir.

Burada güven problemi akla gelebilir. Kişiler bir yardım kuruluşuna güveniyorken diğerine güvenmeyebilir. Aynı şekilde devletin ilgili kurumunun çatı rolü üstlenmesine de sıcak bakmayabilir. Bunlar şeffaflık, denetim, takip ve tedbir ile halledilebilir. Yeter ki bu iş dert edinilsin.