2 Mayıs 2025 Cuma

Devlet Aklı

Bazıları olumsuz durumlar için temcit pilavı gibi "devlet aklı lazım" derler. Diyorlar ama benim bu küçücük aklım, devlet aklının ne menem bir şey olduğunu bir türlü anlamadı.

Haliyle bu yaşa geldim. Geldim gidiyorum. Devlet aklının ne olduğunu öğrenemeden gideceğim diye hayıflandım durdum. Kızdım da kendime tabi.

Olmayacak böyle dedim ve biraz sakin kafayla düşünmeye başlayınca hepsi sökün etti. Galiba devlet aklının ne olduğunu öğrenmeye başladım. Nasıl buldun derseniz, örneklerden giderek tabi.
Karışıklığı önlemek ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak, ince düşünmek, hesap ve kitap yapmaktır devlet aklı.

Örnek mi istersiniz? Buyurun:

Öğretmenlere ödenen ek derslerin hesabını yapmada hafta bütünlüğünü esas alacak bundan sonra sistem. Hoş, bundan önce de böyle yapıyordu ama böylesi sanırım ilk. 

Diyelim ki nisan son haftası ile mayıs ilk haftası bir haftada birlikte geldi. Pazartesi, salı, çarşamba nisan ayına ait. Perşembe ve cuma ise mayıs ayına ait. Bu arada 1 mayıs, yüz yüze eğitimin yapılmış sayıldığı resmi tatil. Yani geriye mayıs ayına ait bir gün kalmış. Siz olsanız, hafta bütünlüğü için bu haftayı nisan ayına mı yazarsınız yoksa mayıs ayına mı?

Öyle zannediyorum, haftanın çoğu günü nisan ayına ait olduğu için bu haftayı sizler nisan ayına dahil edersiniz. Buna da aklın yolu bir dersiniz. Kusura bakmayın da buna aklın yolu denmez. Dense dense nefsin yolu denir. Bereket devlet aklı sizin nefsiniz gibi çalışmıyor. Devlet üç günü nisana ait olan haftayı mayısa aktarıyor. Hafta bütünlüğü böyledir diyor.

Devlet niçin böyle akıl ediyor? Çünkü haftanın geriye kalan bir günü, çalışan öğretmenin sağ kalıp kalmayacağını kim garanti edebilir? Çünkü ölümlü dünya. Diyelim ki yaşadı. Öğretmenin 2 mayısta rapor ya da izin almayacağının bir garantisi var mı?

Burada ha nisan ha mayıs ne fark eder demeyin. Çok şey fark eder. Bunu aklı nefsine bağlı insanoğlu düşünemez. Düşünse düşünse devlet aklı düşünür.

Peki devlet üç günü nisan ayına, ilk günü mayıs ayına ait haftayı niçin mayıs ayına eklemiş oldu? Anlayabilen var mı içinizde? Nereden anlayacaksınız? Anlatayım da devlet aklı nasıl çalışır, bir görün.

Çoğu nisana ait olan haftayı mayısa alarak devlet;

Öğretmenlere nisan ayında ödenecek bir haftalık ek ders ücretini bir ay ötelemiş oldu. Böyle yapmasaydı, bu ücreti bir ay önce ödemiş olacaktı.

Bir de kimin ölüp kalacağını da test etmiş olacak.
Düşünün ki bir ay öncesi yani nisanda ödedi bu ek dersi. Ek dersi alan öldü. Devlet acılı aileye, eşinin bir günlük daha önce ödediğimiz borcu var. Onu yasal faiziyle ödeyin dese, hiç hoş olmaz tabi. O yüzden devlet her yönüyle düşünmek zorunda. Çünkü tüyü bitmemiş yetimin hakkı var devlet hazinesinde. Sonra o bir günü niye daha önce ödeyerek hazineye zarar versin.

İşte devletin yaptığı bu tasarrufa devlet aklı denir. Sizin ise bu akla aklınız ermez.

İçinizden birileri, haftanın çoğu günü hangi aya ait ise o haftayı o aya almak lazım önerisi getiren olabilir. Sadece çenesini yormuş olur. Bir de iyi ki devleti o içinizden biri yönetmiyor. Maazallah hazineyi zarara uğratırdı.

Devlet aklı dediğimiz zaman akla sadece öğretmenleri ilgilendiren ek ders gelmemeli. Devletin iyi ki var diyebileceğimiz bu aklı her alanda var. Mesela iki günü bayram tatiline denk gelen haftanın geriye kalan üç gününü de bayram tatili yapmak gibi bir aklı var.

Aynı şekilde enflasyon hesabı konusunda devletin bulduğu kurum tamamen bir devlet aklını yansıtır. Düşünün ki bu kurum yok. Enflasyonun nerelerde olduğunu hesap edemediğimiz gibi çıkacak rakam dudakları uçuklatır cinsten olur. Ayrıca çıkacak uçuk kaçık enflasyon sabit gelirliye zam olarak yansır ki bu da devletin gelirinin çoğunu sabit gelirliye vermesi demektir ki bu durumda hazinenin durumunu bir düşünün.

Yine devlet aklı sabit gelirlinin enflasyon farkını, verilen zam oranı enflasyonun altında kaldığı zaman değil de 6 ay sonra ödüyor. Yani enflasyon verilen zammı geçer geçmez ödemiyor. Burada da hesap kitap var. Düşünün ki yılın 4.ayında enflasyon zammın üzerinde çıktı. O zaman verirse devlet zarar eder.

Hasılı devlet aklı, ödemesi gerekeni ne kadar geç ödersem kâr mantığı üzerine kurulu. Buna da ne sizin ne de benim aklım erer.

30 Nisan 2025 Çarşamba

Vicdanlara Bırakılan Değerler

Deprem, sel baskını, yangın, dolu gibi doğal afetler olduğunda, ramazan orucunda ve kurban bayramında fiyatlar katlanır.

Böylesi durumlarda insanımız, "Bunlar fırsatçı. Ahlak, Allah korkusu ve vicdan yok" gibi serzenişlerde bulunur.

Bu durum yani fırsatçılık bildim bileli böyle.

Peki, insanımızda Allah korkusu, ahlak ve vicdan olduğunda fırsatçılık olmayacak mı?

Kanaatime göre yine olur. Çünkü insanımızın eline fırsat geçmeye görsün. Mutlaka değerlendirmek ister. Fırsatçılık yapan kimse de "Serbest piyasa değil mi? İstediğime satarım. Üstelik maliyetler arttı. Çoluk çocuğumun rızkını da düşünmek zorundayım. Sonra dövizin durumunu görmüyor musun" gibi gerekçeler üretir.

Durum bu iken "Ahlaklı nesil yetiştirmek lazım. Dindar nesli çoğaltmak lazım" demek suretiyle bireyin eğitilmesinin gerekliliğine vurgu yaparız.

Elbette çocuklarımız milli ve manevi değerlerle yetişsin. Dindar olmaları için gerekli çabayı gösterelim. Ama tek başına dini eğitim, dindar nesil, milli ve manevi değerlere bağlılık, barış ve huzurun gelmesi ve fırsatçılığın kalkması için yeterli olamaz. Çünkü kişilerin vicdanına ve insafına bırakılan bu değerlerin bir yaptırımı yoktur. Yaptırımı olmayan değerlerin ise toplumda çok bir etkisi olmaz. Herkes bildiğini okumaya devam eder.

Çocukların eğitimi için çaba sarf ederken bir taraftan da denetim ve yaptırımın olduğu müeyyideleri kanun maddesi haline getirmek gerekir. Kanuna koymak yeterli mi? Yeterli olmaz. Çünkü uygulanmayan kanun da tıpkı ahlak, Allah korkusu ve vicdan gibi olur. Bu yüzden konan kanun tavizsiz bir şekilde uygulamaya konmalıdır.

Kanunlar tavizsiz uygulansa, uymayanlara cezayı müeyyide uygulansa toplum düzelir. Değilse bir arpa boyu yol alamayız. Yine aynı konulardan şikayetçi olmaya devam ederiz.

Mesela ÖSYM her sınavın kılavuzunu her yıl yayımlar. Nelerin yasak olduğu kurallarını belirler. ÖSYM koyduğu kuralların uygulanıp uygulanmadığının denetimi yapar. Tüm kuralları tavizsiz uygulatır.

Kanunla belirlenen kurallar da tıpkı ÖSYM gibi olmalıdır.

Bir başka örnek vermek istersek, Zambaklar ülkesi diye bilinen Finlandiya halkı, bir zamanlar kaba, saba kişilerden oluşurken konan kuralların uygulamasıyla o kaba, saba diye bilinen halk kendine çekidüzen vermiştir. Devlet bu işi kanuna koyduğu ağır müeyyide ile çözmüştür.

Bizim ülke insanımızın Beyaz Zambaklar ülkesi gibi olmaması için hiçbir sebep yok. Devlet kanuna koyduğu kuralların denetim, uygulama ve müeyyidesini belli bir süre ÖSYM’ye bıraksa ya da ÖSYM benzeri bir mekanizma kursa, kısa zamanda büyük mesafe alırız.

Örnek Bir Dini Lider

Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Francis, 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybetti.

Vefatının ardından hakkında yazılıp çizilenler şunlar:

12 yıllık papalık görevi için maaş almayı reddetmiş. Maaşını kilise fonlarına ve hayır işlerine harcamış.

Papalık Sarayı yerine misafirhanede kalmayı tercih etmiş.

Sade kıyafetler giymiş.

Üzerinde kayıtlı hiçbir mülk bırakmamış.

Kişisel banka hesabı da yokmuş.

Geride sadece 100-150 dolar para bırakmış.

Papa Francis inancı kendisine. Yalnız görünen o ki imkanlar içerisinde yoksulluğu seçmiş. Ne yer ne içersem kâr, günümü gün edeyim dememiş. 

Aldığı veya kiraladığı araba ile anılmamış. 

Kısaca Francis itibardan tasarruf olmaz dememiş.

İnancı kendisine Papa’nın. Yalnız mütevazı ve sade yaşantısı, başta din adamları olmak üzere devlet başkanlarına da örnek olacak türden.

Papa arkasında yüklü miktarda servet bıraksaydı, sağlığında tahsis edilen sarayda kalsaydı, öyle zannediyorum, bu kadar dikkat çekmezdi.

Ümit ediyorum ki Francis’in bu sade yaşantısı örnek alınır.

Gönlüm isterdi ki örnek verdiğim kişi Papa değil de bizden biri olsun. 

Ne diyelim, darısı bizdeki Diyanet İşleri Başkanına, tarikat şeyhlerine, devleti yönetenlere...