26 Nisan 2025 Cumartesi

Atıyorum *

Elinde telefon konuşarak yanımdan geçti bir kadın.

Atıyorum dediğini duydum. Ama herhangi bir şey atmadı. Acaba ben geçtikten sonra mı atacak, olur ya belki telefonu atarsa alırım, kısa günün kârı olur deyip geri baktım. Herhangi bir şey atmadan konuşa konuşa yoluna devam etti.

Haliyle telefon sevinci kursağımda kaldı.

O zaman atıyorum neyin nesi idi?

Düşünmem fazla uzun sürmedi. Meğer kadın, karşıda konuştuğuna örnek veriyormuş.

Duymuştum birkaç kişiden atıyorum sözünü. Kadınımız da kullanıyor, erkeğimiz de. Ne kadar kullanılsa da önce ne atacak diyorum. Sonra örnek verdikleri aklıma geliyor. Jeton geç düşüyor anlayacağınız.

Bu atıyorum nereden çıktı, bunu kim uydurdu da tüm millet kullanır oldu, çok anlamış değilim. İlk uyduranı bulsam, demediğimi bırakmam.

Gören de bu alanda Türkçemizde kelime kıtlığı var sanır. Halbuki bu milletin yediden yetmişi bir örnek vermek isterse; misal, mesela, örnek, örneğin, bir örnek vermek istersem, söz gelişi veya söz gelimi gibi kelimeleri, eskiler de bunlara ilaveten faraza, farzımuhal gibi kelimeleri kullanır. Gördüğümüz gibi bu konuda dilimizde bir kıtlık yok. Buna rağmen “atıyorum” hepsinin önüne geçti.

Bu atmasyon ve uydurmaca kelimeye TDK yer vermiş mi diye sözlüğe baktım: “varsayımlı örnek veriyorum” anlamında kullanılan bir söz şeklinde yer vermiş.

Bir an için en azından sözlükte yer almış. Birileri de kullanıyor diyeceğim. Ama bu söz argo imiş.

İçimi ve kulağımı tırmalayan bu sözcüğün argo olduğunu görünce, ne de çok argo kullanmayı seviyor bizim insanımız dedim kendi kendime.

Argo veya değil. TDK yer vermiş. Biz de kullanabiliriz derseniz, siz bilirsiniz ama argo sözcüğüne, TDK’nin verdiği anlamları buraya yazmakla yetineceğim:

Argo, Fransızca argot kelimesinden dilimize geçmiş. Anlamı da “Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim”.

Bir diğer anlamı da “Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim” anlamlarını vermiş TDK.

TDK’nin argoya verdiği anlamları da görünce, içimizde ne de çok eğitimsiz, serseri ve külhanbeyi varmış diyeceğim geldi ama bu sözü kullanan o kadar eğitimli, beyefendi ve hanımefendi gördüğümü söylemeliyim. Demek ki argo kullanmak içimize işlemiş ya da kullanıla kullanıla hepimizin belleğinde yer etmiş.

Bu arada nerede bir “atıyorum” diye söze başlayan olursa, “Atma Recep, din kardeşiyiz” deyimi aklıma gelmiyor da değil.

Atıyorum demek sizin tercihiniz. Bana kalırsa demeyin. Yerine, yukarıdaki verdiğim karşılıkları kullanın. Ağzım alışmış derseniz, hiç örnek vermezseniz, ölmezsiniz. Sizin örneğinizi duymazsam ben de ölmem.

*12.05.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Yurtiçi ve Yurtdışı Kurbanlık Bedelleri *


Diyanet İşleri Başkanlığının açıkladığı 2025 yılı yurtiçi ve yurtdışı vekaletle kurban kesme bedelleri dikkatimi çekti. Buna göre yurtiçi bedelini 13.500 lira, yurtdışını ise 5.450 lira olarak açıkladı.

Diğer yardım kuruluşlarının kurban bedellerine bakmadım.

Diyanet her kıtada keseceği kurbanlık bedeli için her kıtada tek fiyat belirlerken diğer yardım kuruluşlarının her bölge için farklı kesim ücreti belirlediğini görmek mümkün.

Diğer yardım kuruluşlarının kesim bedellerini bir tarafa bırakarak Diyanetin belirlediği kesim ücreti üzerinden değerlendirme yapalım.

Kurban bayramına bir aydan fazla bir zaman olduğu için yurtiçinde kurban bedellerinin nerelerde olacağını şimdiden kestirmek mümkün değilse de 13.500 liraya normal bir küçükbaş almanın zor olacağını söyleyebilirim.

Esas değinmek istediğim, yurtiçi kurban bedeli ile yurtdışı kurban bedeli arasındaki uçurum. Yurtiçi bir kurban bedeli ile yurtdışında yaklaşık üç kurban kesmek mümkün. Garipsediğim nokta da burası.

Normal şartlarda yurtiçi kurban bedeli daha uygun, yurtdışı daha pahalı olması gerekirken tersi bir durum söz konusu.

Bu durum sadece bu yıla mahsus bir fiyat farkı değil, bildim bileli böyle.

Nedense bizde kurbanlıklar cep yakarken yurtdışında ise uygundan da öte çok ucuz.

Yurtiçi ve yurtdışı kurban kesim ücretleri arasında bu şekil uçurum varken, keseceği kurbanlığı bağışlamak isteyenler arasından, kaç kişi yurtiçi için vekalet verir? Yurtdışına gönderirim. Aynı fiyata iki hatta üç kurban keserim diye düşünmesi kadar normal bir şey olamaz.

Elbette kurban bağışçısı, kurbanını istediği yerde kestirme hakkına sahip ise de bu fiyat uçurumu, kişiyi ister istemez yurtdışını tercihe yöneltir. Yurtdışındaki insanlar daha fazla ihtiyaç sahibi olabilir. Yalnız bu ülkede de azımsanmayacak ihtiyaç sahibi olduğu bir gerçek. Çünkü bu ülkede askıda ekmek, askıda süt, askıda sebze ve meyve uygulaması var.

Yeniden yurtiçi ve yurtdışı kurban bedelleri arasındaki uçuruma dönersek, bu uçurum, ülke ekonomisindeki vahim tabloyu göstermesi bakımından üzücüdür. Paramızın pul olduğunun bir göstergesidir. Bu ülkede fiyatların normal olmadığına bir örnektir. Hayat pahalılığının yine bel bükmeye devam ettiğine dair acı bir tablodur.

Bir gün yurtiçi kurban kesim bedelinin, yurtdışı kurban bedelinden daha düşük olduğunu görürsem, bu ülkede ekonominin normalleştiğine ve iyiye doğru gittiğine inanacağım. Bekleyip göreceğiz. Yurtiçi ile yurtdışı kurban bedeli aynı olursa, bu da kabulümdür.

*02.05.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

En Büyük Özlemim

Rekabetin olduğu yerlerde rakiplerimizle korkutma gibi bir hastalığımız var: Onlar geçmişte şöyle yaptı. Onlar tekrar gelirse daha beterini yapacaklar türünden şeyler söylemek suretiyle taraftar kazanmaya ve kazandığımız taraftarı tutmaya çalışırız. Yani rakibimizi öcü gösteririz.

Rakipten korkan bizim şemsiyemize sığınır. Biz de işimizi, aşımızı ve statümüzü kaybetmeden ayakta dururuz.

Kısaca bu topraklarda ayakta kalmanın, söz sahibi olmanın yolu, rekabette bir düşman bulmaktır. Korkutacak düşman bulamazsak başarılı olamayız.

Bir yerde korku varsa kutuplaşma da olur. Korku ve kutuplaşmanın olduğu toplumda huzur ve barış olmaz. İnsanların birbirine güveni kalmaz. 

Halbuki her türlü rekabet fazilet ve erdem yarışı olacak şekilde yapılmalı. Rakiplere belden aşağı vurmamalı. Rakibe karşı algı oyunlarına girilmemeli. İyi olan kazanmalı.

Bunun için rakibi kötülemek, rakibi düşman görmek ve göstermek hakkaniyete sığmaz.

Yarışa giren kendini, yaptıklarını, yapamadıklarını anlatmalı. Vizyon ve misyonunu ortaya koymalı. Şunları yapamadım. Bunları da yapacağım demeli. Her türlü kötülüğün anası olarak rakibini hedef göstermemeli. Akşam sabah rakibiyle yatıp rakibiyle kalkmamalı. Kısaca insanları rakibiyle korkutmamalı.

Rekabetin sonunda insanımız rakibini tercih ettiği zaman sonuca saygı duymalı. Tebrik edip başarılar dilemeli.

Köşesine çekilip niçin kaybettiğinin sorgulamasını yapmalı. Hata ve yanlışlarını tespit etmeli. Yeni bir rekabete hatalarından arınmış bir şekilde çıkmalı.

Rakibine çalışma süresi ve imkanı vermeli. Rakibi hata ve yanlış yaptığı zaman eleştirip yol göstermeli.

Kısaca bu ülkede her alanda rekabet olmalı. Her rekabette alternatif olmalı. Rakibi alt etmek birinci önceliğimiz olmamalı. Ülkenin kazanacağı bir erdem mücadelesi yapılmalı. Kazanan hep ülke olmalı.

Kendimizi bulunmaz Hint kumaşı göstermekten vazgeçilmeli. Her alanda yeterince görev yapmalı. Yapacak şeyi kalmadığı, kendini tekrarlamaya başladığı ve hep rakibiyle korkutmaya başladığı zaman tadında ve kıvamında koltuğu bırakabilmeli.

Rakip de baktı ki alternatif olamıyor. Hep mağlup oluyor. Benle olmuyor deyip koltuğu boşaltabilmeli.

Hülasa, bu ülkenin her alanda gelişmesi ve ilerleme kat edebilmesi her türlü rekabetin, kişilerin sadece kendini anlatması, kendi süfli emellerimizi ülkenin ulvi meselesinin önüne geçirilmemesi ile mümkündür.

Rakibini aziz bildiği her türlü rekabet en büyük özlemimdir.