14 Nisan 2025 Pazartesi

Evin Direği Baba

Erkek, kadın evlenerek karı, koca olur. Çekirdek ailenin temelleri atılmış olur.

Ailenin çocukları olur. Kadın anne, erkek de baba olur.

Eşlerin birbirine karşı görevleri vardır. Günümüzde görevler değişse de biri diğerinin görevini yapsa da kadın, çocuğun yetiştirilmesinde ve ev işlerinde, baba ise çoluk ve çocuklarının ibate ve iaşesini karşılamada bir görev taksimi vardı bir zamanlar.

Eskiden kadınların çoğu çalışmaz. Ev kadını olurdu. Evin geçimi ise tamamen erkeğe ait idi.

Günümüzde ise kadınların büyük çoğunluğu çalışıyor. Bir zamanlar çalışmayan ev kadınları da hayat şartlarından dolayı çalışmak zorunda kalıyor.

Kısaca günümüzde eşlerin büyük çoğunluğu çalışıyor. Evin idare ve ekonomisi de ortaklaşa gideriliyor. Eskisi gibi evin tüm yükü erkekte değil.

Günümüzde durum bu ise de kocası öldüğü halde yaşayan yaşlı kadınlar var. Bu kadınların çoğu ev sahibi olduğu için bir sosyal güvencesi yok. Vefat eden kocasının sosyal güvencesi varsa emekli maaşı olarak onu almaya ve kocasından kalma bir evi varsa o evde kalmaya devam ediyor.

Ev hanımı olduğu halde kocasının vefatıyla birlikte emekli maaşı alamayan kadınlar da var. Bunlara da devlet dul ya da yaşlılık maaşı veriyor ama bu maaşla günümüzde geçinebilmeleri mümkün değil.

Çalışan eşle veya çalışmayan eşle evlilik kişilerin tercihi olsa da kişi eğer çalışmayan bir eşi tercih etmişse, kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı göz önüne alınırsa, bu kocaya düşen, vefatının ardından eşini mağdur etmemek olmalıdır. En azından kendisinden sonra kadın ele avuca bakmamalı. Kadın, kocasının emekli maaşını almalı. Aynı zamanda başını sokabileceği bir evi de olmalı. Çalışmayan eşi tercih eden kocanın eşine maaş ve ev bırakması olmazsa olmazdır. Değilse kadın, oğlan ve kızın evinde dolaşır durur.

Erkeğin görevi bundan ibaret değil. Çünkü koca aynı zamanda babadır. Baba ise evin direğidir ve her şeydir. Baba çocuklarına karşı da görevlerini yerine getirmelidir. Onları namerde muhtaç etmemeli. Orta seviyede geçimlerini sağlamalıdır.

Baba, çocuklarına miras olarak illa mal mülk, ev bark bırakmak zorunda değil. Ama onları okutmalı ya da bir meslek sahibi yapmalıdır. Çocuklarını evlendirebilmeli, onların düğünlerini yapabilmeli. Hiç olmazsa katkı sunmalı. Onları bir başkasına muhtaç etmemeli.

Okutma, asgari seviyede geçimlerini sağlayamıyorsa, düğünlerine katkı sunamıyorsa, bu baba babalık görevini yapamamış demektir.

Baba, babalık görevini yapamayacaksa, çocuklarının ibate, iaşe ve düğünlerinde varlık gösteremeyecekse bakabileceği kadar çocuğa sahip olmalıdır. Rızkı veren Allah'tır deyip aman ne halleri varsa görsün dememeli. Evini, barkını geçindirmek için çalışıp çabalamalı. İş yok diye evin bir köşesinde yan gelip yan yatmamalı. Çünkü iş evden camiye, camiden eve ya da kahvehaneye gitmekten ibaret değil. Allah'a karşı görevin yanında asla evini ihmal etmemeli. İkisini birlikte götürmeli. Değilse Allah'a karşı görevini yaparken evine karşı görevini yapmamış olur.

Kısaca aile olmak zordur. Baba olmak daha bir zordur. Babalık görevini hakkıyla yerine getirenlere ne mutlu. Çocukları babalarıyla gurur duyuyordur. Ardından hayır dua ediyordur.

13 Nisan 2025 Pazar

Dönemlik mi, Ömürlük mü? *

ABD'nin tarihine bakıyorum. 1776 yılında kurulmuş. 1789 yılında yapılan ilk başkanlık yarışını George Washington kazanarak ABD'nin ilk başkanı olmuş.

ABD'de başkan seçilenler teamül olarak en fazla iki dönem olarak başkanlık yapmışlar. Teamül olmasına rağmen bu teamülü hiçbir başkan çiğnemez. İki dönem başkanlık yapan köşesine çekilmiş.

Bu teamül çiğnenmemesine rağmen 1951 yılına gelindiğinde, bu iki dönem teamülü, yapılan değişiklikle anayasaya koyar ABD: "Herhangi bir başkan üçüncü kez seçilemez. Başkanlık makamının boşalması sonucunda görevi üstlenen kişi en fazla 10 yıl başkanlık yapabilir. Makam boşaldığında seçimlere iki yıldan fazla süre kaldıysa, başkanlık görevini üstlenen kişi yalnızca bir kez seçilir".

Bu demektir ki ABD kurulduğu andan itibaren başkanlık sistemiyle yönetilmekte. O zamandan bu zamana seçilen başkanların süresine göz atıldığında, kimi başkanlar bir defa seçilerek dört yıl kimi de iki dönem seçilerek 8 yıl başkanlık yapmış. Hem teamül hem de anayasaya girdikten sonra hiçbir başkanın görev süresi ne uzatılmış ne teamül çiğnenmiş ne de anayasa delinmiş.

Görevi başında iken vefat eden başkanlar var. Başkan vefat edince seçime gidilmiyor. Yönetimi başkan yardımcısı devralıyor. Çünkü ABD'de başkan yardımcısı da seçimle yardımcı oluyor.

Seçimi erkene alma durumu da söz konusu değil. Seçimler dört yılın sonunda kasım ayında yapılıyor. Yeni seçilen başkan 20 ocakta başkanlık koltuğunu devralıyor.

Gördüğüm kadarıyla ABD'de başkanlık sistemi tıkırında devam ediyor. Çünkü hiç boşluk bırakılmamış.

Sistemi öyle oturmuşlar ki şu başkan çok başarılı. Bunun için anayasayı değiştirelim de bir dönem daha uzatalım ya da erken seçim kararı alalım da üçüncü kez aday olsun denmiyor.

Başkanın vefatı durumunda ülkede hükümet krizi gibi bir belirsizlik olmuyor. Çünkü yerine başkanlık yapacak bellidir.

Anladığım kadarıyla ABD, başkan seçerken kimse vazgeçilmez ve bulunmaz Hint kumaşı demiyor. Şu başkan gibisi bir daha gelmez, bu giderse halimiz harap diyen yok. Başkan seçilen süresinin ne zaman biteceğini biliyor, halk da başkanın dönemlik seçildiğini biliyor ve koskoca ABD, içinden yeni bir başkan çıkarır diye düşünülüyor. Bundandır ki her seçilen başkan bir veya iki dönemle sınırlı başkanlık yapıyor, ABD ve dünya tarihine adını yazdırıyor.

ABD'den ülkemize gelmek istiyorum. Ülkemize dair çok şey söyleyip çok örnek vermeyeceğim. Bizde yönetim şöyle veya böyleydi demeyeceğim. Diyeceğim şudur ki bizde hem vekil hem başbakan hem Cumhurbaşkanı hem muhtar hem belediye başkanı hem oda başkanı hem şeyh hem dernek ve vakıf başkanı; ister seçimli ister atamalı ister seçimsiz olsun, her nereye seçilirse seçilsin, seçilen dönemlik değil, ömürlük olmak ister. Tıpkı padişahlık sistemi gibi. Ölünceye kadar koltuk, post bırakılmak istenmez. Şu kadarlık diye bir süre olsa bile bir şekilde kişiye özgü değişiklik, yeni yorum getirme, sistem değişikliği i, erken seçim vs. gibi sebeplerle süre uzatımına gidilir. Görev esnasında ölümcül hasta da olunsa, altına bez de bağlansa bu makam ölünceye kadar devam eder. Her birinin ölümü de yeni kaos demektir. Çünkü yerine kimin geleceği belirsizdir.

Kısaca ABD’de başkanlar dönemlik seçilirken bizde istisnalar hariç özellikle siyasetimizde iktidar veya muhalefet fark etmez, hepsi ömürlük seçilir. Genelde mezara kadar devam eder.

*16.05.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Nuray Mert *

90'lı yıllarda ekranlarda sıkça gördüğümüz bir profil idi.

28 Şubat sürecinde herkesin sustuğu bir ortamda gözünü budaktan esirgemedi.

Yabancısı olduğu bir kesimi savunuyordu durmadan. Çünkü onlar, başörtülü okullarına alınmıyor, yok yere ceza alıyor, savundukları partileri eften püften nedenlerle kapatılıyor, yöneticilerine siyasi yasak getiriliyor. Dışlanıyor, horlanıyor, insan muamelesi yapılmıyordu.

Kendi camiasına, bu insanlar özgürlük istiyor, bunlara yasakları reva görerek yanlış yapıyorsunuz diyordu hem ekranlarda hem de yazılarında. Söylediklerinin ve yazdıklarının kendi mahallesinde bir karşılığı olmamasına ve onlardan tepki almasına rağmen mağduru savunmayı bir görev bildi.

Onca ekranlarda gördüğüm, konuşmalarıyla gönlümde taht kuran, bizi savunuyor, helal olsun dediğim bu kadın, bir profesörmüş aynı zamanda. Ama ekranlarda ve yazılarında isminin altında ben bu unvanı hiç görmedim. Anladığım kadarıyla etikete önem veren biri değil. Belki de unvanıma yer verilmesin, sadece ismim yeterli demiş olmalı.

Ne zamandır ekranlarda görmediğim ve yazılarını okumadığım soyadı gibi mert olan Nuray Mert, öldü mü, kaldı mı derken meğerse Medyascope'ta yazıyormuş. Son yazısında da akademik unvanına yer vermemiş. Yazısını haber yapanlar Prof. Unvanına yer vermiş. "Veda ediyorum" yazısı sanal aleme düşünce haberim oldu. "Ülkeme ilişkin siyasi yorum yazısı yazmaya ve görüş bildirmeye son verme kararı aldım" demiş son yazısında. Son verme nedeni olarak da "Sadece, kendi adıma da ülkem adına da artık korkuyorum. Kendi adıma, soluğu cezaevinde alırsam kedilerime kim bakar diye korkuyorum. “Torun” saydığım, yeğenimin küçük kızından ayrı kalırım diye korkuyorum. Geçirdiğim ölümcül hastalığın izleri, sağlık durumum, yaşım itibarıyla tahammülüm, mecalim bitmek üzere diye korkuyorum. Ülkem adına, bir karanlık tünelde nereye gittiğimiz meçhul hale geldiği için korkuyorum. O küçük kız için korkuyorum. Gocunulacak yanı yok, insan korkan bir varlıktır." şeklinde yer vermiş son yazısında.

Veda ediyorum” yazısındaki görüşlerine katılır veya katılmazsınız. Korkuyorum endişesini yerli veya yersiz bulursunuz. Çok abartmış. Böyle bir endişeye mahal yok diyebilirsiniz.

Böyle bir endişe var veya yok. Ama bir zamanların korkusuz kalemi, korkuyorum diyorsa ve bu noktaya gelmişse bu konunun üzerinde bir kez daha düşünmek lazım. Eğer görüş açıklamadan dolayı insanların başına bir şey geliyorsa özgürlükleri genişletmek lazım. Yok, yersiz yere böyle bir korkuya kapılmışsa, korkun yersiz diyerek bu kişiyi ikna etmek lazım.

Bir zamanların korkusuz söz sahibi ve kalem erbabı korkuyorsa yazıp çizen ve görüş açıklamaya çalışanların hayli hayli korkması lazım. Buna rağmen yazıp çizene ise cahil cesareti demek herhalde yanlış olmaz.

Sözün özü, Vefa İstanbul’da bir semtin adı olduğunu bir kez daha hatırlamış olduk. Çünkü görünen o ki insanın vefası yok. Bakmayın bir kahvenin kırk yıl hatırı olur dendiğine. Eğer vefamız olsaydı, “Bu kadın en zayıf ve güçsüz olduğumuz zamanda laik kesimin tepkisine, akademik unvanı tehlikeye girmesine ve mahallesinden dışlamayı göze alarak bizim haklarımızı savundu. Bugün farklı düşünüyor, bizi eleştiriyor ama geçmiş yaptıkları adına koruyup kollamak, ona olan vefa borcunu ödemek lazım ya da görmezden gelmek veya eleştirilerine kulak vermek lazım” demek varken geçmiş bir fotoğraf görüntüsü üzerinden terör örgütü üyesi iddiasıyla hakkında dava açmak hiç olacak şey olmasa gerek.

Görünen o ki Nuray Mert ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranmış biri. Görüşlerinden dolayı zamanında laik kesim dışlamış, sonrasında da bir zamanlar kendilerini savunduğu dindar, mütedeyyin ve İslamcı kesim dışlamış.

Kim ne derse desin, kim onu dışlarsa dışlasın, nazarımda ayrı bir yeri vardı. Bundan sonra da olmaya devam edecek, bu korkusuz Mert kadının.

*16.04.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.