10 Şubat 2025 Pazartesi

Futbol Kulüplerine Kayyum

Kayyum mu dersiniz yoksa kayyım mı bilmem. Bildiğim, halk kayyum dese de TDK'nin kayyım yerine kayyımı tercih ettiği. Halk olarak ben de kayyum diyeceğim.
Türkiye'de son yıllarda bir kayyum gerçeği ortaya çıktı. Terörle iltisaklı olan belediye başkanları görevinden el çektirilmek suretiyle yerine o ilçenin kaymakam veya o ilin valisi kayyum olarak atanıyor.
Bu kayyum gerçeğini doğru bulur veya bulmazsınız. Bunun üzerinde durmayacağım. Yalnız seçilen bir belediye başkanı mahkeme kararıyla alınmalı. Yerine de belediye meclisi üyelerden birini başkan seçmeli ya da o ilçe, il belediyesinde yeniden seçim yoluyla yeni başkan seçilmeli. Düşüncesi ne olursa olsun seçilen birinin yerine atanmış birinin belediye başkanı olarak kayyum atanmasını doğru bulmuyorum. Kayyum konusunda bu kadar değerlendirmeyle yetineyim.
Doğu ya da yanlış bu ülkede bir kayyum atama gerçeği varsa bu uygulamayı sadece belediyelerde değil, işini doğru dürüst yapmayan kamu adına iş yapan her bir yer için bu uygulamayı düşünmek gerek. Mesela futbol kulüpleri çok düzgün yönetilmiyor.
Ucundan kıyısından futbol ile ilgilenenimiz varsa bilir ki kulüplerin durumu içler acısı.
Hiçbirinin ülke sınırları dışında gözle görülür ve istikrarı yakalamış bir başarısı yok.
Her sezon şampiyonluğa oynayacak takımlar belli, küme düşmemek için oynayacak takımlar belli.
Kendi ligimizde çekişip duruyorlar.
Çekişmelerinden taraftarın da etkilenmemesi mümkün değil. Ortamı da geriyorlar.
Oynanan maçı konuşmaktan ziyade maç bitiminde hakem konuşmayı, hakemle oynamayı iyi beceriyoruz.
Hepsinden geçtim. Tüm kulüplerimiz borç batağı içerisinde.
Aldıkları futbolcular başka ülkelerin kulüpleri için adeta ıskartaya çıkarılmak üzere olanlar.
Kulüpler alt yapıyı pek önemsemiyor. Her kulüp kendi alt yapısından futbolcu yetiştirmiyor.
Ülkemiz yabancı futbolcuların para kazandığı bir futbol cenneti.
Özellikle Süper Ligde yabancı futbolcu çok olunca milli takım yerli futbolcu bulmada zorlanıyor.
Futbolumuz iyi olmadığı gibi hakemlerimiz de iyi değil. Mevcut hakemleri beğenmeyerek yabancı VAR’a dünya para harcıyoruz.
Ülkenin futbolunu yönetecek hakem de çıkaramıyorsak, dışarıdan adil diye hakem getiriyorsak, vay halimize. Maçlarımızı bile yönetemiyorsak, merak ediyorum bu futbolu biz niye oynuyoruz?
Belli ki kulüplerimiz iyi yönetilmiyor, Federasyon da iyi yönetilmiyor.
Böyle giderse kulüplerin bu borç yükünü çevirebilmesi mümkün değil.
En iyisi, çıkarılacak bir kanunla, şu kriterleri yerine getirmeyen kulüpler kayyuma devredilir denmelidir. Kulüplere, kendilerini, yönetim anlayışlarını ve bütçelerini düzeltmesi için süre verilmeli. Süresi içinde gözle görülür bir düzelme emaresi göstermeyen kulüplere kayyum atanmalıdır. Aynı şekilde bu kulüpleri yönetemeyen Federasyona da kayyum atanmalıdır.

Futbolumuz Nereye Gidiyor?

Bir yere gittiği yok. Gider mi hiç? Gitse, millet kurtulur, ülke rahatlar. Bizde kalmaya devam edecek ki başımızın belası olmaya devam etsin.
Yalnız şu var ki Türk futbolu FB ve GS elinde bir oyuncak. Adeta maskara.
Bu iki kulübün hangisi ehven? İkisi birbirinden beter, birbirinden çirkef. Al birini, vur ötekini.
Çünkü bu iki kulüp, şampiyonlukta birbiriyle yarışacağına; çirkeflikte, hazımsızlıkta, ligi kirletmede, ego tatmininde, hovardaca para harcamada, kulübü borç batağına sürüklemede, kulüplerini ıskartaya çıkmış futbolcularla doldurmada, şımarıklıkta, ortamı germede, çamur ve iftira atmada, oyunu çirkinleştirmede yarışsalar, birbirlerine galebe çalamazlar. Hepsinde berabere kalırlar. Çünkü ikisi de birbirini aratmaz.
Ligin anasını ağlatıyorlar. Ligi, istedikleri şekilde yönetiyorlar. Hakeme baskı yapıyorlar, Federasyona baskı yapıyorlar, ağlıyorlar, sızlıyorlar, şımarıyorlar, gerekli ve gereksiz açıklama üstüne açıklama yapıyorlar.
Türk futbolu şımarık mı arıyor? Bu iki kulübe baksın.
Bu iki kulübün şımarıklığı ortamı boş bulmasından. Nasılsa kendilerine bir şey diyen yok. Meydanı boş bulunca ligi içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Daha doğrusu işin içine ediyorlar.
Merak ediyorum, Federasyon şımarık bu iki kulübe niçin bir yaptırım uygulamaz? Niçin oturun oturduğunuz yerde demez? Ayağınızı denk alın demez?
İşin garibi bu lig bu iki kulübün çiftliği. İstedikleri şekilde at koşturuyorlar. Korunup kollanan bu iki takım. Buna rağmen ortamı etmede üslerine yok. Bu iki takım o kadar korunup kollamaya rağmen bu şekilde ağlıyorsa Anadolu takımları ne yapsın? Çünkü her maç mağdur olan bu takımlar.
Bu kadar korunup kollanmaya rağmen bu iki kulüp Türkiye dışında Avrupa’da başarı gösterseler, hiç gam yemeyeceğim. Tek yaptıkları Türkiye ligini kirletmek. Kirletmekle de kalmadılar, etrafı korkutmaya başladılar.
Bu böyle gitmez. İleride onulmaz yaralar açılmadan bu iki kulübe gerekli müeyyide uygulanmalı. Asla korunup kollanmamalı. Gerekli gereksiz açıklama yapmalarını önüne geçilmeli. Hala kendilerine çekidüzen vermiyorlar mı? Bu iki kulübe kayyım atanmalı.
İnan şaka yapmıyorum. Bu iki kulübe ayar geçilirse ligimizde kalite gelir. Beğenmediğimiz hakemlerimiz maçlarda daha fazla hata yapmaz.

9 Şubat 2025 Pazar

Coğrafyalar İnsanı Kadardır *

Coğrafya kader derler. Buna hem evet hem de hayır demek mümkün. Bakış açısına göre değişir.
Ben kadere ölçü anlamı veriyorum.

Kadere ölçü dersek, bir coğrafyanın yeryüzü şekilleri, yeraltı ve yer üstü zenginlikleri, dağı, taşı, denizi, gölü, havası, iklimi vs. yönünden bakılırsa o coğrafya kaderdir. Bu kaderde insanın dahli yoktur.

Bu coğrafya şartlarına göre hareket eden, bu coğrafyayı işleyen, yaşanır veya yaşanmaz kılan, içinde yaşayan insandır. İnsan bu coğrafyayı imha da eder, ihya da. Yani coğrafya insanın eseri ve mahsulüdür.

Burada insan kalitesi devreye giriyor. Coğrafyalar insan kalitesi kadar coğrafyadır. İnsanın bu yapıp ettikleri de kaderdir. Yani insan kendi kaderini kendi oluşturur. İnsan coğrafyasına imzasını atar. Bu yönüyle coğrafyalar insanı kadardır.

İnsan vardır, coğrafyasının taşından toprağından, dağ ve bayırından, yeraltı ve yerüstünden faydalanır; eker, biçer, çıkarır, üretir, imal eder. Tüm bunları paraya tahvil eder. Çünkü sadece İstanbul’un değil, her coğrafyanın taşı, toprağı altındır. Yine insan vardır, coğrafyasının etinden, sütünden, yağından, tuzundan faydalanmaz. Becerisini ortaya koymaz. Rahatına düşkündür, hazır yiyicidir.

Elbette her bir coğrafya aynı değildir. Coğrafyanın avantaj ve dezavantajları vardır. Bazısı engebeli bazısı düz bazısı dağlık bazısı verimli bazısı verimsiz. Bazısı bol yağış alır bazısı kuraktır. Bazısı yeraltı ve yerüstü zenginliklere sahip bazısı değil. Bazısı soğuk bazısı ılıman.

Bazı coğrafyalarda yaşamak bazısına göre zor ve meşakkatlidir. Bazıları az bedel ister bazıları çok bedel ister. Bazısında doğa şartları zordur bazısında kolay.

Şu var ki her coğrafyada işlenecek, para ve hizmete tahvil edilecek yerler vardır.

Coğrafya işlendiği kadar değerlidir. Coğrafyaya bu değeri katan insan unsurudur. İnsandır bir coğrafyayı yaşanır kılan da yaşanmaz kılan da.

Coğrafyalar insanı kadar olduğu gibi aynı zamanda yönetenleri kadardır. Yönetenler kendi ikbalini değil de ülkenin ikbalini düşünür, ona göre planlama yaparsa, insanını yönlendirirse, insan kaynaklarını iyi yönetirse ve üretim odaklı planlama yaparsa o ülkenin değeri de artar, içinde yaşayan insanının da.

Mesela bir ülke deprem bölgesi olursa, o ülkede fay hattının geçmesi, zamanı gelince depremlerin olması bir kaderdir. Yalnız depremlerde binanın yıkılması ve enkaz altında insanların can vermesi kader değildir. Önemli olan, yöneticilerinin bu coğrafyaya uygun depreme dayanıklı evlerin yapılması için gerekli her türlü tedbiri alması, insanının da buna uyması.

Eğer bir ülkede her depremin ardından binaların çoğu yıkılıyorsa ve yıkıntının altında insanlar can veriyorsa, bu kaderi oluşturan, görevini tam yapmayan yöneticilerdir. Çünkü bu yıkım yöneticilerin eseridir. Unutmayalım ki deprem değil, yapıp ettiklerimiz öldürür.

Coğrafyasına ve o coğrafyanın şartlarına uygun yaşayanlar, ölmeden huzur ve mutluluk içinde yaşamaya layıktır. Coğrafyaya rağmen yaşam mücadelesi verenler yani coğrafyanın doğal afetlerine uygun yaşamayanlar ise ölmeye ve rezil olmaya mahkumdur.

Sonuç olarak coğrafyayı yaşanır kılan da yaşanmaz kılan da o coğrafyada yaşayan insanlar ve özellikle yöneticilerdir. Coğrafyalar insanı kadardır. Bu coğrafyanın insanları da yöneticileri kadardır.

*18.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.