25 Ocak 2025 Cumartesi

Organize Kopyacılar

Yazılılar birbiri arkasına olacak şekilde planlanır. Sınav haftası gelip çatar.

Aynı sırada oturan iki liseli arkadaş, ne yapalım ne edelim derken, sınavda öğretmenin sorumlu tuttuğu kısmı aralarında paylaşmaya karar verirler.

Kitabın bir kısmından biri, diğer kısmından da öbürü kopyalık hazırlamaya karar verirler. Öyle ya her yerden kopyalığı hazırlamaya kim uğraşacak?

Sınav günü gelir çatar.

Öğretmen A ve B grubu olarak iki grup hazırlamış.

Aynı sırada oturdukları için biri A, diğeri de B grubu olurlar.

Bir tanesi sorulara hızlıca göz gezdirir. Tüh be der. Çünkü kendi hazırladığı yerden öğretmen hiç soru sormamış. O kısmın tamamını arkadaşı hazırlamıştı.

Arkadaşına, benim soruların kopyası sende, seninki de bende. Kopyalıkları değiştirmemiz gerekir. Al benimkini, ver seninkini der.

Karşılıklı kopyalıkları değişirler.

Soruların cevaplarını alan, kopyayı kendi hazırlamış gibi hemen cevapları yazmaya başlar.

Esas kopyalığı hazırlayan ise arkadaşının verdiği kopyalığı arar tarar. Bir tane sorunun cevabını dahi bulamaz. Çünkü yoktur.

Oyuna getirildiğini anlar ve hemen arkadaşını dürter. Ver şu kopyalığı der.

Hazır kopyalığı bulmuş, soruları bir bir yazan arkadaşı bu hazıra konmuşluğu bulmuşken verir mi kopyalığı hemen.

Sonrasını bilmiyorum. Kopyalığı ne zaman verdi? Verinceye kadar arkadaşını kaç defa dürttü ve kaç defa ver şu kopyalığı dedi?

Bildiğim bir şey varsa, kopya çektiğini öğrendiğim kişinin kopya çekeceğine hiç ihtimal vermeyişim. Kendisine de söyledim. Hiç beklemezdim senden dedim. O da kopya çekmeyen mi vardı abi dedi.

Hasılı benim yere bakan, yürek yakan, yoğurdu üfleyerek yiyen arkadaşım, meğerse profesyonel kopyacı imiş. Üstelik bu işi iki kişi birlikte yapıyorlarmış. Bir de acemi diye nam salmış arkadaşlarının arasında. Bugün bu tür kopyacılara organize kopyacı diyorlar.

Aynı ekipten bir başka arkadaşları da İngilizce sınavı için kopyalık hazırlamış. Arkadaşının dediğine göre hazırladığı kopyalık sınav kağıdından büyükmüş. Bunu duyunca şaşırdım. Sınav kağıdı A4 kağıdına hazırlandığına göre acaba bu arkadaş kopyalığı A3 kağıdına mı hazırladı?

Bunu da ilgili kişiyle karşılaşınca sorup merakımı gidereceğim.

Elinin Körü! *

Kıbrıs Harekatı zamanlarıydı sanırım. TV yoktu o zamanlarda. Varsa da lüks idi. Radyodan alınırdı haberler.

Biz küçükler Kıbrıs Harekatını anlayacak ve takip edecek yaşta değildik. Tuttuğumuz takımın maçlarını radyodan dinlemek için içine girecek gibi kulağımızı radyoya verirdik. Takımımız gol atarsa dünya bizim, cenneti de kazanmış gibi olurduk.

Biz maçı dinlerken dedem de Kıbrıs Barış Harekatının durumunu öğrenmek için saat başı yanımıza gelirdi. Bizim derdimiz, meşgalemiz, keyif ve heyecanımız maç iken dedeminki Kıbrıs idi.

Saat başı olunca, spiker haberleri vermeye başlardı. Biz maç kesildi diye üzülürken dedem susun, sesi biraz açın derdi.

Bazı saat başları haberleri, birkaç cümleden ibaret olurdu. "Kıbrıs Barış Harekatı devam ediyor. Kahraman ordumuz, şurayı aldı" derdi. Bazen hiç Kıbrıs Harekatına dair haber verilmezdi. Bunun yerine FB-GS maçından dakika ve skor verirdi: "FB-GS arasında oynanan maçın 65.dakikası. Durum, FB sıfır, GS sıfır". Ardından "haberleri dinlediniz" derdi.

İlerleyen saat başlarında da "FB ile GS arasında oynanan maçın sonucu, FB sıfır, GS sıfır. FB puanını şuna, GS de puanını buna çıkardı" derdi.
Yine sıfır sıfır devam eden maçlardan biriydi. Hiç Kıbrıs'a değinmeden maçtan dakika ve skor veren spiker, dedem, "Sıfır, sıfır. Elde var sıfır. Donnuz eliyin donnuz körü" diyerek kızıp ayrılırdı yanımızdan. Bunun ne anlama geldiğini biz bilmesek de bir şeylerin iyi gitmediğini anlardık. Sanırım donnuz derken domuzu, eliyin derken elinin demek isterdi. Bugün daha çok kullanılan "elinin körü" deyimini bu şekilde kısaltarak kullanırmış.

Bu deyimin sadece dedeme has olduğunu sanmıyorum. Burada donnuz kelimesini kullanırken bugün n harfi ile yazılan harf Osmanlıcada sağır nun diye bilinir. Bugün yazı dilinde olmayan, konuşma dilinde genizden getirilerek söylenen bu harf, Osmanlıcada 28.harf idi ve Arapça kef harfinin üzerine üç nokta (ڭ( konarak yazılırdı. Eskiler bu sağır nunu çıkarmayı iyi bilirdi. Şimdiki nesil ne sağır binunu bilir ne de çıkarmayı.

Neymiş bu deyimin anlamı. Bir de ona bakalım. "Bıktırıcı ve utandırıcı durum karşısında kullanılan azarlama sözü" demekmiş. "Özellikle karşı taraf herhangi bir konuyu fazla abartarak söylediği zaman, bu durum bıkkınlık yaratınca elinin körü" şeklinde kullanılırmış.

Etkili, yetkili ve de sorumlu makamların feci ölümle sonuçlanan herhangi bir nahoş olay sonrası, sorumluluğu üzerine almayıp ve gereğini yapmayıp boş ve gereksiz açıklama yaptıklarını görünce, rahmetli dedemi hatırladım. Bugün yaşasa mazeret üretenlere, suçu başkasına yıkmaya çalışanlara, kendisine toz kondurmayanlara. "elinin körü" derdi.

Böyle deyince de haksız olmazdı. Kitabın ortasından demiş olurdu. Çünkü deprem olur, sayısız bina çöker, altında insanımız kalır. Çoğu ölür, pek azı kurtulur. İlgili belediye başkanı veya yetkililer, "Yıkılan binalar 2000 öncesi yapılan binalar." açıklamasını yapar. Kastedilen şu: "Bu binaların yıkılmasında biz suçlu değiliz. Tüm suç, bizden öncekilerde".

Deprem dışında bir bina yıkılır. Aynı gerekçeler...

Orta yerde cesetler yanmış. Yanan cesetler ortada. "Vay efendim, biz görevimizi yaptık. Tüm suç şunlarda. Çünkü yetki ve sorumluluk onlarda" açıklamaları yapılıyor. Az sonra karşı saldırı başlar. "Biz bize düşeni yaptık. Esas sorumluluk şunlarda" açıklaması gelir.

Ardından tarafların gazete, TV ve yazarları ve de bunların tarafları kendi taraflarını temize çıkaracak, karşı tarafa suçu yıkacak yazı, belge ve görsellere yer verir.

Tüm bunları ben, ceset üzerinden siyaset yapma, mevzi kazanma ve üste çıkma olarak görüyorum. Cesedin üzerine çıkıp tepinme diyorum. Milletin aklıyla dalga geçen bu tür yazı, çizi, beyanat ve konuşmalara dedemin diliyle, elinizin körü, donnuz elinizin donnuz körü diyorum.

*29.01.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

24 Ocak 2025 Cuma

Basit Horlamaymış Bendeki (3)

Ertesi günü uyku testiniz çıkmıştır. Randevu alıp doktorunuza gösterebilirsiniz mesajı geldi. E devletten, e nabıza girdim. Raporu görmeden heyecanlandım. Doğrusu merak ettim. Nedir durumum diye.

İyi de rapor baştan sona İngilizce idi. Yarım yamalak İngilizcem ile bir şeyler anlamaya çalıştım. En alta doğru gözümü kaydırdım. “Basit Horlama” yazıyordu sonuç. Hasılı çıka çıka "Basit Horlama" çıktı benim horlama sonucu.

Bu sonuca üzülmeli miydim yoksa sevinmeli miydim?

Üzüldüm. Çünkü basit horlama sonucu yerine “Kaliteli Horlama” çıksın isterdim sonucun. Hoş, ömrü basit geçen birinden kalite beklemek beyhude çabaydı. Çünkü kalite kim, ben kim. Sonra kim kaybetmiş de ben bulacağım kaliteyi.

Sevindim. Çünkü önemsenmeyecek kadar küçük anlamı da çıkar bu basit horlama sonucundan. Tamam, horluyorum ama çok o kadar rahatsız eden türden bir horlama değil bendeki.

Uyku testine girince sana maske verirler. Gece uyumadan önce takman için demişti bir arkadaş. Maske denince, bu sezon Galatasaray’da top koşturan Osimen geldi gözümün önüne. O da maçlarda maske takıyor. Görüntüsü haliyle korkutuyor. Beni uyurken gören birinin de korkma ihtimali vardı. Bundan geçtim. Bir de bir yere gezip dolaşmaya gitsem, orada yatılı kalacak olsam, onca eşyanın arasında bir de maske taşıyacaktım yanımda. Sonucu doktora göstermedim ama sanırım maske önermez benim bu basit horlamaya. Bu da bir başka sevindirici yanı.

İnsan görmeyince neyin ne olduğunu bilmiyor. Bu vesileyle uyku testine girince, tam anlamasam da uyku testinin ne olduğunu genel hatlarıyla biliyorum. Bu da benim için bir tecrübe oldu. Bilgi bilgidir ve her bilgi değerlidir zira.

Üzülüp sevinmekle kalmadım. Aynı zamanda kızdım da. Çünkü oturup kalktılar; horluyorsun, amma horluyorsun, iyi horluyorsun dediler. Hem ev dedi hem yurtta kalırken hem hizmet içi seminerlerde. Ortalığı o kadar velveleye verdiler ki Sanırsın ki horlamamdan hiçbiri uyumamış. Şimdi onlara bu sonucu göstermek lazım. Buyurun uyku testi sonucum. Toru topu önemsiz basit bir horlama. Değdi mi bu kadar konu edinmeye demek lazım.

Hayıflandım. Ah vah ettim. Bir yerde yatarken önceden uyumayayım da horlamamdan başkası rahatsız olmasın diye en geç uyudum. Topluluk içerisine girmekten kaçındım. Bu sonuçtan sonra düşünüyorum da boşuna evhama girip kendimi rahatsız etmişim.

Bundan sonra horluyorsun diyenlere, elimdeki sonucu göstereceğim. Bu kadar velveleye ve abartıya gerek yok. Önemsiz ve basit horlama için bu kadar konuşmanın gereği yok. Aha bu da belgesi diyeceğim.

Hatta toplu yerlerde uyumadan önce yatağımın başına, “Dikkat, bu yatakta uyumakta olan basit horlamaktadır. Basit horlamaya katlanan bu odada yatabilir. Rahatsız olan varsa, lütfen odayı terk edip kendine horlama ortamı olmayan bir oda bulsun” şeklinde bir not yazıp iliştirmek lazım. Bundan sonrasını ben değil, yanımdakiler düşünsün.

Görevlinin, vücudunda ne hastalık varsa tespit eder bu uyku testi demişti. Çıka çıka basit horlamanın dışında bir şey çıkmayınca sağlamım diye sevinmem lazım. Bir diğer husus, dağ fare doğurdu dense yeridir. Çünkü bu testten beklentim yüksekti. Mesela uyku aparatı takıldıktan sonra telefonla oynamam testte çıkmadı. Demek ki test her şeyi ortaya koymuyormuş.