22 Ekim 2024 Salı

Terör ve Bundan Ekmek Yiyenler

Ben terörist başını asacağım diye meydanlarda havaya yağlı ip atarım. Onu asmak için asar keserim. 

Bunun karşılığında oy patlaması yapar, Meclisteki yerimi alırım. 

Terörist başının idam edilmemesi için idam cezasının kaldırılması sürecinde, Mecliste yapılan oylamaya katılmayarak idam cezasının kaldırılmasına destek veririm.

Elimdeki ipi de kim verdi lan bunu elime deyip elimden atarım. Bir daha da elime almam, ağzıma da. 

Bir terör eylemi sonucunda bir şehit toprağa düştüğünde mangalda kül bırakmam. Kükrer de kükrerim. Her kükreyişim bana oy getirir.

Benim kahvaltıda menüm terörist, öğle ve akşam yemeğinde de teröristtir. Daima bu ekmeği yerim. Başka da malzemem ve elimde sermayem yoktur.

Vatan derim oy gelir, millet derim oyum artar, Sakarya derim oyum patlar.

Millet, milliyet, milliyetçilik benim tekelimdedir.

Terörle bağını kesmeyenlerle iletişim halinde olanlar eşittir teröristtir nazarımda. Ben ise elimi uzatırım, eşittir terörist olmam.

Terördür beni ayakta tutan, terördür benim can simidim, terördür benim nefesim. Terör varsa ben varım. Yokluğu, benim ve zihniyetimin yokluğudur, bitişimdir ve cenazemin kılınmasıdır. 

Terörle irtibatlı olanlarla iletişim halinde olanlar, haindir, teröristtir, vatan düşmanıdır. Ben ise dün olduğu gibi bugün de hep vatanseverim. 

Hep terörle korkuturum. Bunu ben çözerim. Ben bu ülkenin sigortasıyım derim. Korkan da peşime takılır, çözmemi isteyen de sigorta gören de. 

Ben ne yaptığımı bilmesem de bu uğurda hep U dönüşü yapsam da arkamda bana umut bağlamış milyonlar var. Umut bekleyenlere umut ve mehdi olmak lazım. Değilse maazallah millet ne yapar? Ya davulcuya kaçar ya da zurnacıya. 

Terör benden ben de terörden beslenirim. Ben terörsüz, terör bensiz yapamaz. İkimiz muhteşem ikili olarak birbirimizin panzehriyiz. 

Teşbih nasıl gider bilmem ama kefen satan da yüzü soğuk olsa da ölümün can ciğer dostudur. Bakmayın kefencinin üzüldük, başınız sağ olsun, acınızı paylaşıyoruz dediğine. Ölen olmazsa kefeni sinek avlar, batar gider, tezgahı kapatır. Şu bir gerçek ki ateş düştüğü yeri yakar. Ateşin düştüğü yer, evin içindekileri içten içe eritirken, birileri de bunun edebiyatını yaparak kandan beslenir. Birinin ki kan ve gözyaşıdır, öbürünün ki kandan beslenmedir. 

Ne düşünürsünüz bilmem ama ülke, bir şeyi tekelinde bulunduran ve kurtarıcı olarak piyasaya çıkmış ve bundan ekmek yiyenlerden kurtulmadıkça asla kurtuluşa eremez. Gittikçe daha kötüye gider. 

Ülkenin kurtuluşu, vazgeçilmezlerden vazgeçebilmektir. Ne ihsanın ne de gölgen diyebilmektir. 

Yine ülkenin kurtuluşu, olayların perde gerisini görüp okuyabilmektir. Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü diye sorgulayabilmektir. Kısaca sadede gelmektir. Değilse, uyutmaya ve bu uyutmadan beslenmeye devam eder birileri. 

Yetmedi mi ey ahali, uyuduğumuz ve bu oyunun hep zarar gören figüran olduğumuz... 

Sen ve Ben

Sen teröristle konuşamazsın ama ben konuşurum.

Sen teröristle iletişim kuramazsın ama ben otururum. 

Sen teröristle masaya oturamazsın ama ben otururum. 

Sen teröristle birlikte iş yapamazsın ama ben yaparım. 

Sen teröriste el uzatamazsın ama ben uzatırım. 

Sen teröristi ziyaret edemezsin ama ben ederim. 

Sen teröristle mücadele edemezsin ben ederim. 

Sen teröristi sevemezsin ama ben severim. 

Sen teröriste çözüm bulamazsın ama ben bulurum. 

Sen teröriste ekmek yiyemezsin ama ben yerim. 

Sen teröristten dolayı bedel ödersin ama ben ödemem. 

Sen teröriste destek verdiğinden dolayı terörist olursun ama ben olmam. 

Sen teröristle aynı karede göründüğünden dolayı kaybedersin ama ben kaybetmem. 

Sen teröristle karşı karşıya gelsen kaybedersin ama ben kazanırım. 

Sen teröristi buzdolabına kaldıramazsın ama ben kaldırırım. 

Sen teröristi buzdolabından çıkaramazsın ama ben çıkarırım. 

Sen teröriste destek verirsen, terörist ilan edilirsin ama ben ilan edilmem. 

Sen terörün içinde boğulursun ama ben tereyağı gibi üste çıkarım. 

Sen terörle yan yana gelirsen terör destekçisi olursun ama aynı şeyi ben yaparım, terör destekçisi olmam. 

Sen umut hakkı veremezsin ama ben veririm. 

Sen terörü iç siyaset malzemesi yapamazsın ama ben yaparım. 

Sen teröristin yüzüne bakarsın. Terör sevici olursun. Ben onlarla yarar, kalkar, kürsüye çıkarırım ama terör sevici olmam. 

Sen teröristle pardon milletle kedinin fare ile oynadığı gibi oynayamazsın ama ben oynarım. 

Sen terörün “T”sini ağzına alınca eşittir terörist olursun ama ben olmam. 

Mülki Amirin Gadrine Uğrayan Öğretmen

Bir önceki yazımda kadrosu ilçeye yakın bir ortaokulda olan idealist bir öğretmenin problem bir öğrencinin sorun velisiyle ilgili problemine değinmiştim. 

Öğretmen veli ve öğrenciyle ilgili problemini, yeteneğini kullanarak atlatmışken bu sefer karşısına ilçe kaymakamı çıkar. Bu yazımda da ilçe kaymakamı ile ilgili aralarında geçen bir diyaloğa yer vereceğim. 

Okulundaki fen bilgisi derslerinin dışında ilçe merkezindeki lisede de kimya dersleri verilir kendisine. 

Dersine kaymakam gelir. Kaymakam derste öğretmen ve öğrencilerle hasbihal eder. 

Kaymakam çıktıktan sonra öğrenciler öğretmene, "kaymakam bir isteklerinin olup olmadığını sormadığı" yönünde dert yanarlar.

Aynı gün kaymakam bir başka öğretmenin matematik dersine girer. O sınıfa da bir isteklerinin olup olmadığını sormamış. 

Ertesi gün kaymakam öğretmenleri makamına çağırmış. Matematik öğretmeni, kaymakamın taleplerini sormadığıyla ilgili öğrencilerin sitemlerini kaymakama iletir. Aynı sitemi fen öğretmeni de söyler. Kaymakam erkek matematik öğretmenine tepki vermezken kadın fen öğretmenine "Sen beni eleştirebilecek konumda mısın" tepkisini gösterir. Öğretmen bu tepkiyi beklemediği için haliyle şaşırır ve şok olur. Bir tepki vermez. Diğer öğretmenler başka konuları gündeme getirince olay kapanır. 

Ardından, kaymakam konuşmaya devam eder: "Falan mahalleye gittiğini, köy okulunu gezdiğini" söyler. Sonra az önce tepki gösterdiği öğretmenin yüzüne bakarak "Ama siz benim çalışmadığımı düşünüyorsunuz" der. Öğretmen, "Kaymakam bey, sizi kırdım sanırım" diyerek özür diler. Özür dilenecek bir durum olmamasına rağmen kaymakam öğretmene dönerek "Sen beni kırabileceğini mi düşünüyorsun" tepkisini verir.  

Özrü gerektiren durum olmamasına ve özür dilemesine rağmen bu tepkiyi de beklemeyen çiçeği burnundaki genç öğretmen bu tepkiye de şaşırır. 

Az sonra kaymakam huzurundaki öğretmenler arasında müdür yardımcısı arayışına girer. Çünkü bu lisenin müdür yardımcısına ihtiyaç var. Arapça dersine giren bir öğretmen şu olsun diye bir öneride bulunur. Kaymakam, önerilen bu ismi not eder. "Bana yalan söylemeyeceksiniz. Bu ismi araştıracağım. Yalan söylediğinizi tespit edersem, sizi buraya gömerim" şeklinde bir şeyler söyler. Bu tehdidi yaparken işaret parmağını da sallar. 

Bu tehdit sonrası fen öğretmeni az önce bir isim önerisinde bulunan Arapça öğretmenini, bize patlamasın diye susması için dürter. Bu dürtme de kaymakamın gözünden kaçmaz ve "Siz ikiniz orada konuşmayacaksınız" olur. 

Tüm bu olup bitenlere öğretmen bir anlam veremez. Başkasına göstermediği tepkiyi kendisine göstermesi de garip. Ne yapmıştı halbuki? Tüm bu tepkileri, öğretmen kendi şahsına yapıldığını düşünür ilk başta. Bu tepki acaba kadın oluşuna mıydı? Çalıştığı mahalle okuluna mı tepkiliydi? Acaba kendisine ve okuluna karşı bir ön yargısı mı vardı? Çünkü erkek öğretmene göstermediği tepkiyi kendisine göstermişti. 

Sonunda kaymakamın başka yerlerde bazı yaptıklarını da duyunca kaymakamın tavrının kendisinden ziyade mizacından kaynaklandığı kanaatine varır. 

Sebep her ne olursa olsun kaymakam da olsa, bu onun mizacı da olsa hiçbir suçu ve faullü hareketi olmayan bir kadın öğretmeni, çalışma arkadaşlarının içinde rencide etmesi hiç hoş olmamış ve bir kaymakama yakışmamıştır. 

Kendince verdiği cevaplar da makul değil. Sanki ona çalışmıyorsun diyen var gibi. Sanki ona müdür yardımcısı teklifi yaparken yalan söyleyen var gibi. Hele parmak sallaması hiç olacak şey değil. Öyle görünüyor ki bu mülki amir bilinçaltında gizlediklerini ortaya koyuyor.