26 Eylül 2024 Perşembe

Bir Zamanlar Ben

Tempolu, rutin ve rutin yürüyüş yapmaya sanırım 2020 yılının Ramazan bayramı sonrası başlamıştım. Her gün değişik güzergahlarda yürüdüm. Yürüdüğüm her günü sosyal medyada paylaşmadım. Pek azını paylaştım. Paylaştıklarım, seneyi devriyesinde sanal alem anılar bölümünde hatırlatıyor. İşte o yürüyüşlerimden bir tanesini daha 20/09/2020 tarihinde yapmışım. Bu yürüyüşü paylaşırken şöyle yazmışım:

"Bugünkü güzergahım:

Yaka-Hicaz Cad-Alemdar Cad-Erenköy-Kanal Boyu-Otogar.

Otogar-Tramway Yolu-Beyşehir Yolu-Fatih Caddesi-Yaka.

Kanal boyunda bol bol iğde ağaçları var. İğde severler kanal boyuna" .

Pandemi zamanıydı bu tarih. Zaten salgınla beraber yürüyüşe başlamıştım. Bir cumartesi günü imiş bu yürüyüşüm. 30.672 adım atmışım. 20,86 km yapmışım. Bu yürüyüş 4 saat 9 dakika sürmüş. 1 km'yi yaklaşım 12 dakikada almışım. 9 dakikada bir km yaptığım seri ve tempolu yürüyüşlerim de eksik değildi o zamanlar. 

Şimdi ise 8 bin ila 12 bin arasında biraz tempoyu düşürerek yürümeye devam etsem de o zamanlar haftalık ortalamam, 20.507 adım imiş. 

20 Eylül 2020 tarihli yürüyüşüme Meram Yaka'dan başlamıştım. Hicaz Yolundan Kanal boyuna çıkıp oradan Otogar'a yürümüştüm. Kanal boyunda yol boyu iğde ağaçları vardı. Ağaçtan iğde kopararak açlığımı gidermiştim. Km'nin 12 dakikaya varması da iğde ağaçları altında oyalanmamdan olsa gerek. 

Dönüşü, tramvay yolundan yürümüştüm. 10 km idi aklımda kaldığı kadarıyla. Kanal boyu ise 11 km idi. 

Kanal Boyu denilen yol şimdilerde bölünmüş yol. Adı da Abdulhamit Caddesi. Bugünlerde arabayla 5-6 kez geçmişliğim var. İğde ağaçları hala var mı, yoksa yeni yol yapımında kesildi mi, hiç dikkatimi çekmedi. 

Şu var ki pandemiden bu yana pek az gün hariç hep rutin yürüdüm. İlk iki senede aldattığım bir gün olmuş ise ertesi gün iki katı yürüyüş yaparak telafi etmiştim. 

Bazıları abarttığımı söylese de yürüyüş gibisi yok. Epey kilo verdim. 83-85 kilodan 67 kiloya kadar inmiştim kilo olarak. Göbek eridiği gibi sağlık yönünden de bana epey bir faydası oldu. 

Yürüyüş severlere duyurulur. 

Sanaldan Yardım Talebi *

Facebook'tan biri arkadaşlık isteği göndermiş. İsmi çağrışım yapmadı. Belli ki tanımadığım biri.

Kimdir, necidir diye profiline baktım. Fotosu yok. İsim neyse de soyadı bildiğimiz soyadlarından değil. Belli ki takma isim kullanıyor.

Paylaşımlarına baktım. Hesabı kilitli değil. Üç beş paylaşımı var.

Ortak arkadaşlara baktım. Üç ortak arkadaş var. Ortak arkadaşları görünce arkadaşlık isteğini kabul ettim.

Arkadaşlığı kabul eder etmez Messenger aracılığıyla selam, hal hatır yazdı. 

Normalde arkadaş olduktan sonra Messenger aracılığıyla yazanlara pek cevap vermem. Hele tanımadıklarıma. 

Nasıl olduysa bu defa cevap yazmış oldum. 

Ardından, sana bir şey sorabilir miyim yazdı. Bir şey sormadan iki video gönderdi. Bir tanesinde "Sadaka ekmek parası 500 TL yazıyor. Altına da "Yiyecek, içecek gibi yardımlara muhtaç fakirlerimiz, yetimlerimiz var. Kusura bakmazsan kardeşim" yazdı. 

Bundan sonrasına cevap yazmadım. Çünkü dakika bir gol bir misali yardım talep etti. İyi de tanımam etmem. Kimdir, necidir bilmem. Yardımı fakir ve yetimlere mi topluyor, kendine mi bilmem. Böyle önüne gelen yardım topluyor.

İyi de maksat yardım ise niye özelden isteniyor? Bu alemde sayfa açmış, paylaşım yapıyor. Orada kendisini tanıtsın. "Ben şuyum desin. Şu işi yapıyorum. Şu bölgeye çalışıyorum. Bölgenin insanları çok fakir. Sizlerden topladığımız yardımları bu fakirlere şu yol ile ulaştırıyoruz. Yardım etmek isteyenler şu bankanın bu İbanına gönderebilirler" yazıp herkese açık paylaşım yapabilir.

Sahi yardım bu şekil niye özelden istenir? Tanışıklığın ve hukukun vardır. Özelden yazışırsın. Tanımadığın, sanalda arkadaş olduğun kimseden yardım istemek olacak şey değil. Bir defa sanalda başlayan arkadaşlık biraz mesafe alsın. Sen onu, o seni paylaşımlarınla tanısın. İnsanlara güven ver. Sonra konuyu açarsın.

Vakıf ve derneklerin yardım talebini anlarım. Tüzel kişilikleri vardır. Nereye gönderdiğini bilirsin. Sanalda kişilerin herhangi bir tüzel kişiliği olmadan yardım toplaması kötüye kullanmaya müsait.

Belki bu bana özel mesaj gönderen samimi, fakirleri ve yetimleri dert edinmiş duyarlı biri olabilir. Ama bunu test etme imkanımız yok. O yüzden kusura bakmasın.

Tanışıklığımız olan biriyle yıllar sonra karşılaştığımızda bile hemen borç istemesi bile insanı işkillendirir. Değil ki sanaldan yardım talebi işkillendirmesin.

Bu tür yardım işiyle uğraşan insanlar bence havanda su döğmesin. Kapalı kapılar ardında gizli kapaklı iş yapıp hayırseverliğe soyunmasın. Önüne gelen yardım toplamaya kalkmasın. Bıraksın bu işi tüzel yolla yapanlar yapsın.

*06.11.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

24 Eylül 2024 Salı

Şeyda Polisin Ardından *

Çiçeği burnunda polisi şehit eden katilin suç dosyasını okudum. Uyuşturucu ticareti, uyuşturucu kullanma (8), kasten yaralama (2), cinsel taciz, yağma (2), gasp, çocuğa cinsel istismar (2), hırsızlık, mala zarar verme (2) gibi 26 suçtan kaydı varmış. 

19 yaşındaki biri daha bu yaşta suç makinesi olup çıkmış. Yok yok.

Bu kadar çok suç kaydına rağmen bu kişi hiç cezaevinde yatmamış. Öyle görünüyor ki her bir suç sonrası adli kontrol şartı ile salıverilmiş olmalı. 

Polisin şehit olmasının ardından, katil zanlısının annesinin yaptığı açıklamaya göre anne, “madde bağımlısı, madde satıyor” diye çocuğunu kaç defa şikayet ettiğini söylüyor. 

Polisin şehit olmasında öyle anlaşılıyor ki karakolda görev yapan polislerin ihmali söz konusu. 26 suçtan sabıkalı olan biri elini kolunu sallayarak bahçeye çıkarılmamalıydı. Çıkarıldı diyelim. Elinde kelepçe olmalıydı. Bahçeden kaçırılmamalıydı.

Kovalamaca esnasında katil zanlısı polisin belinden tabancayı alması da enteresan. Polisin belinden tabancayı alıncaya kadar bu kadar yakın temas olacak şey değil.

Burada polisleri suçlayacak değilim. İşleri zor bilirim. Suçluyla mücadelede hep kelle koltukta görev yapıyorlar. Bir kör kurşunun onları ne zaman götüreceği an meselesi. Bunu en iyi de polislerin bilmesi gerekir. Çünkü normal insanlarla değil, problem insanlarla işleri. Bu kadar zor ve kutsal bir görevi ifa eden polislerimizin en ufak bir ihmalleri hayatlarına mal olabiliyor. Nitekim bu katil zanlısında olduğu gibi. Ki bu zanlının ne tür suçlara karıştığının dosyası polis kaydında olduğunu yine en iyi polisler bilir. Suçu işlemeyi seriye bindiren bu tip için çok özel ve olağanüstü tedbirler almaları gerekirdi. Maalesef karakolda ki bu ihmal gencecik meslektaşlarının ölümüne neden oldu.

Polise gelinceye kadar katilin hiç mi suçu yok diyebilirsiniz. Elbette katil zanlısı suçlu. Ama bu zanlı, paranoya derecesinde suç işlemekten zevk alan biri. Bu tiplere fırsat verilmemeliydi, gözlerini dört açmalıydılar. Çünkü ne laftan anlar ne sözden.

Burada sorgulanması ve suçlanması gereken adli kontrol şartıdır. Çünkü her türlü suçta imzası olan 19 yaşında 26 sabıkası olan bu zanlının polisi öldürmesinde, uygulanan bu tedbir kararının payı büyüktür. Hatta ta kendisidir. 

Açıkçası bu adli kontrol şartına oldum olası sıcak bakamadım. İfadesini alıp haydi git demek, "Bu yaptığın suçu yeterli görmedim. Çünkü yarım yapmışsın. Ben işini yarım yapanı sevmem. Şimdi salıyorum. Git işini sağlam ve tam yap gel" demektir. Kanun koyucunun böyle bir kastı olmasa da sonuç bu kapıya çıkıyor ve bu anlama geliyor. Halbuki suçun karşılığı bir gün bile olsa suçlu o bir günü yatmalıdır.

Adli kontrol şartı ile salıverilenlerden kaç tanesinin tekrar suça bulaştığı ve kaç tanesinin hiç suç işlemediği bilgisi devletin elinde vardır. Pek azı hariç tekrar suç işlemiştir zannımca. Bu durumda kanun koyucu,  bu adli kontrol şartı uygulamasını yeniden ve acilen gözden geçirmelidir. 

*27.09.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.