25 Ağustos 2024 Pazar

Kota *

Market ve pazardan alışveriş yapan tüketiciler ürün bolluğundan yeterince faydalanamasa da görünen o ki bu sene mahsul çok. İhracat da olmayınca üretilen mahsul iç piyasaya fazla geliyor. Komisyon ve hal esnafının verdiği rakam çok komik kaçınca bu da üreticiyi kara kara düşündürüyor. 

Ekip kaldırdığı para etmeyen çiftçiler kara kara düşünmeyi bir tarafa bırakıp seslerini duyurmak için endi çaplarında eylem yapmaya başladılar.

Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla toprağa ekilip biçilen hiçbir şey çiftçinin yüzünü güldürmeyince;

Kimi maliyeti kurtarmıyor kimi işçi parasını karşılamıyor diye mahsulünü tarladan kaldırmıyor. 

Kimi, hal, maliyetin çok altında fiyat verince tonlarca ürününü hayrına dağıtıyor.

Kimi yetiştirdiği karpuzun üstüne düğün davetiyesi yapıştırarak davetlilerine karpuz hediye ediyor. 

Kimi yol kenarlarına döküyor mahsulünü. 

Kimi seneye ekersem iki olsun diye pişmanlığını ifade ediyor. 

Kimi sinirinden ağacını kesiyor. 

Kimi emek sarf edip ürettiği mahsulü eline alarak yere fırlatıyor.

Kimi traktörleriyle zincir oluşturarak ana yollar üzerinde tepkisini dile getiriyor.

Tüm bunlar gösteriyor ki bir tarım politikamız yok. Vatandaş istediği tarlaya istediği mahsulü dilediği kadar ekebiliyor ve ekmiş.

Biri tarlasına bir şey ekince diğer çiftçi de aynısını ekmiş. 

Ekerken, kimse herkes aynı türden ürün ekerse ürünümüz para etmez, elde kalır, zarar ederiz, içinden çıkamayız, biz bari farklı ürün ekelim diye düşünmemiş. Düşünemez de. Çünkü çiftçi sadece ektiğini ve tarlasından alacağı mahsulü bilir. 

Halbuki ihracat olmadığı müddetçe bir ülkenin iç piyasasında hangi üründen kaç tona ihtiyaç olduğu hususunda yetkililerin bilgisi vardır. 

Tarım, ziraat odaları, il ve ilçe müdürlükleri, Tarım Bakanlığı, kısaca bu işin etkili ve yetkili sorumluları niçin bir planlama ve yönlendirme yapmaz insanımızı. Hangi bölgeye, ne kadar hangi üründen ekileceğini belirlemez. Çok mu zor şu üründen şu şu bölgelere şu kadar tarlaya bu kadar ekilecek demez.

Tüm bu olup biten ve elde kalan mahsul, devletin ürünlerde kota uygulaması gerektiğini düşündürüyor.  Pekala kota konur. Bir üründe bu ülkenin ihtiyacının yüzde yirmiden fazlasının ekilmesine izin verilmez. Böylece çiftçinin ürünü elinde kalmaz. 

Bir diğer husus, tarladaki mahsul ile tereklerdeki fiyat uçurumu. Tarlada bir lira etmeyen ürün market ve pazarlarda en az 25 lira etiketle satılıyor. Arada bu kadar uçurumun olması da garip.

Tamam, marketlerde elektrik, su, kira, personel, fire, nakliye ve otoban ücreti gözetilir fiyatları belirlerken. İyi de çiftçinin bu giderleri yok mu? Üzerine gübre, ilaç gibi maliyetleri var.

Bunun için de yetkililer bir şeyler yapabilir. Mesela, çiftçiye ürün başına destek verebilir. En azından maliyetini karşılasın. Tereklerde ürünün daha uygun fiyata satılabilmesi için firmalara nakliye ve yakıt indirimi sağlanabilir...

Kısaca başta kota olmak üzere bu ülkede tarıma dair planlama ve düzenleme şart.

*02.09.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Bir Güzel Örnek

"Yolcuyuz, feribot saatini beklerken mecburen camiye sığındık. Çocuğumuz hasta olduğu için prizi kullanarak hava verdik, sıcaktan dolayı da klimaları kullandık. Kullanım ücreti olarak bir miktar para bırakıyorum. Hakkınızı helal edin."

Bu notu, ailesiyle KKTC’ye gidecek bir vatandaş, feribotun hareket saatini beklerken Silifke'de bir camiye girip caminin klimasını bir müddet kullanmasının ardından camiden ayrılırken yazmış ve  kullandığı priz ve çalıştırdığı klima karşılığında 200 TL bırakıp gitmiş. 

Bırakılan bu not ve para haberlere konu oldu. Ki olması da gerekir. Çünkü güzel bir örnek. Bu örneğe ve yazılan nota da duygulanmamak mümkün değil. 

Örneklerine basında fazla rastlamasak da bu tür güzel örnekler bu ülkede oluyor. Bir ara yakacak odunu kalmayan bir üniversite öğrencisinin ısınmak için caminin odunluğundan aldığı odun için de bu şekil para bıraktığını okumuştuk gazetelerde. 

Yine "Çöpte bulduğu şu kadar parayı emniyete teslim etti" haberleri de bize yabancı değil. 

Tüm bu ve daha fazlası örnekler bu toplumda oluyor. Bu örneği okuduğumuzda, bir taraftan duygulanırken bir taraftan da küçüklüğümüzde sıkça duyduğumuz "Askerimiz savaşa giderken girdiği bağın üzümünü yiyip yediği üzümün karşılığını üzüm çubuklarına iliştirirdi. İşte biz böyle bir milletiz" örneğini hatırlatıyor bize. Yine çoğu zaman anonsla ya da bir dükkanın camına yazmak suretiyle bir miktar para bulunmuştur. Müracaat şuraya gibi örnekleri de görüyoruz.

Evet biz böyle bir milletiz. Yalnız hep mi böyleyiz? Keşke böyle olsak. Çünkü böyle güzel örneklerin yanında öyle kötü örneklerini okuyoruz ki biz ne ara böyle bir millet olduk şeklinde hayıflanıyoruz. Şu tür haberleri de çok okuruz: “Taksisine aldığı kişi tarafından öldürüldü. Yaşlı kadının evine girip altınlarını aldıktan sonra kadını öldürdü. ATM'den parasını çeken yaşlı, kapkaççı tarafından soyuldu. Kadının çantasını almak için kadını sürükledi. Depremde enkaz altında imdat çığlığı atan kadının kolundaki bileziği almak için bileği kesildi. Caminin halısı çalındı. Caminin muslukları söküldü. Camiden tayini çıkınca lojmanı balyozla yıktı, caminin ağaçlarını kesti.” gibi.

Maalesef kötü örnekler çok. Bu kadar kötü örneklerin içinde az sayıdaki iyi örnekler göğsümüze su serpiyor. Bu az sayıdaki güzel örneklik bu toplumun mayasının temiz olduğunu gösteriyor. Aileden alınan bu güzel örnekliklerin okul, çevre, basın, etkili ve yetkili kişilerin kötü örnekliğiyle sümen altı olduğunu düşünüyorum. Çünkü üzüm üzüme baka baka kararır. Kötü örnekler etrafımızı o kadar sarmış ki iyi örnekleri mumla arar olduk.

Hasılı iyi örneklerle, kötü örnekler arasında iki zıt toplum veya insan örnekleriyle aynı toplum içinde yaşayıp gidiyoruz.

Temennimiz fıtrattan gelen temizliğimizin ve aile terbiyesinin ön plana çıkarılması ve iyi örneklerin haber değeri taşımayacak kadar çoğalmasıdır.

Bunun için bu güzel örneklerin derlenip  toparlanması, okullarda okutulan adabımuaşeret,  din kültürü, hayat bilgisi ve sosyal bilgiler gibi derslerde işlenmesi. Çocuklara biz buyuz, daha doğrusu siz busunuz imajının verilmesi. Bize ait olmayan şeylere el uzatılmaması, amme malına göz dikmememiz gerektiği bu şekil güzel örneklerle işlenmesi gerekir. Gazete kupürlerinin kitaplarda yer alması sağlanmalıdır.

Buradan, her ne kadar cep telefonları şimdilerde toplansa da boşluk doğduğu zaman öğrenciler, okul idaresine cep telefonlarını teslim etmemesi konusuna gelelim. Öğrenciler teneffüs ve öğle arası cep telefonlarından oyun oynamak suretiyle telefonlarının şarjı dayanmıyor. Çoğu öğrencinin şarj aleti de yanında oluyor. Fırsatını bulduğu zaman prize takmak suretiyle telefonunu şarj ediyor. Bir öğrenciyi gördüm. Okulun son haftası üçlü ile gelmiş okula. Sınıfın prizinden oturduğu yere kadar seyyar üçlüyü uzatmış. Hem oyun oynuyor hem de telefonunun şarj ediyor. Bir şarjdan ne kadar elektrik gider diye düşünmemek lazım. İstersen bir kuruş elektrik harcasın. Böyle okul prizini kullanan öğrenci, hocam, telefonumu şarj ettim. Şu kadar parayı okula veriyorum diyebilmelidir. Pekala bu duyarlılık oluşturulabilir. Çünkü kullanılan elektrik bir kamu malıdır. Küçük şeylerde duyarlılığı kaybedersek büyük şeyleri götürürken hiç duyarlılığımız kalmaz.

Hangi Tipsin? *

Nevzat Tarhan'a göre kaygıyı yönetme açısından A, B, C olmak üzere üç insan tipi vardır:

A tipi insanlar: Sünger tipi insanlar da deniyor. Özellikleri:

Aceleci, sabırsız, pervasız hareket ederler. 

Bunlarda kaygı çok yüksektir. 

Hedefe ulaşmak için her şeyi yaparlar ama kendilerini yer bitirirler. 

Bütün stresi alırlar. Stresi aldıkları için sünger gibi emerler, çökerler ve tükenmişlik duygusu yaşarlar. 

Psikiyatri ofislerine, iç hastalıkları ofislerine çok giden kişilerdir. 

C tipi insanlar: Teflon tipi insanlardır. Özellikleri:

Gamsız, duyarsız, umursamazdır. 

Başkasını yakar, kendi yanmaz. 

Acı çektirir. Kendisi gamsızdır. 

Etkilemez, etkilenmez. 

Bencildirler, rahattırlar, parazittirler. 

Hep başkasının sırtından beslenirler. 

Elinde güç varken o insanların etrafında insan vardır. Ama güç yokken yalnız kalırlar. 

B tipi insanlar: Kauçuk tipler, elastik tipler denir.

A ve C tipi insan tipi arasında denge sağlayan kişilerdir.

Olaydan bir şey öğrenirler ve tekrar eski hallerine gelip yollarına ve hayatlarına devam ederler.

B tipi olursanız, hayatta stresi de yönetirsiniz.

Bu tiplerin ortalama ömrü de uzun oluyor bu kişilerde.

Bu üç insan tipinden hangisi olmak isterseniz, seçin beğenin birini diyeceğim ama sanırım seçim insanın kendi iradesinde değil. Öyle olsaydı, herkes B tipi yani kauçuk ve elastiki tip olmak isterdi. Sayıları az olsa da bu tip şanslı insanlar var.

A tipi insan ile C tipi insan sayısı öyle zannediyorum toplumda çok. Ya çok acelecidir ya da çok gailesiz. A tipi kendini yer bitirirken etrafına da pozitif enerji vermez. Ortamı germede üstlerine yoktur. C tipi insanlar ise Sayın Tarhan söylememiş ama o rahatlıklarıyla etrafına saç baş yoldururken kendileri çok uzun yaşarlar.

*28.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.