6 Haziran 2024 Perşembe

Dünya Yolculuğum Devam Ediyor

Bir yıl boyunca Trabzon'da idim. Bakım iyiydi. Sağ olsun Trabzon. 

Baktım olmayacak. Yolcu yolunda gerek dedim. Bir yolculuğa daha çıkayım istedim.

Yarından itibaren Tunceli'ye geçiyorum. Bir yıl da orada huzurlu ve mutlu bir misafirlik yapmak niyetim. Umarım Tuncelili günlerim de iyi geçer. Tunceli'nin neyi meşhur bilmem. Bildiğim bu ülke insanının hepsi misafirperver. 

Sonrasında niyetim Şanlıurfa'ya geçmek. Halilurrahman sofrası meşhurdur orada.

Sonra 64, 65... 81 plakaya kadar dünyadaki misafirliğimi şehir şehir gezinerek sürdürme niyetim var.

Tabi bu benim evdeki hesap. Ne derece çarşıya uyar bilmem. 

Bu kadar şehir, her şehirde bir yol oyalanmak da neyin nesi demeyin. 

Dünya bir handır. Ben de bu hanlardan geçen bir yolcuyum. 

Daha doğrusu birer yıldan ibaret zorunlu iskan misafirlik benimkisi. Misafirliğin bir, bilemedin üç gün olduğunu da bilirim. 

Böyle zorunlu yolculuğum, doğduğum andan itibaren devam ediyor. Çünkü doğduğumuz andan itibaren ahirete yolculuk yapıyoruz.

Bir nevi her durak bizim için misafirliktir. 

Ömrün sağlıklı, huzurlu ve bereketli geçmesini temenni etsem de öncelikli olarak niyetim, halihazırdaki Türkiye’nin en son plakası olan 81 olan Düzce'ye de misafir olmak.

Sonrasında da zaman zaman gündemde olan il sayısının artmasını beklemek. Artan ve yeni il olacak her şehirde birer yıl misafirlik yapmak. Temennim, bu ülkenin il sayısı 100'e çıksın. Ben de her ilden böyle böyle haz alayım.

Tüm bu hazları da sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir ortamda alayım. Ele, ayağa düşmeyeyim. Kimseye muhtaç olmayayım istiyorum. 

Öyle ya daha da ne isterim bu dünyadan.

61 yıldır kahrımı çeken bu dünya herhalde bir yüzü bana çok görmez. Böyle böyle dört kişinin omzunda dünyadaki ömrümü tamamlayıp ahirete yollanmak isterim. Allah ömrün de ölümün de hayırlısını versin hem bana hem herkese.

Dört kişi zor taşır demeyin. O taşıyacak dört kişi için de bir iyilik düşünüyorum. Kilo almamaya, göbek oluşturmamaya çalışıyorum. Yediğimi eritiyorum. Yürümem de bundan. O yüzden salıma yapışmaktan korkmayın.

Elhasıl kelam, bugün benim doğum günüm. Günü gününe yazdırdığını söyleyen rahmetli babam, eğer yılı yılına yazdırmış ise bugün itibariyle 62’ye bastım. Yaşayacağım bu yılın da önceki yıllar gibi sağlıklı geçmesini isterim.

Bu arada, doğum günüm dolayısıyla doğum günü mesajı gönderen e devlete, Yapı Kredi Bankasına, Google’la, sendikama, sabahın erken saatinde işlerinden vakit ayırıp mesaj gönderen ilk üç oğluma, oğullarının mesajını gördükten sonra evde kuru kuruya doğum günümü kutlayan ve doğum günümde eve misafir çağıran eşime, doğum günümü kutlamadığı halde doğum günüm dolayısıyla benden lokantada yemek bekleyen küçük oğlum tekne kazıntısına, doğum gününde bisikletine bekçilik yaptıran arkadaşıma, son dakikada mesaj gönderen köyü gün dostu Kızılay'a, ayrıca bu günümde ek dersimi yatırarak beni sevindiren okul-MEM-banka üçlüsüne çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Burada Yapı Kredi’ye bir parantez açayım. Yatan ek ders mesajı gelince miktarı öğrenmek için İnternet bankacılığına girdim. Görülmeye değer bir manzara ile karşılaştım. Gözüm yine de ek ders miktarına idi. Ama göremedim. Sağ olsun Yapı Kredi bir sanal pasta yapmış. Üzerine de yaban bir mum. Altına da “Doğum günün kutlu olsun Ramazan” yazmamış mı? Bir de mumu söndürmek için mikrofona üfle yazıyor. O değilden üfledim. Sonra nasıl söndü bilmem. Hasılı sanaldan da olsa doğum günümü pasta ile kutladım. Sağ olsun, var olsun. Bu arada Ramazan derken kırk yıllık arkadaş gibi olduğumuz da gözümden kaçmadı. 

Ülkeyi Bekleyen Muhtemel Yabancı Tehlikesi *

Bir önceki yazımda İstanbul’da bir cinayete kurban giden okul müdürü ve Çorum’da müdüre zincirle dayak atma olayına ve failleri olan Iraklılara değinmiştim. Bu yazımda da ülkemizdeki yabancılar üzerinden muhtemel tehlikelere işaret edeceğim.

 Öyle görünüyor ki yabancıların bu ülkeyi yol ve mesken edinmesi bir proje sonucu.

Yolgeçen hanı gibi bu ülkeye Ortadoğu'dan, Afganistan'dan ve Afrika'dan akın akın insanlar geliyor ve gelmeye devam edecek. Kavimler göçünün bir benzeri bu.

Belki de nüfus artışı 1,1'e düşen Türkiye'nin nüfusu bu yabancılarla katlanarak artmaya devam edecek.

Belki de böyle böyle demografik yapı değişikliği umuluyor.

Belki de bu yabancılar ucuz işçilik görülüyor. Sigortasız, kaçak ve düşük fiyata çalıştırarak üretime katkı yapıp dendiği gibi Çin gibi olacağız.

Belki de PKK ve FETÖ ile Türkiye'nin belini büküp Irak, Suriye, Libya ve Afganistan yapamadık. Ülkenin demografik yapısını değiştirerek ileride düşünülen iç karışıklığın temelleri atılıyor.

Belki de bizim insanımız, fırsatını bulunca Batı'ya göç ediyor ama ülkemiz o kadar cazibe merkezi ki 72 milletten ülkemize bakın insanlar geliyor. Sizler bu ülkenin kadir kıymetini bilmiyorsunuz. Elinizdeki nimeti tepiyorsunuz. Bakın bu ülkedeki nimetlere konmak için dışarıdan akın akın insanlar geliyor mesajı veriliyor.

Belki de Celalettin Rumi'ye atfedilen "Gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir ister Mecusi ister puta tapan ol, yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel" sözünü hatırladık. Ülkende, ister hırsız ister dolandırıcı ister düzgün ol ister meslek sahibi ol ister mesleğin olmasın. Ülkende huzurun yoksa kapımız hepinize açık, hepinize iş var burada. Buyurun gelin, başımız üstünde yeriniz var" deniyor. 

Evet bir proje ile karşı karşıyayız. Ama bu projenin müellifi kim bilmiyorum. Biz mi istiyoruz, başkası mı bize dayatıyor bilmiyorum. Ülkemizi yönetenler muhtemel tehlikenin ne kadar farkında onu da bilmiyorum. Ümit ediyorum ki bir bildikleri vardır.

Niyet okuyucusu olmasam da ülkenin bu şekil yabancılara yolgeçen hanı olması düşündürücü. Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan belli. Git gide olacakları kestiremiyorum ve olup biteni hayra yoramıyorum.

Düşünsenize, daha misafirlikleri çıkmadan, bizim insanımızın yaptığı gibi cinayetlere ve şiddete başvurabiliyorlarsa, yani bu ülkenin kırk yıllık sahibi gibi davranabiliyorlarsa iyice yerleşip dal budak saldıklarında, yapacaklarını ve olacakları kestiremiyorum. Öyle ya acemilikleri bu ise ustalıkları nasıl olur?

Yabancıların bu şekil cinayet ve şiddetleri ortaya çıktıkça, Almanya’daki ırkçı, faşist Dazlakların Türklere yaptığı gibi bu ülkede de yabancı düşmanlığı baş gösterecek.

Belki de dün Kürt’ü Türk’e, Alevi’yi Sünni’ye kırdıramayanlar yarın Türk-yabancı düşmanlığını körükleyecek.

Hasılı, amacımın yabancı düşmanlığını körüklemek olmadığını anlatmaya çalıştım. Muhtemel tehlikesine işaret ettim.

Yabancıların yerinde olsam, bu ülkenin asli unsuru olmadığımı bilir, adam gibi efendi efendi otururum. En ufak şeyleri kendi bildik yöntemlerimle çözmeye kalkışmam. Kendi ülkemdeki dağ kanununu bu ülkeye getirmem. Çarşı, pazar ve işyerinde çok dikkat ve tepki çekmemeye çalışırım. Sorunumu devletin ilgili mercilerine iletirim.

Kısaca hem misafirliğimi bilirim hem de haddimi. Ev sahibime asla eziyet etmem.

*12.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Bu Yabancılara Ne Oluyor Böyle? *

İstanbul'da bir özel okulun müdürü, daha önce disiplinsiz davranışları nedeniyle okuldan uzaklaştırılan bir lise öğrencisi tarafından öldürüldü. 

Bu menfur olayın üzerinden çok geçmedi. Şimdi de Çorum'dan bir dayak olayı ajanslara düştü. 

İlk olay bir lisede geçiyor. Cinayetin gerekçesi, okuldan atılan öğrencinin okuldan atılma nedenini okul müdüründen bilmesi.

İkinci olay bir ortaokulda geçiyor. Çocuk okulda fenalaşmış. Okul müdürü de ambulans çağırarak çocuğu hastaneye göndermiş. Çocuklarının hastalığını haber alan iki yakını, okula gelerek "Bize niye haber vermedin" diyerek okul müdürünü evden getirdikleri zincirle dövmüşler. Güya yakınlarını koruyor bu iki aklı evvel. Okul müdürü hastaneye göndererek iyilik yapmış. Öyle zannediyorum, ambulansa da yanında nöbetçi öğretmeni bindirmiştir. Gelip teşekkür edecekleri yerde müdürü bir güzel dövmüşler. Üstelik zincirle. İyilik yap, kötülük gör dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Herhalde müdürden bekledikleri, çocukları hastalanınca telefon açıp gelin çocuğunuzu götürün demek olmalı.

Bu ülkede sağlık çalışanları ve eğitimciler zaman zaman erten püften nedenlerle bu şekil cinayet ve dayağa maruz kalırlar. Maalesef bu ülkede bunlar oluyor. 

Vakayıadiyeden olan bu iki olayı ele almamın sebebi, cinayet ve şiddet uygulayanların faillerinin Irak uyruklu olması.

Daha dün diyebileceğimiz yakın bir zamanda ülkemize gelen bu Iraklılar ne ara cinayeti ve şiddeti öğrendi de bizim insanımız üzerinde uygulamaya kalkar oldu böyle? 

Bunlar cinayet ve şiddeti bizden mi öğrendiler yoksa daha önce ülkelerinde bu şekil cinayet ve şiddete imza atıyorlar mıydı? 

Belli ki Türkiye, Irak, Suriye gibi ülkeler aynı havzanın insanıyız ve birbirimize benzeriz. Bizim onlara, onların bize verebileceği bir şey yok. Kavga, şiddet, cinayet, kaba kuvvetin her türlüsü bu iklimde var. Bu yönümüz belki de genlerimizden geliyor. 

Bugün Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerin kan gölüne dönmesinde, bölünmüşlük ve parçalanmışlıklarında, bugün istikrar vadetmeyen bir devlete sahip olmalarında, yaşanmaz hale gelen ülkelerini terk edip ülkemize sığınmalarında, belki de aklı bir tarafa bırakıp tüm işlerini böyle kaba kuvvetle çözmeye çalışmalarından kaynaklanıyordur. Çünkü rüzgar eken fırtına biçer misali bunlar da şiddet eke eke fırtınaya maruz kalıyorlar. 

Bu değerlendirmeyi yaparken tüm Iraklılar, Suriyeliler, Afganlar vs. yabancılar için rüzgar ekip fırtına biçiyor şeklinde bir genelleme yapamam. Çünkü hepsinin içlerinde tertemiz olan ve aklıselim kişiler de var. Bunları istisna tutuyorum. 

Ayrıca yabancı düşmanı değilim. Irkçı hiç değilim. Yabancı düşmanlığı da yapacak değilim. Yalnız bu bireysel olaylar bu şekil artarak devam ederse, muhtemel sonuçlara dair endişelerimi dile getireceğim. Iraklılardan hareketle ülkemizdeki yabancılardan bahsedeceğim. Bunu da bir sonraki yazımda ele almak istiyorum.

*10.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.