6 Haziran 2024 Perşembe

Ülkeyi Bekleyen Muhtemel Yabancı Tehlikesi *

Bir önceki yazımda İstanbul’da bir cinayete kurban giden okul müdürü ve Çorum’da müdüre zincirle dayak atma olayına ve failleri olan Iraklılara değinmiştim. Bu yazımda da ülkemizdeki yabancılar üzerinden muhtemel tehlikelere işaret edeceğim.

 Öyle görünüyor ki yabancıların bu ülkeyi yol ve mesken edinmesi bir proje sonucu.

Yolgeçen hanı gibi bu ülkeye Ortadoğu'dan, Afganistan'dan ve Afrika'dan akın akın insanlar geliyor ve gelmeye devam edecek. Kavimler göçünün bir benzeri bu.

Belki de nüfus artışı 1,1'e düşen Türkiye'nin nüfusu bu yabancılarla katlanarak artmaya devam edecek.

Belki de böyle böyle demografik yapı değişikliği umuluyor.

Belki de bu yabancılar ucuz işçilik görülüyor. Sigortasız, kaçak ve düşük fiyata çalıştırarak üretime katkı yapıp dendiği gibi Çin gibi olacağız.

Belki de PKK ve FETÖ ile Türkiye'nin belini büküp Irak, Suriye, Libya ve Afganistan yapamadık. Ülkenin demografik yapısını değiştirerek ileride düşünülen iç karışıklığın temelleri atılıyor.

Belki de bizim insanımız, fırsatını bulunca Batı'ya göç ediyor ama ülkemiz o kadar cazibe merkezi ki 72 milletten ülkemize bakın insanlar geliyor. Sizler bu ülkenin kadir kıymetini bilmiyorsunuz. Elinizdeki nimeti tepiyorsunuz. Bakın bu ülkedeki nimetlere konmak için dışarıdan akın akın insanlar geliyor mesajı veriliyor.

Belki de Celalettin Rumi'ye atfedilen "Gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir ister Mecusi ister puta tapan ol, yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel" sözünü hatırladık. Ülkende, ister hırsız ister dolandırıcı ister düzgün ol ister meslek sahibi ol ister mesleğin olmasın. Ülkende huzurun yoksa kapımız hepinize açık, hepinize iş var burada. Buyurun gelin, başımız üstünde yeriniz var" deniyor. 

Evet bir proje ile karşı karşıyayız. Ama bu projenin müellifi kim bilmiyorum. Biz mi istiyoruz, başkası mı bize dayatıyor bilmiyorum. Ülkemizi yönetenler muhtemel tehlikenin ne kadar farkında onu da bilmiyorum. Ümit ediyorum ki bir bildikleri vardır.

Niyet okuyucusu olmasam da ülkenin bu şekil yabancılara yolgeçen hanı olması düşündürücü. Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan belli. Git gide olacakları kestiremiyorum ve olup biteni hayra yoramıyorum.

Düşünsenize, daha misafirlikleri çıkmadan, bizim insanımızın yaptığı gibi cinayetlere ve şiddete başvurabiliyorlarsa, yani bu ülkenin kırk yıllık sahibi gibi davranabiliyorlarsa iyice yerleşip dal budak saldıklarında, yapacaklarını ve olacakları kestiremiyorum. Öyle ya acemilikleri bu ise ustalıkları nasıl olur?

Yabancıların bu şekil cinayet ve şiddetleri ortaya çıktıkça, Almanya’daki ırkçı, faşist Dazlakların Türklere yaptığı gibi bu ülkede de yabancı düşmanlığı baş gösterecek.

Belki de dün Kürt’ü Türk’e, Alevi’yi Sünni’ye kırdıramayanlar yarın Türk-yabancı düşmanlığını körükleyecek.

Hasılı, amacımın yabancı düşmanlığını körüklemek olmadığını anlatmaya çalıştım. Muhtemel tehlikesine işaret ettim.

Yabancıların yerinde olsam, bu ülkenin asli unsuru olmadığımı bilir, adam gibi efendi efendi otururum. En ufak şeyleri kendi bildik yöntemlerimle çözmeye kalkışmam. Kendi ülkemdeki dağ kanununu bu ülkeye getirmem. Çarşı, pazar ve işyerinde çok dikkat ve tepki çekmemeye çalışırım. Sorunumu devletin ilgili mercilerine iletirim.

Kısaca hem misafirliğimi bilirim hem de haddimi. Ev sahibime asla eziyet etmem.

*12.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Bu Yabancılara Ne Oluyor Böyle? *

İstanbul'da bir özel okulun müdürü, daha önce disiplinsiz davranışları nedeniyle okuldan uzaklaştırılan bir lise öğrencisi tarafından öldürüldü. 

Bu menfur olayın üzerinden çok geçmedi. Şimdi de Çorum'dan bir dayak olayı ajanslara düştü. 

İlk olay bir lisede geçiyor. Cinayetin gerekçesi, okuldan atılan öğrencinin okuldan atılma nedenini okul müdüründen bilmesi.

İkinci olay bir ortaokulda geçiyor. Çocuk okulda fenalaşmış. Okul müdürü de ambulans çağırarak çocuğu hastaneye göndermiş. Çocuklarının hastalığını haber alan iki yakını, okula gelerek "Bize niye haber vermedin" diyerek okul müdürünü evden getirdikleri zincirle dövmüşler. Güya yakınlarını koruyor bu iki aklı evvel. Okul müdürü hastaneye göndererek iyilik yapmış. Öyle zannediyorum, ambulansa da yanında nöbetçi öğretmeni bindirmiştir. Gelip teşekkür edecekleri yerde müdürü bir güzel dövmüşler. Üstelik zincirle. İyilik yap, kötülük gör dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Herhalde müdürden bekledikleri, çocukları hastalanınca telefon açıp gelin çocuğunuzu götürün demek olmalı.

Bu ülkede sağlık çalışanları ve eğitimciler zaman zaman erten püften nedenlerle bu şekil cinayet ve dayağa maruz kalırlar. Maalesef bu ülkede bunlar oluyor. 

Vakayıadiyeden olan bu iki olayı ele almamın sebebi, cinayet ve şiddet uygulayanların faillerinin Irak uyruklu olması.

Daha dün diyebileceğimiz yakın bir zamanda ülkemize gelen bu Iraklılar ne ara cinayeti ve şiddeti öğrendi de bizim insanımız üzerinde uygulamaya kalkar oldu böyle? 

Bunlar cinayet ve şiddeti bizden mi öğrendiler yoksa daha önce ülkelerinde bu şekil cinayet ve şiddete imza atıyorlar mıydı? 

Belli ki Türkiye, Irak, Suriye gibi ülkeler aynı havzanın insanıyız ve birbirimize benzeriz. Bizim onlara, onların bize verebileceği bir şey yok. Kavga, şiddet, cinayet, kaba kuvvetin her türlüsü bu iklimde var. Bu yönümüz belki de genlerimizden geliyor. 

Bugün Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerin kan gölüne dönmesinde, bölünmüşlük ve parçalanmışlıklarında, bugün istikrar vadetmeyen bir devlete sahip olmalarında, yaşanmaz hale gelen ülkelerini terk edip ülkemize sığınmalarında, belki de aklı bir tarafa bırakıp tüm işlerini böyle kaba kuvvetle çözmeye çalışmalarından kaynaklanıyordur. Çünkü rüzgar eken fırtına biçer misali bunlar da şiddet eke eke fırtınaya maruz kalıyorlar. 

Bu değerlendirmeyi yaparken tüm Iraklılar, Suriyeliler, Afganlar vs. yabancılar için rüzgar ekip fırtına biçiyor şeklinde bir genelleme yapamam. Çünkü hepsinin içlerinde tertemiz olan ve aklıselim kişiler de var. Bunları istisna tutuyorum. 

Ayrıca yabancı düşmanı değilim. Irkçı hiç değilim. Yabancı düşmanlığı da yapacak değilim. Yalnız bu bireysel olaylar bu şekil artarak devam ederse, muhtemel sonuçlara dair endişelerimi dile getireceğim. Iraklılardan hareketle ülkemizdeki yabancılardan bahsedeceğim. Bunu da bir sonraki yazımda ele almak istiyorum.

*10.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Futbolumuz Ne Alemde? *

Futbolla çok bir ilgim yok. Süper ligin şampiyonluğa oynayan takımlarla düşme potasındaki takımların özellikle GS'in ve Konyaspor'un sıralamasını takip ederim. Bunun dışında bir merakım yok.

Birkaç defa evde zorunluluktan şampiyonlar liginin bazı maçlarına baktım. Oynanan oyun ve başa baş mücadeleler bir seyir zevki verdi bana. 

Yabancıların oynadığı bu maçları görünce niye benim ülkemde böyle futbol yok diyorum. Niye benim ülkemde Real Madrid gibi oynayan ve her sene Şampiyonlar liginde final oynayan, kupaya doymayan ve kalitesi hiç düşmeyen takımımız yok diyorum. Real Madrid çok mu köklü kulüp, başarısı buna mı bağlı diye bakıyorum. Bizim üç büyükler gibi 1900'lü (1902) yıllarda kurulmuş. Fakat Real Madrid nerede, bizimkiler nerede? Real Madrid olmuş bir marka. Ününü duyurmuş dünyaya. Bizimkilerin ünü ise ülke sınırlarını aşamamış. Sadece GS'in UEFA ve Süper kupası var. Bunun da arkası gelmedi.

Neyi eksik bizim ülke takımlarının, marka olmuş ve her yıl şampiyonlar liginde yer alan takımlardan? Onlarda da yabancı teknik direktörler var, bizde de. Onlarda yabancı futbolcular var, bizde de. Süper ligdeki kulüplerin yerli ve yabancı futbolcularına baksak, bizim ligimizde oynayan yabancı futbolcu sayısı yerli futbolcudan daha çok. FB ve GS'de doğru dürüst yerli futbolcu yok. 

Başka ülke kulüpleri yabancı futbolcuya para veriyor ve karşılığını alıyor. Bizde ise ülke adeta yabancı futbolcu cenneti. Maalesef karşılığı yok. 

Başka ülke kulüplerinde futbolcu transferinde gelir gider dengesi varken bizimkiler borç batağı içinde.

Başka ülkeler, geleceği olan genç futbolcuları alıp faydalandıktan sonra futbolcunun jübile zamanı yaklaşınca elden çıkarıyor, bizimkiler jübilesi gelmiş futbolcuları havada kapıyor. Biz bize gelenlerden doğru dürüst para kazanmadan jübilesini yapıyoruz. 

Başka ülkeler alırken de kazanıyor, satarken de. Biz ise dünyanın parasını verip transfer ediyoruz. Elimizde kalıyor. Yani ölü yatırım yapıyoruz. Sonra da borcu çevireceğiz diye dokuz takla atıyoruz. 

Yaşlı yabancı ağırlıklı ligimizin ne kalitesi var ne de dışarıda başarımız. İstisnalar hariç ne aldığımız futbolcudan kazanıyoruz ne de futbolcuyu satarken. Kulüplerimiz de ülke bütçesi gibi borçla yaşıyor. Daha doğrusu borcun faizini ödeyip duruyor. 

İyi de Türkiye ligi dışında gözle görülür bir başarı elde edemiyorsak, bizim bu takımlar ne için var? 

Başka ülkelerin kulüpleri de çoğunlukla yabancı futbolcu transfer ediyor ama bu ülkelerin milli takımları da başarılı. Çünkü o ülkelerin futbolcuları da başka ülkelerin takımlarında oynuyor. Bizim takımların eme yarar bir başarısı yok. Milli takımın da bir başarısı yok. 

Bizim kulüplerde yabancı futbolcu gani iken bizim başka ülkelerde oynayan futbolcu sayımız bir elin parmaklarını geçmiyor. Oynayanların çoğu da yabancı kulüplerin alt yapısından yetişmiş.

Hasılı her alanda olduğu gibi bir oyun olan futbolu da beceremiyoruz, ağzımıza ve yüzümüze bulaştırıyoruz. Başkası oyunu kuralına göre oynuyor. Bizimki de dostlar alışverişte görsün türünden oyun.

Sahi bizim neyimiz iyi ki futbolumuz iyi olsun. Öyle değil mi?

*14.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.