2 Haziran 2024 Pazar
Zararlı Yiyecek ve İçeceklerde Devletler Ne Kadar Samimi?
Fener Cumhuriyeti
Fenerbahçe'nin başkanları eliyle yönetim anlayışını
görünce, içimden Fener Cumhuriyeti geçti ve başlıkla bir yazı yazayım dedim. Bu
ifadeyi benden önce kullanan var mı diye sanal aleme bir göz attım. Yalçın
Doğan kullanmış ilk defa. Üstelik 1989 yılında Fenerbahçe Cumhuriyeti adıyla
bir kitap bile çıkarmış. Yalçın Doğan bu ismi kullanırken bu kulübün devletin
birçok kurumundaki nüfuzuna atfen kullanmış.
Fenerbahçe'nin niçin cumhuriyet
olduğuna gelmeden önce FB hakkında birkaç kelam etmek isterim.
Kuruluşundan bu yana 120 yıl
geçmiş. Köklü bir kulüp. Ligin BJK, GS gibi olmazsa olmazıdır. Geçmiş tarihi
başarılarla doludur. Özellikle GS ile rekabeti, derbi maçları görülmeye değer.
Ayrıca Türkiye'nin her bir yerinde taraftar kitlesine sahip. Yakın zamana
gelinceye kadar GS'den fazla taraftara sahip iken son yıllarda taraftar
yönünden GS FB'yi geçti. Yine BJK ve GS'ye göre kupa ve başarı çıtası yüksek
iken başarıda son yıllarda GS'in ardına düştü. Diğer branşlarda başarısı hala
devam etse de futbolda GS'in gerisinde kaldı.
Bu yönetim anlayışıyla devam ettiği
müddetçe kanaatim FB daha da geriye gidecektir. Çünkü kulüpten ziyade
başkanlarının elinde bir oyuncak bu kulüp.
Başkanlarının yönetim tarzı ise
adeta bir cumhuriyet. Yalçın Doğan devletteki nüfuzu dolayısıyla bu ismi vermiş
olsa da benim Fener Cumhuriyeti ile kastım, bir cumhuriyetten ziyade Doğu
toplumlarındaki yönetim anlayışına dikkat çekmektir.
Gerçekten Fenerbahçe diğer
kulüplerden farklı olarak farklı bir yönetim tarzına sahip. FB'deki yönetim
anlayışını anlamak için GS kulübünün yönetim anlayışını göz önünde
bulundurmakta fayda var.
Her ikisi de köklü bir kulüp
olmasına rağmen GS'de işleyen bir sistem var. Seçimler kavgasız, gürültüsüz,
sessizce yapılır. Tüm toplantı ve açılışlarda tüm eski ve yeni başkanları bir
arada görmek mümkün. Başkanları çok uzun dönem başkanlık yapmaz. Kulüp
açıklamalarında başkan ön planda değildir. Görev taksiminde bu yetki kimde ise
açıklamayı o yapar. Kısaca GS'de bir yönetim kültürü var. Her bir yönetici GS başarısı
için kenetlenmiş durumda.
FB'de ise zengin başkanların sözü
geçer. Hep başkanlar ön plandadır. Kulüpten ziyade başkanları konuşulur.
Koskoca FB tek kişiden ibaret dense yanlış olmaz. Eski ve yeni başkanlar
birbirleriyle kanlı bıçaklı gibidir. Gelen başkan kolay kolay gitmez. Ardı
arkasına defalarca seçilir. Başkan, kulübü arkasına alarak kurum ve kişilerle
kavgaya tutuşur. Kah takımı ligden çekmeye yeltenir kah kupa maçına çıkmaz. Hak
arıyorum diyerek adeta gerilimden beslenir. Başarısızlıklarını başarı gibi göstermede
çok mahirler. Yaptıklarını ve başarılarını insanların kafasına vura vura anlatırlar.
Bu başkanlarda GS fobisi ve GS çekememezliği had safhada. GS’in başarısı arttıkça
GS kompleksi ve nefreti ön plana çıkıyor. GS istediği kadar kupa ve şampiyonluk
kazansın. Bir GS’i yenmek onlar için her şey. GS’i nasıl yendiklerini anlatır dururlar.
Gördünüz, nasıl yendik. Gerçek başarılı biziz derler. Bunların durumu 1.Dünya Savaşından
mağlup çıkan Osmanlı’nın ve devamı Türkiye’nin, savaşın içindeki Çanakkale Muharebesindeki
başarısıyla övünmesine benzer. Olgulardan ziyade algılarla kulübü yönetirler ve
hep gündemde kalmayı çok severler ve bu alanda çok başarılılar. Başkanlarında diğer
kulüpleri özellikle GS’i küçümseme var. Konuşma üslupları çok bozuktur. Biz büyük
bir kulübüz. Herkes bize saygı duyacak. Başarımızda takoz olmayacak anlayışı hakim.
Gelen her başkan başarıya susamış olarak gelir. Birden başarı
gelsin ister. Başarı için takımı aşağı yukarı her yıl yenilerler. Her sezon dünya
kadar para harcarlar. Kulübün para sorunu yok. Çünkü başkanları zengin. Parayı bastıran
kulübe başkan oluyor ve düdüğü hep o çalıyor. Astığım astık, kestiğim kestik diyor.
Sonuç, bu yönetim anlayışıyla FB başkanları eliyle küçültülüyor.
Gittikçe başarıdan uzaklaşıyor.
FB köklü geçmişini ve başarısını devam ettirmek istiyorsa ilk önce Doğu toplumlarının yönetim anlayışı olan tek adam yönetiminden vazgeçmeli. Bu konuda en büyük ezeli rakipleri GS’in yönetim anlayışını benimsemelidir. Parası çok zengin başkanlardan kurtulmalıdır. Nasıl ki para tek başına saadet getirmiyorsa gördüğünüz gibi başarıyı da getirmiyor.
1 Haziran 2024 Cumartesi
Zararına Kermes (2)
Günler
geçti, haftalar geçti. Öğretmenler odasında öğretmenler birbirine kermeste ne
kadar kazanıldı sorusunu sordu. Kimse bir şey bilmiyordu. Odaya gelen müdür
yardımcılarına soruldu. Söylemeyiz dediler. Israr üzerine zarar ettik dedi biri.
Yani başı çekeni. Kermesten zararı duyan kulak kesildi. Şaşırdı. Herkes küçük
dilini zaten tutmuştu. Sıra gelmişti büyük dili yutmaya.
Ardından
yılların duayen müdürü geldi odaya. Ona da soruldu piknikten elde edilen kar. O
da miktar söylemedi. Zararı tescil etti. Şu tarihi cümleyi sarf etti:
Arkadaşlar, şu anlaşıldı ki ortaokullarda kermes olmuyor, gitmiyor. Bir daha da
yapmayacağız dedi.
İyi
de okulda iki bin öğrenci var. Bu demektir iki bin müşteri. Mahalleli de geldi,
öğrenci velileri de. Öğretmenler yaptıkları görevden para almadı. Gözleme yapan
kadınlar da. Yiyecek ve içecek öğrencilerden geldi. Ücret ödenmedi. Evinden bir
şey getiremeyecek öğrenci de 15 lira para getirdi. Okul masraf etse etse
plastik tabak, çatal ve bardak masrafı yapmıştır. Gözlemenin içine ve
tereyağına para vermiştir.
Hasılı
okul yönetimi dışında şaşkınlık had safhadaydı. Ne olup bittiğini de okul
idaresi devlet sırrı gibi sakladı. Bu ekip kermesten zarar eden okul olarak
tarihe geçti. Yüzleri de kızarmadı. Halbuki daha kermes biter bitmez bir ekip
parayı sayar, masrafı çıkarır. Kermesten elde edilen net geliri tutanak altına
alır ve bunu okulun kapısına asar. Öğretmenlere de WhatsApp aracılığıyla duyururdu.
Sonra
sonra olup biten yavaştan yumurtlandı. Meğerse, öğrencilerden birkaçı sahte
bilet basıp satmış.
Biletle
alışveriş yapan, alacağını almış, biletini oraya koymuş. Ardından gelen bazı
öğrenciler de oraya bırakılan biletleri o hengamede alıp aynı biletle tekrar alışveriş
yapmış.
Müdür
yardımcısı baklavacıdan tepsi tepsi baklava satın alıp satışa sunmuş. Yalnız
baklavayı bir yanlış hesapla aldığından daha ucuza vermiş. Örnek, altmışa aldı
ise yirmiye vermiş. İnsanlık hali hepimiz yapabiliriz böyle küçük hatalar.
Siz
gördünüz mü böyle zarar eden kermesi hiç. Görmedi iseniz kısaca benden duymuş
olun.
Yıllar
önce başımdan geçen bu kermesi unutmuşum. Geçen gün bir kurumda çalışan bir
arkadaşı arayıp yanına iki arkadaş geleceğimizi söyledik. Yoğunsan sonra
gelelim dedik. Önce yoğunum dedi. Ardından telefonla arayarak haydi gelin dedi.
Öğle
arası yoğunluğu da kurumun yakınında bir okul varmış. O okulda çocuğu varmış
amirin. Okul kermes düzenlemiş. Bunları da çağırmış. Arkadaş, amirine, siz
gidin, benim misafirim gelecek demiş. İşte bu okul kermesi düzenleyen. Daha
doğrusu geçmişte düzenlediği kermesten zarar eden okul. Şimdi yönetim değişince
okul yeniden kermes düzenlemiş. Okulun adını duyunca o okul kermes yapmaya
başlamış mı? Halbuki zarar ediyordu kermesten dedim. Kermesten zarar edilir mi
abi dedi. Edilmez ama ben yaşadığımı bilirim. İnşallah yeni yönetim de zarar
etmez dedim.
Neyse
can sıkıcı bu kermes anımı sonlandıralım. Güya o kadar satışı gören öğretmenler
sevinmişti. Öğrenciyi sınav yapmak için artık öğrenciden para toplamayacaktık.
Çünkü okulun parası çok olacaktı bu kermesle. Benim gibi kimileri de öğrenciden
para toplamaktansa kendi cebinden harcamıştı fotokopi parasını.
Fotokopi
parası derken bu okul yönetimi okulun fotokopisini çekecek maaşlı birini bulmuştu.
Bu kişi de okul aile birliği yönetiminden biri imiş. Öğretmenler kaç fotokopi çekiyorsa,
görevli kadına parasını veriyordu. İnşallah okul, makinesini kiraladığı firmanın
ve fotokopi çekmek için görevlendirdiği kişinin ücretini karşılayarak zarar
etmemiştir.
Okul fakir miydi? Zengin muhittin öğrencisi fakir olur mu? Üstelik okulun kantin geliri vardı. Emsal kantinler, iki- üç bin lira iken bu kantinin aylık kirası 12.500 lira idi. Üstelik okulun bir de salon geliri vardı. Ama sermayesi bedava olan kermesten zarar eden bir okul yönetimi için salon ve kantin geliri dişlerinin kovuğunu bile doldurmaz. Öyle değil mi?