2 Haziran 2024 Pazar

Zararlı Yiyecek ve İçeceklerde Devletler Ne Kadar Samimi?

Üç beyazdan sakının derler ısrarla. Bunlar: tuz, şeker ve un. Nasıl sakınacaksın. Çünkü üç beyaz bu hayatın olmazı. İçimiz, dışımız bunlardan ibaret. 
Tuzsuz yemek pişmez. Pişirilirse de o yemeğin tadı ve lezzeti olmaz. Yavan bir yemek olur. Tuzsuz yemeğin belki de en büyük faydası yemeğin tadı ve lezzeti olmadığı için insan yemeği iştahla yiyemez. Bu da kilo vermek için birebirdir.
Şeker her türlü tatlının olmazsa olmazı. Tatlıyı ise sevmeyenimiz yok. Bulursak iştahla yeriz. Bulamazsak, canım tatlı çekti, olsa da yesek deriz.
Un ise ekmeğin ana maddesi. Ekmeksiz sofra olmaz ve onsuz karnımız doymaz. Pilavı bile ekmekle yeriz. Ayrıca börek çörek, simit, poğaça, etlipide ve etliekmek gibi hamur işi yiyecekler bizim için vazgeçilmez.
Hasılı sakının. Çünkü çok tehlikeli denen üç beyaz ile ilgili ne kadar uyarı yapılırsa yapılsın, günlük en fazla tükettiğimiz üç tehlikeli şey.
Anlamadığım madem bu kadar tehlikeli. O zaman bu üç tehlikeli şeylerin alternatiflerini şimdiye kadar çoktan bulmamız gerekirdi. Bulamıyorsak, ya sesimizi çıkarmayacağız, herkes yemeye devam edecek ya da bu üçlünün üretimini kaldıracağız. Öyle piyasaya sürüp de sakının demek iş değil.
Aynı şekilde zararlı dediğimiz tütün ve sigaranın üretim ve satışına izin veriyoruz. Sonra da içmeyin, zararlı diyoruz. Hatta içki ve sigara ile mücadele için Yeşilay'ı kuruyoruz.
İçki ve türevleri de böyle. Üretimi ve satışı serbest. Ama içmeyin, zararlı deniyor. Bunlardan yüksek vergi bile alınıyor. 

Fener Cumhuriyeti

Fenerbahçe'nin başkanları eliyle yönetim anlayışını görünce, içimden Fener Cumhuriyeti geçti ve başlıkla bir yazı yazayım dedim. Bu ifadeyi benden önce kullanan var mı diye sanal aleme bir göz attım. Yalçın Doğan kullanmış ilk defa. Üstelik 1989 yılında Fenerbahçe Cumhuriyeti adıyla bir kitap bile çıkarmış. Yalçın Doğan bu ismi kullanırken bu kulübün devletin birçok kurumundaki nüfuzuna atfen kullanmış. 

Fenerbahçe'nin niçin cumhuriyet olduğuna gelmeden önce FB hakkında birkaç kelam etmek isterim. 

Kuruluşundan bu yana 120 yıl geçmiş. Köklü bir kulüp. Ligin BJK, GS gibi olmazsa olmazıdır. Geçmiş tarihi başarılarla doludur. Özellikle GS ile rekabeti, derbi maçları görülmeye değer. Ayrıca Türkiye'nin her bir yerinde taraftar kitlesine sahip. Yakın zamana gelinceye kadar GS'den fazla taraftara sahip iken son yıllarda taraftar yönünden GS FB'yi geçti. Yine BJK ve GS'ye göre kupa ve başarı çıtası yüksek iken başarıda son yıllarda GS'in ardına düştü. Diğer branşlarda başarısı hala devam etse de futbolda GS'in gerisinde kaldı. 

Bu yönetim anlayışıyla devam ettiği müddetçe kanaatim FB daha da geriye gidecektir. Çünkü kulüpten ziyade başkanlarının elinde bir oyuncak bu kulüp. 

Başkanlarının yönetim tarzı ise adeta bir cumhuriyet. Yalçın Doğan devletteki nüfuzu dolayısıyla bu ismi vermiş olsa da benim Fener Cumhuriyeti ile kastım, bir cumhuriyetten ziyade Doğu toplumlarındaki yönetim anlayışına dikkat çekmektir. 

Gerçekten Fenerbahçe diğer kulüplerden farklı olarak farklı bir yönetim tarzına sahip. FB'deki yönetim anlayışını anlamak için GS kulübünün yönetim anlayışını göz önünde bulundurmakta fayda var.

Her ikisi de köklü bir kulüp olmasına rağmen GS'de işleyen bir sistem var. Seçimler kavgasız, gürültüsüz, sessizce yapılır. Tüm toplantı ve açılışlarda tüm eski ve yeni başkanları bir arada görmek mümkün. Başkanları çok uzun dönem başkanlık yapmaz. Kulüp açıklamalarında başkan ön planda değildir. Görev taksiminde bu yetki kimde ise açıklamayı o yapar. Kısaca GS'de bir yönetim kültürü var. Her bir yönetici GS başarısı için kenetlenmiş durumda.

FB'de ise zengin başkanların sözü geçer. Hep başkanlar ön plandadır. Kulüpten ziyade başkanları konuşulur. Koskoca FB tek kişiden ibaret dense yanlış olmaz. Eski ve yeni başkanlar birbirleriyle kanlı bıçaklı gibidir. Gelen başkan kolay kolay gitmez. Ardı arkasına defalarca seçilir. Başkan, kulübü arkasına alarak kurum ve kişilerle kavgaya tutuşur. Kah takımı ligden çekmeye yeltenir kah kupa maçına çıkmaz. Hak arıyorum diyerek adeta gerilimden beslenir. Başarısızlıklarını başarı gibi göstermede çok mahirler. Yaptıklarını ve başarılarını insanların kafasına vura vura anlatırlar. Bu başkanlarda GS fobisi ve GS çekememezliği had safhada. GS’in başarısı arttıkça GS kompleksi ve nefreti ön plana çıkıyor. GS istediği kadar kupa ve şampiyonluk kazansın. Bir GS’i yenmek onlar için her şey. GS’i nasıl yendiklerini anlatır dururlar. Gördünüz, nasıl yendik. Gerçek başarılı biziz derler. Bunların durumu 1.Dünya Savaşından mağlup çıkan Osmanlı’nın ve devamı Türkiye’nin, savaşın içindeki Çanakkale Muharebesindeki başarısıyla övünmesine benzer. Olgulardan ziyade algılarla kulübü yönetirler ve hep gündemde kalmayı çok severler ve bu alanda çok başarılılar. Başkanlarında diğer kulüpleri özellikle GS’i küçümseme var. Konuşma üslupları çok bozuktur. Biz büyük bir kulübüz. Herkes bize saygı duyacak. Başarımızda takoz olmayacak anlayışı hakim.

Gelen her başkan başarıya susamış olarak gelir. Birden başarı gelsin ister. Başarı için takımı aşağı yukarı her yıl yenilerler. Her sezon dünya kadar para harcarlar. Kulübün para sorunu yok. Çünkü başkanları zengin. Parayı bastıran kulübe başkan oluyor ve düdüğü hep o çalıyor. Astığım astık, kestiğim kestik diyor.

Sonuç, bu yönetim anlayışıyla FB başkanları eliyle küçültülüyor. Gittikçe başarıdan uzaklaşıyor.

FB köklü geçmişini ve başarısını devam ettirmek istiyorsa ilk önce Doğu toplumlarının yönetim anlayışı olan tek adam yönetiminden vazgeçmeli. Bu konuda en büyük ezeli rakipleri GS’in yönetim anlayışını benimsemelidir. Parası çok zengin başkanlardan kurtulmalıdır. Nasıl ki para tek başına saadet getirmiyorsa gördüğünüz gibi başarıyı da getirmiyor.

1 Haziran 2024 Cumartesi

Zararına Kermes (2)

Günler geçti, haftalar geçti. Öğretmenler odasında öğretmenler birbirine kermeste ne kadar kazanıldı sorusunu sordu. Kimse bir şey bilmiyordu. Odaya gelen müdür yardımcılarına soruldu. Söylemeyiz dediler. Israr üzerine zarar ettik dedi biri. Yani başı çekeni. Kermesten zararı duyan kulak kesildi. Şaşırdı. Herkes küçük dilini zaten tutmuştu. Sıra gelmişti büyük dili yutmaya.

Ardından yılların duayen müdürü geldi odaya. Ona da soruldu piknikten elde edilen kar. O da miktar söylemedi. Zararı tescil etti. Şu tarihi cümleyi sarf etti: Arkadaşlar, şu anlaşıldı ki ortaokullarda kermes olmuyor, gitmiyor. Bir daha da yapmayacağız dedi. 

İyi de okulda iki bin öğrenci var. Bu demektir iki bin müşteri. Mahalleli de geldi, öğrenci velileri de. Öğretmenler yaptıkları görevden para almadı. Gözleme yapan kadınlar da. Yiyecek ve içecek öğrencilerden geldi. Ücret ödenmedi. Evinden bir şey getiremeyecek öğrenci de 15 lira para getirdi. Okul masraf etse etse plastik tabak, çatal ve bardak masrafı yapmıştır. Gözlemenin içine ve tereyağına para vermiştir. 

Hasılı okul yönetimi dışında şaşkınlık had safhadaydı. Ne olup bittiğini de okul idaresi devlet sırrı gibi sakladı. Bu ekip kermesten zarar eden okul olarak tarihe geçti. Yüzleri de kızarmadı. Halbuki daha kermes biter bitmez bir ekip parayı sayar, masrafı çıkarır. Kermesten elde edilen net geliri tutanak altına alır ve bunu okulun kapısına asar. Öğretmenlere de WhatsApp aracılığıyla duyururdu. 

Sonra sonra olup biten yavaştan yumurtlandı. Meğerse, öğrencilerden birkaçı sahte bilet basıp satmış. 

Biletle alışveriş yapan, alacağını almış, biletini oraya koymuş. Ardından gelen bazı öğrenciler de oraya bırakılan biletleri o hengamede alıp aynı biletle tekrar alışveriş yapmış. 

Müdür yardımcısı baklavacıdan tepsi tepsi baklava satın alıp satışa sunmuş. Yalnız baklavayı bir yanlış hesapla aldığından daha ucuza vermiş. Örnek, altmışa aldı ise yirmiye vermiş. İnsanlık hali hepimiz yapabiliriz böyle küçük hatalar.

Siz gördünüz mü böyle zarar eden kermesi hiç. Görmedi iseniz kısaca benden duymuş olun.

Yıllar önce başımdan geçen bu kermesi unutmuşum. Geçen gün bir kurumda çalışan bir arkadaşı arayıp yanına iki arkadaş geleceğimizi söyledik. Yoğunsan sonra gelelim dedik. Önce yoğunum dedi. Ardından telefonla arayarak haydi gelin dedi.

Öğle arası yoğunluğu da kurumun yakınında bir okul varmış. O okulda çocuğu varmış amirin. Okul kermes düzenlemiş. Bunları da çağırmış. Arkadaş, amirine, siz gidin, benim misafirim gelecek demiş. İşte bu okul kermesi düzenleyen. Daha doğrusu geçmişte düzenlediği kermesten zarar eden okul. Şimdi yönetim değişince okul yeniden kermes düzenlemiş. Okulun adını duyunca o okul kermes yapmaya başlamış mı? Halbuki zarar ediyordu kermesten dedim. Kermesten zarar edilir mi abi dedi. Edilmez ama ben yaşadığımı bilirim. İnşallah yeni yönetim de zarar etmez dedim. 

Neyse can sıkıcı bu kermes anımı sonlandıralım. Güya o kadar satışı gören öğretmenler sevinmişti. Öğrenciyi sınav yapmak için artık öğrenciden para toplamayacaktık. Çünkü okulun parası çok olacaktı bu kermesle. Benim gibi kimileri de öğrenciden para toplamaktansa kendi cebinden harcamıştı fotokopi parasını.

Fotokopi parası derken bu okul yönetimi okulun fotokopisini çekecek maaşlı birini bulmuştu. Bu kişi de okul aile birliği yönetiminden biri imiş. Öğretmenler kaç fotokopi çekiyorsa, görevli kadına parasını veriyordu. İnşallah okul, makinesini kiraladığı firmanın ve fotokopi çekmek için görevlendirdiği kişinin ücretini karşılayarak zarar etmemiştir.

Okul fakir miydi? Zengin muhittin öğrencisi fakir olur mu? Üstelik okulun kantin geliri vardı. Emsal kantinler, iki- üç bin lira iken bu kantinin aylık kirası 12.500 lira idi. Üstelik okulun bir de salon geliri vardı. Ama sermayesi bedava olan kermesten zarar eden bir okul yönetimi için salon ve kantin geliri dişlerinin kovuğunu bile doldurmaz. Öyle değil mi?